Ortadoğu Gazetesi


SON DAKİKA  Ekmel Baba hırsızdan kurtarın bizi   |  KERKÜK, MUSUL, TELAFER VE GAZZE YANARKEN BAYRAM YAPMAK   |  NE YAHUDİ MADALYASIYMIŞ KARDEŞİM...   |  CUMHURBAŞKANI OLMANIN BEDELİ   |  İsrail'in adamları iftirada yarışıyor !   |  AKP'nin kadrolu şakşakçılarına sert tepki   |  Ali Fuat Yılmazer de tutuklandı   |  HUZURU BOZANLAR HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAYACAK   |  Ne bağımsız ne de ülkücü; sadece bağımlı ve satılık   |  Milliyetçi medya iftarda buluştu   |

Atatürk'e Yön Verenler (2)

ARAŞTIRMA / 2009-05-26 10:59:31

ATATÜRK'ÜN MİLLİYETÇİLİK VE TÜRK -İSLÂM BİRLİĞİ ANLAYIŞI

Muharrem Günay Sıddıkoğlu 
 

Elegeş Anıtı Ve Kürtler

Güney Sibirya'da, Yenisey ırmağı kollarından Elegeş çayı çevresinde bulunmuş olan Elegeş yazıtında Kürt boyunun Hanı Alp Urungu'nun ülkesine, Hakanına, akrabalarında doyamadan 39 yaşında vefat ettiği, kendi ağzı ile anlatılır:

"Kara budunum gayret edin! Ülke töresini bırakmayın! Heyhat, siz ülkem, hanım!

Kürt elinin Hanı Alp Urungu, Altınlı okluğumu belime bağladım, halkım! Otuz dokuz yaşımda.

Hanım! Ülkeme, sizlere heyhat doymadım, hanım heyhat! Ülkemden ayrıldım.

Bu anıt mezar ve kitabe de Kürtlerin Türklük camiasına mensup olduğunu göstermektedir.

Yeşil, Sarı, Kırmızı Renkler ve Türklük

Yeşil, sarı ve kırmızı renkler Türkler tarafından kutsal sayılan renkler olup tâ Göktürkler zamanından beri kullanılmaktadır.

1935'de, Altaylarda; VII-XI asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda; yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması, bu üç rengin Türklerde milli olduğu kadar dinî değere de haiz bulunduğunu göstermektedir. (Belleten Sayı 43, 1947)

Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devletinin Bayrak ve Sancaklarının Renkleri de Yeşil, Sarı, Kırmızı İdi.

İranlı büyük alim Abdülcelil Kazvini (1110-1189), Kitab'un Nakz adlı eserinin 608. sayfasında şöyle diyor:

"Selçukluların melikleri ve sultanları eğer yüzbin asker toplarlarsa, siyah sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı sancak bulundururlardı."

Osmanlı İmparatorluğu ordularında da sancaklar, bayraklar ve tuğlar yeşil, sarı ve kırmızı renklerden oluşmuştur.

Yine Nevruz-Nevroz denen bayram bütün Türklerin milli bayramıdır.

"Kürt Meselesi" adlı Fransızca kitabın yazarı Dr. Menmet Şükrü Sekban da Kürtlerin Turanî bir ırk olduğunu ve Türkler gibi Kürtlerinde anavatanlarının Orta Asya' olduğunu ve Orta Asya'dan göç yoluyla geldiklerini savunur ve Kürtlerin Orta Asya'dan geliş yönlerini ve yerlerini gösteren bir haritaya kitabında yer verir (sayfa 19-20) ve şöyle der: "Kürtler asla Âri değildir. Sami de değildir. Bazı Alman bilginlerinin iddialarına göre, Kürtler Turanî'dir."(sayfa:19)

Dr.Sekban, aynı kitabın 38. Ve 39. Sayfalarında şöyle der: "Kürtlerle Türkler aynı ırktandır. Kürtlerde, Türklerde aynı ırktan olduklarına göre, birleşmekle yeni Türk milletini teşkil edeceklerdir. Bu milletin canlı ruhu, bundan böyle, sadece bir ideal için çarpan kalplere ateş ve canlılık verecektir.
 
Hiçbir kuvvet "KARDEŞ ÇOCUKLARI" olan bu iki halkın birleşmesini ve kaynaşmasını engelleyemeyecektir. Üstelik din birliğinin yardımıyla, örf ve adetlerin mezcedilmesi, birbirleri arasındaki iktisadi tesanüd (dayanışma), idari ve adli müesseselerin aynı oluşu onları bir kalıpta öylesine şekillendirmiştir ki bazen birini diğerinden ayırmaık güç olur.
 
Osmanlı hanedanının saltanatı altındaki halklarımız, nesilden nesile aynı gelenekler altında yaşamış, aynı saadet ve bedbahtlık devrelerini geçirmiş, aynı sevinç aynı müşterek kültürün tesirlerini hissetmişlerdir. Hiç şüphe yok ki silah arkadaşlığı bu ittifakta baş rolü oynar. Türklerin ve Kürtlerin bu devamlı karışımı, onların, milli ruhun müşterek hazinesine, kendilerine has vasıfları katmalarına imkân verdi. İstikbalde de bu böyle olacaktır. Asıl adımız TURANİ'dir. Dr. Sekban daha sonra aynı kitapta ."Kürtleri Mustafa Kemal'in çizdiği yola davet ediyorum" der. "(Dr. Mehmet Şükrü Sekban, Kürt Meselesi, sayfa:38-39, Ankara 1979)

ALIN SİZE YENİ AÇILIM

Türkçülüğün Esasları'nın yazırı ve aslen Diyarbakır''lı olan Ziya GÖKALP, Diyarbakır'ın, Doğu ve Güneydoğu vilayetlerimizin Türklükleri ile ilgili bilgiler verdikten sonra; Bununla beraber, dedelerimin bir Kürt yahut Arap muhitinden geldiğini anlasaydım, yine Türk olduğuma hüküm vermekte tereddüt etmeyecektim. Çünkü milliyetin yalnız terbiyeye dayandığını da sosyal incelemelerle anlamıştım" diyor. (Gökalp, Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri, 227) Yine GÖKALP: "Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir. Türkleri sevmeyen bir Kürt var sa Kürt değildir." demiştir. (Z.Gökalp, Küçük Mecmua s.162 1. sayı Diyarbakır) . Bu sözleri Alparslan TÜRKEŞ'TE sık sık tekrarlar ve "Bizler ne kadar Türk isek; onlarda o kadar Türk'tür. Onlar ne kadar Kürt ise biz de o kadar Kürdüz" derdi. Her Allah'ın günü yeni bir "Kürt Açılımı"ndan dem vuranların acaba Gökalp'in ve Türkeş'in bu sözlerinden haberleri varmıdır? Açılımsa alın size açılım, "Kürdü sevmeyen Türk varsa Türk değildir, Türkü sevmeyen Kürt varsa Kürt değildir", "Onlar ne kadar Kürtse bizde o kadar Kürdüz. Biz ne kadar Türksek onlarda o kadar Türktür" görüş ve düşüncelerinden daha büyük bir açılım olabilir mi?'

Türk Milliyetçilerinin büyük şahsiyetlerinden Seyyid Ahmed Arvasi'ye kulak verelim isterseniz. Seyyid Ahmed Arvasi bildiğiniz üzere seyyiddir yani Hz. Peygamber efendimizin soyundandır.

Arvasi Hoca, Türk Milletinin bir mensubudur ve Türk Milliyetçiliği davasının haklılığına gönülden inana n bir büyük dava adamıdır. Seyyid Ahmed Arvasi, yazmış olduğu Türk-İslam Ülküsü isimli eserindeki Ülkücü Egosunu Yenen İdealisttir başlıklı yazısında şunları söylemektedir:"Türk milleti, Allah'ın İslâm'a hizmetle şereflendirdiği bir millettir. Tür orduusu Allah'ın ordusudur. Türk bayrağı mukaddes ay ve yıldızı ile Yüce İslamın ve al rengi ile Allah için can veren şühedanın kanlarının ifadesidir. Üzerinde‚ ezan-ı Muhammedi okunan aziz vatanımız ise, İslâmın ebedi güneşinin hiç batmadığı en büyük ümid ve hayat kaynağımızdır. Şunu kesin olarak biliyoruz, Müslüman Türk milleti yeniden tarihe layık bir diriliş ve yükseliş hareketinden başarıya ulaşırsa, İslâm, bütün ihtişamı ile tekrar bütün alemi parlatacaktır. Tarih diyor ki, Türk milleti yücelmişse İslam da yücelmiş, Türk milleti çökmüşse İslâm dünyası da perişan olmuştur. Bu sebepten bütün küfür Türke düşmandır."( T.İ.Ü. cilt 1/203)

Alparslan Türkeş'in, milliyetçilik anlayışını yazmış olduğu 9 IŞIK kitabının 116. ve 88. Sayfasında şu şekilde açıklamaktadır:

"Yabancı fikirleri ve devlet adamlarını örnek almayı şerefsizlik addederiz. Biz ilhamı kendi atalarımızdan. Kendi tarihimizden alırız." (Dokuz Işık, s.116)

"Türk Milliyetçiliği ne demektir? Türk Milliyetçiliği, Türk Milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türk Milliyetçiliği insani duygularla beslenen bir anlayıştır. Türk Milliyetçiliği kin ve garazı esas almayan, sevgiyi esas alan bir düşünce tarzıdır. Milliyetçilik; milletini sevmek, vatanını sevmek ve milletinin tehlikelere karşı korunması için her fedakârlığı göze almak duygusu ve düşüncesidir…

…Türk Milleti dediğimiz gerçek nedir? Bugün Türk Milleti dediğimiz gerçeği şu şekilde tarif etmek mümkün. Müşterek bir tarihten gelen ve müşterek bir tarih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış ve bugün de aynı devletin sahibi ve aynı devletin bayrağı altında ve sınırları içinde yaşayan insan topluluğu Türk Milletini teşkil etmektedir."(Dokuz Işık,s:88)

9 Işık kitabının 59 sayfasında da ırkçılığa şiddetle karşı olduğunu şöyle söylemektedir:

"Türkçülük, milliyetçilik anlayışımız; manevi şuurlanmaya dayanır. Bu temel üzerinde Türklük şuuruna erişmiş, samimi olarak ben Türk'üm diyen herkes Türk'tür. Türkçülük ve Türk'ün tayininde, sapık ölçülere özellikle mezhepçiliğe, coğrafyacılığa, laboratuar ırkçılığına inanmıyoruz. Başka milletleri küçük gören, dünya barışını tehlikeye koyan antropolojik ırkçılık Türk Milliyetçilik ülküsünün dışındadır. Milliyetçilik anlayışımız, maneviyatçı, akılcı, demokratik, çağdaş bir milliyetçiliktir. Nazist Hitler ırkçılığının komünist ırkçılının, her türlü antidemokratik, insan sevgisine dayanmayan emperyalist ırkçılığın karşısındayız.

MHP Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ, Emre Cemiloğlu takma isimle yazdığı :

"Millet ve milliyetçilik, temelde, bir mensubiyet şuurunu ve bu şuurun icaplarının yerine getirilmesini ifade eder. Bu çerçevede değişen zaman, tarih, kültür ve coğrafya ya ilişkin unsurlar işin esasını değiştirmez. Milliyetçilik en genel ve basit anlamıyla, siyasi birim ile milli birimin çakışmalarını, örtüşmelerini öngören siyasi bir ilkedir.
 
Bir duygu ve akım olarak milliyetçiliği en iyi ifade eden ilke budur. Başlarken bu konuya dikkat çekmekten muradımız millet, milliyetçilik gibi kavramların siyaset meydanında siyasi hassasiyet ve çatışmaların konusu olarak tartışılmasıdır. Bu da büyük ölçüde millet ve milliyetçilik kavramları etrafındaki çeşitli ideolojik ve teorik çabaların varlığından kaynaklanmakta, böylece araştırmacının/katılımcının tarafgirliğine de açık bir sahayla karşı karşıya bulunduğumuzu göstermektedir.
 
Bu durumda tarihi ve toplumsal olgular olarak millet ve milliyetçilik konularını ele alan bütün tarafların, kendi milli (veya gayrı milli) hassasiyet ve arzularına göre konuya yaklaştığını kolayca söyleyebiliriz Böylece her milletin fikir adamlarının, kendi milli hassasiyet ve arzuları doğrultusunda bir millet ve milliyetçilik anlayışına sahip olabileceklerine işaret etmeliyiz.
 
Bu itibarla evrensel, herkes için ve her zaman geçerli bir millet ve milliyetçilik tanımlaması yapılamaz. Yapmak durumunda olanları ise, tarih ve toplum her an yalanlamakta, şabloncu izahatlar, karalamalar hayatın karşısına çıktıkları her maçta ağır mağlubiyetlere uğramaktadırlar. Kısacası teorik genellemeler ve eleştiriler, gerçekler karşısında genellikle zorlanmaktadırlar."( Dr. A.TEKİN, Alparslan Türkeş'in Liderlik Sırları, 73-74 )
Atatürk'ün ilkelerinden birisi olan "Türk Milliyetçiliği", millet egemenliğine dayanan demokrasi anlayışını, laikliği, barışçılığı insan sevgisini, adaletli davranmayı, dayanışmacılığı, çalışkanlığı, çağdaşlığı, hür fikirliliği, Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında hazırlıklı olmayı, modern ilmi, milletçe mukaddes sayılan değerlere ve Türk Kültürüne bağlılığı esas alır. Türk Milliyetçiliği milli kültüre ve millete dayanır. Millet gerçeğini aynı zamanda mensubu olduğu ümmet gerçeği ile karıştırmaz.
 
Üstün ırk nazariyelerini ve ırkçılığı reddeder. Başka milletlerin saldırgan ve ırkçı olmayan milliyetçilik anlayışlarını doğal karşılar, insanlığın hayrına olacak her türlü iş ve girişimlerde diğer milletlerle bir beraber olmayı ve birlikte çalışmayı gerekli görür.

Atatürk, Türk milletini dil, tarih, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı insanların oluşturduğu bir toplum olarak kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre: "Türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her kes Türk'tür." Çünkü bu ülkede yaşayan insanlar çok uzun bir tarih dilimi içerisin de aynı kültürü, aynı ülküyü, ortak hak ve menfaatleri paylaşmış, bu ülkenin milli bir vatan olmasında birlikte çalışmış, birlikte can vermişlerdir.

Türk Devletinin ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğunu Atatürk, 1937 yılında Diyarbakır'da yaptığı bir konuşmada şu şekilde belirtmiştir:

"Van'dan, Diyarbakır'dan, Trakya'ya Karadeniz'den Akdeniz'e kadar, cumhuriyetin milli sınırları içerisinde kalan topraklar üzerinde yaşayan her fert, aynı cevherin damarlarıdır."(R.KAYNAR, N.SAKAOĞLU, Atatürk Düşüncesi,28)

Atatürk, bir başka konuşmasında ise: "Memleketi şark ve garp diye ikiye ayırmak doğru değildir. Vatanı bir kül (bütün) olarak ele almak gerekir" demiştir.(R.KAYNAR,28)

Cumhuriyetin ilk yıllarında millet anlayışının yerleşmesi ve ülkede yaşayan herkesin kendini Türk bilmesi ve hissetmesi için çok büyük çalışmalar yapılmış; mezhep ve etnik ayrılıkları körükleyen hareketlere ciddi anlamda karşı çıkılmıştır. Türkiye'de milli bütünlük içerisinde sadece Türk milletinin var olduğu düşüncesi siyasetimizin temel esası olmuştur. Bu temel düşünceyi ve milli birliğimizi reddedenlere karşı Atatürk şöyle seslenmiştir:

"Türk milleti, kendisinin ve ülkenin yüksek çıkarlarının aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, vatansız, milliyetsiz beyinsizlerin saçmalarındaki gizli ve kirli emelleri anlamayacak bir toplum değildir."(R.Kaynar,29)

"Bu günkü Türk milletinin siyasal ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Kürtlük, Çerkezlik, Lazlık, hatta Boşnaklık fikirleri propagandası yapılmak istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin baskı dönemlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmanlara alet olan birkaç gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederden başka bir etki yapmamıştır. Çünkü bu milletin fertleri de aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.
 
Bu gün içimizde yaşayan Hıristiyanlar, Musevi vatandaşlar, geleceklerini ve talihlerini, Türk milletine samimi bir şekilde bağladıktan sonra, kendilerine yan gözle, bir yabancıya bakıyormuş gibi bakmak, uygar Türk milletinin soylu ahlakından beklenebilir mi? Bir millet oluştuktan sonra, devlet hayatında, ekonomide ve düşüncede, ortak çalışmaların sonucu doğan milli kültürde, şüphesiz milletin bütün bireylerinin bir payı ve hakkı vardır. Buna göre aynı kültürden insanların oluşturduğu topluma millet denir dersek, milletin en kısa tanımını yapmış oluruz " (R.KAYNAR, 29)

Bu sözler üzerinde duracak olursak, Atatürk, bölgesel ad, etnik veya alt kimliklerin ön plana çıkarılmasına şiddetle karşıdır. O'na göre ülkemizde yaşayan bütün insanlar; Kürd'üyle, Lazıyla, Çerkez'iyle, Boşnağıyla ortak bir geçmişin ve kültürün sahibidirler; Bu bakımdan hepsi Türk'türler, Milli kültürümüzün oluşmasında hepsinin katkısı olmuştur. Türk milletinin birer asıl ve temel unsurudurlar. Dikkat edilirse bu sayılan unsurlardan "Millettaşlarımız" şeklinde söz edilmiştir. Çünkü Türk adı hepimizin ortak adıdır.

"Bir toplumu millet yapan düşünce gücünün temelini milliyetçilik ilkesi oluşturur. Milliyetçilik, milli benlik, milli birlik, milli ahlak, milli ekonomi, uygarlık ahlakı, milli ve insani duyguların birleşmesinden meydana gelmiştir. Düşünce yapımızda güçlü bir biçimde bilinçlendirilecek olan bu duygulardır. Ancak bu duygulara sahip milletler, çıkarlarına uygun bir düzen kurabilirler.
 
Aksi halde insanlarımızın Türk İnkılâbı doğrultusunda yönlendirilmeleri sağlanamaz. Milliyet kavramının ilkeleri vardır. Bir milletin diğer milletlere oranla doğal veya kazanılmış özel karaktere sahip olması, diğer milletlerden farklı bir yapı göstermesi, onlardan ayrı fakat onlara paralel bir gelişim gözetmesi milliyet ilkesidir. Bir milletin, milli duygu bilinciyle kendi topraklarına sahip olması kadar güzel bir duygu yoktur. Bu duygu ise, milliyetçilik İlkersinin bir sonucudur." (R. KAYNAR, 29)

Hemen her fırsatta Türk Milliyetçisi olduğunu, Türklükle iftihar ettiğini belirten Atatürk:

"Biz doğrudan milliyetperver ve Türk milliyetçisiyiz, cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."

"Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hâkim ve esas kalacaktır."

Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar"

"Milliyet fikrini, milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan teorilerin dünya üzerinde uygulama tatbikiyesi bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar, hadiseler ve gözlemler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir. Ve milliyet ilkesi aleyhindeki büyük ölçüde fiili tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir(1923 Konta Türk Ocağı)

Bu gün küreselleşme, Globalizm adı altında Milliyetçiliğe ve Milli devletlere aynı saldırıların yapıldığı görülmektedir. Özellikle bu saldırıları yapanlar "Milli Devletler_ Üniter Devletler çağı bitti" masalı ile toplumları uyutma ve kandırma peşine düşmüşlerdir. Emperyalistlerin bir oyunu olan bu safsatalara kanmamak gerekir. Dünyada biten ve bitmesi gereken bir düşünce varsa o da insanın insanı ve bir milletin başka bir milleti sömürmesi denen emperyalizmdir. Asıl emperyalizmin ve emperyalist devletlerin devri bitmiştir.

Atatürk'ün laiklik anlayışı bazılarının zannettiği gibi İslâm ülkeleri ile ilişki ve işbirliğine karşı çıkmak değildir. Laiklik başka bir iştir, dost ve din kardeşi olduğumuz İslâm ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak başka bir iştir. Dost ve kardeş ülkelerle her alanda ilişkiler kurmak ve onlarla her türlü iş birliğine girmek Atatürk'ün milliyetçilik anlayışının gereklerindendir.

Atatürk'ün "Türk Birliği", "Turancılık", "İslam Birliği" düşünceleri ve Türkiye dışındaki Türklerle ilişkiler konusundaki düşünceleri de özellikle Milli Mücadele ve Cumhuriyetin ilk yılları dikkate alınırsa son derece gerçekçidir. O kurduğu rejimin gerçekçi temellerini 1923 yılında yapmış olduğu bir konuşmada şöyle açıklar:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millidir; tamamıyla maddidir; gerçekçidir. Kuruntuya dayanan idealler arkasında, o ideallere ulaşmak için değil, fakat ulaştırmak hülyasıyla milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak en nihayet kurban ederek mahvetmek gibi cinayetten kaçınan bir hükümettir.." (SD,II : 57) Yine aynı konuyla ilgili olarak Atatürk şunları söylemektedir:

"Büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine çektik. Biz Panislamizm yapmadık. Belki ' yapıyoruz, yapacağız' dedik. Düşmanlar da ' yaptırmamak için bir an evvel öldürelim ' dediler. Panturanizm yapmadık. 'Yaparız, yapıyoruz ' dedik, 'yapacağız' dedik ve yine öldürelim dediler. Bütün dava bundan ibarettir... Biz böyle yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskılarını arttırmaktan ise, tabii duruma, meşru duruma dönelim. Haddimizi bilelim...(SD, I:201)

TÜRK DÜNYASI-TÜRK BİRLİĞİ VE ATATÜRK

Atatürk, milyonlarca millettaşımız gibi bugün mili sınırlarımız dışında kalan ve vaktiyle Osmanlı'nın idaresinde bulunan Selanik'te dünyaya gelmiştir. O'nun millet ve milliyetçilik anlayışı sadece Türkiye'de yaşayan Türkleri içine alan ve o zamanki tabirle Dış Türklere karşı ilgisiz kalan bir anlayış değildir. Atatürk, Türk Dünyası ile ilişkilerde, son derece planlı ve programlı hareket eden ve Türk Dünyası ile ilişkilerin o zamanın biricik Bağımsız Türk Devleti olan Türkiye'ye zarar vermeyecek bir şekilde yürütülmesinden yanaydı. O'nun Türk Dünyası ile ilişkilerinin bir görünen bir de görünmeyen yönü vardı. " Pantürkizm ve Panislamizm " gibi görüşleri tehlikeli olarak gördüğüne ait sözleri o zamanın siyaseti gereği özellikle Rusları ürkütmemeye yönelik söylenmiş sözleridir.

Türk Birliği'nin bir gün mutlaka hakikat olacağına inanan Atatürk ileri görüşlü bir devlet adamı olarak çok uzun yıllar öncesinden Sovyetler Birliği'nin dağılacağını tahmin etmiş ve Türkiye'yi yönetecek olanların o günlere hazırlıklı olmalarını istemiştir ve kendisinden sonraki devlet adamlarına bir siyasi vasiyet yerine geçecek şu sözleri söylemiştir:

"Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yakında ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bu gün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.
 
İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür; tarih bir köprüdür, inanç bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını ekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir." (29 Ekim 1933)

Hatay'ı Anavatana ilhak eden Atatürk'ün Musul ve Kerkük'ü de Anavatan'a ilhak etmek için çalışmalar yaptığı bir dönemde İngilizlerin teşvik ve destekleri ile "Şeyh Sait İsyanı" çıkarılmış, böylece Musul ve Kerkük meselesi çözümsüz kalmıştır.

Türk Birliğinin bir gün mutlaka hakikat olacağına inanan Atatürk,

Filandiya'da yayın yapan "TURAN" isimli bir gazete çıkarttırmış ve bizat el altından bu gazetenin finansını devlet bütçesinden sağlamıştır. Bu gazete Atatürk'ün ölümüne kadar yayınlanmış, Atatürk'ün ölümünden sonra devlet bütçesinden ayrılan tahsisata son verildiğinden yayın hayatına son vermiştir. Bu gazete Rusça, Fince ve Türkçe dâhil dört dilde yayın yapmakta ve çoğunluğu Rusya'da dağıtılmaktaydı. Bu gazetenin yayınlanmış olan birer nüshaları Ertuğrul Zekai Öktem'in özel arşivinde saklanmaktadır.

Atatürk, Türk Birliği konusunda şöyle der:

"Türk Birliği'nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapatacağım. Türk Birliğine inanıyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak, dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek."

Turan, sadece Türkiye ve Türk Dünyası'ndaki Türkleri ilgilendiren bir düşünce olmayıp, dünyanın neresinde olursa olsun bütün Türklerin hak ve menfaatlerini savunan Milli bir ülkümüz ve manevi vatanımızdır.

Avrupalılar için nasıl ki Avrupa Birliği, Araplar için nasıl ki Arap Birliği meşru bir düşünce ve birlik ise biz Türkler için de TURAN ve Türk Birliği aynı derece de meşru bir ülkü ve düşüncedir.

Ülküler Devlet Tarafından Açıklanmaz Milletçe Yaşanır

Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına ve Turan idealine inanan Rahmetli Atatürk, Sovyetlerin bir gün mutlaka dağılacağını biliyor ve o güne hazırlıklı olmanın gereğine inanıyordu. Bu konu ile ilgili olarak kendisine sorulan soruya verdiği cevap tarihimiz ve devletimizin takip edeceği derin siyaset açısından çok önemlidir. Nitekim 1933 yılının 29 Ekiminde Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir genç doktorun sorusu üstüne bu fikri - saklanması kaydı ile- açıklamıştır!

"Ülküler, devlet tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken, gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, Ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız. Ben, Devlet Başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.

Dr. Zeki'ye "Siz şöyle bu tarafa geçin" dedi ve salona sorup:

Başka konuşmak isteyen varmı?

Az önceki içkili, uzun boylu vatandaş, bir yerlerden ortaya çıkmayı becerdi. Olabildiğince derlenmiş, toparlanmıştı ama yine de dili hafifçe sürçmekteydi:

-Paşam, benim büyük Paşam!

Atatürk gülerek elini kaldırdı:

-Anladım deminki önerini yeniden oya koymamı isteyeceksin! Tamam. Şimdi sırasıdır. Önerini arkadaşların da kabul ettiler. Cumhuriyetimiz kutlu olsun hanımlar, beyler!

Atatürk, salonu dolduran alkışlar arasında kalktı; Dr. Zeki'yi de yanına alarak Genel Müdür Odası'na geçti. Oturdular. Atatürk'ün arkasında, duvarda bir Türkiye haritası vardı. Karşısında oturan Dr. Zeki'ye:

-Benim arkamdaki haritayı görüyor musun? Dedi

-Evet Paşam.

-O haritada, Türkiye'nin üstüne abanmış bir blok var; Onu da görüyormusun?

-Evet, görüyorum, Paşa hazretleri.

-Hah, işte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu için, ben konuşamam!

-Düşün bir kere... Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün, bunlar vardılar... Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa'yı ürküten Almanya'dan bu gün ne kaldı? Demek hiç bir şey, sür-git değildir. Bugün, "ölümsüz" gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar.

BUGÜN DOSTUMUZ, AMA YARIN

Bu gün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir... Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün, elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler... Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir!

İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir!

Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız!

" Hazır olmak " yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır... Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprüleri sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; inanç bir köprüdür; tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.

Bunları kim yapacak?

Elbette Biz! Nasıl yapacağız?

İşte görüyorsunuz, " Dil Encümenleri ", " Tarih Encümenleri " kuruluyor.

Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, Tarihimiz ortak payda haline getirmeğe çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda; tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimimiz olması gerekli... Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi, Orta Asya'dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli...

İşte bunu sağlamak için de "Türkiyat Enstitüsü" nü kurduk kültürlerimizi, bütünleştirmeğe çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.

İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; Paşanın işi yok! dil ile tarih ile uğraşmaya başladı diyorlarmış. Yağma yok! Benim işim başımdan aşkın! Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye'sinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum.

Bu yaptıklarımız hiç bir millete düşmanlık değildir. Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum. Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran; çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap! İdealler, konuşulmaz, yaşanır! Olay; İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır. (Atatürk'ün Sofrası; İsmet Bozdağ, İstanbul, s.11-26 İsmet Bozdağ Atatürk'ün Avrasya Devleti, s.30.31.32) den nakil Yusuf Koç-Ali Koç, Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, sayfa 51-52 Ankara 2005)

Atatürk Türkiye dışındaki Türk devlet ve topluluklarına büyük bir önem vermekte idi. Azerbaycan elçisi İbrahim Abilof'a söylemiş olduğu aşağıdaki sözler O'nun Türkçülüğe ve Türk Birliğine verdiği önemi göstermesi açısından önemlidir:

"Azeri Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların muratlarına nail olmaları hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir. Türk'ün saadeti ve mazlumların halası yolunda Azerbaycan Türklerinde kanını dökmeğe amade bulunduklarına dair olan beyanatınız istilacılara karşı Türk'ün ve mazlumların kuvvetini artıran pek kıymettar bir sözdür." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri cilt:2,s.21)

Sefir Hazretleri,

Bugün bize meserretli bir bayram yaşattığınızdan dolayı T.B.M.M. ve Hükümeti ve şahsım namına teşekkür ederim. Bu bayram gününün benim için mesut bir ciheti daha vardır ki oda müstakil Azerbaycan Şura Hükümeti'nin sancağını çekmek şerefini bana bahşetmiş olmasıdır. (Atatürk, Azerbaycan bayrağını bizzat elleriyle göndere çekmiştir)

Aziz arkadaşlarım Abilof Hazretleri; bugün Azerbaycan'ın istiklalini temsil eden bayrağı çekerken ellerim bir takım hissiyat ve teessürat ile müteharrik olduğunu duyuyorum. Filhakika bayrağı çeken benim ellerimdi. Fakat ellerimi tahrik eden bugünkü bayramda manen müşterek olan bütün Türkiye halkının hakiki ve samimi kardeşlik hissiyatı idi.

Sefir hazretleri; Azerbaycan sancağının Türkiye sancağının yanında Türkiye semasında temevvücünü görmek bütün milletimiz için büyük bir bayramadır. Bize böyle bir bayram günü yaşattığınızdan dolayı samimi teşekküratımı tekrar ederim (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri cilt 2, s.23-24)

Tıpkı Sovyetler gibi bugün Ortadoğu coğrafyasında fiilen varlığını sürdüren ABD'de dağılacak veya bir gün bu coğrafyayı tıpkı Viyatnam'ı terk ettiği gibi terk etmek zorunda kalacaktır. İşte Türkiye o gün için de hazırlıklı olmalıdır. O günler için hazırlıklı olmak Türkçülüğün ve Turancılığın ve devlet olmanın gereklerindendir

ATATÜRK VE KIBRIS

Güneyde askeri bir tatbikatı izleyen Atatürk, etrafında bulunan subaylara; "Türkiye'nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkânlarımız nelerdir?"

Sorusunu sorar. Subaylar birçok görüş ve düşünce ileri sürerler. Atatürk hepsini sabırla dinler, sonra elini haritaya uzatır ve Kıbrıs'ı işaret ederek:

"Efendiler! Kıbrıs düşmanın elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir."

İstanbul emekli vali muavini Şevket Yurdakul, Prof. Manizade'nin " Kıbrıs Dün-Bugün-Yarın" adlı kitabının 19-23 sayfalarında yayımlanan, Kıbrıs'tan Türkiye'ye göçün durdurulması Atatürk'ün bizzat direktif verdiğini, Türkiye'de ilk kez kurulan Kıbrıs Türk Talebe Birliğinin Atatürk'ün himayelerinde çalıştığını, Atatürk'ün emriyle, Kıbrıslıların bütün fakültelere kabul edildiği anlaşılmaktadır.(Dr.E. Tuğg. Erdal Yurdakul Kıbrıs Türkleri ve Atatürk İnkılâplarının Kıbrıs'ta uygulaması s.7)

Hatay'ın Anavatana katılmasına yakın günlerde Saffet Engin Atatürk'e Kıbrıs'ın geleceğinin ne olacağını sorması üzerine:

Büyük kurtarıcı, Saffet Engin'in gözüne dikkatle baktıktan sonra, onun buğulanan gözleri önünde bir baba şefkati ile düşüncelerini açıklamış, Saffet Engin'in omzunu parmaklarının ucu ile hafifçe dokunarak: " Onun da sırası gelecek Saffet Bey." Demiştir. ( Dr.E.Tuğğ. E.Yurdakul, a.g.e. s.7 

KIBRIS TÜRK KOKUYOR

Bunu bizzat Şükrü Kaya'dan dinledik.

Atatürk Anadolu'nun cenup kıyılarını takiben Ege vapuruyla Mersin'e gitmiş ve Akdeniz'de Adalar denizinde bir cevelân yapılmaktadır. Dâhiliye vekili Şükrü Kaya'dır. Bilindiği gibi Şükrü Kaya 12 Adalı ve İstanköylüdür Atatürk'ün yakını olmak itibariyle kendisine sık sık 12 adaların boş yere kaybedilmiş bulunduğundan ve bilhassa İstanköy'ün güzelliklerinden bahsetmektedir.

O seyahatte Şükrü Kaya da Atatürk'e refakat edenler arasındadır. Sabahın pek erken bir saati olmasına rağmen, yaver Şükrü Kaya'nın kamarasına gelir ve kendisini Atatürk'ün, kaptan köprüsüne emrettiğini bildirir.

Şükrü Kaya alelacele giyinip kaptan köprüsüne çıktığı zaman Atatürk'ü büyük bir gemici dürbününün gerisinde İstanköy'ü seyrederken bulur. Atatürk şehri iyi görebilmek için gemiyi adeta sahile yanaşacakmış gibi seyrettirmekte ve Yunan karasularına girmiş bulunmaktadır.

Şükrü Kaya'nın vatanı karşısında heyecanı bir daha coşar ve Atatürk'e:

İşte şurası babamın portakal bahçesiydi…

Şurada müftünün evi vardı…

İşte şehrin camisi…

İşte çarşısı… Diye anlatmaya başlar…

Tam bu sırada Atatürk:

Dinle Şükrü, der, ben elinde belki yüzlerce pafta ve harita eskitmiş bir askerim. Öyle sanırdım ki harita üzerinden dünyayı gözümle görmüş gibi tanırım. Fakat haklıymışsın insan görmedikçe hüküm vermemeli… Hakikaten 12 Adalara çok yazık olmuş… Ne 12 Adaları ne de yine böyle pek yakından biraz evvel seyrettiğim Türk Kıbrıs'ı yabancı ellere kaptırmamalıymışız. Bu güzel adalar dış manzaralarıyla bile bak buram buram Türklük kokuyor. (Hikmet Bil, Atatürk'ün Sofrası, s.65-66'dan nakil Yusuf KOÇ, Ali KOÇ, Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, s.9,10)

 

Atatürk, 1933 yılında Amerikalı General Mc. Arthur'la yaptığı bir görüşme sırasında şöyle der:

"ALLAH NASİP EDER, ÖMRÜM VEFA EDERSE MUSUL, KERKÜK VE ADALARI GERİ ALACAĞIM. SELANİK'DE DÂHİL BATI TRAKYA'YI TÜRKİYE HUDUTLARI İÇİNE KATACAĞIM!" (Türk Silahlı Kuvvetler Dergisi, Temmuz 1992, Sayı 333, s.26; Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, s.52; General Mc. Arthur, Hatıralar, s.152)

Ayrıca Atatürk 30 Ağustos 1922 Zaferinden sonra Fransız Le Figero gazetesine verdiği demeçte şunları söylemiştir:

"AVRUPA'DA, İSTANBUL VE MERİÇ'E KADAR TRAKYA, ASYA'DA ANADOLU, MUSUL ARAZİSİ VE IRAK'IN KUZEYİ… ARKADA KALAN VE SIRF TÜRK OLAN HER YERİ İSTERİZ. BUNLARI KURTARMAYA AZMETTİK VE KURTARACAĞIZ. (Atatürk'ün S.V.D. cilt III, s.67-68)

Bu görüş ve düşünceleriyle "EN BÜYÜK TÜRK MİLLİYETÇİSİ " olmak şerefine layık olan Atatürk aynı zamanda, TÜRK BİRLİĞİNE inanan ve bu yolda sistemli bir şekilde çalışan ve çalışılmasını isteyen "EN BÜYÜK TURANCI"dır.

Atatürk ve İslâm Birliği

Atatürk'ün, Büyük Millet meclisinin açıldığı günün ertesinde, 24 Nisan 1920 tarihli gizli celsede yaptığı konuşmada, onun bu tutumuna iyi bir örnektir. Atatürk, bu konuşmasında "mesaimize saha olan mıntıkanın hududunu işaret etmiştim. O hudut hudud-u millimizdir...
 
Hakikatte bütün gayemiz, bu hudud-u milli içindeki milletimizin rahatını, refahını ve bu hudud-u milli ile belirlenmiş vatanımızın bütünlüğünü korumaktan ibarettir. Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü maddi manevi bütün kuvvet ve kudretimizi belirli olan vatanımız için ortaya koymayı arzu ettik.Hududun dışında dağınık bir surette zayıf düşmekten kaçındık." dedikten sonra, Suriye'nin durumuna değinerek, Suriyelilerin itilaf devletlerinin tutumundan hayal kırıklığına kapıldıklarını, bu yüzden Emir Faysal'ın özel temsilcilerini Türkiye'ye göndererek bizimle temas aradığını anlatmakta ve şöyle devam etmektedir:
 
"Herhalde Suriyeliler herhangi bir yabancı devlet ile münasebetin kendileri için sonuçta esaret olacağına kani oldular. Bundan dolayı bize teveccüh ettiler. Bizim buna karşılık gösterdiğimiz şekil şundan ibaret idi. Dedik ki, artık hudud-u millimiz içinde bulunan insan kaynaklarını ve genel menfaatleri hududumuzun dışında israf etmek istemeyiz. Fakat birlik, kuvvet teşkil edeceğinden bütün İslâm aleminin manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve birlik olmasını şüphe yok ki büyük memnuniyetle karşılarız ve bunun içindir ki bizim kendi hududumuz dahilinde müstakil olduğumuz gibi, Suriyeliler de hududu dahilinde ve hakimiyet-i milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil olabilirler. Bizimle itilaf veya ittifakın fevkinde bir şekil, ki federatif veya konfederatif denilen şekillerden birisiyle irtibat sağlayabiliriz... Gerçekten bu hudud-u millimiz dahilinde arz ettiğim şartlarla varlığımızı koruyabildiğimiz takdirde başka bir şey istemek bendenizce doğru değildir."

Aynı konuşmada, Iraklılarla ilgili olarak dedikleri şunlardır:

"...Irak'da İngilizlerin yaptıkları işlemler Müslüman halkın gönlünü fena halde kırmıştı. Biz kendileriyle temas aramadan, onlar bizimle temas aradı, genel olarak Osmanlı memleketinin bir parçası olmayı kabul ettiler; fakat biz onlara karşı, Suriyelilere söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: kendi dahilinizde kendi güçlerinizle, kendi varlığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. Biz de her şeyden önce bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiç bir engel kalmaz." (Attila İlhan'ın 16 Şubat 1993 günlü Meydan gazetesindeki yazısından alınmıştır. Râşid Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, s: 175-176)

Gene Atatürk, 1 Aralık 1921 tarihli Büyük Millet Meclisi konuşmasında Panislamizm hakkında şöyle demektedir: "Efendiler, Panislamizm'i ben şöyle anlıyorum: Bizim milletimiz ve onu temsil eden hükümetimiz bittabi dünya yüzünde mevcut bütün dindaşlarımızın mesut ve müreffeh olmasını isteriz. Dindaşlarımızın çeşitli çevrelerde meydana getirmiş oldukları toplumların bağımsız yaşamasını isteriz. Bununla yüksek bir zevk ve saadet duyarız.
 
 
Bütün İslâm insanlığının, İslâmiyet dünyasının refah ve saadeti kendi refah ve saadetimiz gibi kıymetlidir! Ve bununla çok alakadarız. Ve bütün onların dahi aynı suretle bizim saadetimizle alakadar olduklarına şahidiz.Ve bu her gün apaçık görünmektedir. Fakat Efendiler! Bu toplumun büyük bir imparatorluk, maddi bir imparatorluk halinde bir noktadan sevk ve idaresini düşünmek istiyorsak, bu bir hayaldir. İlme, mantığa, fenne muhalif bir şeydir!..."( Prof. Dr. Ahmet Mumcu ve arkd. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II : 91-92)

Kutsal Topraklar ve Atatürk

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, şu anda İsrail'in işgali altında bulunan Filistin, bir diğer ifadeyle 'Kutsal Topraklar' hakkında acaba ne düşünüyordu? Atatürk halen yaşasaydı, İsrail'e, NATO, AB ve ABD'ye karşı acaba nasıl bir tavır takınırdı? Lübnan'da ve Irak'ta yaşanan insanlık dramına ve Irak'ın ABD tarafından işgaline müdahale mi eder, yoksa seyreder miydi? Veya Atatürk sağ olsaydı ABD Irak'ı işgal edebilir miydi?

Atatürk'ün 1937'de Meclis'te yaptığı bir konuşmada kutsal topraklarla ilgili olarak şunları söylüyor:

'Şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Museviler'in ve Hristiyanlar'ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamber'in son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.
 
Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar'la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz.'
Bazı çevrelerin Atatürk'le ilgili iddialarına son verecek olan bu belge, İçişleri Bakanlığı Matbuat Umum Müdürlüğü antetini ve 20 Ağustos 1937 tarihini taşıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı'na hitaben yazdığı ön sunuş yazısında 'Bombay Chronicle gazetesinin 27.8.1937 tarihli nüshasında 'Filistin'e el sürülemez, Kemal Paşa Avrupa'ya ihtar ediyor' başlığı altında bir yazı intişar etmiştir. Bu yazının Türkçe örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım' diyor. Belgeden anlaşıldığına göre Mustafa Kemal Atatürk'ün, Meclis'te yaptığı bu konuşmayı, önce, Ankara'da Türkçe yayınlanan Hâkimiyeti Milliye Gazetesi yayınlamış.
 
Hindistan'da yayınlanan Bombay Chronicle Gazetesi de bu açıklamayı Hâkimiyeti Milliye Gazetesi'nden almış. Aslı Ankara'da Milli Arşiv'de 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklı tutulan belgeye göre, Mustafa Kemal Atatürk'ün Kutsal Topraklar'la ilgili olarak Meclis'te yaptığı bu konuşmanın tam metni şöyledir: "Araplar'ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür. Araplar'ın arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez.
 
Biz vakıa birkaç sene Araplar'dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerinin Museviler'in ve Hristiyanlar'ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla ittiham edildik.
 
Fakat bu ittihamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar'la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında (altında) bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için Yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin ayaklanıp icraata geçeceğin eşüphemiz yoktur."
Görüldüğü gibi, Atatürk Türkiye dışındaki Türk dünyasına ve İslam dünyasına karşı kayıtsız ve ilgisiz değildir. Suriye ve Irak gibi İslâm ülkeleriyle federasyon, konfedarasyon gibi birleşmelere dahi sıcak bakmıştır. Atatürk'ün Türkiye dışındaki Türklere ve İslam âlemine kayıtsız ve ilgisiz olduğunu iddia etmek Atatürk'e ve Atatürkçülüğe ihanet olur.
 
Sadece Atatürk'ün önceliği Türkiye'dir. Nitekim Atatürk zamanı gelince Hatay'ı Anavatana ilhak etmesini bilmiştir. Ayrıca Atatürk, bugünkü Kuzey Irak'ı hep milli sınırlarımız içinde görmüştür. Ayrıca Dış Türklerden Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Sadri Maksudi ve Abdülkadir İnan Atatürk'ün en çok sevdiği ve saydığı insanlardır. Atatürk, Dış Türklerle zamanına ve oluşacak şartlara göre akılcı bir politika izlenmesinden yanadır.


 


Diğer ARAŞTIRMA Haberleri

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sıras...

Derin güçlerin taşeronu DHKP/C

Derin güçlerin taşeronu DHKP/C

  TSK kendi içerisinde temizliğe başlamış ancak aylardır darbeye uygun ortam hazırlamak için beslenen sol ve sosyalist örgütler ortada ve sahipsiz kalmıştı...

Dünya tarihinin akışını değiştiren destan: ÇANAKKALE

Dünya tarihinin akışını değiştiren destan: ÇANAKKALE

Türk askeri ve komutanının kahramanlığıyla kazanılan Çanakkale savaşları, dünyada benzeri görülmemiş bir destan yarattı.    "HASTA adam&...

ATA YURTLARIMIZ, TUVA VE HAKASYA

ATA YURTLARIMIZ, TUVA VE HAKASYA

 SİBİRYA, ANADOLU GİBİ 300 milyonluk dili dini irki aynı olan bir TÜRK Birliği kurulmalı   Yaradan buyuruyor; -Akrabaların senin en yakınlarındır, onlara g...

TÜRK DÜNYASININ DEDE KORKUT'U

TÜRK DÜNYASININ DEDE KORKUT'U

  Profesör Dr. Orhan Gedikli Hocanın kültür ekibi ziyaret ettikleri yerlerde Türklerin ayak izlerini takip ediyorlar. Müzeler. Üniversite yö...

KIZILDERİLİLER TÜRK MÜYDÜ?

KIZILDERİLİLER TÜRK MÜYDÜ?

ALİ ÖNCÜ'NÜN KALEMİNDEN...   Orda, KANDAŞLARIMIZ var uzakta. Onlar TÜRK. Bazıları TÜRK adını duymak istemese de. ATA köklerimiz orada. VE kalbi...

AKP'nin çakma Yavuz politikası işe yaramadı

AKP'nin çakma Yavuz politikası işe yaramadı

CUMHURİYET düşmanlığını siyasal İslamcılığın, ümmetçiliğin bir gereği sayanlar, Cumhuriyet'in İslam'a darbe indirdiği düşüncesiyle, üniter de...

BURNUMUZUN DİBİNDEKİ RODOS

BURNUMUZUN DİBİNDEKİ RODOS

  Yaşadığım ve çok sevdiğim dünyanın incisi Marmaris'e 50 km uzaklıkta olan Rodos, (Bozburun Yarımadasında bulunan Bozukkale Mevkiine ise mesafe 18 km) Ülkemi...

3 Mayıs Milliyetçiler Günü: BU SEVDA BİTMEZ

3 Mayıs Milliyetçiler Günü: BU SEVDA BİTMEZ

    Türk olduğunu ifade etmenin neredeyse suç sayıldığı ve 'ayrımcılık' kabul edildiği bir dönemde, 3 Mayıs Milliyetçiler Gün&uu...

Başbuğ Türkeş'in Hayatı

Başbuğ Türkeş'in Hayatı

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş, tarihte örneklerine pek sık rastlamayan müstesna şahsiyetlerden biridir. Karizmatik lider bilge lider tarihi şahsiyet gibi sıfatlar T&uum...