Ortadoğu Gazetesi

BIST
91,602
%-0,22
USD
5,3738
%0,43
EUR
6,0881
%0,40
Altın
214,5660
%0,25
SON DAKİKA

SAVAŞ SADECE SURİYE'Yİ DEĞİL DÜNYA'YI DA ETKİLER

KÖŞE YAZILARI / 2018-04-13 09:29:25

SAVAŞ SADECE SURİYE'Yİ DEĞİL DÜNYA'YI DA ETKİLER

Esad rejiminin kimyasal silah kullandığı iddiasıyla ilgili olarak yaşanan gerginlik giderek büyüyen ve restleşen tarafların çoğalmaya başladığı bir satıhta şimdilik ilerlese de sonunun ne olacağını kestirmek gerçekten zor.

Çünkü mevcut şartlar itibarıyla Suriye'de muazzam düzeyde bir çıkar çatışması yaşanıyor.

Böylesi bir süreç kuşku yok ki IŞİD sonrası gerek Suriye gerekse bölgenin geleceği açısından her ülkenin aklında var olan hesabı gerçekleştirmek istediğinden ve kendi şartları itibarıyla geri dönüşü olmayan yola girildiğinden kaynaklanıyor.

Şayet bir orta yol bulunabilmiş olsaydı şimdiki gündemde ABD, Fransa ve İngiltere'nin Rusya'ya açıktan meydan okuyan tavırlarıyla karşılaşmamız söz konusu olmayacaktı.

Zaten bunca gürültünün çıkmasının ana kaynağı da özellikle bu üç ülkenin yani ABD, Fransa ve İngiltere'nin giderek Suriye üzerindeki ağırlığını kaybetmeye başlamasından kaynaklanıyor.

Bu ülkeler Suriye krizindeki varlıklarını tamamıyla IŞİD'le mücadele çerçevesine oturtmuşken, bunun karşısında Türkiye, Rusya ve İran'ın bir adım öne geçerek hem sadece IŞİD'le mücadele değil, rejim ve muhalifler arasındaki çatışmaların durmasına odaklanmaları ve aynı amaç için sonuç alıcı adımlar atmaya başlamaları kendilerini öne çıkardı.

Daha açık bir ifadeyle Türkiye, Rusya ve İran üçlüsünün Suriye konusuna getirdiği somut adımlar yansıtan çözümleri Suriye krizinin aşılmasında önemli bir etki yaratırken, aynı ülkelere sahada ve masada büyük bir güç kazandırdı.

Ancak ABD, Fransa ve İngiltere üçlüsü ise daha çok PKK/PYD terör örgütüne yaslanan, sadece Fırat nehrinin doğu yakasını kapsayan alanda tutunabilse de giderek bu sahaları da elinde tutabilecekleri şüpheli olan bir duruma gelemeye başladılar.

İşte tam da bu noktada Esad'ın Duma'da bulunan muhaliflere kimyasal silahlı saldırı düzenlediği iddiası ABD ve bölgesel partnerleri açısından tek çıkış yolu olarak görüldü.

Rejimin şimdiye kadar var olan kimyasal silahlı saldırılar konusundaki sabıkası Duma'daki gelişmeyle ilgili şüpheleri haklı olarak Esad'ın kararına odakladı.

Aksi bir durum da mümkün olsa bile bu şartlar altında Esad dışında kimsenin aklına başka bir adres gelemeyecektir.

Nitekim Rusya'nın iddiaları rejimin kimyasal silah kullanmadığı yönünde olsa bile şimdiye kadar bu iddiasını ispatlayacak bir delili ortaya koyamaması da aynı şüpheleri güçlendiren bir etki yaratmıştır.

Ancak asıl sorun bundan sonra ABD Başkanı Trump başta olmak üzere İngiltere ve Fransa'nın açıkça söyledikleri gibi Suriye'ye bir askeri harekat düzenleyip düzenlemeyecekleridir.

Üstelik Rusya'nın da bu girişimler karşısında aynı açıklık ve kararlılıkla "rejimin yanında yer alırız" uyarısına rağmen.

ABD Başkanı 2 gün önce "en fazla 48 saat içerisinde ne yapacağımız görülecek" manasındaki açıklaması ve ABD ordusunun her türlü askeri harekât yapmaya hazır olarak başkanın emrini beklediklerini ilan etmesine rağmen henüz rejime yönelik bir askeri harekat düzenlenmedi.

Bunun en temel sebebiyse ifade edildiği üzere Rusya'nın tutumundan kaynaklanıyor ki aynı ülkeler aslında Rusya'yı geri adım atmaya da zorluyorlar.

Kaldı ki İngiltere'de zehirlenen çift taraflı ajanın, Rusya tarafından hedef alındığı iddiası sonrasında çok sayıda ülke Moskova'ya karşı diplomatik bir savaş başlatmışken üzerine bir de Suriye konusunun gelmesi açıkça Putin'i tahrik etmeye zorlayan bir etken olarak da görülüyor.

Putin mevcut şartlarda geri adım atması halinde Suriye ve Ortadoğu'da eriştiği gücün sınırlandırılacağını bildiğinden rejimin yanında yer almayı sürdürerek, yaşananların vahim sonuçlara yol açabileceğini açıkça ilan etti.

Bölge gerçekten de diken üstünde.

Zira sadece ABD, Fransa ve İngiltere'nin rejimi hedef alması gibi bir tehdit ortada yok.

Aynı şekilde böylesi bir harekâtı fırsat bilerek İsrail'in Hizbullah ve İran milislerine ait Suriye'deki hedefleri eş zamanlı olarak vurması gibi bir durumda hali hazırda söz konusudur.

Putin'in geride bıraktığımız gün İsrail Başbakanı Natenyahu ile telefonda görüşmesinin ana sebebinin de bu konu olduğu sır değildir.

Ayrıca meselesinin yaratacağı sorunların coğrafi çapının da sadece Suriye'nin topraklarıyla sınırlı kalmayıp, ilk etapta Doğu Akdeniz ve Lübnan'ı da içerisine alabileceğini söylemek mümkün olacaktır.

Dolayısıyla ABD, Fransa ve İngiltere'nin rejime yönelik müdahalesi hesaplanan değerlerin ötesine erişirse, bu durumda kısıtlı bir çatışmadan daha çok bölgesel bir savaş riskinin en yüksek seviyeye erişebileceği tehdidinin var olduğunu ifade etmek gerekir.

Türkiye böylesi bir gündemde doğru bir pozisyon alarak ABD ve Rusya'nın arasını bulmaya çalışıyor.

Aklıselimin galip gelmediği halde bu ateşin herkesi yakacağı, dünyanın mevcut durumdaki sorunlarıyla beraber düşünüldüğünde ise bizlere bölgesel bazda kalmayıp, küresel satıha yayılabilecek bir savaşın ihtimal dâhilinde olduğunu da ne yazık ki akıllara getiriyor.