Ortadoğu Gazetesi

Romanya'da Türk İzleri

ARAŞTIRMA / 2016-12-08 09:32:14

Nerede TÜRK varsa oraya gidip Ata topraklarındaki soydaşlarımızı, oradaki ecdat yadigârı tarihi eserlerimizi büyük bir özenle gözlerimizin önüne seriyor ve tanıtıyor. Çağımızın Dede Korkut'u Prof.Dr. Orhan Gedikli, belgesellerine devam ediyor.

 

Ve de gerçekten önemli işler yapıp, müthiş belgesellere imza atıyor. Bu belgesellerden biri de Romanya gezisi. Hocamız ekibi ile oraları gezdi.

Türk'e ve Osmanlı'ya ait her türlü eseri resimledi ve de izlenimlerini derledi.

Bunu da düzenleyip Ortadoğu Gazetesi okurlarına sunmak bizim görevimiz oldu.

 

Romanya Cumhuriyeti, Balkan Yarımadası'nın kuzeyinde; Ukrayna, kuzeydoğuda Moldova, kuzeybatıda Macaristan, güneybatıda Sırbistan , güneyde Bulgaristan ile komşu Karadeniz'e kıyısı olan bir ülkedir.

 

ROMANYA'NIN TARİHİ

Romanya'nın tarihi oldukça eskilere gider. Romanya topraklarında kurulan ilk devlet Trakların kurduğu Daçya  Krallığıdır. Yüzyıllar arasında Birinci Bulgar Devleti 'nin (Tuna Bulgar Devleti) bir parçası haline gelen bu topraklar daha sonra Macar , Peçenek , Kuman  ve Tatar Türklerinin idaresine geçti.

Rumenler tarihte ilk defa 14. yüzyılda kendilerine ait devletler kurmayı başardılar.  15. ve 16. yüzyıllarda bu üç ülke de Osmanlı Devleti 'nin himayesi altına girdiler.

 Bu dönemdeki en ünlü Eflak voyvodası Kazıklı Voyvoda olarak da bilinen III. Vlad'dır. 1448, 1456-1462 ve 1476 yıllarında hüküm süren Vlad, zalimliğiyle ünlüdür ve uzun süre Osmanlı Devletine karşı direnmiştir.

 Vlad'ın öyküleri Bram Stoker'ın 1897 yılında yazdığı Dracula romanına ve daha sonra bu romandan esinlenen çok sayıda filme konu olmuştur.

 

BRAN KASABASI DRAKULA ŞATOSU

Boğdan'ın bu dönemdeki en ünlü voyvodası ise III. Ştefan 'dır.

1457-1504 yılları arasında 47 yıl gibi uzun bir süre hüküm sürmüş olan Stefan, 1475 yılındaki Vaslui Savaşı 'nda Osmanlı ordusunu yenmeyi başarmış, ancak ölümünden sonra 16. yüzyılda Boğdan da Osmanlı egemenliği altına girmiştir.

 Günümüzdeki Romanya'nın diğer bir parçası olan Erdel'de (Transilvanya) 1526 yılındaki Mohaç Muharebesi 'nden sonra Macarların elinden çıktı ve bağımsız bir ülke oldu.

  O da Eflak ve Boğdan gibi Osmanlı egemenliğini kabul etti.

 

Osmanlı  döneminde Eflak ve Boğdan tampon devletlerdi.

 Osmanlılara vergi verir, savaşlarda asker yardımı yaparlardı. 

Beyliklerin Voyvodaları, Rumen soyluları arasından Osmanlı padişahı tarafından atanırdı. Ayrıca bu beylikler İstanbul 'un yiyecek ihtiyacını karşılamakta önemli bir rol oynarlardı. Osmanlılar Romanya'yı hiçbir zaman tamamıyla ilhak etmediler.

 Bükreş  ve Yaş  gibi büyük Romanya şehirlerinde sık sık Osmanlı vatandaşlarına rastlandıysa da oranları azdı. Bu şehirler hiçbir zaman Sofya , Belgrad , Selanik  veya Üsküp gibi Osmanlı karakteri kazanmadı. 

 

BÜKREŞ: ÇAVUŞESKU'NUN EVİ (BUGÜN MÜZE)

2007 yılında yapılan nüfus sayımına göre Romanya Türklerinin sayısı  427000  bin civarındadır.

 Romanya Türklerinin çoğu tarihi Kuzey Dobruca'dadır.

 Dobruca bölgesinin en önemli şehri Köstence'dir.

 Kırım Tatar Türk diasporasının en önemli kısmı bu bölgededir.

 Romanya Türkleri Genellikle Rumeli ve Tatar Türklerinden oluşmaktadır. 

Kısmen Ortodoks Gagavuz Türkleri de vardır.

 Osmanlı Rumeli'ye ayak bastığında buralarda Kuman, Kıpçak, Peçenek ve Oğuz Türkleri ile karşılaştı.

 Bu Türkler sayesinde Osmanlı Türkleri bölgede uzun süre kalabildi.

 Romanya tarafından resmi olarak tanınmış bir etnik azınlık olan Türkler için, Romanya Temsilciler Meclisi'nde de ayrılan sandalye sayısı birdir. 

Türkler Romanya Demokratik Türk Birliği tarafından temsil edilmektedirler.

  

ROMANYA GEZİMİZE BAŞLIYORUZ

Tarihi ve Coğrafi açıdan önemli bağlarımız olan Romanya ve Orta Bulgaristan'ı içine alan gezimize Bükreş'ten başlıyoruz.

Bükreş, Tuna Nehri'nin Dimbovita kolu üzerinde, yaklaşık 2. 2 milyon nüfuslu çok güzel bir kenttir. 

Avrupa Birliği 'nin en büyük 6. kentidir. 

 

BÜKREŞ: ÇAVUŞESKU TARAFINDAN YAPTIRILAN PARLAMENTO BİNASI

Bundan sonra başkent'teki tek açık cami olan Bükreş Camisine, Cuma Namazını kılmak üzere gidiyoruz.

 Bükreş Camisi ana caddelerinin birinin hemen arkasında küçük ama şirin bir camidir. Kalabalık bir cemaat ile Cuma namazımızı kılıyoruz.

 İmam hutbeyi hem Türkçe, hem Arapça ve hem de Romence veriyor.

 İmamın Kırım Tatar Türklerinden olduğu her halinden belli oluyordu.

 Namazdan sonra cemaatle bir süre sohbet ediyor ve hızla gezimize devam etmek için oradan ayrılıyoruz.

Dünya Harbi esnasında 1916-1917 arasında Alman Güney Ordusuna bağlı olarak Galiçya Cephesinde görev yapan 15. Türk Kolordusu 15000'in üzerinde yaralı ve şehit vermiştir.

 

Birinci Dünya Harbinde Romanya'nın Avusturya'ya savaş açması üzerine bu bölgedeki Bulgarları desteklemek için Romanya Cephesine, Osmanlı Kuvvetleri gönderildi.

Osmanlı ve Alman ortak kuvvetleri Dobruca, Bükreş ve Tuna'da savaştılar.

Rusya'nın Karadeniz kıyılarına çıkartma yapması üzerine bu cephedeki birliklerimiz Rusya'ya karşı da savaştılar ve pek çok şehit verdiler.

İşte şimdi gezimize Bükreş ayağının en heyecanlı ve hüzünlü kısmı ile yani 1917'de Galiçya Cephesinde şehit düşen 535 Mehmetçiğin bulunduğu Türk Şehitliği ile devam ediyoruz. Türk Şehitliği Tuna Nehri'nin Dimbovita kolunun hemen yanında şehir merkezine yakın bir alanda bulunuyor.

 Bükreş Türk Şehitliği çok güzel düzenlenmiş ve iyi bakılan şehitliklerden biri olduğunu içeri girere girmez anlıyoruz.

 Bir saat kadar şehitlikte kalıyoruz.

 Tek tek şehitlerimizi ziyaret ediyor ve dualar okuyoruz. 

  

BÜKREŞ TÜRK ŞEHİTLİĞİ

Gezinin ikinci günü Romanya'nın önemli bir bölgesi olan Transilvanya'ya hareket ediliyoruz.

 Gayet iyi korunmuş Ortaçağ Şehirlerini göreceğimiz bu turumuzda ilk uğrak yerimiz Sinaia'da Avrupa'nın en güzel şatolarından biri olan görkemli Peles Kalesi ve Şatosu'nun oluyor.

 Bu şato Romanya'nın 93 harbinden sonraki ilk kralı olan Alman asıllı Carol için yaptırılmıştır.

 Dağlık bir alana yaptırılmış olan Peles Kalesi ve Şatosu oldukça görkemli ve etkileyici bir orta çağ yapısıdır. 

 

SİNAİ PELES KALESİ VE ŞATOSU

Şatoya girmek için yaklaşık 1 saat kadar sıra beklemek zorunda kalıyoruz.

  Şatoda Osmanlı Türklerine ait kılıçlar, bıçaklar ve savaş aletlerinin olduğu bir bölümü geziyor ve bazılarını çekiyoruz.

 Ayrıca Şatonun bir odasının da Türk kültürüne göre düzenlendiğini rehberimiz söylüyor.

 O odayı da özenle inceliyor ve çekiyoruz ve Şato gezimizi bitiriyoruz. 

 

PELES ŞATOSUNDA TÜRK ODASI VE TÜRKLERDEN HEDİYE ALINMIŞ SAVAŞ ALETLERİ

Drakula Şatosunu görmek için yola koyuluyoruz.

 Drakula Şatosu Kazıklı Voyvoda olarak biline III. Vlad'ın da bir süre kaldığı bir şatodur.

Kazıklı Voyvoda olarak anılan III. Vlad oldukça zalim bir adamdı.

 Düşmanlarını kazıklara çakarak işkence ile öldürmekten zevk alan bir sadistti.

 III. Vlad'ın babası Osmanlı'ya yenilince oğlu Vlad'ı rehin olarak verir

III. Vlad Niş, Edirne ve Tokat'a gelerek buralarda eğitim alır.

 Bu dönem içinde Edirne'de bir süre Fatih ile aynı dönemde sarayda bulunur. 

Daha sonra memleketi Eflâk'a gider, orada kendisini Voyvoda ilan eder ve Osmanlı'ya isyan eder. Fatih dönemine denk gelen bu süreçte rivayetlere göre 20.000 Türk ve muhalifi kazığa geçirerek acımasız bir şekilde öldürür.

 Fatih Sultan Mehmet bu durumu görür ve bu acımasız zalim adamın peşine düşer. 

Ancak yakalanamaz ve Macaristan'a kaçar.

 Önce Macaristan ile iyi ilişkiler içinde olsa da daha sonra Macar yetkililer onu tutuklar ve bir süre hapsedilir.

 Daha sonra Osmanlı'ya teslim edilir ve idam edilir. Yaptıklarının cezasını görür. Başının kesilerek İstanbul'a getirildiği rivayet edilse de bu tam doğrulanmamıştır.

 Her türlü gaddarlığına rağmen Rumen halkı onu bir Romen milli kahramanı olarak görür.

Sinai'den yola çıkıp ve kuzeye doğru yol alıyoruz.

 Bir buçuk saat bir yolculuktan sonra Bran kasabasına geliyoruz.

 Drakula Şatosu burada olması nedeniyle kasaba yoğun turist alıyor. 

Hızlı bir şekilde şatoya yöneliyoruz. Şato bir taş kayalık üzerine kurulmuş adeta kartal yuvası gibi oldukça heybetli bir görünümü var.

 Şatonun içini geziyoruz.

 Şatoda Kazıklı Voyvoda'nın insanları işkence ile öldürdüğü aletler de sergileniyor

Bunlar içinde kazıklı tabutlar ve sandalyeler çok dikkat çekici. Adeta insanı ürkütüyor ve kanını donduruyor.

   

KAZIKLI VOYVODA'NIN ÖLÜM SANDALYESİ VE TABUTU

Drakula Şatosunu gördükten sonra Bran kasabasında küçük bir gezinti yapıyoruz.

Hediyelik eşya satan dükkânları dolaştık. Hemen hepsinde satılan şile bezi giysileri gördüğümüzde şaşırmadık dersem yalan olur.

 Bu tıp giysileri Çuvaşistan Özerk Türk Cumhuriyetinde ve başka Türk bölgelerinde de görmüştük. Tabii ki Anadolu'nun her yerinde bunlar eskiden beri vardır.

 Figürlerin aynı olduğunu görmek bizi duygulandırıyor.     

 

BRAŞOV; TAM BİR ORTA ÇAĞ ŞEHRİ

Babadağ'a Sarı Saltuk Türbesine Gidiyoruz

Tulça ilinin bir kasabası olan Hoca Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaş Veli'nin talebesi Sarı Saltuk tarafından 1263 yılında kurulan Babadağ'a geliyoruz.

 İlk önce Tuna Orduları Komutanı Gazi Ali Paşa adına yapılan camii ve türbesini ziyaret ediyoruz. Cami 1610 yılında yapılmış ve 1998 yılında Türkiye Diyanet Vakfı tarafından restore ettirilmiş.

 İmamı Diyanet tarafından atanmış bir kardeşimiz.

 Babadağ'a öğleyin namazına yarım saat kala giriyoruz.

 İmam ile tanışıyor ve bölge hakkında bilgiler alıyoruz.

 Bölgede çok fazla Türk kalmadığını çoğunun Köstence gibi daha iyi yerlere taşındığını söylüyor. Babadağ'da daha çok Türkçe konuşan Roman vatandaşların olduğunu söylüyor.

 Öğle namazını birlikte kılıyor ve oradan hemen yakında olan Sarı Saltuk Türbesini ziyaret etmeye gidiyoruz. 

 

BABADAĞ GAZİ ALİ PAŞA CAMİSİ

Rumeli'nin manevi fatihlerinden Sarı Saltuk (Muhammed Buhârî Saltık Bay Sultan, Sarı Saltuk Dede, 1297/1298) Balkanların Osmanlılar tarafından fethedilmesinden önce Balkanlarda ve civarındaki bölgelerde seyahat ederek insanlara İslâm'ı tebliğ eden bir derviştir.

 Birçok kaynak tarafından Hacı Bektaş-ı Veli 'nin talebelerinden Mahmud Hayranî 'nin müridi veya Rufai tarikâtının kurucusu olan Ahmed Er Rufai'nin tâkipçisi Türkmen Bektaşi inanç önderidir.

Sarı Saltuk'un Anadolu ve Balkanlarda çok sayıda türbesi bulunmaktadır.

 Bu türbelerin bâzıları Müslümanların yanı sıra Hıristiyan ahaliler için de ziyaret yeri konumundadır. Saltuknâme'de Sarı Saltuk'un on iki mezarı olduğu belirtilmektedir.

 Sarı Saltuk, beylerin ve kralların  mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet etmiştir.

 En ünlü Sarı Saltuk türbesi, halkının 13. yüzyılda İslamiyet'e geçmesine önayak olduğu rivayet edilen İznik'te bulunmaktadır.

 Saltukname'nin çeşitli yerlerinde Sarı Saltuk'un yer altından şifalı sular çıkardığı anlatılmaktadır.

 Sarı Saltuk türbelerinden birisi de Bosna-Hersek'te Blagay şehrinde bulunan Blagay Tekkesi'nin yanında Buna Nehri'nin kaynağı yer almaktadır. 

Asıl mezarının Romanya'nın kuzeyinde Dobruca bölgesindeki Babadağ  kasabasında olduğu sanılmaktadır.

Romanya'nın diğer bölgelerinde oturan Kırım Türkleri ile karşılaşıyoruz.

 Onlar ile birlikte Sarı Saltuk Türbesine gidiyoruz.

 Yanı Sarı Saltuk Türbesi yoğun ziyaretçi alan bir yer.

 Kırım Türkleri ile birlikte tekrar caminin yanına kadar geliyor ve bir süre daha sohbet ediyoruz.

 O arada Kırım Türkü bir hemşire ile tanışıyoruz ve bir süre sağlık sohbeti yapıyoruz.

 Kısa bir şehir içi turundan sonra Babadağ'dan ayrılıyoruz.       

 

BABADAĞ SARI SALTUK TÜRBESİ 

Artık Karadeniz Kıyısına İniyoruz

Bir süre sonra Tulça şehir girişine geliyoruz.

 45 dakikalık bir yolculuktan sonra İshakça'ya geliyoruz.

 Şirin ve küçük bir kasaba olan İshakça'da göreceğimiz en önemli eserler Mahmut Yazıcı Camisi ve İshak Baba'nın türbesi oluyor.

 İshak Baba, Osmanlı döneminde Tuna kıyısının önemli beldelerden Ishakça'ya, Anadolu'dan buraya gelip ilmi ve manevi irşatlarda bulunduktan sonra bir savaşta burada şehit düşen bir Türk imiş. 

Arabadan İshakça merkezinde iniyor ve hemen yanımızda Mahmut Yazıcı Camisini görmeye gidiyoruz. 

Caminin kapalı olduğunu görüyoruz.

 Ayrıca M. Yazıcı Camisinin çok iyi olmadığını, yıkılmaya yüz tuttuğunu ve ciddi bir tamirata ihtiyacı olduğu görünüşünden belli oluyordu.

 BU durum ekibimizi üzüyor. Buradan Türk Diyanet Vakfına ve yetkililere sesleniyorum.

 Bu güzel camimize sahip çıkmamız lazım. Yoksa yıkılıp gidecek. 

 

*******************

 

Tulça Türklerin en yoğun olduğu liman kentlerinden birisidir.

 Eski Tulça, Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Aziziye Camisi'nin etrafında şekillenmiş.

 Caminin hemen karşısında Romanya Demokratik Türk Birliğinin Tulça Şubesi bulunuyor

Ancak Aziziye Camisinin ana giriş kapısının kapalı olduğunu görüyoruz. 

Yan giriş kapısı bir Türk kardeşimizin bahçesine açılıyor.

  Oradan giriyoruz ve Türk kardeşimizle konuşuyoruz. Caminin sadece namaz vakitleri açıldığını, diğer zamanlarda kapalı kaldığını söylüyor.

 Bir süre onunla sohbet ediyoruz ve caminin resimlerini çekiyoruz. 

   

TULCA AZİZİYE CAMİSİ

Romanya'nın en güzel Liman şehri Köstence'deyiz.

Tulça'dan sonra hedefimizde Mecidiye kasabasına gitmek ve orada Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Mecidiye Camii'nin ziyaret etmek vardı.

 Ancak zamansızlık nedeniyle Mecidiye'ye gidemiyor ve direkt Köstence'ye gidiyoruz.

Köstence gerçekten çok güzel bir liman şehridir.

Bir saatlik bir sahil gezisi yapıyor ve Karadeniz'in havasını kokluyoruz. 

Liman ve sahil gezisinin ardından eski Köstence'nin ara sokaklarına dalıyoruz.

 Eski mimari eserlerin iyi korunduğu ara sokaklardan ilerleyerek bizim açımızdan Köstence'nin simgesi olan Kral Camisine geliyoruz.

 Kral Camisinin geçmişi Osmanlı Sultanlarından II. Mahmud 'un emriyle 1823 yılında, Aziz Mehmet Paşa  tarafından bu yerde yaptırılmış olan Mahmudiye Camii'ne dayanır.

 1910 yılında ilk Romanya Kralı I. Carol, I. Dünya Savaşı'nda Romanya için savaşan Müslüman Türk  ve Tatarların  sadakatini ödüllendirmek için Mahmudiye Camisi'nin temeller üzerine bu caminin inşaatını başlatmış ve 1912 yılında da tamamlattırmıştır

Yeniden hizmete açıldıktan sonra Kral'ın yaptırması nedeniyle Kral Camii ismi alan caminin mimarı Victor Ştefanescu isimli bir Romen'dir.

 

 

KÖSTENCE ŞEHİR MEYDANI VE KRAL CAMİSİ 

Kaptan Baba Nur Restoran'a geliyoruz.

 Kaptan Baba Köstence'deki Türk lokantalarının en iyilerinden birisi olduğu söyleniyor.

Gaziantep, Adana ve Urfa karışımı bir mutfak.

 Günün yorgunluğunu güzel bir akşam yemeği ve akabinde çay keyfi ile bitiriyoruz. 

Kaptan Baba hatırası için ekiple birlikte şanlı bayrağımız ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal' in resminin olduğu köşede hatıra fotoğrafı çekilerek lokantadan ayrılıyoruz.

    

1869'da yapıldığı kitabesinden anlaşılan ve üzerinde Osmanlı Turasını hala muhafaza eden Hünkâr Camisinde huşu içinde bir akşam ve akabinde yatsı namazını cemaatle kılıyoruz.

Hünkâr Camisi eski Köstence'nin en kalabalık caddesi üzerinde bulunuyor.

 Adeta iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var

Cadde sağlı sollu lokantalar ile dolmuş durumda.

 Köstence Romanya'nın Antalya'sı konumunda olduğu için lokantalarda yer bulmak bile mümkün değil.

İlk göreceğimiz eser Mangalya'da bulunan ve Dobruca bölgesinin en eski ve en güzel camisi olan Mangalya Camisi'nin (Esmanhan Sultan Camisi) ziyareti oluyor.

 Esma Sultan (Esmehan Hanım Sultan) II. Selim'in kızıdır.

 Veziriazam Sokullu Mehmed Paşa'nın eşi ve III. Murad'ın kızkardeşidir.

Esma Sultan 1571'de ilk eşinin adına Mimar Sinan'a bir câmi (Sokullu Mehmed Paşa Camii (Kadırga) ve ölümünden sonra onun adına bir çeşme yaptırtmıştır.

 Mankalya'da Esmehan Sultan'ın adıyla hayır faaliyetleri yürüten vakfı 7 adet sıbyan mektebi, 3 adet han, 300 dükkân, 1 küçük bedesten, 1 küçük hamam inşa ettirmiştir.

 Mankalya'daki Esmehan Sultan Camisi'de onun vakfı tarafından 1575 senesinde tamamlandı. Günümüzde Romanya'daki en eski camisidir ve hâlen Türk ve Tatar kökenli yaklaşık 800 aileden oluşan bir cemaati vardır. 

Caminin etrafında bölgeye çok önemli hizmetler yapmış kişilerin kabirleri bulunmaktadır. Bunlar araştırmacılar tarafından ortaya çıkarılmış ve mezar taşları düzenlenmiştir.

Otelden ayrılıyor ve sahilden içe doğru 3-4 dakika yürüdükten sonra caminin yanına geliyoruz.

 Ama ne yazık ki caminin avlusuna giremiyoruz. 

Çünkü burada da caminin kapalı olduğunu görüyoruz.

 Rehberimiz caminin vakit namazları açıldığını söylüyor.

 Gerçekten çok üzülüyoruz. Çünkü bu caminin içini göremeyeceğiz ve haziresinde bulunan pek çok kabrin yanı başına gidemeyeceğiz.

 Tam bunları düşünüyor, dışarıdan da olsa caminin resimlerini çekiyor ve haziresinde yatanlar için dualar okuyoruz. 

 

MANGALYA (ESMAHAN SULTAN) CAMİSİ       

 Ancak Romanya yazımızı bitirmeden bir konuya özellikle temas etmek istiyorum. 

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığından isteğimiz Romanya'ya gönderilecek din görevlilerinin buradaki camileri devamlı açık tutmalarının sağlanmasıdır.

 Çünkü camilerin namaz vakitlerinde açılması ve sonra kapalı kalması kabul edilebilir bir durum değildir.

 Buradaki görevlilerin hemen tamamı Diyanet'in kadrolu din görevlileridir. 

Namaz dışında yapacakları dini ve milli faaliyetler Romanya Türkleri ve diğer Müslümanlar için çok büyük önem arz etmektedir. 

Özellikle çocuklara dini ve milli değerler bu camilerdeki imamlar tarafından verilebilir. Böylece Güney Romanya'daki Türk varlığı korunmuş olur.

 Ecdadımız bu bölgeye çok büyük önem vermiştir.

 Babadağ'da Tuna Orduları Komutanı Gazi Ali Paşa Camisi, Tulca'da Sultan Abdülaziz'in yaptırdığı Aziziye Camisi, Mecidiye'de Sultan Abdülmecit'in yaptırdığı Mecidiye Camisi, Köstence'de II. Mahmut'un yaptırdığı Mahmudiye Camisi kalıntıları üzerine yapılmış Kıral Camisi ve Sultan Abdülaziz'in yaptırdığı Hünkâr Camisi, 

Mangalya'da Esmahan Sultan Camisi gibi pek çok diğer eserler ile bu bölge adeta imar edilmiştir.

 Hem bu eserlerimize ve hem de oradaki Türk kardeşlerimize sahip çıkmak Türkiye Cumhuriyeti'ndeki herkesin boynunu borcudur.

 Özellikle bu eserlerimizin tanıtım yazılarının bir tarihçinin kontrolünde yazılmasında yarar vardır.

 Yoksa Mangalya Esmahan Sultan Camisinde olduğu gibi bazı yazı ve bilgi hataları bizim kurumlarımız aleyhine algı oluşturur. 

Bu bilgi tabelasının derhal değiştirilmesi ve yeniden düzgünce yazılması gerekir.

 Romanya Türk Büyükelçiliği yetkililerine acilen duyurulur.

 Bu düşünceler ile Romanya gezimizi bitiriyor ve Bulgaristan ile devam ederiz diyorum.

 

                                                                                                                        ALİ ÖNCÜ

Reklam

 


Diğer ARAŞTIRMA Haberleri

Sarıkamış harekatının tarihteki yeri ve önemi

Sarıkamış harekatının tarihteki yeri ve önemi

         Türk tarihinin ve beraberinde dünya tarihinin akışını değiştiren Sarıkamış harekatın üzerinden 102 yıl geçmiş olsa da, tartışma...

Romanya'da Türk İzleri

Romanya'da Türk İzleri

Nerede TÜRK varsa oraya gidip Ata topraklarındaki soydaşlarımızı, oradaki ecdat yadigârı tarihi eserlerimizi büyük bir özenle gözlerimizin önüne seriy...

'Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil'

'Ülkücü olmak çileye talip olmaktır, nimete, ikbale değil'

Yavuz MÜFTÜOĞLU     TANRI DAĞI KADAR TÜRK HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMAN   Düşünce ve icraatlarıyla sadece Türk Dünya...

BÜYÜK DAVALARI BÜYÜK LİDERLER YAŞATIR

BÜYÜK DAVALARI BÜYÜK LİDERLER YAŞATIR

Yavuz MÜFTÜOĞLU   Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu, efsane lider Başbuğ Alparslan Türkeş'in 19. ölüm yıldönümü i&cced...

101. Yılında Sarıkamış Harekâtı'nın Türk tarihindeki yeri ve önemi

101. Yılında Sarıkamış Harekâtı'nın Türk tarihindeki yeri ve önemi

Rusya tarihte en çok tehdit aldığımız, en çok savaştığımız, en çok şehit verdiğimiz, en büyük toprak kayıplarına uğradığımız devlettir.  Tarihe...

GÖNÜL VE DAVA İNSANI

GÖNÜL VE DAVA İNSANI

MUHARREM GÜNAY SIDDIKOĞLU   Türklük ve Türk Dünyası denince, her Türk'ün aklına Alparslan TÜRKEŞ gelmelidir. Çünkü T&uu...

SARIKAMIŞ HAREKATININ 100. YILI

SARIKAMIŞ HAREKATININ 100. YILI

Tarihin akışını değiştiren, Türk milletinin fedekarlığının ve vatan aşkının destanlaştığı Sarıkamış Harekatı'nın 100'üncü yılındayız. Bir asır &...

MHP'de siyaset yapmak ayrıcalıktır

MHP'de siyaset yapmak ayrıcalıktır

  Kamuoyunun yakından tanıdığı başarılı oyuncu, işadamı ve MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Mehmet Aslan, gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı...

DOĞU TÜRKİSTAN'A GİDEN TEK LİDER

DOĞU TÜRKİSTAN'A GİDEN TEK LİDER

ARAŞTIRMA / 2008-11-02  Yayınladığımız söyleşi. Söyleşi: İsmail ÖZDEMİR   Türkiye Doğu Türkistan'ın Hep Yanında oldu   ...

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

'Bir hilâl uğruna Yârab ne güneşler batıyor'

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sıras...