Ortadoğu Gazetesi

BUNLAR FİTNE VE BOZGUNCU

GÜNCEL / 2017-02-17 09:24:47

BUNLAR FİTNE VE BOZGUNCU

MHP'deki müzmin muhalefet ve geçmişi hakkında gazetemiz Ortadoğu'ya önemli tespitlerde bulunan MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın, "Dün Alparslan Türkeş'e isyan eden kafa, bu defa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin karşısına dikilmiş durumda" dedi.

 

MHP CAMİASI İLE ALAKASI KALMAYAN MÜZMİN MUHALİFLER

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, "Bizdeki muhalefet, geçmişteki isyanların çağdaş versiyonudur. Sırtlarına 'MHP muhalefeti' yaftası asılan; ancak MHP camiası ile alakası kalmayan müzmin muhaliflerin tarihî, psikolojik, psikososyal ve psikosomatik incelemesi yapıldığında görülmektedir ki bu da bir "fitne ve bozgunculuk" hareketidir. Müzmin muhalifler, modern çağın celali ve yeniçerileridir" dedi. 

 

DÜN BAŞBUĞ'A KAZAN KALDIRANLAR, BUGÜN BAHÇELİ'YE KARŞILAR

YALÇIN, "MHP'den ruhen ve bedenen koptukları hâlde bugün bozgunculuklarını sürdürenlerin kökleri çok eskilere gider. Bugün kendilerini eski Ocak Genel Başkanı olarak lanse ederek paye elde etmeye, itibar ve imtiyaz kazanmaya çalışan ve bunları Devlet Bahçeli aleyhinde kullanmaya uğraşanlar, geçmişte Bizim Ocak'ta dergicilik yaparken MÇP'ye ve Alparslan Türkeş'e de kazan kaldıranlardır. Bunlar, yalnızca kerametleri kendilerinden menkul kimselerdir" açıkalaması yaptı.

 

HEM KUCAĞIMIZA OTURUYOR HEM DE SAKALIMIZI YOLUYORLAR 

TÜRKEŞ de dâhil, bu kesime bir türlü lider beğendirilemediğini kaydeden Yalçın, "Hem bizzat Devlet Bahçeli boy hedefi yapılıyor hem de Divan üyeleri başta olmak üzere MHP yöneticilerinin istifası isteniyor. Partimizde Anayasa değişikliği konusunda hayırcı olup hâlen milletvekili olarak kalanlarsa istifa etme erdemini bile göstermiyor. Hem kucağımıza oturuyor hem de sakalımızı yoluyorlar" değirlendirmesinde bulundu.

 

 

İŞTE YILDIRAY ÇİÇEK'İN MHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SAYIN PROF. DR. E. SEMİH YALÇIN İLE "MÜZMİN MUHALEFET VE GEÇMİŞİ" ÜZERİNE RÖPORTAJI  

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın, MHP'deki "Müzmin muhalefet ve geçmişi hakkında önemli tespitlerde bulundu. 

 

Yıldıray Çiçek: Sayın Yalçın, Anayasa Değişikliği Teklifi yasalaştı. MHP'de muhalif kesim başından beri teklif aleyhinde bulundu. Şimdi de referandumda hayır kampanyası için hazırlanıyorlar. Her fırsatı MHP aleyhinde kullanmaya çalıştıkları gözlenen ve sık sık kazan kaldıran bu hayırcılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

MÜZMİN MUHALİFLER, GÜNÜMÜZÜN CELALİ VE YENİÇERİLERİDİR

Semih Yalçın:  Ben, bizim müzmin muhalefeti celalilerle yeniçerilere benzetiyorum. Her ikisinin karışımı aslında… 

Osmanlı tarihinde celali ve yeniçeri isyanları meşhurdur. Celalilerle yeniçeriler; zaman zaman devlete başkaldırmakta iş birliği, el birliği etmişlerdir. Bunların bazen birtakım saray çalışanları ve devlet yöneticileri tarafından çıkar amaçlı tahrik edildikleri veya yönlendirildikleri, bazen de kendi içlerindeki örgütlenmelerle harekete geçtikleri bilinmektedir. 

Celali ve yeniçeri isyanları ne "devlet-i ebet müddet" ne "ila-yı kelimetullah" ne "sancak-ı şerif" ne "mukaddes vatan" ne de "cihat" için çıkarılmıştır. İsyanların temelinde devletin ve Osmanlı halkının geleceğiyle ilgili endişe ve mülahazalardan çok ekonomik, siyasi, askerî ve sosyal sebepler yatmaktadır. 

Şurası muhakkaktır ki celali ve yeniçeri isyanlarının içinde bugüne ışık tutacak ibret levhaları mevcuttur. Sergerde, çapulcu ve başıbozuk cahillerin; kendini hayatın ve devletin merkezinde sanan menfaatperestlerle kifayetsiz muhterislerin taassup ve aç gözlülükleri yüzünden devlet ciddi tehlikelere maruz kalmıştır. Başkaldırılar yüzünden nice devlet adamları, hanedan üyeleri, padişahlar hayatını kaybetmiştir. Celali ve yeniçeri isyanları için, fitne ve bozgunculuğun eyleme dönüşmesi demek de yanlış olmaz.

 

BU BİR FİTNE VE BOZGUNCULUK HAREKETİDİR

Bizdeki muhalefet, geçmişteki isyanların çağdaş versiyonudur. Sırtlarına "MHP muhalefeti" yaftası asılan; ancak MHP camiası ile alakası kalmayan müzmin muhaliflerin tarihî, psikolojik, psikososyal ve psikosomatik incelemesi yapıldığında görülmektedir ki bu da bir "fitne ve bozgunculuk" hareketidir. Müzmin muhalifler, modern çağın celali ve yeniçerileridir. 

Çünkü bunlar, Ülkücü olmayı öğrendiklerini sandıkları Başbuğ Alparslan Türkeş'ten bu yana MHP Genel Merkezine başkaldırmayı anane haline getirmişlerdir. Doğru olan şeyleri dahi yanlış görüp göstermek; bunların itiyadı, cibilliyeti ve meşrebidir.

Kirli pilav kazanlarında pişen hoşaflara alışkın olan yeniçerilerin, kazanlar temizlendikten sonra yapılmaya başlanan hoşafları dökerek "Hoşafın yağı kesildi." diye kazan kaldırdıklarına dair hikâye meşhurdur.

Müzmin muhalefetin MHP Genel Merkezine kazan kaldırması, yeniçeriliğin itiyadındandır. Kullandıkları dil ve üslup da celali ağzıdır. 

 

Yıldıray Çiçek: MHP Genel Merkezine "Balgat Dükalığı" demelerinin, bu üslup ve dille ilgisi var mı?

Semih Yalçın: Elbette var. MHP Genel Merkezine "Balgat Dükalığı" diyen kafa, Osmanlı sarayına yürüyerek kelle isteyen asilerin kafasıyla aynı. Bu fitne ve bozgunculuk hareketinin, Osmanlı döneminde âdeta birbirinin devamı ve benzeri olan isyanlarla ortak yanları var. Hatta ayrılıkçı ve bozguncu fitnenin sahnelediği oyunlar, bir televizyonun "devamlılık stüdyosu"nda bulunulduğu hissini veriyor. 

Bugün MHP Genel Merkezine kazan kaldıranlar, Ülkücü Hareketin geçmişindeki celali ve yeniçeri eylemlerinin unutulduğunu sanıyorlarsa aldanıyorlar. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür." ama o günlerin canlı şahitlerinin ekseriyeti de aramızda. Mazinin ihanetlerini unutmayanlar çoğunlukta. Artık nevzuhur isyancı takımının takkelerini düşürüp kellerini dosta düşmana göstermenin, davanın ambarındaki torbalardan kendilerine don dikenlerin cemaziyülevvellerini ortaya dökmenin zamanı geldi. Bunlar artık ruhen de bedenen de bizden koptular. Nasıl Yeniçeri Ocağı kapatıldıysa bunların da tasfiyesi çok uzak değil. 

 

Yıldıray Çiçek: MHP'de muhalefet Sayın Devlet Bahçeli'den sonra mı teşekkül etti?

Semih Yalçın: Hayır. Adı üzerinde müzmin muhalefet… MHP'den ruhen ve bedenen koptukları hâlde bugün bozgunculuklarını sürdürenlerin kökleri çok eskilere gider. Bunlar rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş zamanında da vardı. Alparslan Türkeş'in sağlığında yaşanan bazı ayrılıklarla bugünkü müzmin muhalefetin temelleri atıldı. Milliyetçi-Ülkücü Hareketin bünyesinde başlangıçtan beri birtakım muhalefet hareketleri vardı. Hatta CKMP döneminde bile vardı. Alparslan Türkeş'i asker kökenli olduğu için istemeyen bir grup; CKMP'nin başına geçmemesi için ona muhalefet etmişti. Sonraki yıllarda da çeşitli vesilelerle başlarını çıkarmışlar, Türkeş'e karşı tutumlarını sürdürmüşlerdi. Bugünkü ayrılıkçı hareketin asıl temelleri ise 1991 yılında atıldı.

 

Yıldıray Çiçek: Alparslan Türkeş karizmatik bir liderdi. Ülkücü camiayı birçok badireden sıyırıp toparlamıştı. Etrafındaki kitlenin ona olağanüstü saygı ve bağlılık duyduğu hep hatırlanır. Nasıl oldu da Türkeş'e rağmen böyle bir damar oluştu? 

 

NANKÖR VE KADİRBİLMEZLER

Semih Yalçın: Türkeş'e muhalefet edenler onu ve davasını özümsemeyenlerdir. Ülkücülüğü içlerine sindiremeyenlerdir. Merhum Dündar Taşer Ağabeyin söylediği ve Ülkücü terbiyenin dibacesi olan meşhur bir sözü vardır, "Alparslan Türkeş'in yanlışı, benim doğrumdan üstündür." diye… İşte bu sözün ne anlama geldiğini bilmeyenler, geçmişte Başbuğ Türkeş'in karşısına dikildiler. Nankörlük ve kadir bilmezlik ettiler. Oysa Türk milliyetçiliğinin siyaset platformunda kök salması, milyonlarca Ülkücü gencin yetişip ülkenin geleceğine canları ve kanlarıyla sigorta olmaları; Alparslan Türkeş'in sayesindedir. Bütün Ülkücüler; ona çok şey borçludur, hatta bütün Türkiye ona medyunuşükrandır. 

Alparslan Türkeş; siyasi mücadelesi boyunca büyük badireler atlattı, çileler çekti. Vaktiyle yaptıkları ve söyledikleri bazı çevrelerden tepki aldıysa da zaman hep onu haklı çıkardı. Türkeş, Hindistan'dan sürgünden döndükten sonra Türk siyasetinde hep sağduyunun ve diyaloğun timsali oldu, yapıcı ve dengeleri gözeten politikalar takip etti. Parlamentoda yer aldığı yıllarda, bütün tıkanıklıkların çözümünde yapıcı rol üstlendi. Onun attığı bütün adımlarının arkasında, sadece Türkiye'nin bütünlüğü ve Türk milletinin vazgeçilmez çıkarları vardı. 

Alparslan Türkeş, 12 Eylül Askerî Darbesi'nden sonra 1985 yılına kadar 4,5 yıl tutuklu kaldı. Tahliye olunca, hareketi toparlamak için insanüstü bir çaba sarf etti. Başarılı da oldu.

 

Yıldıray Çiçek: Müzmin muhalefetin asıl temelleri 1991 yılında atıldı demiştiniz. Yeniden oraya dönelim Sayın Yalçın. O yıllarda MHP değil de MÇP vardı. MÇP çatısı altında mı oluştu muhalefet?

Semih Yalçın: Öyle de denilebilir. 1987'de siyasi yasaklar kalktığında, merhum Alparslan Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisine girmiş ve yapılan kongrede genel başkan seçilmişti. MÇP; 1991 yılında yapılan Genel Seçimlerde Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile seçim ittifakı yapmış, kazandığı 19 milletvekiliyle siyasette etkin bir parti hâline gelmişti.  O dönemde Türkeş, Türkiye'nin yaşadığı olağanüstü şartlar ve terörle mücadelenin gereklerini dikkate alarak yapıcı ve mutedil bir politika takip ediyordu. Bunun en bariz örneği, Türkeş'in; partisindeki milletvekillerinden 1991 yılı Kasım ayı sonunda DYP-SHP iktidarına güvenoyu verilmesini istemesiydi. Ancak yetiştirdiği ve birlikte yola çıktığı "dava arkadaşları"ndan bazıları, onu yeterince anlamadıkları ve kendilerini artık pişip yetişmiş sandıkları için ona muhalefet ettiler. Bazı MÇP milletvekilleri güvenoyu vermeye yanaşmadılar. Hatta TBMM Genel Kurul salonunu terk ettiler. "Başbuğ Alparslan Türkeş'in bir bildiği vardır. Vaktiyle Dündar Ağabey de buna işaret eden sözler sarf etmiştir." deme erdemini gösteremediler. Geldikleri yeri ve edindikleri isimleri davanın mehabetine değil de kendi nefislerine bağladıkları için onun karşısına dikildiler, hareketimizi ciddi bir bölünmenin eşiğine getirdiler.

 

Yıldıray Çiçek: Sanırım merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve bir grup arkadaşını kastediyorsunuz. 

Semih Yalçın: Evet. O dönemde "Türkeş'siz Türk milliyetçiliği" senaryoları da ortaya atılmıştı. Artık Alparslan Türkeş'in liderlikten çekilmesi, "bir bilen veya bilge adam" olarak kalması gerektiğini söyleyenler bile çıkmıştı. Türkeş'in artık yaşlandığını söyleyen bu isimler, bazı milletvekillerinin ve bir kısım partilinin kopuşuna zemin hazırladılar.

 

Yıldıray Çiçek: Sadece DYP-SHP koalisyonuna güvenoyu vermeme yüzünden mi ortaya çıktı ayrılık? Bunun bir arka planı yok muydu?

 

TÜRKEŞ'İN VAZETTİĞİ DOKTRİNDEN SAPTILAR

Semih Yalçın: Vardı elbette. Bu kopuşu tetikleyen unsurlardan biri, Bizim Dergâh ve Bizim Ocak dergilerinin öngörüsüz, basiretsiz yazı ve propagandaları oldu. Bu dergilerde, Türk milliyetçiliği fikriyatından uzaklaşılarak birtakım dinî motif ve mefhumlar; sadece slogandan ibaret, sathi, ilmî derinlikten uzak ve retorik düzeyindeki söylemlerle radikal İslamcı görüşler ışığında savunulmaya başlanmıştı. Türk milliyetçiliği fikir sistemini ve milliyetçi-Ülkücü Hareketin kavgasını unutanlar, başka ufuklara yelken açmaya başlamışlardı. O günkü ayrılıkçı hareketin başını çekenlerin o dönemdeki yazı, ifade, röportaj ve anılarına bakıldığında bu çıplak hakikat görülür. Alparslan Türkeş'in doktrine ettiği yoldan ayrılmalarda bu fikrî ve manevi sapmanın rolü vardır. Diğer taraftan bu sapışı savunanların psikolojisinde, 12 Eylül'de çekilen çilelerin vebalini Alparslan Türkeş'in sırtına yükleme kolaycılığı ve bühtanı da gizliydi. 

Ülkücüler Allah'tan başka kimseden bir şey beklemeden mücadele etmeyi öğrenmişlerdir Ocaklarda. Onun içindir ki dava uğrunda hayatlarını kaybeden, asılan Ülkücülere şehit denmişti. Allah yolunda kavga verdiğine inananların çektikleri çile ve ıstıraplara rıza göstermesi, sabır ve tevekkül içinde olması gerekirken, başlarına geleni Hak'tan değil; kuldan bilmeleri celali cahilliğindendi. Sözünü ettiğim dergilerde İslam'ın temel düsturları dışına çıkılarak radikal İslamcı görüşlere, selefî İslam anlayışına yaklaşıldığı anlaşılıyordu. Bu gibi sebep ve saiklerle Başbuğ Türkeş'e adı konmamış bir muhalefet bayrağı açılmıştı. Hâlbuki Türkeş'in vazettiği fikirler zaten İslami ruhtan, özden asla uzak değildi. Alparslan Türkeş, "Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur." diyerek İslam'ın Türklük açısından öneminin de altını çizmişti.

 

Yıldıray Çiçek: Bizim Dergâh ve Bizim Ocak dergileri hakkında biraz bilgi verir misiniz? Kimler çıkarıyordu bu dergileri?

Semih Yalçın: Her ikisi de askerî darbeden sonra çıkarılmaya başlandı. Önce Bizim Ocak geçti faaliyete. Ankara'da başladı yayın hayatına. Sonra birkaç yerde dergi temsilcilikleri açıldı. Cezaevlerine tıkılmamış gençler burada yazı yazmaya başladılar. 

Bizim Ocak, 12 Eylül Askerî Darbesi sonrasındaki geçici fetret döneminin ham meyvesiydi. Fikir ve gönül susuzluğu yaşayan camiamıza çölde bir vaha olmak yerine, muşmula gibi boğazımıza durmuştu. 

Daha sonra Bursa Cezaevi'nde yatan Ülkücü mahkûmlar tarafından Bizim Dergâh isimli bir dergi yayımlanmaya başlandı. Bizim Dergâh, bir süre sonra Ankara'da şube açtı.

Her iki derginin ortak özelliği, MÇP içinde oluşmaya başlayan ve sonradan su yüzüne çıkan gizli muhalefete destek vermesiydi. 

Alparslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu hapisten çıktıktan sonra MÇP'de buluştular. Türkeş Genel Başkan, Yazıcıoğlu da Genel Sekreter Yardımcısı oldu. Yazıcıoğlu 70'li yıllardan beri Başbuğ'a halef olarak görülür, pek sevilirdi. Ülkü Ocakları Genel Başkanı iken önemli hizmetler vermiş, Ülkücü Hareketin mücadelesine büyük katkılarda bulunmuştu. Ama onu üstün kılan; kendi meziyetleri değil, hareketin büyüklüğüydü. Lakin bu dergiler, marifeti davanın büyüklüğü yerine Muhsin Yazıcıoğlu'nun teşkilat ve camia içindeki itibarında görme yanılgısına düşerek onun peşinden gittiler.

 

CİVCİV YUMURTADAN ÇIKMIŞ, KABUĞUNU BEĞENMEMİŞ

 

Muhsin Yazıcıoğlu'nun, Genel Sekreterken Anadolu gezilerinde yaptığı sohbet ve konuşmalarda "Bu partide lider sultası var." dediği çok iyi bilinir. Hem kendisinin hem de yakın çevresinin Türkeş'in siyasi tutumunu eleştirdiği, her vesileyle ondan memnuniyetsizliklerini dile getirdikleri hâlâ hatırlarda. Aralarında Türkeş hakkında çok ağır ifadeler kullananlar da var. O günlerin şahitleri hâlâ hayatta.

Bunların Başbuğ Türkeş'i beğenmemesi karşısında söylenecek sözler şunlar:

"Kestane kabuğundan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş." Veya

"Civciv yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş."

Kendilerini yetiştiren, Ülkücü olmalarını sağlayan onları fikir ve vizyon sahibi yapan bilge bir lideri eleştirenler, hamken pişip olgunlaştıklarını zannettiler ama kendilerini yaktılar. Davaya da büyük zarar verdiler.

 

Yıldıray Çiçek: 1991 Kasım'ındaki güvenoyu bunalımından sonra neler yaşandı?

Semih Yalçın: Bizim Dergâh ve Bizim Ocak dergilerinin körüklediği fitne ve bozgunculuk, birçok arkadaşımızı etkiledi maalesef. Dergileri çıkaran kişilerin ve onların etrafında toplananların çevirdiği dolaplar, Ülkücü camiada rahatsızlığa yol açtı. Hatta küçük bir grubun rahatsızlıklarını göstermek için Bizim Dergâh'ın Ankara'daki merkezini bastığını hatırlıyorum. 

 

BİZANS ENTRİKALARI ÇEVİRDİLER

Bu dergilerin yayın politikalarıyla Muhsin Yazıcıoğlu'nun parti içinde oluşturduğu klik bir araya gelince, bir iç kavga ve çekişme manzarası ortaya çıktı. Bizans entrikaları dönüyordu camiada. Alparslan Türkeş'in şu tespitleri ne kadar da manidardı:

 "Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır: Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek. Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi Harekette bir saniye daha fazla kalmayınız. Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz her şeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk milletini batıran, Bizans'ı batıran, Osmanlı İmparatorluğu'nu batıran hastalık budur."

Bu arada söz konusu dergiler ve bunları çıkaran ekip Alparslan Türkeş aleyhindeki propagandalarını sürdürüyor, Muhsin Yazıcıoğlu'nu yolların ayrılması yönünde teşvik ediyordu. "Cömert derler maldan ederler, yiğit der candan ederler." Misali, fısk ve fücur erbabı Muhsin Yazıcıoğlu'nu iğva etti. O zaman Başbuğ Alparslan Türkeş'in politik duruşuna muhalefet eden Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları, MÇP'den ayrılarak yeni bir siyasi oluşum etrafında toplanmaya karar verdiler. Gerekçeleri ise bir kardeş kavgasına yol açmamaktı. Oysa çoktan kavga çıkmış, fitne ve bozgunculuk yapmıştı yapacağını… Testi kırılmıştı artık. 

Alparslan Türkeş'e başkaldıran milletvekilleri, 1992 Temmuz'unda MÇP'den istifa ederek başka bir siyasi oluşumun etrafında birleştiler. Güya Ülkücü camiayı temsil eden Bizim Ocak'ın temsilcileri de topluca istifa ederek ayrılıkçı harekete katıldılar.

1992'de sergilenen isyancı ve ayrılıkçı tutum, davanın "saffet"ine, camianın "bütün"lüğüne zarar verdi. 

 

Yıldıray Çiçek: Başbuğ Türkeş bu ayrılığı önlemek için hiç çaba sarf etmedi mi?

Semih Yalçın: Etmez olur mu? Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve arkadaşlarını vazgeçirmek için çok gayret gösterdi.  Açıkça kendisi aleyhinde bulunmalarına rağmen, onları asla silmedi ve olağanüstü hoşgörülü davrandı. O karizmatik ve sert görüntüsünün ardında yumuşak bir kalbi vardı Türkeş'in. Müşfik ve merhametli bir baba gibiydi. Bütün Ülkücüleri öz evlatları gibi görürdü. Ayrılığı önlemek için ne kadar uğraştıysa da olmadı. İpler kopmuştu artık. Sonrasını biliyorsunuz. Yeni bir parti macerası ve marjinalleşme süreci… Ana gövdeden kopan dallar kuruyor.

 

Yıldıray Çiçek: Bildiğimiz kadarıyla Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte MÇP'den ayrılanlardan bir kısmı geri döndü. Son dönemde MHP camiasında muhalefetin oluşumunda bu eski Türkeş muhaliflerinin payı var mı? 

Semih Yalçın: Tam üstüne bastınız. Yıllar sonra nedamet getirip MHP saflarına dönenler, partiden ve camiamızdan kopuşun yanlış olduğunu söyleyenlerden bir kısmı, bu kez de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye muhalefet etmeye başladılar. Biz bunun için kronik yani müzmin muhalif diyoruz bunlara… 

 

DÜN TÜRKEŞ'E KAZAN KALDIRANLARLA BUGÜN BAHÇELİ'YE SALDIRANLAR AYNI

Türkeş de dâhil, bu kesime bir türlü lider beğendiremiyoruz.

Bugün kendilerini eski Ocak Genel Başkanı olarak lanse ederek paye elde etmeye, itibar ve imtiyaz kazanmaya çalışan ve bunları da Devlet Bahçeli aleyhinde kullanmaya çalışan birkaç kişi var ya işte onlar, geçmişte Bizim Ocak'ta dergicilik yaparken MÇP'ye ve Alparslan Türkeş'e de kazan kaldıranlardır. Bunlar, yalnızca kerametleri kendilerinden menkul kimselerdir.

Hakikatte Bizim Ocak sadece bir dergi temsilciliğiydi. Ankara'daki idarehanesi de Ülkü Ocakları Genel Merkezi filan değildi. Ayrıca geçmişteki yazı ve tutumlarıyla, davamızın kurucu lideri Alparslan Türkeş'e aleyhtarlıklarıyla Ülkücülerin nefretini kazanmışlardı.

Geçmişte camia içinde kaynayan kazanın merkezi hâline gelmiş olan Bizim Ocak dergisinde toplanarak fitne ateşine yazı ve davranışlarıyla odun atıp körük çekenler, bugün yine ortaya çıktılar. Osmanlıda Celali isyanlarına katılan esnaf gibi; vaktiyle Bizim Ocak'ta bir araya gelen mahrukatçı ve körükçüler, bugün yine sahnede. Hepsi birer kanaat önderi, mümeyyiz, muallim ve Ülkücülük mütehassısı kesildiler. Hepsi milliyetçi-Ülkücü Hareketi dizayn etmeye kalkıyor, ideoloji allameliği taslıyor. Bunlara, birtakım sosyal medya kahramanları da eklendi. Dipsiz bir sanal dünyada bol keseden ahkâm kesiliyor, gölgelere kurşun atılıyor, suya yazı yazılıyor.

Ülkücülerin, bunların üst perdeden ifade ve tavırlarını görünce "Siz kanaat önderiydiniz de biz mi görmedik? Sizin akıl hocası ve yaman birer ideolog olduğunuzu nasıl fark edemedik? Hepiniz birer kahramandınız da neden anlayamadık?" diyesi geliyor.

 

Yıldıray Çiçek: Muhsin Yazıcıoğlu ve ekibi kendi içlerinde tutarlı davranmış, yollarını ayırmışlar. Kronik muhalif dediğiniz grup ise hâlâ kendilerini MHP'den ve onun bir parçası gibi göstermeye çalışıyor. MHP amblemleri, bayrağı Ülkücü sembolleri kullanılıyor. Buna ne diyeceksiniz?

Semih Yalçın: En azından dönemin ayrılıkçı milletvekilleri istifa etme erdemini gösterip kendi yollarına gittiler. Bunlarsa hâlâ hareketin içinde kalmaya çalışarak bozgunculuğa devam etme istidadında.

Geçmişten, geçmişteki ayrılıklardan ders çıkarılmalı. 1992'de MÇP'den ayrılanlar arasında camiamızda sevilen, verdikleri mücadeleyle sivrilen isimler elbette vardı. Ancak bu, onların hatalarını ve harekete verdiği zararları örtmedi. Onların ayrılmamasının daha hayırlı olacağı sonradan ortaya çıktı ama o zaman çeşitli sebepler ve tahriklerle bunu göremediler. Hırslar basiretlerini örttü, camiaya verecekleri ve kendi uğrayacakları zararları bu sebeple hesap edemediler. 

Önce de söylediğim gibi, kurdukları siyasi oluşum zamanla marjinalleşince, gidenlerin çoğu MÇP'den kopuşun bir hata olduğunu itiraf ettiler. Aralarında pişmanlıklarını ifade edenler, samimiyetle yuvaya dönenler oldu. Gerçekten samimi olanlar, nedametle yeniden camiamız içinde yer aldılar. 

 

MÜZMİN MUHALİFLERLE MHP'NİN DOKUSU TUTMUYOR

Dönemin partisi MÇP ve Alparslan Türkeş aleyhinde kazan kaynatan kaşarlanmış bazı muhaliflerden dokuları bozulanlarsa doku uyuşmazlığı yaşadılar. Meşrepleri icabı muhalefete yöneldiler. Bir kere bozulan doku, dikiş tutmuyor. Ekşiyen mayanın tadı ve karışımı düzelmiyor. 

Muhaliflerin MHP'ye ait sembol ve bayrakları kullanması ise doğrudan bünyedeki bir hastalığa değil; geçmişten günümüze gelen hastalıkların oluşturduğu bir sendroma işaret ediyor. Kronik muhalefet bünyedeki tıkalı damarın varlığını göstermekle birlikte, bu bir güç veya müessiriyetin karşılığı değil. Bu damar, hayati organları beslemediği için zamanla kuruyacak ve ana gövde kendisini tamir edecektir.

Muhalefet damarı, gövdeyi ayakta tutan, besleyen ana damar olsaydı 1992 sonrasında bünyede kalıcı hasar bırakabilirdi. MÇP sonradan MHP oldu ve siyasi hareketimiz yoluna devam etti. Ana gövdeden kopan parçalarsa un ufak oldular.

 

Yıldıray Çiçek: Muhalifler 18 Şubat'ta Ankara'da toplu bir şekilde "HAYIR'sız" bir poz verecekler. Bu arada Meral Akşener de gezi ve toplantılarını sürdürüyor? Bunun hayır kampanyasına etkisi nasıl olur?

Semih Yalçın: Görüyorsunuz. Dün Alparslan Türkeş'e isyan eden kafa, bu defa MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin karşısına dikilmiş durumda. Hem bizzat Devlet Bahçeli boy hedefi yapılıyor hem de Divan üyeleri başta olmak üzere MHP yöneticilerinin istifası isteniyor. Partimizde Anayasa değişikliği konusunda hayırcı olup hâlen milletvekili olarak kalanlarsa istifa etme erdemini bile göstermiyor. Hem kucağımıza oturuyor hem de sakalımızı yoluyorlar. Dışarıdaki muhalefetle uyumları da celali-yeniçeri işbirliği kıvamında… 

 

AMAÇ, FİTNE VE BOZGUNCULUĞU GENİŞLETMEK

Müzmin muhalifler, "lidere ve partinin politikalarına karşı çıkmayı marifet belleyip doğruluk ve yiğitlik gösterisi yapanlar"la "nefislerine yenilip şeytana uyanlar" şeklinde iki kısma ayrılıyor. Biri mahrukatçı, diğeri de körükçü.

Anayasa değişikliği aleyhinde kampanya yürütmeyi bahane ederek 18 Şubat'ta yeni bir isyan dalgası yaratmaya yeltenen müzmin muhalefetin amacı belli: Fitne ve bozgunculuğu genişletmek. Geçmişte Bizim Dergâh ve Bizim Ocak gibi mevkutelerin icra ettiği işlevi ise bugün "Fitneçağ" yerine getiriyor. 

Alparslan Türkeş'siz MHP ve Türk milliyetçiliği senaryolarının baş aktörlerinden Sadi Somuncuoğlu da müzmin muhaliflerin en yaşlısı sıfatıyla ağabeylik ve sözde "bir bilen"lik göreviyle kronik muhaliflerin önüne düşmüş vaziyette. Kılavuz ve karga meselesi…

Somuncuoğlu, dün MHP'de Türkeş'e yıllar boyu muhalefet ettiği gibi, bugün de Devlet Bahçeli'ye muhalefet edenleri bir arada tutmaya çabalıyor.

CKMP'den beri Başbuğ Alparslan Türkeş'e muhalefet etmeyi "şecaat" zanneden Sadi Somuncuoğlu'nun, kurduğu Millî Düşüncesizlik Merkezi'ni de muhalif tayfasının emrine verdiğini görüyoruz.

Alparslan Türkeş hapisten çıkıp siyasi yasaklar kalktıktan sonra MHP'yi ele geçirmek ve Türkeş'in genel başkan olmasını engellemek için bir grup partiliyi arkasına alarak harekete geçen de Sadi Somuncuoğlu'ydu. Ama Türkeş'in tokadını yedi.

İşte böylece bir şer cephesi teşekkül etti. Sultan İkinci Abdülhamit'in dediği gibi; tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. 

Lakin bu bahtsız ekip boşuna çabalıyor. Yürüttükleri ayrılıkçı muhalefet o derece kaşarlanmış ki bunları camiamızın dokusunun kabul etmesine imkân ve ihtimal kalmadı. Bunları bekleyen gelecek de akıbet de belli. Tek çareleri, bir siyasi oluşum etrafında toplanıp tarihin çöplüğüne gönderilmeyi beklemek.  

Bunların tumturaklı siyasi gösterileri, âlâyıvalâ ve tantana ile giriştikleri eylemler, siyasi istimnadan yani nefislerini tatminden ibaret. Çabalarının hiçbir samimi ve iyi niyetli yanı yok. 

Geçmişte de aynı debdebeyle MÇP'den ayrılanları tarih çabucak yargıladı, hatalarını ayıkladı. Mazideki hatalar yüzünden bünyemizde oluşan damar tıkanıklığı da giderilerek ana gövde temizlendi. Bugünkü psikosomatik tepkiler de çok fazla sürmeden ortadan kalkacaktır.

Müzmin muhalefeti geçmişten ibret dersi almaya, akıllarını başlarına toplamaya davet ediyoruz. 

MHP, ana gövde… Ondan kopan kolların kuruyacağı, tıkanan damarların açılacağı muhakkak... Esas olan ana gövdenin sağlıklı gelişmesi ve kollarının bütün Türkiye'yi sarıp sarmalaması...

Mazide MÇP'nin yoluna devam ettiği gibi, bugünkü MHP de yürüdüğü mukaddes dava yolunda ilerler. 

 

BUNLARA İTİBAR EDEN OLMAZ

Bu takımın aleyhte propagandaları, algı çalışmaları bir işe yaramaz. Çıkardıkları gürültünün aksine MHP tabanında ve halk nezdinde bir karşılıkları da yok. Küçük ve mahdut bir kitlenin dışında bunların hayır kampanyalarına itibar eden olmaz.

Bunların toplantılarına dikkat edin. Çoğunluğu aynı şahıslardan oluşan birkaç bin kişilik değişmeyen bir kalabalık, Meral Akşener veya diğerleri nereye gitse orada toplanıyor. Amaçları kalabalık görünmek, büyük bir rüzgâr yarattıkları hissini vermeye çalışmak. Gerçekte ise bunlar önemsenmeye değmeyen küçük bir zümre.

 

"MÜZMİN MUHALEFET PARTİSİ" KURSUNLAR 

Söylediklerini bir inceleyin, incir çekirdeğini doldurmadığını görürsünüz. Hiç Türkiye'nin ve Türk milliyetçilerinin geleceğine dair dişe dokunur bir kelam ettiklerini duydunuz mu?

Eğer bu oluşum bir parti kuracaklarsa ben kronik muhalefete bir isim tavsiye ederek tamamlayayım sözlerimi: Müzmin Muhalefet Partisi 


 


Diğer GÜNCEL Haberleri

Mesut Yılmaz'ın oğlu Yavuz Yılmaz hayatını kaybetti

Mesut Yılmaz'ın oğlu Yavuz Yılmaz hayatını kaybetti

Eski başbakan Mesut Yılmaz'ın oğlu Yavuz Yılmaz hayatını kaybetti. 38 yaşındaki Yavuz Yılmaz'ın intihar ettiğinden şüphe ediliyor.    Eski Başbakan Mesu...

Terör şüphelisi Emniyet binasından atlayıp intihar etti

Terör şüphelisi Emniyet binasından atlayıp intihar etti

Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde yol denetiminde yakalanan ve 'PKK Terör örgütü üyeliği' suçundan arandığı öne sürülen 24 yaş...

10 köyde PKK'ya yönelik operasyon tamamlandı

10 köyde PKK'ya yönelik operasyon tamamlandı

Diyarbakır'ın Kulp, Silvan ve Lice ilçelerinde terör örgütü PKK'ya yönelik 10 köyün kırsal kesiminde başlatılan "Bayrak-71 Şehit Jandarm...

Reina katliamı davasında 7 tahliye

Reina katliamı davasında 7 tahliye

İSTANBUL  Ortaköy'deki eğlence merkezi Reina'da yılbaşı gecesi düzenlenen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısına ilişkin, aralarında saldırı...

Şehit olan engelli Filistinlinin babası: Bugün İbrahim'in düğün günü

Şehit olan engelli Filistinlinin babası: Bugün İbrahim'in düğün günü

İsrail'in 2008 yılında Gazze'ye düzenlediği hava saldırısında iki bacağını kaybetmesine rağmen katıldığı Kudüs'e destek gösterilerinde şehit olan Fil...

Uyuşturucu satıcılarına suçüstü

Uyuşturucu satıcılarına suçüstü

ANKARA'da  düzenlenen operasyonda yaklaşık 40 bin uyuşturucu hap ele geçirildi, 2 zanlı satış için pazarlık yaparken suçüstü yakalandı. &nbs...

Lise müdürü pompalı tüfekli saldırıda öldü

Lise müdürü pompalı tüfekli saldırıda öldü

İzmir'in Ödemiş ilçesinde, görev yaptığı Anadolu lisesinde pompalı tüfekli saldırıda ağır yaralanan 47 yaşındaki lise müdürü Ayhan Kökmen, ...

En somut delil ortaya çıktı

En somut delil ortaya çıktı

FETÖ elebaşı  2015 yılında hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer'e FETÖ soruşturmalarında tutuklu bulunan 63 şüphelinin tahliye edilmesi için g&...

Esenyurt Belediye Başkanı Kadıoğlu istifa etti

Esenyurt Belediye Başkanı Kadıoğlu istifa etti

İSTANBUL Esenyurt Belediye Başkanı Ak Partili Necmi Kadıoğlu istifa etti. Kadıoğlu, 13 yıl 8.5 ay sonra yürüttüğü başkanlık görevinden ayrılma nedenine ilişkin...

Tokat'ta yangın faciası

Tokat'ta yangın faciası

TOKAT'ın Niksar ilçesi  Büyükyurt  köyünde çıkan çıkan yangında  6 aylık bebek ile 2  ve 5 yaşındaki çocuğun cesedi b...