Ortadoğu Gazetesi

Alparslan Türkeş'in Uluslararası İlişkiler'e bakışı ve dış politika anlayışı

ARAŞTIRMA / 2018-01-26 15:08:35

Alparslan Türkeş'in Uluslararası İlişkiler'e bakışı ve dış politika anlayışı

İnsanın toplumsal bir varlık olarak ortaya çıkışından itibaren, milletler birbirleri ile ilişki içerisinde hayatlarını devam ettirmişlerdir. Uluslararası ilişkiler disiplini ise, milletler arasındaki ve siyasal bir organizma olarak, milletleri temsil eden devletler arasındaki münasebetleri inceler. Tarihi süreç içerisinde ise sanayi devriminin meydana gelişi sonrasında milletler ve devletler arasındaki ekonomik ve siyasal ilişkiler daha da önemli bir konuma gelmiş ve bu bağlamda devletlerin birbirleri ile artan ilişkileri her devletin kendisi için dış politika stratejilerini geliştirilmesini gerektirmiştir. 

Kazım Erdi AKTUNÇ

 

Bu konuda Türkiye'nin gerek geçmişten beri üstlendiği tarihi misyon gerekse bu gün bulunduğu jeopolitik konum itibariyle dünya siyasetinde kendi varlığını koruyabilmesi için ciddi bir dış politika stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. Türkiye'nin geçerli bir dış politika üretebilmesi için Türk devlet adamlarının ve Türk dış siyasetindeki geçmiş öneklerin incelenmesi uygulanacak olan dış ilişkilere yönelik politikalarda büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bağlamda hem belli bir dönem Türkiye'nin dış ve iç politikasına yön vermesi hasebiyle, hem de Türk dünyasındaki karşılığı ve stratejik hamleleri ile Büyük Türk devlet adamı Alparslan TÜRKEŞ'İN  dış politikaya dair görüşlerinin incelenmesi bu çalışmanın ana konusunu oluşturacaktır. Büyük Türk Devlet Adamı Alparslan Türkeş Beyefendi hakkında daha önce yapılan çalışmalarda ve yayımlanan kitapların hiç birinde dış politika görüşüne ayrıntılı bir şekilde yer verilmemiş olması bu çalışmayı daha da önemli kılmaktadır.

 

 

Büyük Türk Devlet Adamı Alparslan Türkeş Beyefendi'nin dış politikaya ilişkin görüşlerini genel olarak dört alt başlıkta inceleceğiz;

 

1) Dış Politikaya Bakış

2) Türkiye ve Uluslararası Kuruluşlar

3) Türk Birliği Fikri ve Dış Türkler

4) Tarihi Meselelerimiz

 

1-)   DIŞ POLİTİKAYA BAKIŞ  

 

Dünya üzerinde bulunan bir milletin tek başına varlık göstermesi mümkün olmamıştır. Milletler tarih içerisinde yaşamlarını devam ettirebilmek için birbirlerine ihtiyaç duymuşlar ve etkileşim içerisine girmişlerdir. Tarihi süreç içerisinde birbirleri arasında siyasi, iktisadi ve kültürel bağlar geliştirerek çeşitli münasebetler kurmuşlardır. Bir milletin bulunduğu coğrafi konuma, sahip olduğu kültüre ve geleceğine dair kurduğu tarihi misyona göre diğer milletlerle münasebet içerisinde olması toplumsal hayatın vazgeçilmezidir. Toplumsal hayatın ilerlemesiyle birlikte milletlerin birbirleriyle olan ilişkileri giderek artmış ve bulundukları şartlara ve döneme göre çeşitli yöntemlerle bunu sağlamışlardır. Milletlerin ortaya çıkardığı siyasi organizma olarak devletler, varlıklarını korumak ve daha iyi bir konuma gelebilmek için politikalar oluşturmuş ve uygulamaya başlamıştır. Böylece zaman içerisinde "dış politika" bir devletin en önemli araçlarından birisi haline gelmiştir. Dış politika, bir devletin, bir milletin hayatı, gelişmesi, yaşaması, korunması yönünden gayet önemlidir ve tesadüflere bırakılmaması icap eden bir ilim konusudur.

 

Alparslan Türkeş, dış politikayı tanımlarken; Dış politika, bir milletin yabancılarla olan münasebetlerinin azami derecede milli menfaat sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve yürütülmesi faaliyetleri demektir. ifadesini kullanır. Türkeş'e göre ; politika belirlenirken o memleketin jeopolitik durumu, yani coğrafyanın tabii kıldığı şartlar önemli yer tutar. Aynı coğrafya içinde bulunan devletlerle olan ilişkiler ön planda tutulur.

 

Politikalar oluşturulurken milli hedefler göz önünde bulundurularak buna göre hareket edilir. Türkeş için politikaların belirlenmesinde ki ilk husus milli hedeflerdir. Bu milli hedeflerin başında da o devletin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü gelir. Dış politikanın daima koruyacağı, kendisine yöneltilmiş bulunan her çeşit tehlikeyi önceden görüp tespit ederek önleyeceği birinci mesele, o milletin, o memleketin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüdür. Bu hedeflerden sonra siyasi, askeri ve ekonomik faaliyetlerin yürütülmesi gelir. Tarih içerisinde milletler her zaman daha güçlü bir siyasi yapı, daha donanımlı bir askeri düzen ve daha fazla refah oluşturmak için uğraşır. Bu yüzden dış politikanın ikinci hedefi, bunları elde etmeye çalışmaktır. Dış politikanın birinci hedeften sonra düşüneceği şey; daima kendi milletinin, kendi memleketinin daha güçlü siyasi, askeri ve ekonomik menfaatlere sahip olmasını sağlamak ve onu devam ettirmek hususu olacaktır.

 

 

Bu hususta Alparslan Türkeş, iki tarz politikadan söz eder. Bunlardan birincisi, "ana politika", diğeri ise "günlük politika"dır. Ana politika, uzun vadeli bir plandır. Türkeş'e göre, ana politikanın gizli tutulması ve kuşaklardan kuşaklara devredilerek yürütülmesi gerekir. Çünkü ana politika, o milletin milli hedeflerini gösteren ve ona ulaşmak için oluşturulan politikadır. Günlük politika ise, ana politikanın gerçekleştirilmesi için içerisinde bulunulan şartlara göre planlı bir şekilde yürütülen faaliyetleri kapsar. Günlük politika, ihtiyaçlara göre bir süre ana politikadan farklı veya ona aykırı gibi olabilir.

 

  Bütün bunların yanında dış politikayı oluştururken iç durumu da iyi gözlemleyip ona göre hareket etmek gerekir. Dış politika ile iç politika arasında sıkı bir ilişki vardır. Dış politika, o devletin kendi içerisinde bulunduğu duruma göre değişiklik gösterebilir. Dış politika ile iç politika karşılıklı olarak birbirlerinden kuvvet alırlar ve birbirlerine tesir ederler. Türkeş'e göre, bir devlet içte birlik halinde, birbirine tutkun, bağlı, şuurlu, huzurlu bir durumda bulunmazsa onun dış politikası zayıf olur. Yine iç durum ne kadar düzgün ve kuvvetli olursa dış politika da o derece etkili olur.    

 

2-)  TÜRKİYE VE ULUSLARARASI KURULUŞLAR

 

  Günümüzde dünya da yaşanana küreselleşmenin müthiş bir hız kazanması ile birlikte uluslararası kuruluşlar çok daha önemli hale gelmiş durumdadır. Hatta uluslararası kuruluşlar artık küresel ölçekte bir rol oynadığı için devletlerden daha önemeli konuma gelmiştir ve bu örgütlerin aldığı kararlar çoğu zaman genelde tüm dünya siyasetini özelde ise dünyadaki tüm devletlerin dış politika stratejilerini etkilemektedir.

 

Uluslararası kuruluşları gerekli hale getiren ise 1.dünya savaşı sonrasında ve daha sonra 2.dünya savaşı sırasında artarak devam eden büyük yıkımlar, katliamlar ve dünya geneli gelir dağılımında ki adaletsizliğin meydana getirdiği ekonomik bunalımlardır. Sonraları ise kimlik problemleri, self determinasyon ve ülkelerde ki ekonomik buhranlar uluslararası kuruluşların konularını oluşturmaya başlamıştır. Uluslararası kuruluşlar hem kimi zaman bu hizmetleri yerine getirmiş kimi zamanda hegemonyası altında bulunduğu devletlerin emperyalist hedefleri doğrultusunda taraflı faaliyetler üretmiştir.

 

Türk dış politikasında ki önemi ve ulusal, bölgesel ve küresel bir aktör olması hasebi ile Alparslan Türkeş'in uluslararası kuruluşlar hakkındaki hem olumlu hem de olumsuz görüşleri oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Başbuğun dış politika görüşüne dair genel olarak değindiği başlıca kurumlar NATO ve BM'dir. Bu iki uluslararası siyasi, askeri ve ekonomik örgütlenme hakkında dış siyasete dair çözümler üreten görüşleri mevcuttur.

 

2.1-) Birleşmiş Milletler

 

  Birleşmiş milletler 24 Ekim 1945 de kurulmuş uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş olarak tanımlanır. İlk kurulduğu günlerde 51 olan birleşmiş milletler sayısı şu an 193'e yükselmiştir BM örgütü New York'ta bulunan genel merkezinden yönetilir ve üye ülkeler her yılolan toplantıya katılmak için New York'a gelirler. BM için en çok önem arz eden birim güvenlik konseyidir bu konsey ABD,Çin, İngiltere, Rusya, Fransa'nın bulunduğu 5 daimi 10 geçici üyeden oluşur geçici üyeler ise her iki sene de bir seçilir.

 

  Başbuğumuz ise dünyaya askeri ve siyasi açıdan yaptırım gücüne sahip olan BM ile alakalı olarak esaret altındaki Türk toplulukları üzerinden şu şekilde düşünmektedir; "Dış Türkleri kurtarmak istemek bazılarının savunduğu gibi emperyalizm değildir. Emperyalizm yabancı devletleri işgal etmektir. Dış Türklerin kurtuluşunu ve hür olmalarını istemek bizim meşru hakkımızdır ve bu hak BM teşkilatı tarafından korunmaktadır.

 

  Buradan hareketle başbuğ, BM'yi esaret altındaki milletlerin kurtuluşu, ekonomik bunalımlar içerisindeki toplulukların refahı ve dünya üzerindeki barışın sağlanması açısından önemli görmektedir. Başbuğa göre, BM teşkilatı kuruluş misyonu itibari ile devletler arasındaki münasebetlerin incelenmesi ve bu münasebetlerden doğacak sorunların giderilmesi için çalışmalar yapmalıdır. Ancak BM içerisinde ki bazı devletlerin ayrıcalıklı konumundan dolayı BMüstlendiği bu misyonu yerine getirememektedir.

 

2.2-) NATO (Kuzey Atlantik Paktı)

 

4 Nisan 1949 yılında 12 ülke tarafından İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik ve toplumsal açıdan büyük oranda çökmüş olan Batı Avrupa devletlerinin kendilerini Sovyetlerin yayılmacı ve saldırıcı tutumuna karşı savunmak maksadıyla Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde, Kuzey Atlantik Paktı oluşturulmuştur. NATO ittifakı kurulduğu dönem itibariyle ve dünya üzerindeki siyasi atmosfer dolayısıyla Türkiye açısından da büyük önem arz etmiştir. Dünya üzerinde yaşanan olaylar ve kendi siyasi tercihi itibariyle Türkiye, 8 Eylül 1952 yılında NATO' ya dahil olmuştur.  

 

  1955 yılında Pentagon'da NATO Türk Temsil Heyeti olan Alparslan Türkeş'e göre, NATO ittifakı, tarihin kaydettiği en büyük ittifaklardan birisidir. Türkeş, devletlerin milli menfaatlerini korumak için çeşitli ittifaklar yaptığını söylemektedir. Bu konu da Türkiye'nin bu tür ittifaklara girmesine karşı çıkan komünizm yanlısı kişilere ilişkin söylemleri vardır; "Memleketimizde komünistler zaman zaman "Türkiye'nin kendi imkanlarıyla yetinmeyerek NATO ittifakına girmiş olmasını büyük bir hata" olarak göstermekte ve devletimizin her çeşit ittifakların dışında kalması gerektiğini ileri sürmektedirler. Halbuki başta Sovyet Rusya olmak üzere komünist memleketlerin çoğunluğu siyasi ve askeri ittifaka girmiş bulunmaktadırlar.

 

Bu söylemden de anlaşılacağı üzere, Türkiye'nin NATO ittifakına dahil olması kendini savunma açısından olağan bir şeydir. Ancak Türkeş'egöre, NATO ittifakının bir takım fayda ve zararları bulunmaktadır. Türkeş'e göre, savaşlar çoğunlukla taraflar arasındaki kuvvet dengesizliğinin yarattığı saldırı hevesinden doğmaktadır.

 

Aralarında kuvvet dengesi bulunan ve saldırıya geçtiği takdirde kazanma ihtimali olmayan devletlerin savaşa girmeleri beklenemez. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sosyal, ekonomik ve siyasi açıdan yıkım içerisinde olan Batı Avrupa memleketleri Sovyet tehdidine karşılık NATO ittifakı ile birlikte bir kuvvet dengesi oluşturdular. NATO ittifakının kurulması ile birlikte devletlerin savunma mekanizması güçlenmiş ve barışın korunması mümkün hale gelmiştir. Böylece savunma mekanizması güçlenen devletlerin, hızla kalkınma çabalarına girişmeleri sağlanmıştır.

 

"İttifaklarda üye memleketlerin birbirlerine karşı güven duymaları ve bu güveni devam ettirmeleri çok önemlidir. Bunu sağlayabilmek için ittifakların yönetilmesinde sorumlulukların üyelerin imkan ve kabiliyetine göre siyasi yeterliliklerin ise eşitlik esasına göre bölüşülmesi gereklidir. Askeri alandaki yetkiler ise, coğrafya bölgelerine göre tayin edilmelidir." Alparslan Türkeş'in yukarıdaki görüşleri çerçevesinde bu tür ittifaklar çeşitli şartlara ve üye devletler arasındaki eşitlik esası gözetilerek belirlenmelidir. Ancak "NATO ittifakı içerisinde sorumluluklar nispetsiz olarak verilmiş, buna karşılık siyasi yetkiler, büyük devlet, küçük devlet görüşüne göre tayin olunmuştur." Yine Türkeş'inbelirttiği bu görüşe göre NATO'nun stratejik plan çalışmaları, ittifak içerisinde bulunan birkaç güçlü devletin arzusuna göre şekillenmektedir. Bu durum, diğer devletlerin çıkarları bakımından zararlı olmaktadır. 

 

  Türkiye, 1945-46 yılları arasında ciddi saldırı tehdidi altında bulunmaktaydı. Bundan dolayı kendisini savunmak ve kuvvet dengesini korumak için ittifak arama yoluna gitti ve bunun sonucunda NATO ittifakına dahil oldu. Türkeş'e göre, NATO ittifakı, Türkiye'ye siyasi güven sağlamış ve askeri alanda geniş yardım alma imkanı vermiştir. Ordunun modernize edilmesinde, ordu mensuplarının modern eğitimden geçirilmesi konusunda büyük katkı sağlamıştır. Bu konuda başbuğa göre, Türk yetkililer bir takım hatalar yapmıştır ve NATO ittifakını anlamak noktasında yetersiz kalmışlardır. O sıralarda bütün Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tamamiyleNATO'NUN emrine vermeyi, Amerika'dan ve diğer batılı memleketlerden azami yardım alabilmek için iyi bir yol zannetmişlerdir. Sovyet tehdidinin etkisiyle NATO ittifakına üyeliği tam bir teslimiyet manasında değerlendirmek hatasına düşülmüştür.

 

  Alparslan Türkeş'e göre, NATO, Türkiye için faydalı olmuştur. Devlet adamlarımız daha dikkatli ve uyanık olsalardı bugün mahzur diye sayılan birçok durumlar meydana gelmemiş olurdu. NATO yeni şartlar ile düzenlenmek suretiyle devam etmelidir. Türkiye de eşit şartlar ile daha sağlam garantilerle NATO üyesi olarak kalmalıdır. Bu düşünceler çerçevesinden hareketle, Türkiye, NATO içerisinde kendi milli varlığını korumalı ve diğer devletlerle çeşitli münasebetler içerisinde yer almaktan çekinmemelidir. İkili anlaşmalar yeniden gözden geçirilmeli ve Türkiye'nin kendi milli menfaatlerine göre düzenlenmelidir.

 

3-) TÜRK BİRLİĞİ FİKRİ VE DIŞ TÜRKLER

 

3.1-) Türk Birliği Fikri 

  Türk fikir hareketleri, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde İslamcılık, Osmanlıcılık ve Türkçülük olarak siyasi fikir hayatına girmiştir.

 

  İslamcılık, genel olarak dünya üzerindeki bütün Müslüman memleketlerin birliğini amaçlayan, tek bir çatı altında toplamayı hedefleyen fikirdir. Osmanlı padişahlarının aynı zamanda İslam halifesi de olmaları, bu görüşün kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak zamanla batılı devletlerin de tesiriyle bu fikir zayıflatılmış ve bazı Müslüman milletlerin Hristiyan olan batı memleketleriyle ittifak halinde olması ve Osmanlı devletinin parçalanmasına zemin hazırlaması ile bu fikirden vazgeçilmiştir.

 

  Osmanlıcık fikri ise, Tanzimat'ın ilanından sonra üzerinde durulan bir fikir halini almıştır. Osmanlı devleti içerisinde yaşayan toplulukların dil, din, milliyet farkı gözetilmeksizin "Osmanlı" adı altında tek bir millet oluşturma amacını taşımıştır. Zamanla bu fikirde dönemin şartları itibariyle zayıflamış ve sönmüştür.

 

  Türkçülük fikri ise, Osmanlı devletinin kurucu unsurunu oluşturan Türk milletinin kendi geleceğini arzusundan kaynaklanarak oluşturulmuştur. Osmanlı devletinin yıkılış aşamasında kendi varlığını koruma amacıyla siyasi bir fikir olarak ortaya çıkmıştır. Alparslan Türkeş'te Türkçülük fikri ve Türk milliyetçiliği tamamen Türk milletinin meşru müdafaa duygusu ve milli menfaatlerini koruma üzerine kuruludur. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin kendi varlığını, meşru savunma isteğinden, meşru savunma duygusundan doğmuş bir şuur ve duygudur. Türkçülük fikri: O da bu şuur ve duygudan doğmuştur. Türkçülük, her faaliyetin Türk milletinin milli ruhuna, milli ülküsüne, milli menfaatlerine uygun bir şekilde düzenlenmesi ve yürütülmesi görüşüdür.

 

  Genel manada siyasi olarak tek bir devlet halinde bütün Türklerin birleştirilmesini amaçlayan "Türk birliği fikri" dönemin şartları ve yaşanan olumsuzluklar neticesinde hayata geçirilememiştir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra da bu fikir, bazı fikir ve siyaset adamları tarafından savunulmuş ve bununla ilgili çalışmalar yapılmaya devam etmiştir.

 

Alparslan Türkeş, siyasi hayata geçtikten sonra bu fikrin savunucuları arasında başat bir rol oynamıştır. Türkeş, Türk birliği fikrini ifade ederken; Türk birliği ülküsü, yer yüzündeki bütün Türklerin bir millet ve devlet halinde bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk başta imkansız görünebilir. Birçok kimseler bunun zararlı bir hayal olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak gerekir ki her hakikat önce hayal ile başlar. Yine hatırlatmak gerektir ki 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadolu'da dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştır. Fakat inanmış ve kendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiye meydana getirmeye muvaffak oldular. Türk birliği de sistemli çalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiye'yi korumak ve yükseltmeye çalışmak suretiyle bir gün elbet hakikat olacaktır. der. 

 

  Türkeş, siyasi hayatı içerisinde sadece teorik olarak değil aynı zamanda uygulama alanında da "Türk birliği " için çaba sarf etmiştir. Özellikle, 1980 yılından sonra Erciyes'te düzenlemeye başladığı "Zafer Kurultayı" bu konuda atılan en önemli adımlardan birisidir. Her yıl düzenli olarak yapılan bu kurultaylar, Türkiye dışından gelen Türklerinde katılımı ile şölen şeklinde gerçekleştirilmiştir. Yine bunun yanı sıra, kurumsal bir adım olarak oluşturulan "Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İş Birliği Vakfı'nı" kurmuş ve 1993 yılında ilk "Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İş Birliği Kurultayı'nı" toplamıştır. 

 

  Alparslan Türkeş, yaşamı boyunca Türk dünyasından birçok siyasi lider ve fikir adamıyla görüşerek iş birliği içerisinde hareket etmiştir. Kırım'da, "Kırım Tatar Milli Meclisi" başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Azerbaycan' EbulfezElçibey, KKTC'de Rauf Denktaş gibi önemli isimler başta olmak üzere bunların yanı sıra birçok Türk dünyasında siyasi hayata damga vurmuş ve fikir hareketi oluşturmuş isimlerle birlikte fikir alışverişinde bulunmuştur.

 

3.2-) Dış Türkler

  Osmanlı devletinin bakiyesi olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra sınır dışında kalan Türkler, "Dış Türkler" olarak tanımlanmıştır. Dış Türkler meselesi, Türkiye Cumhuriyeti siyasi hayatında önemli yer tutmuş ve dönemin şartlarına göre farklı bakış açılarına maruz kalmıştır. Bazı dönemlerde dış Türklere tamamen ilgisiz kalınmış, bazı dönemlerde ise bu konu üzerine çeşitli düşünceler ortaya atılmıştır. Ancak her ne olursa olsun dış Türkler meselesi, Türkiye Cumhuriyeti dış politikasının vazgeçilmez bir unsuru halini almıştır. Özellikle SSCB'nin yıkılışına kadar dış Türkler meselesi hep görmezden gelinmiş ve bu konunun zararlı olacağı düşüncesi bazı devlet adamları tarafından ortaya atılmıştır. SSCB'nin yıkılışı ile Türk dünyasıyla bağlar kurulmaya çalışılmışsa da bu konuda elle tutulur bir başarı elde edilememiştir. Türk dünyası ile olan iktisadi ve kültürel bağların kuvvetlendirilmesine yönelik çalışmalar bu dönemde başlatılmış ancak dönemin devlet adamlarının yetersizliği ve etkileşim araçlarının kullanılamaması dolayısıyla yeterli ölçüde bir bağ oluşturulamamıştır.

 

  Alparslan Türkeş, dış Türkler meselesinde en başından beri net bir tavır sergilemiş ve bu konuda azami derecede çaba sarf etmiştir. Türkeş'e göre, Dış Türkler meselesi, Türkiye'nin en önemli meselelerinden birisidir. Dış Türkler için gereken önemin verilmesini vurgulamış ve Türkiye Cumhuriyeti idarecilerinin bu meseleye karşı olan ilgisizliklerine karşı çıkmıştır. Dünyanın neresinde Türk varsa, Türk milliyetçilerinin ilgileri içindedir. Dış Türkler için elden ne gelirse yapmayı Türk milliyetçilerinin boynuna borç sayarız. Fakat bunun için şartlarımız vardır. Baş şart, Türkiye'nin tehlikeye sokulmamasıdır. Çünkü dış Türklerin kurtuluşu Türkiye'nin varlığına bağlıdır.

 

  Günümüzde milletlerarası münasebetlerde kültür yayılmacılığı önemli yer tutmaktadır. Dış politikanın da araçlarından birisini oluşturan kültür yayılmacılığı, birçok devlet tarafından uygulanmaktadır. Kültür yayılmacılığı konusunda Türkeş, dış Türkler meselesine önemle vurgu yapmaktadır. Her devlet kendi kültürünü kabil olduğu kadar geniş sahalara yaymak için gayret sarf etmektedir. Bu sayede büyük iktisadi, stratejik ve siyasi menfaatler sağlanması kolay olmaktadır. Bizde imkanlarımız ölçüsünde bu konu üzerinde durmalıyız. Bunun ilk safhası Türk kültürüne bağlı toplulukları desteklemek, kuvvetlendirmek ve onlarla sıkı münasebetler içinde bulunmaktır. Buna karşılık da yabancı kültürlerin yurdumuzda yayılmasına karşı dikkatli ve planlı olmalıyız.

 

  Bu konuda devlet kurumlarının düzenlenmesini ve daha etkili bir hale getirilmesini savunmuştur. Özellikle TRT'nin bu konuda yaptığı yayınlara büyük önem vermiştir. TRT'nin daha kuvvetli ve yeni tesislere sahip olmasını vurgulamış ve sınırlarımız dışında kalan Türk kültürüne bağlı topluluklar için özel yayınlar yapılması gerektiği üzerinde durmuştur.

 

  Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi özetle Alparslan Türkeş, dış Türkler meselesinde Türkiye'yi tehlikeye düşürmeyecek şekilde her türlü adımın atılması ve bu konuya gerekli önemin verilmesi gerektiğini önemle vurgulamıştır. Dış Türklerle olan kültürel, iktisadi ve siyasi bağların güçlendirilmesi için bütün imkanların kullanılması anlayışını savunmuştur.

 

4-) TARİHİ MESELELERİMİZ

 

  Tarih, bir milletin hayat sahnesine çıktığı andan itibaren bugüne kadar gelen uzun serüven içerisinde yaşamış olduğu durumu ortaya koyar. Milletlerin, dünya üzerinde mevcut durumlarını korumak ve geleceğe yönelik politikalarını oluşturmak ve kendilerini ileriye taşıyabilmek adına geçmişteki olayları bilmeleri gerekir. Geçmişte nasıl yaşanıldığı, sosyal hayatı, ekonomik durumu, gündelik yaşantıyı ve bunu belirleyen şartları ortaya koymak adına milletlerin kendi tarihlerini bilmeleri kaçınılmaz bir durumdur. Geçmişini bilmeyen bir millet, geleceğe yön veremeyeceği gibi dünya üzerindeki varlığını da koruyamayacak bir durumla karşılaşır. Tarihi serüven içerisinde yaşanılan acılan, kazanılan zaferler ve diğer milletlerle olan münasebetler, bir milletin geleceğine ışık tutar.

 

  Her milletin bulunduğu coğrafya, sahip olduğu sosyal yapı ve münasebet içerisinde olduğu toplumlar farklılık gösterir. İçinde bulunulan şartlara göre bir milletin ortaya koyduğu refleksler de bunlara göre farklılık arz eder. Bu noktadan her milletin kendi tarihine yoğunlaşması ve ona göre hareket etmesi gereklidir. Her insan, ait olduğu milletin geçmişten bugüne kadar olan zaman içerisinde yaşadığı durumu iyi kavramalı ve geleceğini bunun üzerine inşa etmelidir.

 

  Bu noktadan bakıldığında Türk milletinin dünya üzerindeki diğer milletler arasında bulunduğu konumu korumak ve daha da iyi bir hale getirebilmek için her bir ferdinin tarihini bilmesi ve yaşanılan olayları iyi bir şekilde tahlil etmesi gereklidir. Geçmişten çıkarılan dersler, oluşturulacak olan politikalarda yol gösterici konumda olacaktır.

 

  Bu konuda Alparslan Türkeş, Türk tarihi içerisinde yaşanılan olaylara nasıl bakılması gerektiği ve diğer milletlerle olan münasebetlerde, bu olayların ne derece önemli yer tuttuğuna ilişkin görüşler ortaya koymuştur.

 

  Alparslan Türkeş, tarihi olaylara bakış açısını gerçeklikler üzerine kurar. Gerçekleri görebilmek için olaylara gerçekçi bir gözle bakılması gerektiğini ifade eder. Gerçekçi bir bakış açısından uzak bir yorum, Türkeş'e göre, hata yapmaya sevk eder. Bu bakış açısını oluşturmada tarih önemli yer kaplar. Olaylara tarihi perspektiften bakıp, ona göre değerlendirip ve politikaları ona göre oluşturmak gerekmektedir. Geleceğe yönelik oluşturulan politikalar, Türk tarihi içerisinde yaşanılan olaylar, gerçekçi bir gözle değerlendirildikten sonra bulunulan şartlara göre oluşturulmalıdır. Türkeş'e göre, politikalar, Türk milletinin milli menfaatleri gözetilerek oluşturulmalıdır. Bu da ancak kendi tarihini bilmek ve ona göre olaylara bakış açısı üretmekle mümkündür.

 

  Tarihi ve coğrafi konumun çizmiş olduğu şartlara göre hareket etmek gerekir. Bugüne nasıl gelindiği, diğer milletler tarafından ne tür politikalara maruz kalındığı ve bunlar için nelerin yapılması gerektiği konusu üzerinde durulmalıdır. Bu konuda Alparslan Türkeş, 3 mesele üzerinde durmuştur;

 

  1 - Türkçe meselesi

  2 - Nüfus meselesi

  3 - Kültür yayılmacılığı

 

Türkeş'e göre, Türk milletinin üzerinde durması gereken önemli tarihi meseleleri vardır. Ermeni meselesi, Batı Trakya sorunu, Kıbrıs meselesi bunların başında gelir. Daha önce devlet idarecilerinin bu konularda yaptıkları hataların tekrarlanmaması ve bu konuların Türkiye'nin lehine sonuçlanabilmesi için yaşanan olayları derinlemesine bilmek ve bu konuda özellikle uluslararası alanda çalışmalar yürütmek gereklidir.    

 

 -SONUÇ-

 

Sonuç olarak dış politika, bir devletin en önemli etkileşim araçlarından birisidir. Aynı coğrafya içerisinde yaşadığı milletlerle, ortak kültüre sahip olduğu topluluklarla, dış politikanın araçları vasıtasıyla ilişki kurar ve kendi nüfuzunu etkin hale getirir. Çalışmamızın ana konusu olan Alparslan Türkeş'in görüşleri çerçevesinde konuyu özetleyecek olursak; Bir devlet politikalarını oluştururken her şeyden önce bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehlikeye atmayacak şekilde bütün imkanlarını kullanmalıdır. Milli menfaatler neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti idarecileri, dış politikayı oluştururken kendi milli çıkarlarının ne olduğunu saptayıp, buna göre hareket ederek politikalarını uygulamalıdır. Politikalar geliştirilirken Türkiye'nin içinde bulunduğu durum iyi bir şekilde tahlil edilmeli ve ona göre davranılmalıdır. 

 

  Türkiye Cumhuriyeti, başta dış Türkler meselesi olmak üzere tarihi meselelerimiz üzerinde durarak taşıdığı misyona göre bu konularda adımlar atmalıdır. Alparslan Türkeş, Türkiye'yi tehlikeye sokmayacak şekilde her türlü politikanın geliştirilmesi ve yürütülmesi gerektiğini ifade ederken bunu tarihi perspektiften inceleyerek yapılması gerektiğini söyler. Zira geçmişte yaşananlar geleceğin ipucunu gösterir. Geçmişte yaşadığın durumlara göre geleceğe yönelik politikalar oluşturulur.

  


 


Diğer ARAŞTIRMA Haberleri

ÜLKÜCÜLÜK ŞEREFTİR, ŞEREFTEN TAVİZ OLMAZ

ÜLKÜCÜLÜK ŞEREFTİR, ŞEREFTEN TAVİZ OLMAZ

Hedefi Turan, rehberi Kur'ân olan ülkücüler için liderimizin söylediği bu sözler herkese örnek olmalı. "Bayrağa kan gerek, solmasın" diy...

BU SEVDA BİTMEZ...

BU SEVDA BİTMEZ...

  Yavuz MÜFTÜOĞLU Küresel sistemin derin çalkantılar ve facialar yaşadığı bir dönemde, inancını ve ilhamını yalnızca büyük Türk mil...

Kızıl Elma

Kızıl Elma

Kızılelma Nedir?   Kızılelma, "Üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşle...

Alparslan Türkeş'in Uluslararası İlişkiler'e bakışı ve dış politika anlayışı

Alparslan Türkeş'in Uluslararası İlişkiler'e bakışı ve dış politika anlayışı

İnsanın toplumsal bir varlık olarak ortaya çıkışından itibaren, milletler birbirleri ile ilişki içerisinde hayatlarını devam ettirmişlerdir. Uluslararası ilişkiler disipl...

Sarıkamış harekatının Türk tarihindeki yeri ve önemi

Sarıkamış harekatının Türk tarihindeki yeri ve önemi

         Türk tarihinin ve beraberinde dünya tarihinin akışını değiştiren Sarıkamış harekatın üzerinden 103 yıl geçmiş olsa da, tartışma...

Sarıkamış harekatının tarihteki yeri ve önemi

Sarıkamış harekatının tarihteki yeri ve önemi

         Türk tarihinin ve beraberinde dünya tarihinin akışını değiştiren Sarıkamış harekatın üzerinden 102 yıl geçmiş olsa da, tartışma...

Romanya'da Türk İzleri

Romanya'da Türk İzleri

Nerede TÜRK varsa oraya gidip Ata topraklarındaki soydaşlarımızı, oradaki ecdat yadigârı tarihi eserlerimizi büyük bir özenle gözlerimizin önüne seriy...

'Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil'

'Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil'

Yavuz MÜFTÜOĞLU     TANRI DAĞI KADAR TÜRK HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMAN   Düşünce ve icraatlarıyla sadece Türk Dünya...

BÜYÜK DAVALARI BÜYÜK LİDERLER YAŞATIR

BÜYÜK DAVALARI BÜYÜK LİDERLER YAŞATIR

Yavuz MÜFTÜOĞLU   Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu, efsane lider Başbuğ Alparslan Türkeş'in 19. ölüm yıldönümü i&cced...

101. Yılında Sarıkamış Harekâtı'nın Türk tarihindeki yeri ve önemi

101. Yılında Sarıkamış Harekâtı'nın Türk tarihindeki yeri ve önemi

Rusya tarihte en çok tehdit aldığımız, en çok savaştığımız, en çok şehit verdiğimiz, en büyük toprak kayıplarına uğradığımız devlettir.  Tarihe...