Ortadoğu Gazetesi


SON DAKİKA  PYD'li Müslim de Erdoğan'ı yalanladı   |  HDP'li Önder, Arınç'a meydan okudu   |  Efkan Ala'dan peşmerge açıklaması   |  Bir de kırmızı telefon bağlayın   |   MHP'den AKP'ye uyarı   |  'Sizi yok etmeye çalışanı, sizde yok edin'   |  IŞİD petrolden günlük 1 milyon dolar gelir sağlıyor   |   Konsolosluklarda 'sarı toz' alarmı   |   Davutoğlu, Türkiye'yi yönetmekten aciz   |  Merkez faize dokunmadı   |

Mazlum milletlerin inanç kalesi...

ARAŞTIRMA / 2010-04-10 13:23:22

Mazlum milletlerin inanç kalesi: TÜRKİYE CUMHURİYETİ  

Türk kimliğinden uzak milliyetçi anlayış, AKP'nin gölgesinde sağcılık yapanlar tarafından MHP'nin manevra sahasını daraltmak için organize edilmiştir.  

Osmanlı İmparatorluğu özellikle bugünlerde Türk merkezli devlet modelinin antitezi olarak milli belleğimize işlenirken bir amaç güdülmektedir: "Türkiye'de otuz altı etnik unsur yaşamaktadır. Bu 36 etnik topluluk kendisini cumhuriyet zemininde temsil etmekten acizdir. Osmanlı İmparatorluğu içinde çok milletli cemaat yapısı bizim işimizi görmektedir. Öyleyse bunu topluma yedirelim." İşte açılımın gizli metni budur.

AKP Türk kamuoyunu öz kaynağından yani yüksek Türk vasfından uzaklaştırmak istemektedir. Türksüz tarih, Türksüz devlet,Türksüz millet algısını yerleştirmek için yoğun bir kamuoyu çalışması yapmaktadır. İşte böyle bir zamanda kendisini milliyetçi olarak tarif eden insanların-yazarların-objektif olacağım takıntısıyla Türkün temel kabullerini tartışmaya açması doğru değildir.Türkiye Cumhuriyeti, tarihin içindeki bütün Türk siyasal topluluklarının özeti konumundadır.

 

AHMET ŞAFAK'IN LONDRA NOTLARI

 

Londra konserim için havaalanına doğru yola çıktığımda beynimde diğer Avrupa seyahatlerimden daha farklı fikirlerin dönüp dolaştığını hissettim.

Bu farklılık ilk kez Londra'ya gidiyor oluşumdan değildi.

Seyahatler artık beni heyecanlandırmıyor. Hele ki dünya atlasının batı yakası ne yazık ki ilgimi çekmiyor.

Batı coğrafyasında en çok görmeyi arzuladığım Paris'i görmüş, kitaplarda ki romantik şehir kimliğini kaybettiğinden hayal kırıklığına uğramıştım.

Beni artık hiçbir batılı ülke cezbedemez.

Beynimdeki fikirlerin farklı oluşu Londra'yı,İngiltereyi düşünce dünyamda farklı bir yere oturtmamdan kaynaklanıyordu.

KONSERE GİDERKEN TARİHİ ÇÖZÜMLE YAPIYORUZ

Benim fikir dünyam Türk fikir aleminin adeta karatahtasını oluşturur. Bu karatahtadan kalan anafikirle diyebilirim ki, İngiltere bir ülkeden ziyade bir fikri geleneğin vatanıdır. İngiltere kuruluş, gelişme, devlet geleneği ve sömürgecilik açısından Avrupa'nın genel siyasal kodlarının dışında bir ülkedir. Ne romalıdır,ne tam hristiyan ne de tam batılıdır. Anglikan mezhebini milli bir din haline getirmiştir. Buna rağmen katolisizmin karşısında olan bütün reformist din hareketlerinin koruyucusu olmuştur. Emperyalizmi ne Alman yayılmacılığına ne de ürkek Fransız militarizmine benzer.

İngilizler emperyalizmin yaratıcısıdırlar. Bu işin kitabını yazmışlardır.

Türk Hava Yolları uçağına adım attığımda İsmet Büyükataman'la karşılaşıyorum. İsmet ağabey MHP Genel Başkan Yardımcısı, Bursa Milletvekili; eğitimci ve ilme kıymet veren bir politikacı.
 

İSMET BÜYÜKATAMAN'LA UÇAKTA KİTAP SOHBETİ

Eşyalarımızı kabin bagajlarına yerleştirdikten sonra yanına gidiyorum bir süre sohbet ediyoruz. Elinde bir kitap var : Tanrı Dağı'ndan Hira Dağı'na.. Yazarı Beşir Ayvazoğlu, İsmet ağabeyin okuldan arkadaşıymış. İsmet ağabey, kitaba yeni başlamış ben de geçtiğimiz ay almış ve bir çırpıda okumuştum. Kitap Türk Milliyetçiliğini ve ilişkili olarak muhafazakarlık üzerine bir dizi makaleyi içeriyor; geleneksel sağcı-Osmanlıcı bakışla milliyetçiliği anlatıyor. Dikkat çekici bir üslupla Türk Milliyetçiliğinin Ortaasya ile olan ilişkisinin zayıf olduğunu ve Anadolu ile sınırlı kaldığını vurguluyor.
 
Beşir Ayvazoğlu Türk sağında aydın kimliği ile dikkat çeken bir yazar. Ancak fikri planda Anadolu'cu bir zeminde oturuyor. Selçuklu'yu dikkate alan ama Osmanlı'cı dozu yüksek bir Anadolu'cu-millici anlayışın mazisi Remzi Oğuz ve Ali Fuat Başgil gibi fikir adamlarından besleniyor. Bugünkü iktidarın kendisini oturtmaya çalıştığı zemin de burası ancak AKP bir fikir değil bir aygıt. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kuruluş felsefesine muhalif bütün hareketlilikleri istimale çalışıyor. Onları bir çatı altında toplayıcı stratejiler takip ediyor. Yeni Sağ anlayış gibi yapay bir fikri zemin oluşturarak gayri milli politikalarını milli-mütedeyyin çevrelere yedirmeye çalışıyor.

Anadolu Türklüğünün Asya Türklüğü ile ilgisinin olmadığını,Türklerin ne kültür ne de fizik olarak Asyalı soydaşlarına benzemediğini, göçler esnasında karşılaştığı insan kütleleri ile karışıp hercümerc olduğunu ve yeni bir Türk milleti meydana getirdiğini iddia eden zihniyet Anglo-Amerikan bir karaktere sahip.

Beşir Ayvazoğlu kitabının daha önsözünde öyle bir milliyetçi tarifi yapıyor ki şaşıyorsunuz.İsmet ağabey bu tarifin altını çizmiş; " bu nasıl bir fikirdir Ahmet ?" diyor. " Türk Milliyetçiliğinin Türk-İslam-Çağdaş formundan yani kendi özgün şartlarından çıkan bir fikir-duygu disiplini olduğunu bilmezden gelerek Alman ırkçılığının etkisinden bahsetmek nasıl hatalı bakıştır?! "

TÜRK KİMLİĞİNDEN UZAK MİLLİYETÇİLİK OLUR MU?

Türk Milliyetçiliği tarihi içinde Alman ırkçılığını örnek alan bir siyasetçi varmı dır, acaba? Irkçılığın bir milliyetçi sapma mı, yoksa batı sanayileşmesinin iki marazi akımından biri olan faşizm'in ürünü bir medeniyet sorunu mu olduğu bugün hala tartışmalıdır. Ve sosyal olayları sadece kültür perspektifinden değil de Ülgener tarzı sosyal zihniyet açısından inceleyenler bu soruya yanıt bulmakta zorlanmaz. Beşir Ayvazoğlu'nun yine kitabın girişinde belirttiği "Türküm ve Türklüğümden asla şikayetçi değilim" sözü mecaz anlamda,şikayetçi olmak mümkün ama ben değilim, şeklinde anlaşılmaya eğilimlidir?

Türkiye'de özellikle bugünlerde bazı milliyetçi-muhafazakar kesimlerde Türk kimliğinden uzak milliyetçi bir anlayış inşa edilmek istenmektedir.

Türk kimliğinden uzak milliyetçi anlayış, AKP'nin gölgesinde sağcılık yapanlar tarafından MHP'nin manevra sahasını daraltmak için organize edilmiştir.Böylesine değerli kalemlerin bu hususa çok dikkat etmesi özellikle bugünlerde önem arzetmektedir.

BÜYÜK TÜRK KİMLİĞİ İÇİNDE OSMANLI'YI SEVMEK

Osmanlı İmparatorluğu bütün milliyetçilerin gurur kaynağıdır. Elbette Türklerin devlet kurma ve devlet yaşatma geleneğinin zirvelerinden biridir. Ama bu realiteyi sosyoloji ve siyaset bilimi açısından incelememiz gerekmez mi? Bunu incelerken içimizdeki kişisel hayranlık duygusu ile mi yoksa milli aidiyet anlayışı ile mi hareket edeceğiz?

Bu milletin devlet üretme,devlet kurma şahaseri olan Oğuz-Kayı damgalı Osmanlı İmparatorluğu özellikle bugünlerde Türk merkezli devlet modelinin antitezi olarak milli belleğimize işlenirken bir amaç güdülmektedir: Türkiye Cumhuriyeti siyasal proje olarak çağın istediği formu karşılamaktan uzaktır, Osmanlı modeli böylesi proje arayışlarını gidermekte mahirdir. Türkiye'de otuz altı etnik unsur yaşamaktadır. Bu 36 etnik topluluk kendisini cumhuriyet zemininde temsil etmekten acizdir. Osmanlı İmparatorluğu içinde çok milletli cemaat yapısı bizim işimizi görmektedir. Öyleyse bunu topluma yedirelim.

İşte açılımın gizli metni budur.

AKP Türk kamuoyunu öz kaynağından yani yüksek Türk vasfından uzaklaştırmak istemektedir.

Türksüz tarih, Türksüz devlet,Türksüz millet algısını yerleştirmek için yoğun bir kamuoyu çalışması yapmaktadır. İşte böyle bir zamanda kendisini milliyetçi olarak tarif eden insanların-yazarların-objektif olacağım takıntısıyla Türkün temel kabullerini tartışmaya açması doğru değildir.Türkiye Cumhuriyeti, tarihin içindeki bütün Türk siyasal topluluklarının özeti konumundadır. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı makamının forsunda 17 yıldız bulunmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti sömürgeciliğe karşı bütün mazlum milletlerin inanç kalesi olmuştur. Batı kapitalizmi güç merkezini Avrupa merkezcilikten Okyanus ötesine kaydırınca ulus devlet biçimi federal devlet biçimiyle yer değiştirilmek istenmiştir. Anglo-Amerikan kökenli bütün siyaset bilimcileri federal tezleri savunmaktadır. Bu yüzden Samuel Huttington,Graham Fuller,Paul Henze gibi pentagon-Cia bağlantılı isimler Cumhuriyetin miadını doldurduğunu yerini Yeni Osmanlıcı federalizme terketmesi gerektiğini iddia etmektedirler. Onlar bu iddialarını sürdürürken bizler fikri kuşatmaya karşı azami dikkat etmek durumundayız.

LİBYA'YA VİZEYİ KALDIRDIK AMA İNGİLTERE'YE PARMAKLARI KAPTIRDIK

Uçağımız Londra'ya indiğinde İstanbul Konsolosluğunda başlayan parmak izi macerasının pasaport kontrolü aşamasında da sürdüğüne şahit olduk.İstanbul'da ki uygulamaya çok bozulmuştum.Hatta böyle bir uygulamanın olduğunu önceden bilseydim kesinlikle bu konser teklifini kabul etmezdim.
 
 
Bir ülkenin misafir olduğu bir ülkede parmak izi alma olayı milli gururu zedeleyen ,vatandaş kimliğini hiçe sayan bir olaydır.AKP iktidarının bütün sözcüleri hatta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile bugün itibariyle Türk vatandaşlarının dünyada başlarının dik olduğunu iddia etmeleri ne kadar inandırıcıdır?Oysa yanıbaşımızda İngiliz Konsolosluğu Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlık sistemini gölgelemekte,kendi emniyet taramasını yaparak AKP'nin temsil ettiği hükümet şahsında Türkiye Cumhuriyetinin pasaport ve emniyet kurallarını hiçe saymaktadır. Libya, Suriye, Patagonya gibi ülkelerlerle vizeyi kaldırdığı için böbürlenen iktidar kendi yurttaşlarının dört parmağının birden yeşil ışığa tuttulmasına seyirci kalması kalmaktadır.

İstanbul'da ki dört parmak Londra'da ikiye iniyor ve zarif,siyahi bayanla çat pat ingilizce ile anlaşıp kendimizi çıkışa atıyorduk.İngiltere Türk Federasyonu'nunda görevli arkadaşlar bizi karşıladıktan sonra Londra'nın güneyinde yer alan teşkilat binasına ulaşmamız yaklaşık bir saati buldu.İngiltere Türk Federasyonu Genel Başkanı Sıddık Koçak sıcak bir karşılamada bulundu.İsviçre Federasyon Başkanı İrfan Okutan bir gün önceden gelmiş bizi bekliyordu.Hasretle kucaklaştık.Yanında kitapla,kültürle,fikirle yakından ilgilenen genç kardeşimiz Osman Çetiner vardı.

LONDRA'DA MHP 'NİN URFA MİTİNGİNİ TAKİP ETTİK

Dikkatler Şanlıurfa'da idi. MHP Lideri Devlet Bahçeli, Şanlıurfa'da "Yaşa ve Yaşat " mitinginde konuşacaktı.Üç saat 15 dakikalık uçak yolculuğu içinde miting sona ermişti ama biz kalabalığı ve atmosferi merak ediyorduk.Herkes memnundu;SkyTürk ara ara haber veriyor,Tercüman Gazetesi Ankara Temsilcisi Metin Özkan Şanlıurfa'dan gözlemlerini bildiriyordu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı konuşmanın içeriğini merak ediyorduk.Konuşma metnini www.mhp.orgdan çıkış alarak,ya da www.etikhaber.comdan edinerek elde edebiliriz,dedik. Metni getirdiler, İsmet Büyükataman " Ahmet'çiğim o gür sesinle bir oku da hep birlikte dinleyelim " dedi.Başladım yüksek sesle konuşma metnini okumaya.Bir süre sonra Teşkilata Fransa Federasyonu Genel Başkanı Osman Sarıyusuf,federasyon genel Sekreketeri Hilal hanımla geliyor.Sadece kendi teşkilatını değil Konfederasyonu da temsilen gelen Osman Sarıyusuf sohbete katılıyor. Konuşmayı satır satır analiz ediyoruz, felsefesini çözümlüyoruz.İçeriği sağlam bir metin,samimi ve aldatmayan bir hitabet.Biz kavramını öne çıkaran,Şanlıurfa'lıya İstanbul'lu,Antalya'lı,Trabzon'lu olduğunu hatırlatan bir sözleşme metni.En önemlisi de bölünerek değil,birleşerek büyüyebileceğimizi anlatan bir bildiri.

Herkeste " Türkiye'de neler oluyor?" sorusu hakim.Özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızda bu endişe had safhada. AKP iktidarının, tarihin hiçbir safhasında eşi benzeri görülmeyen açılım darbesi , bir yıkım projesi olarak algılanıyor .Türk devlet geleneğinin karşısına "Kürtlük olgusunu çıkaran" AKP zihniyeti PKK'nın geldiği-getirildiği noktayı kendi truva atını inşa etmek için kullanıyor.Bütünleşme unsurlarını değil,ayrışma noktalarını büyütüp parlatarak sıradışı bir algı oluşturuyor.

Tarihin hiçbir döneminde devletin yürütme işlevini yerine getiren iktidar devletin diğer organlarıyla bu derece kavga etmemiştir.Tarihin hiçbir döneminde iktidar milletin folklorik unsurlarını,sosyal olgularını siyasal bir koz haline getirmemiştir.1974 Kıbrıs Savaşı'nda Diyarbakır Askerlik Şubesi önünde savaşa gitmek için gönüllü kuyruğu oluşturan halka kimse bu kadar "öteki " muamelesi yapmamıştır.

DEVLET BAHÇELİ'NİN FARKLI SİYASET MODELİ

Ama bu ülke de siyaseti çıkar ve kişisel karizma üzerine oturtmayan birileri elbette var. Politikayı milletine hizmet yöntemi olarak gören MHP Lideri Devlet Bahçeli işte bu şuurla "Bin Yıllık Kardeşliği Yaşa ve Yaşat " başlığı ile milletinin vicdanına hitap etmiştir.

Şöyle konuşmuştur, Devlet Bahçeli:Bu ülkede yaşayan herkes, bir milletin bin yıllık kucaklaşmasının hatırasıdır.Bu vatanda yaşayan herkes, üç kıtada hükümran olmuş ecdadımızın yadigârıdır.

Ve her vatandaşımız bizim için Cenab-ı Allah'ın esirgenmesi ve korunması gereken mukaddes bir emanetidir.Ne başka türlü düşünürüz,Ne de başka türlüsüne izin veririz.Hiç birimiz bu ülkenin ötekisi değildir.Hiç kimse, bu milletin yabancısı değildir.Urfalı kardeşlerim; bizsiniz, bizdensiniz, bizimlesiniz.Başbakana inat, ayrımız gayrımız yok,Hükümete inat, farkımız farklılığımız yok.

Bin yıldır bu toprakları beraberce savunduk, Bin yıldır bayrağı birlikte dalgalandırdık,Beraber üzüldük,Beraber sevindik Beraber katlandık. Başkalarının dediğine aldırmayın, Açılım tuzaklarına kanmayın, Oyunları umursamayın, dikkate bile almayın. Siz bu ülkenin yabancısı değil, yerlisisiniz. Siz bu devletin ortağı değil sahibisiniz. Birlikte yaşadık, birlikte güldük. Birlikte savaştık, birlikte andık.

Adımız bir,

Acımız bir,

Anımız bir.

Sıkıntılarımız olmadı mı, oldu.Sorunlar yaşamadık mı, yaşadık. Ama bunları yalnız siz değil, ülkemin bütün vatandaşları yaşadı, Türk milletinin bütün fertleri her yörede yaşadı. Hiç kimsenin ailesi kimseye sorun değil. Hiç kimsenin kimliği kimseye sıkıntı değil. Aldanmayınız, kafalarınız karışmasın, Çünkü derdimiz, tasamız: Yokluk, yoksulluk, yolsuzluk.

Ananızın dili ne olursa olsun,

Hangi türküyü söylerseniz söyleyin,

Hangi yemeği pişirirseniz pişirin,

Neye inanırsanız inanın,

Yoksulluk aynı yoksulluk, Mahrumiyet aynı mahrumiyet, Çileler aynı çile. Fukaralığın dili yok. İşsizliğin kimliği yok. Şanlıurfalı'nın da, bu toprakların da derdi ,Ülkemin her yanında olduğu gibi yokluk, yoksulluk. Çoluk çocuğunun rızkını çıkaracak bir iş bulmak. Helal kazançla hayatını geçindireceği bir mesleğin sahibi olmak. Sorunumuz bu.

ÜLKE BÖLÜNEREK BİRLEŞMEZ Kİ!

Yazar Amin Maalouf,Yazarlık hayatım bana sözcüklerden çekinmeyi öğretti.En açık görünenleri çoğu zaman en kalleşleridir.Bu sözde dostlardan biri de kimliktir.Hepimiz bu sözcüğün ne anlama geldiğini bildiğimizi sanırız ve o sinsi sinsi tersini söylemeye koyulsa da,ona güvenmeyi sürdürürüz,diyor.

Türkiye seçilmiş iktidar eliyle, ana sorunları dururken kimlik üzerine odaklanan, tuzak bir süreci yaşamaktadır.Halbuki Urfa'lının derdi, Edirne'linin derdinden ayrı değildir. Hakkari ile Manisa arasında ki sorunlar yöresel farklar taşısa da temel de birdir ve kesinlikle etnik bir karakter içermemektedir.Hakkari'nin genel nüfusu içinde yaşayan halk kürt olduğu için yoksul değildir,kötü yönetildiği için ve coğrafi şartları aşan sosyo-ekonomik tedbirler,reformlar gerçekleştirilmediği için yoksuldur.Bunun ortadan kaldırılması için eş zamanlı ulusal bir projeye girişmek gerekmektedir.Ekonomi-eğitim-istihdam alanlarını birlikte tasarlayıp harekete geçirecek bir devlet reformu şarttır.
 
Bunun yolu mutlaka milli devlet-güçlü iktidardan geçmektedir.Devleti vatandaş gözünde bitirmek değil aksine daha da güçlendirmek Kamu İktisadi Teşebbüslerini bölgede yeniden canlandırmak gerekmektedir. Devleti iktidara dönüştürerek bölgesel sorunları sivil toplumlara ve özel sektörün eşref saatine terketmek yarayı kangrene dönüştürme girişiminden başka bir şey değildir.Böylesine bir projeyi hayata geçirecek tek siyasi organizasyon MHP 'dir. Hal böyleyken MHP'yi kışkırtmaya ve halkın kollektif şuuraltına endişe zerketmeye yönelik " Gavurdağı'nın ötesine gidemiyorsun " sözünü kara propagandaya dönüştürmek elbette akamete uğrayacaktır.Nitekim bu iddia son derece doğru,akılcı ve milli birlik hassasiyetiyle donatılmış bir miting organizasyonuyla akıldışı siyaset çöplüğüne atılmıştır.

LONDRA'YI GEZERKEN TARİHE YOLCULUK EDİYORUZ

Ertesi sabah erkenden kalkıp konser öncesinde şehri bir dolaşalım istedik.İsmet Büyükataman ağabeyle birlikte İsviçre Federasyonu Genel Başkanı İrfan Okutan ve yardımcısı Osman Çetiner kardeşimizle Londra'nın sokaklarına kendimizi attık. Minibüsü İngiltere Federasyonu görevlisi Abbas kardeşimiz kullanıyor bizi ilk olarak Greenwich 'e götürüyor.Thames nehrinin kıyıcığında pek de büyük olmayan kırmızı kule. Kuleden giriyor ve nehrin altından piyade olarak karşı kıyıya geçebiliyorsunuz.Kulenin bir benzeri de karşı kıyıda bulunuyor.

Tekrar arabaya binip rutubete dayanıklı kırmızı tuğlalı evlerin bulunduğu mahalleyi katederek Tower Bridge köprüsüne geldik.Burada minibüsten inip piyade dolaşmaya başladık.Pazar günü olduğundan yerli ve yabancı turistler köprüyü adeta insan seline çevirmişlerdi.Hafızamı tazeleyerek İngiliz Polisiye romanlarını hatrıma getirdim.İngiliz polis edebiyatında ağırlıklı yeri olan Karındeşen Jack hikayelerinin bir kısmının bu köprüde geçtiğini anımsadım.Kimi rivayetlere göre Karındeşen Jack hala bulunamamış.Onca cinayet faili meçhul kalmış.

İsmet Büyükataman'ın gözü köprünün güney ucundaki bir binaya takılıyor.Yeni bir mimari,üst üste dizili sefertasları gibi ama yukarıya çıktıkça eğrilen ve Piza kulesini andıran yapı meğer Belediye Binası imiş.Londra Belediyesi bu binadan yönetiliyor.Köprünün kuzey ucunda ise Tower kalesi var.İsmet ağabeyle burada resimler çektiriyoruz.Ayrıca İrfan başkan ve Osman kardeşimlede an'ı fotoğraf makinesi yoluyla hafızaya nakşediyoruz.

SİYASET ESNAFLIĞI ÜZERİNE KURULU SİSTEM?

Bundan sonraki ikinci durağımız meşhur Bigbang saat kulesi ve hemen bitişiğinde bulunan Westminister İngiliz Parlemento binası !Westminister denince orada durmak ve biraz fikir teatisinde bulunmak gerekir.Öteden beri siyasi tarihle ilgilenen ve ülkeler arasındaki siyasetlerin model çalışmasına biraz kafa yoran bir insan olarak bu konuda açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum.İsmet ağabey belli bir süre yayımcılık da yapmış.Hasılı kitap adamı.Yıllardır hem alan çalışması noktasında hemde milli parlemento alanında siyasetin içinde.Kendisiyle İngiliz Demokrasisi üzerinde konuşuyoruz.Westminister binasının önünde bir yandan resimler çektiriyor diğer yandan Thory'ler ve Whig'leri tartışıyoruz.İngiliz siyaset geleneği sınıfların çıkarı üzerine kurulu. Thory'ler ve Whig'ler işte bu sınıfçı geleneğin ilk partileri.

17.yüzyılda parlemento tam bir esnaflık kurumu gibidir.Her parti ya da grup kendi çizgisinde oy veren milletvekillerinin parasal karşılığını ödemek için parlemento kapısında gişe açmışlardır.Çiftçilerin gişesi ve tüccarların gişesi..

İngiliz siyasetinin mülkiyet ilişkileriyle şekillenmesinin tarihi bayağı eskidir.1215 yılında Magna Carta denilen anlaşma ile toprak sahibi soylular İngiliz sarayını dize getirmiş ve kendi haklarının esas alındığı bir parlementer sistemin yolunu açmışlar.

Asırlar sonra bu yoldan çıkan saray , Oliver Cromwell isimli askerin Londra'ya girip Kral 1.Charles'ı idam etmesiyle yeniden sembolik sınırlarına çekilmiş.İşte bu olay ingiliz siyaset sistemi açısından dönüm noktasıdır.Bir tür diktatörlük şeklinde beliren bu dönem Westminister yönetim biçiminin tohumlarını atmıştır.

WESTMİNİSTER SİYASET MODELİ NE DEMEK?

Westminister sistemi bir tür meşruti monarşi sistemidir ve cumhuriyetsiz bir demokrasiyi anlatır.Krallık , yasama konusunda sorumsuzdur;yürütmenin başıdır ama etkisizdir.İngiltere dediğimiz Britanya Krallığı devlet düzeni noktasında devletler oyununu sürdürmek için gerekli bir mekanizmayı andırır.Ancak itiraf etmeliyiz ki devlet kavramının bu kadar önemsendiği, ulusal çıkarların kalıcı olması için hem aristokrasinin hem de halkın uyum içinde varlıklarını sürdürdükleri bir kurumlaşmanın bu kadar başarıyla uygulanması dikkat çekicidir ve tek örnektir.Bu sadece İngiliz demokrasisine ait bir başarıdır.Kendi jeopolilizmini bu derece başarıyla siyasetine yansıtmayı bilen İngiltere sahasında tek örnektir.

İngiltere tipik bir göçmen devleti görüntüsü verirken ulusal bir toplum özelliğini korumayı da bilir.Bir kere devlet geleneği açısından Avrupa Topluluğu içinde aksesuar gibi durur.Milli parası Sterlin'den vaz geçmemiştir. Avrupa Birliği içindeki Anglo/sakson karakterini vize sistemiyle de koruma altına almıştır. İngiltere'ye gitmek isteyene Chengen vizesi yetmiyor.Ayrıca bizzat Birleşik Krallık vizesi almalısınız.Tabi başparmak hariç dört parmağınızı yeşil ışığa tutmayı göze alarak. AKP'nin başarılı (!) dış politika temsilcilerine duyurulur.

İNGİLİZ JEOPOLİTİZMİ İNGİLİZ SİYASET MODELİNİ YARATMIŞTIR

Burada bir parantez açarak İngiliz sisteminin özentisi olan içimizdeki aklıevvellere birkaç sözümüz olmalı.İngiltere bu yönüyle tarihte ve günümüzde liberalizme iman derecesinde sarılan Türk aydınlarının da model ülkesidir.Liberalizme amentü derecesinde sarılan bu anglo-saksonlar yerli bir anglo-sakson sistemi hevesi içindedirler.Bunlara göre İngiltere de gerçekleşen ve başarılı olan bu sistem pekala biz de de başarılı olabilir.Osmanlı İmparatorluğu da meşruti monarşi idi ve demokrasi ile pekala bağdaşır bir siyasal model oluşturulabilirdi.Nitekim birinci meşrutiyetle bunun kapısı ardına kadar açılmıştı.Bu ham hayal bizi yıkım aşamasına getirmiştir.

ADA SİSTEMİ VE KARA SİSTEMİ ARASINDA MUKAYESE

Siyasal sistemleri iki disiplin belirler birisi içsel faktörlerden oluşan milli gelenek diğeri ise dışsal faktörleri oluşturan milletler mücadelesi.Bu iki disiplin hesaba katılmadan siyasal model tartışmaları yapılamaz.Bu tartışmaya her iki disiplini de içeren bir üçüncü faktörüde ekleyebiliriz:Jeopolitizm!Bu açıdan bakıldığında Türkiye her anlamda İngiltere ve Anglo-sakson ülkelerinden farklı siyasal karakterlere sahiptir.Bir kere İngiltere ada ülkesidir.Bunun altını çizelim.Çünkü ada ülkeleri ile kara ülkeleri aynı sistemle idare edilemezler.Ada ülkeleri coğrafyanın izin verdiği bir geniş ufukla liberalizmi tatbik edebilir,korunmacılığa yönelmeyebilirler.İngiltere'nin Britanya adasına konuşlanmış olması zihin dünyasını ve felsefe hareketlerini bile etkilemiştir.Bu nedenle İngiliz felsefesi kahır ekseriyetle deneycidir ve liberaldir.Ada ülkeleri hakim millet pozisyonunda sömürge politikası güdebilirler.Nitekim böyle de olmuş,İngiltere dominyon sisteminde başarılı olurken, Almanya ve Fransa geç kalmışlardır.Alman düşünce yapısının rasyonalizm ve idealizm terkibinde şekillenmesinin nedeni de jeopolitiğinin çizdiği bir tablonun gereğidir. Almanya milli parlementosunu geç kurmuş,ulusal merkezleşmeyi geç sağlamıştır. Ada sistemi İngiltereye denizleri bağışlamıştır. Denizler hem sudan kaleler hem de rüzgarın yolu marifetiyle İngiltere'ye müthiş bir avantaj sağlamıştır.

Dikkat edilirse bu sistem ada olmamasına rağmen politik yönden ada kriterlerine sahip Amerika 'da da başarılı sonuçlar vermiştir. Üstte politik iddiası olmayan Kanada altta merkezi hakim millet çizgisine gelmeyi başaramayan ve ispanyol sömürgeciliğinden son asırda kurtulmuş Meksika olması nedeniyle ada fırsatı yakalayan Amerika İngilizlerin elinden hegemonya üstünlüğünü almıştır. Böylece 18.nci yüzyılda Amerikaya göçen Yahudi sermayesiyle buluşan İngiliz Devlet sistemi ortaya yeni bir anglosakson dünya devleti çıkarmıştır.Amerikan Başkanlık sistemi kraliyet mekanizması hariç yasama noktasında tipik bir anglosakson devleti özelliği verir.

Amerikanın dünya üzerindeki egemenliğini sağlayan birinci faktör hem sosyo-kültürel toplaşma,hem sermaye sıçraması,hem de ada jeopolitizmidir.MUSTAFA REŞİT PAŞA'NIN TANZİMAT GELENEĞİ

Türkiye bir yarı kara sistemi coğrafyasına sahiptir.Bu demektir ki ,yarı korumacı bir anlayışla hem ekonomimizi,hem de savunmamızı sağlama almak vazgeçilmez politikamızı oluşturmalıdır.Jeopolitik gerçeklerimizi göz önünde bulundurarak milli bütünlüğümüzü zaafa uğratacak hamlelerden dikkatle kaçınmalıyız.

İngiltere kendi anakarasını üniter esaslarla tutmakta dominyonlarını ise serbest bırakmaktadır.Oysa biz kendi anakaramızı tartışmaya açarak demokratik açılım hevesi peşine düşmekteyiz.Bunu da bak elalem bunu başarıyla yapıyor diyerek savunmaya çalışmaktayız.

Oysa bu uygulamanını hatalı olduğunu görmek açısından fevkalade önemli bir tecrübeye sahibiz.Türkiye'nin taşıdığı jeopolitik gerçekler bundan yaklaşık iki asır önce de göz ardı edilmiş ve yine İngiltere ile yaşadığımız bir deneyim sonucu imparatorluk sevr noktasına getirilmiştir.

Bundan iki asır önce ,Osmanlı -Türk Jeopolitiğinin risk eşiği olan rusya faktörü yüzünden İngiltere ile flörte geçen Osmanlı bürokrasisi ve onu temsilen Sadrazam Mustafa Reşit Paşa devleti batının kucağına oturtmuştur.1838'deki Gümrük anlaşması cılız ekonomimizi bitme noktasına getirmiş, ipekli dokuma,tekstil alanındaki öncülüğümüz elli yıl içinde yok olmuştur. Ekonomide ki bu ingiliz taklitçiliği bizi zamanla borç batağına sokmuş,kurulan duyuni umumiye idaresi yoluyla batılılar alacaklarını yerinde tahsil ederek üretimimizi elimizden almışlardır.

Ekonomi anlamındaki bu vesayet siyasi alandada devam etmiş liberalizm Mustafa Reşit Paşa'nın ısrarlı politikalarıyla hayata geçmiştir. Mustafa Reşit Paşa, 2. Mahmut döneminin genç bir diplomatıdır. Önce Fransa Büyükelçisi ardından Londra sefiri olmuştur. Burada tanıdığı bir zamanların İstanbul Büyükelçisi Lord Strafford Cannig'in tavsiyesi ve gözetiminde yeni Padişah Abdülmecit'in olurunu da alarak Tanzimat Fermanı'nı ilan etmiştir.

Tanzimat Fermanı, Osmanlı Türklerinin batıya açılan ilk siyasi kapısıdır.Ve bu kapı Osmanlı Devlet egemenliğinde açılan ilk ve en önemli gediktir. Çünkü Padişah vesayetini ve yetkilerini kısmakta,azınlık hakları noktasında batılı devletleri Osmanlı siyasetinin içine çekmektedir.Nitekim bu düzenlemelerden sonra Devletin hakimiyet alanı içindeki hristiyanlar sırtlarını dayayabilecekleri yeni bir kabadayı bulmanın keyfiyle ayağa kalkmış,çıkan her başıbozuklukta başta İngiliz ve fransızlar olmak üzere batılılar devreye girmiştir.Tanzimatın ardından Lübnan'daki Maruni ve Dürziler sırf mezhep kavgalarıyla çatışmaya başlamış, Osmanlı kendi tebası üzerinde by pass edilerek denetim İngiliz ve Fransıza kalmıştır.Hünkar İskelesi anlaşması sonrasında Boğazların geçiş üstünlüğü sistemi bozulmuş o da batılı denetime açılmıştır.

Artık dominonun ilk taşı atılmıştır.Tanzimat kapısından giren batılılar,Rusya'nın saldırgan tutumundan da faydalanarak Osmanlıyı koruma gerekçesiyle teba üzerindeki küstah tutumlarını Islahat Fermanına giden müdahalelere dönüştürmüşlerdir.

Yani İngiliz sistemi ile gayri müslim vatandaşına haklar verilirse bu vatandaşların kalplerinin devlete daha çok ısınacağını zanneden aklı evveller devleti büyük bir cehennemin ortasına atmışlardır.

Tanzimatın ilan ediliş gerekçesiyle bugün Türkiye'yi tarumar etmeye yönelik Açılım kampanyasının gerekçesi arasında kıl kadar bile fark yoktur.Bu şaşırtıcı benzerlik bu politikaları oluşturan kafaların benzerliğidir. O kafa batıcı,liberal ve milli hassasiyetten yoksun muhafazakar kafadır.

LONDRA'DA MANCHESTER ATKISI İLE DOLAŞMA RİSKİ

Hava çok güzel; güneşli ama serin.Güneş ışıklarını bulutların arasından Londra'nın gri atmosferine saçıyor. Hafif bir serinlik var. Atkımı otelde unutmuşum. Osman (Çetiner)kardeşim kayboluyor. Benim ise gözüm "Hopla bin"," Hopla in" lere takılıyor.İsimleri komik olan bu nesneler eski yapım çift katlı otobüslerden.Kapıları yok,insanlar bu otobüslere bir adım atıp,metal silindir çubuğa tutanarak biniyor ve yine öyle iniyorlar. İçerde eskiden bizim otobüslerde de bulunan biletçiler var.Bir an geçmişe gidiyorum. Eski Leyland otobüsler hatrıma düşüyor.Onlar da İngiliz malı idi.Şehirlere insanca yaşamak için tutunmaya gelen köylü Türk insanının nice hatıralarını yüklenip mazinin derinliklerine kaybolup gittiler. Giderken de bizim pek çok umudumuzu alıp götürdüler.
 
Osman Çetiner kardeş elinde iki atkı ile dönüyor. Üşüdüğümü farkeden bu hassas kardeşim İsviçre'den bize misafirperverlik için gelmiş olacak, biri Manchester United diğer Chelsea takımlarının atkısını bana uzattı.Kırmızıseverliğim yüzünden Manchester atkısını sarınıyorum ancak Manchester, adı üzerinde, Londra'nın takımı değil. Holiganizm kavramını dünyaya armağan eden İngilizler sokakta Manchester takımının atkısı ile dolaşan adama yani bana dikkatle bakıyorlar. Kimilerinin hoyrat bakışlarını görmüyor değilim.Sağ olsun Chelsea takımının atkısını İrfan Başkan sarınıyorda bu bakışların negatif dozunu azaltıyor. Malum,Chealse bir Londra takımı. 

BAKİNGAM PALAS'DA PADİŞAH ABDÜLAZİZ'İ HATIRLADIK

Yolumuzun üzerinde Buckingam Palace var. Palas bizde genelde otellere verilen isim ama burası dünyaca ünlü bir yer.Çünkü İngiliz Kraliyetinin oturduğu saray burası. Sarayın önünde resimler çektiriyor. Sarayın önündeki meydan yerli yabancı turistlerle dolu.Bu meydanda bulunan anıt-heykel katafalkını İsmet ağabeyle çözümlemeye çalışıyoruz.Anıtın üst yapısında bir kadın bir çocuğunu emziriyor diğer ikisini ise etekleri altına toplamış. İsmet ağabey " Ahmet bu tahminimce İngiliz anavatanını temsil ediyor.."dedi.

Akla yatkın,dünyanın bütün vatanları hep anne ile sembolize ediliyor. Vatan kavramının kutsaliyeti belki de anne değeri üzerinden veriliyor. Annelerimiz yaratılmışların içinde almadan vermeyi, feda etmeyi, saklamayı, korumayı simgelemiyor mu?

Buckinham Palace denince ister istemez gerilere gidiyorum.Bu sarayın kapılarından bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun büyük hakanı Abdülaziz heyeti ile birlikte girmiş ve İngilizlerin kudretli Kraliçeleri Viktorya ile görüşmüştü.

Abdülaziz Osmanlı Devlet Sistemi içinde yurt dışı seyahati yapan ilk Padişahtır.1867 yılında önce Fransa'ya ardından İngiltere'ye geçmiştir. Kraliçe Viktorya burada kendisine " diz bağı nişanı " takmış, böylece Osmanlı tarihi batı ile ilişkisi açısından yine bir ilkle tanışmıştır. Diz bağı nişanının diğer adı da Jartiyer Nişanı'dır. Türk devlet azametini temsil noktasında hiçbir kusuru olmayan Abdülaziz'in etrafını bir taraftan saray yetkilileri diğer yandan İngiliz işadamları çevirirler.İşadamlarının aklı Türk pamuğundadır. Türk üretimi pamuğun İngiliz Fabrikalarında işlenmesi anlaşmasını yapmak için Abdülaziz'e yapılan teklif padişahı kızdırır. Çıkar temeline dayalı İngiliz siyaseti için normal olan bu anlayış haşmet ve vakar temeli üzerinde yükselen Türk Devlet sistemine çarpmıştır. Dolayısıyla İngiliz sanayiciler Osmanlı Devletinin Londra Büyükelçisi Muzurus Paşa ile görüşürler. 

HYDE PARK'TA KONUŞMAK İSTİYORUM AMA..

Artık konser vakti yaklaşmaktadır.Fakat aklımda bir de Hyde Park'a gitmek var.Orayı görmeyi hatta bir konuşma yapmayı istiyorum.Hyde Park özgürce konuşulan bir mekan.Hemen herkes her istediğini, fikrini, zikrini bağırarak konuşabiliyor. Yani Londra'nın caddelerinde örneğin Trafalgar Meydanında kimseyi rahatsız edemiyorsun;ille de bir derdin varsa doğru hyde Parka gidiyorsun ve orada bir köşeye geçip bir kasa,bir sandalye bulup üstüne çıkıyor ve başlıyorsun nutuk atmaya.Hyde Park çok büyük düz bir zemin üstünde,bizde ki Yıldız Parkı ya da Emirgan gibi tepenin üzerinde konuşlanmamış.Hava açık olduğu için kalabalık.Özgürce konuşulan mekan ise bu büyük parkın küçük bir köşesi.Anlaşılan özgürce konuşulan yerin alanı her yerde kısıtlı.

Tam dört konuşmacı yüksekçe bir yere çıkmış konuşuyor. Orta yaşlı beyaz tenli bir kadın;anlayabildiğim kadarıyla komünizmin faziletlerini anlatıyor. O anlatıyor, gençler kıs kıs gülüyor.Kadın ciddiyetini koruyor ama iddiası tipik bir tiyatro seviyesinde kalıyor. Kadının on metre ilersinde bir adam elinde Tevrat bağırıyor. Ancak onun müşterisi az.Yahudi Cemaatinin İngiltere'de ki gücü bu adamın şahsında pek parlak görünmüyor. Daha ilerde siyahi bir müslüman biraz da şedid bir ifade ile İslam dinini anlatıyor,müslümanlara yapılan zulümden bahsediyor.Onun müşterisi fazla ama ne yazik ki ifadesindeki korkutucu tiyatrallık iddialarını kulaktan kalbe taşımaya engel oluyor. Daha arkada ise genç bir siyahi delikanlı elinde İngilizce Kuran tane tane ayetleri anlatıyor ve etrafında bir vakur topluluğun oluşmasını sağlıyor. Genç vaiz son derece dikkatli bir propaganda metodu ile insanların kalplerine hitap ediyor.

Ben burada konuşmaktan vazgeçtim. Bir kere ingilizcem nutuk atmaya müsait değildi.İkincisi hava soğumaya başlamıştı,İsmet ağabeyi o soğukta bekletmeyelim dedik ve minibüsün başında bekleyen Abbas'ın yanına doğru hareketlendik. 

VE BEKLENEN KONSER BULUŞMASI..

Zaman daralıyordu;otele geçip hazırlandık.Biraz erken olmak üzere Konserin yapılacağı salona geçtik.İlginç bir gün, konserle aynı saatte Türkiye'nin ve dünyanın en büyük rekabetlerinden Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması var. Yurtdışında yaşayan Türkler için Türkiye Ligi önemli bir heyecan noktasıdır. Bu karşılaşma yüzünden konsere olan ilginin az olacağından endişe ediliyor.Ama konser saatinde bu endişenin dağıldığını ve salonun çok güzel bir atmosfere ulaştığı görülüyor.

Müthiş bir tezahüratla sahneye çıkıyorum. Yüreğinle Gel şarkısını hep birlikte adeta yüksek ses perdesinden okuyoruz.Salon bayraktan geçilmiyor, kırmızı beyaz denizi; ayyıldız şöleni. Genç ihtiyar kadın erkek, çoluk çocuk tam bir aile atmosferi. Sarıkamış'ı şehidine kelle diyenlerin inadına daha bir duygulu okuyoruz. Alaturka şarkımız Londra'nın göbeğinde daha bir anlamlı oluyor.Eski yeni besteler talep aldıkça salon tekbir kalbe dönüşüyor. Şarkıların dili gönüllerin dili haline geliyor.

Avrupa'da Türk Konfederasyonu adeta bir Türk Kültür Merkezi.Milyonların sevgisi içinde taşıyan büyük bir çatı.Bu çatı geldi geçti fikirlerle değil akılcı,sağduyulu,aklı selim insanların yönetiminde bugünlere geldi.Vaz geçemediği bir gönül Anayasaları var.Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ve yaşadıkları ülkenin kanunlarına riayet.Bu iki unsur arasında Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin sorunlarına duyulan derinlikli ilgi,yardımlaşma kavramını kurumlaştıran bir profesyonel yaklaşım dikkat çekiyor.

Şarkılarımın biri bitip diğeri başlamadan önce arada sohbetler yapıyoruz.Genç arkadaşların sevgi dolu,coşkulu ilgileri görülmeye,yaşanmaya değer.Londra daki Türklerin sayısı asgari 400 bine tekabül ediyor.İyi yetişmiş gençleri yüksek lisans,master seviyesinde öğrenim görmüşler.Ama daha çok ilgi bekliyorlar.Bu onların hakkı.Bizim konserimiz sadece bir müzikal ortam değil aynı zamanda karşılıklı fikir alışverişi .Herkes çok memnun,herkes sık sık gelmemiz talebinde bulunuyor.Konserimiz başladığı coşkuyla sona ererken bu kez herkesin yüreğini bir hüzün kaplıyor.Dönüşte bizi yine yağmur uğurluyor.

Türkler dünyanın birliğe ve beraberliğe en çok yatkın milletidir: Mukadderatını devletin kaderine bağlayan yegane millettir .Ve nerede olurlarsa olsunlar birbirleriyle medeni ölçülerde dostane ilişki kurarlar. Birliklerini temsil eden bir çatı ararlar. Dernekleşme kavramı Ortaasyadan günümüze taşınan bir birlik hareketidir. Dernek küçük devlet demektir. Türklerin içindeki devlet duygusu ilahi bir duygudur. Türkler gerçeklik dünyasından kopmazlar. Bulundukları ortamın farkındadırlar. İtidal sahibi olduklarından ortamın hassasiyetlerine uygun davranırlar.Ancak bu onların hakim millet duygularını unutturmaz.Nerede yaşarsa yaşasınlar Türklerin hakim millet duygusu ruhlarının bir köşesinde canlı yaşar. Mutedil, ılımlı, sükünetli, vakur oluşları içlerinde taşıdıkları bu devlette hercümerc olma, fena olma halleri nedeniyledir.

İşte bunları anımsattı bize Londra konseri.

Yine güzel bir konseri öncesi sonrasıyla geride bıraktık.

İstanbul 'a indiğimizde içimizi kaplayan hüznün bir başında bu vakar dimdik durmaktaydı.Türk nerede olursa olsun kendisini farkettiğinde hayata bir tatlı dokunuş yapıyordu.

Ve değişiyordu zamanın seyri.


 


Diğer ARAŞTIRMA Haberleri

DOĞU TÜRKİSTAN'A GİDEN TEK LİDER

DOĞU TÜRKİSTAN'A GİDEN TEK LİDER

ARAŞTIRMA / 2008-11-02  Yayınladığımız söyleşi. Söyleşi: İsmail ÖZDEMİR   Türkiye Doğu Türkistan'ın Hep Yanında oldu   ...

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sıras...

Derin güçlerin taşeronu DHKP/C

Derin güçlerin taşeronu DHKP/C

  TSK kendi içerisinde temizliğe başlamış ancak aylardır darbeye uygun ortam hazırlamak için beslenen sol ve sosyalist örgütler ortada ve sahipsiz kalmıştı...

Dünya tarihinin akışını değiştiren destan: ÇANAKKALE

Dünya tarihinin akışını değiştiren destan: ÇANAKKALE

Türk askeri ve komutanının kahramanlığıyla kazanılan Çanakkale savaşları, dünyada benzeri görülmemiş bir destan yarattı.    "HASTA adam&...

ATA YURTLARIMIZ, TUVA VE HAKASYA

ATA YURTLARIMIZ, TUVA VE HAKASYA

 SİBİRYA, ANADOLU GİBİ 300 milyonluk dili dini irki aynı olan bir TÜRK Birliği kurulmalı   Yaradan buyuruyor; -Akrabaların senin en yakınlarındır, onlara g...

TÜRK DÜNYASININ DEDE KORKUT'U

TÜRK DÜNYASININ DEDE KORKUT'U

  Profesör Dr. Orhan Gedikli Hocanın kültür ekibi ziyaret ettikleri yerlerde Türklerin ayak izlerini takip ediyorlar. Müzeler. Üniversite yö...

KIZILDERİLİLER TÜRK MÜYDÜ?

KIZILDERİLİLER TÜRK MÜYDÜ?

ALİ ÖNCÜ'NÜN KALEMİNDEN...   Orda, KANDAŞLARIMIZ var uzakta. Onlar TÜRK. Bazıları TÜRK adını duymak istemese de. ATA köklerimiz orada. VE kalbi...

AKP'nin çakma Yavuz politikası işe yaramadı

AKP'nin çakma Yavuz politikası işe yaramadı

CUMHURİYET düşmanlığını siyasal İslamcılığın, ümmetçiliğin bir gereği sayanlar, Cumhuriyet'in İslam'a darbe indirdiği düşüncesiyle, üniter de...

BURNUMUZUN DİBİNDEKİ RODOS

BURNUMUZUN DİBİNDEKİ RODOS

  Yaşadığım ve çok sevdiğim dünyanın incisi Marmaris'e 50 km uzaklıkta olan Rodos, (Bozburun Yarımadasında bulunan Bozukkale Mevkiine ise mesafe 18 km) Ülkemi...

3 Mayıs Milliyetçiler Günü: BU SEVDA BİTMEZ

3 Mayıs Milliyetçiler Günü: BU SEVDA BİTMEZ

    Türk olduğunu ifade etmenin neredeyse suç sayıldığı ve 'ayrımcılık' kabul edildiği bir dönemde, 3 Mayıs Milliyetçiler Gün&uu...