Ortadoğu Gazetesi

TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE

RÖPORTAJ / 2017-11-17 09:29:34

TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE

MHP Genel Sekreter Yardımcısı M. Hidayet Vahapoğlu, Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı. Vahapoğlu, "Ülkemiz terörle mücadelede hem tecrübeli hem de başarılıdır"  dedi

 

MHP Genel Sekreter Yardımcısı M.Hidayet Vahapoğlu, MHP üzerine oynanan oyunlar ve  kurulan yeni parti, terörle mücadele, Suudi Arabistan'da yaşanan son siyasi gelişmeler, Türkiye-ABD ilişkileri,  Türkiye'nin  Suriye politikası, Irak'taki gelişmeler ve Türkmenler'in durumu hakkında gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli değerlendirmelerde bulundu.

 

Yazarımız Sezer Yozgat'ın sorularını cevaplandıran Hidadet Vahapoğlu, "Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket Partisi üstlendiği misyon nedeniyle bölgesel plan yapan tüm güç merkezleri ile aramızdaki tüm gayri milli organizasyon ve kişilerin öncelikli hedefidir" dedi. İşte sorular, işte cevaplar:

 

Soru: MHP üzerine oynanan oyunlar, kurulan yeni parti ve belli birtakım medya tarafından MHP üzerine oluşturulmak istenen algı hakkında neler söylersiniz? 

 

-Bir ülkeyi ve siyasi bir oluşumu diğer ülke ve siyasi oluşumlardan farklı kılan dolayısıyla hedef hale getiren birçok sebep vardır. Anadolu, üzerinde hak iddia eden grupları bir kenara koysak bile Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik özelliklerini yok sayamayız. Anadolu; hedef halindeki bir coğrafyadır, bizimdir, bizim vatanımızdır. Dolayısıyla bu bölge üzerinde hesabı olanların yada Türk ve İslam dünyasına yönelik bazı senaryolar planlayan ülke yada güç odaklarının  tamamının Türkiye'yi dikkate almak zorunda olduğunu ve oyununu kurgularken bizim üzerimizde hesap yaptığını bilmek durumundayız. 

Eğer bir coğrafya işgal edilecek, sömürgeleştirilecek veya post modern metotlarla kontrol edilecekse, hedef olarak belirlenen coğrafyanın milli ve manevi değerlerini esas alan, milli hak ve menfaatlerini merkezine alarak hareket eden  siyasi hareketler öncelikli hedeftir. Çünkü o siyasi oluşum ve hareketler hedef ülkelerin belkemiğidir, milli-manevi direncinin temsilcisidir, organizatörüdür. Dolayısıyla bu siyasi yapılar ya kontrol edilebilmeli eğer kontrol edilemiyorsa yok edilmesi gerekmektedir. 

Bu kapsamda Türkiye ve Türk dünyasına ilişkin yapılan planlamalarda ülkücü hareketin ve ülkücü hareketin siyasi mihver kuruluşu olan Milliyetçi Hareket Partisinin doğrudan birinci derece hedef olduğunu görürüz. 

Eğer 2001 yılını esas alırsak, Dünya Ticaret merkezine yönelik saldırının hemen akabinde İslam coğrafyası üzerinde başlatılan askeri, siyasi ve ekonomik operasyonların aslında Türk- İslam coğrafyasına ve Türk'ün münhasır siyasi, ekonomik ve kültürel hakimiyet alanı olması gereken coğrafyaya yönelik olduğunu görürüz. İslam dünyası yeniden dizayn edilmektedir. Bu dizaynda Türkiye'nin kapsam dışı bırakılacağını düşünmek ya da tüm emarelere rağmen öyle olması gerektiğini dilemek, hayal etmek aşırı saflık olacaktır. Zira batı dünyası Türk deyince İslam'ı, İslam deyince de Türk'ü anlamaktadır. Batılı müttefiklerimizin yüzümüze söylemediği ancak tüm gelişmelerden çıkarmamız gereken sonuç öncelikle Türk'ün Anadolu'dan   atılması, Lozan Antlaşması ve Cumhuriyetin kurulması ile yarım kalan operasyonun tamamlanmasıdır. Eğer bu başarılamayacaksa; İslam dünyasındaki tüm Arap ülkeleri gibi onlara muhtaç ve onlar tarafından güdülen, milli kimliği, milli hedefleri olmayan efendilerinin bölgedeki istasyon şefleri tarafından yönetilen  hale getirilmemizdir. 

Bu temel meseleleri günlerce konuşsak tamamlayamayız. Yüzlerce araştırma, doktora tezi ve kitap olur. Peki bunları anlatmanızın sebebi nedir, niye bunları anlatma ihtiyacı duydunuz derseniz, size cevabım, kapsamı nedeniyle çok yüzeysel ele alabildiğim ve birçoğuna değinmediğim bu meseleler bilinmeden MHP'nin üzerinde oynanan oyunları analiz etmek, sebeplerini ve muhtemel hedeflerini tespit etmemiz mümkün değildir olacaktır. Türkiye, Türk Dünyası ve İslam alemi üzerinde hesabı olanların Türkiye'mizi ve Türkiye'de de Ülkücü Hareketi ve onun yegane siyasi temsilcisi olan Milliyetçi Hareket Partisini yok sayarak iş yapmaları mümkün değildir. O nedenle Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket Partisi hedeftir. 

 

Ülkücü Hareket ve Milliyetçi Hareket Partisi üstlendiği misyon nedeniyle bölgesel plan yapan tüm güç merkezleri ile aramızdaki tüm gayri milli organizasyon ve kişilerin öncelikli hedefidir. Bizimle aynı duygu ve değerler ile hedefleri paylaşan kadroların 1944 yılından günümüze kadar maruz kaldıkları tüm senaryoların, saldırıların arka planında küresel oyunların etkisini görürüz. Oyuncular değişmiştir ama nihai hedef değişmemiştir. Bu da böyle devam edecektir. 

Son saldırılara kısaca değinmemiz gerekirse oyunun büyük kurgulandığı 2006 yılından itibaren Ülkücü camianın inanç ve ideallerinin, disiplininin, teşkilat yapılarının ve lider kadrolarının yoğun saldırılara maruz kaldığını görürüz. Bunların bir kısmı hayatın normal akışında çoğumuzun dikkatini çekmeyen gelişmeler, masum eleştiriler ve hatta iyi niyetli düşünceler olarak algılanmış olabilir. Ne yazık ki gerçekler bunun tamamen tersinedir. İnanç ve ideallerin önüne şahsi hesap ve menfaatler geçirilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda beslendiğimiz kaynaklar değiştirilmeye, değerlerimiz erozyona uğratılmaya çalışılmıştır. Ruhi ve fiili disiplin anlayışı, teşkilatlara ve lidere sadakat duyguları yok edilmeye uğraşılmıştır.  Ne yazık ki hasımlarımızın kuzu postuna bürünmüş piyonları bunda kısmen başarıda sağlamışlardır. Bu operasyonları yapmaya çalışanların hedefleri Ülkücü Hareketi iktidara getirmek değildir, ülkücü hareketin kısa sürede kontrol edilebilir  orta ve uzun vade de ise yok edilmesidir. Yani bu coğrafya da küresel ve bölgesel oyun kuranların önündeki engelin kaldırılmasıdır. 

Ülkücü camia ve Milliyetçi Hareket üzerindeki oyunlar 1980 yılından sonra batının deyimi ile "soft power" güç unsurları ile oynanmaktadır. Bu oyunun ana hedefi ülkücülerin ve MHP seçmeninin duygu, düşünce ve davranış olarak değişime uğratılması, bizi hedef alanların planladığı  şekilde algı ve tepki gösterir hale getirilmesidir. Onun için bize benzemeyenler açıkça, bizim içimizde olup ta devşirilmiş olanlar ise gizlice ve muhtemelen farkında olmadan bu büyük oyunun aleti-parçası durumundadırlar. Nitekim 2006 yılından itibaren başlatılan, 2011 yılında farklı şekilde sergilenen ve 2015 yılında nihai şekil kazanan Partimizi ele geçirme eğer bu mümkün olmaz ise bölme operasyonu yukarıda özet olarak verdiğim bilgiler çerçevesinde değerlendirilmelidir. 

Türkiye siyaseti yeni bir proje ile karşı karşıyadır. Türkiye'de küresel projelerin taşeronları mı değiştiriliyor sorusu akla gelen ilk soru olmakla birlikte bunun böyle olmadığı da kısa sürede anlaşılmıştır. Zira mevcut taşeronun kullanım süresi hala dolmamış gözükmektedir. Bu nedenle yeni  bir siyasi partinin kurulmuş olması önemsenecek bir durum değildir. MHP'nin rakibi ise hiç değildir. Çünkü MHP ile aynı değerleri, aynı misyonu ve hedefleri paylaşmamaktadır. Ülkücü camia ve MHP seçmeni manzarayı tüm netliği ile kısa sürede görmüştür. ANAP ve AKP benzeri çok eğilimli, çok bilinmeyenli bir kompozisyon oluşturulmuştur. Programları ve hedefleri ile bunu desteklemek maksadıyla algı oluşturmaya çalışan mihraklar geniş halk kitleleri tarafından bilinen yüzler ve tanınan merkezlerdir. Bu nedenle şu günlerde bazı medya tarafından yürütülen kampanyaların büyütülmemesi gerekir. Medya bir hafta on gün bahsetmesin hallerini siz görün derim sadece. 

 

''ÜLKEMİZ TERÖRLE MÜCADELEDE HEM TECRÜBELİ HEM DE BAŞARILIDIR''

Soru: Türkiye'nin terörle mücadelesini, tehditler, cepheler ve mücadele yöntemlerini ele alır mısınız?

 

- Kısaca cevaplamamız gerekirse şunları söyleyebiliriz.  Türkiye; küresel güç merkezlerinin hedefi durumundadır. Bu merkezler doğrudan taraf olarak Türkiye'ye sıcak savaş açamadıkları için bunun dışındaki metodları-imkanları kullanmaktadırlar. Bunların başlıcaları terör, ekonomik, siyasi, diplomatik, kültürel  (çoğunlukla inanç ve idealler üzerinde) savaşlar ile medya-aydın kesim üzerinden yürütülen lehlerine algı oluşturma  mücadeleleridir. Bunların hepsi planlı ve sistematik bir bütünlük  içinde yürütülür. Terör tek başına kullanılmaz, terör diplomasi, ekonomi vb diğer unsurlarla desteklenir. Aslında iyi bir analiz yapıldığında hepsinin birlikte yürütüldüğü görülür ancak daha fazla dikkat çeken ve gündem oluşturan terör olduğu için ilgilerimiz bu alanda yoğunlaşmaktadır. 

Ülkemiz dünya da yasal çerçevede kalıp, hukuka saygıda azami dikkat göstererek terörle mücadele eden ve başarılı olan yegane ülkedir. Yasal çerçeve ve hukuka saygılı olarak terörle mücadele etmek terörle mücadelenin en zor olanıdır.  Övünerek söylememiz gereken konu terörle mücadelenin değişik boyutlarında görev üstlenen güvenlik güçlerimiz askeri ile, polisi ile, köy korucusu, vatandaşı, mülki amiri, yargı mensupları, diplomatları ile bunun üstesinden gelmiştir. Ülkemiz terörle mücadelede hem tecrübeli hem de başarılıdır.

Peki tamamen bitirilememesi ve hala devam ediyor olmasının sebebi nedir diye soracak olursanız.  Terörün tamamen bu coğrafyada bitirilebilmesi için öncelikle küresel senaryoların ortadan kalkması gerekmektedir. Bu da mevcut küresel düzende mümkün olmadığına göre Türkiye ve Türk-İslam coğrafyasında  terörün bitirilmesi mevcut şartlarda mümkün değildir sonucunu çıkarabiliriz. Bu tespit kimsenin moralini bozmamalıdır. Sebebi ise oyunu bozacak yegane güç ne yaptığını bilen ve kararlı siyasi iktidarlardır. Türkiye'de iktidara gelecek Türkiye'nin hak ve menfaatleri doğrultusunda misyon yüklenmiş ve ne yaptığını bilen bir iktidar ülkemizde yaşanan terörü kısa sürede minimize edecektir. Bu konuda yegane kadro ülkücülerdir ve bu ise Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarı ile mümkün olacaktır. Bunun halka, seçmene anlatılması gerekmektedir.

 

''İSLAM TEKDİR. ILIMLI İSLAM KAVRAMI KABUL EDİLEMEZ VE İSLAM'A İHANETTİR''

Soru: Suudi Arabistan'da yaşanan son siyasi gelişmeler ve Ilımlı İslam çıkışı hakkında neler söylersiniz?

 

Suudi Arabistan devlet olarak tanınan ancak devlet olma niteliklerini taşımayan bir sömürgedir. Üst akıllarının ana unsuru İngiliz, görüneni ise Amerikan menşeilidir. Suudiler, bu iki ülkenin İslam'ın böğrüne sapladığı hançerdir. Ne yazık ki Peygamber efendimizin ve sahabelerin kabirleri ile Kabe ve İslam tarihinde önemli olayların yaşandığı topraklar bu yönetimin altındadır. Bu nedenle de üzücüdür. 

Yaşanan son olaylar iki boyutta ele alınmalıdır. Birincisi üst akıl yeni bir kukla keşfetmiş ve bu kuklayı yetkilendirerek güçlendirmekte, arkasında durmaktadır. Bu kukla  Muhammed bin Selman'dır. Bugünkü gücünü sürdürebilirse muhtemelen kısa sürede mevcut Kral'ın yerine (darbe dahil) bir yolla geçecektir. Bu şahıs icraatları desteklenerek geleceğe hazırlanmaktadır. Yapılan uygulamalar ile başta ABD ve İngiltere'nin bu uygulamalara verdiği destek, gücün tek merkezde toplanması maksadına yöneliktir. Yönetimi ele geçiren Muhammed bin Selman  yönetimi  ülke içinde başkaları ile paylaşmak istememektedir.

Diğer konu ise Suudi Arabistan'da ki israf, hırsızlık, ülke dışına para kaçırma, reel ekonomik tedbirlerin alınmamış olması gibi durumlar altından kalkılamayacak bir sorun haline gelmiştir. Ciddi bir ekonomik darboğaza girmiş bulunmaktadırlar. Bunun için birilerine bir fatura kesilmesi gerekmektedir. Ülkenin tüm kaynakları bir şekilde Suud ailesi ile akrabalığı olan kişiler arasında yağmalandığı için ekonomik darboğazdan çıkabilmek için bu kişi ve aileler hedef alınmıştır. Bunun bizim açımızdan önemi orada, oranın şartlarını kabul ederek iş yapan, yatırım yapan Türk firmalarının bu operasyondan asgari ölçüde zararla kendilerini kurtarmaları olmalıdır. Çünkü Türk firmalarının hemen tamamı o yada bu prensin firmaları ile iş yapmaktadır. Eğer domino etkisi oluşturularak fatura etme işlemi yapılırsa Libya örneği gibi ciddi mağduriyetler yaşayabiliriz. 

Siyasi açıdan ise dikkat edilmesi gereken konular ise ılımlı İslam ve Suudi Arabistan'ın askeri olarak İran'a saldırtılması ihtimalidir. Bu ihtimal vardır ve bölgesel ciddi sorunlar doğuracak özelliktedir. Türkiye bu konuda hazırlıklı olmalıdır.

İslam tekdir. Ilımlı İslam kavramı kabul edilemez ve İslam'a ihanettir. Kur'an'da Allah'ın emrettikleri ile Peygamber efendimizin yaşayarak yada sözlü olarak bize intikal ettirdiği Kur'an emirlerinin uygulanış şekilleri üzerinde tahrifat yapılamaz. İngiliz fitnesi Vehabilik ile açılan yaranın başka bir ad ile İslam dünyası üzerinde ambalaj değiştirilerek yenilenmesinin ve bir diğer İslam ülkesine sıcak savaş olarak saldırılmasının önüne geçilmelidir. Bu konuda mevcut AKP iktidarının ve Diyanet İşleri Başkanlığının takınacağı tavır çok önemli ve fevkalade vebal yüklenecekleri özellik taşıyacaktır. 

 

Soru: ABD/Türkiye ilişkilerini ve son gelişmeleri değerlendirir misiniz?

 

- Günümüzdeki Türkiye-ABD ilişkileri Türkiye'nin aleyhinedir. Türkiye maruz kaldığı birçok olayda sebebi anlaşılamaz şekilde bile bile lades demektedir. Bunun en bariz örneği Türkiye bir NATO ülkesi olmasına rağmen ve NATO'nun kuruluş amaçlarından en önemlisinin üye ülkelerin toprak bütünlüğünün sağlanması, korunması ilkesi orada dururken ABD'nin ilişkilerinin, tercihlerinin aldığı şekildir. ABD, varlık sebebi ve kırk yıla varan silahlı eylemleri ile milli bütünlüğümüzün en büyük tehditlerinden biri olan PKK'yı Türkiye'ye tercih etmiştir. AB ülkelerinin durumu da farksızdır. Bu kabul edilebilir bir konu değildir. 

ABD tarafından PKK'nın Suriye uzantısına 4000 TIR dolusu silah, mühimmat ve araç-gereç ile askeri danışmanlık ve eğitim desteği verildiği bilinmektedir. PKK ve PKK'nın Suriye uzantısı, DAEŞ'e karşı kullanılmak bahanesi ile ABD'nin Suriye'deki kara gücü olarak ilan edilmiştir. Verilen silah ve mühimmat Türkiye'de Türk güvenlik güçlerine karşı kullanılmaktadır. Bunlar gizli saklı değil gözümüzün önünde cereyan etmektedir. 

PKK, 2016-2017 yıllarını Türkiye'de iç savaş çıkartmak üzere planlamış iken bu ihtimal MHP'nin mevcut AKP hükümetine terör, dış politika ve milli konularda verdiği desteğin ve yürüttüğü sorumlu muhalefetin oluşturduğu siyasi psikolojik güç nedeniyle  engellenmiştir. 

Mevcut ve muhtemel durum Türkiye-ABD ilişkilerinin iyiye gitmediğini göstermektedir. Türkiye sürekli yalanlarla aldatılamayacağını net bir şekilde muhataplarına iletmelidir. AKP iktidarınca halka gerçekler tüm imkanlar kullanılarak  anlatılmalı ve  en büyük müttefikimiz ABD ve AB ülkeleri diye halk kandırılmamalıdır.  Gerekirse müttefiklerimiz ve bunlarla oluşturulan ittifaklarımız yeniden gözden geçirilmelidir. Zira Türkiye'nin önünde tek seçenek yoktur ve Türkiye tek seçeneğe mahkum ve mecbur değildir. 

 

''ORTADOĞU TAM BİR SİYASİ SATRANÇ TAHTASIDIR''

Soru: Suriye'deki son durumu ve Türkiye'nin son dönemdeki Suriye politikası hakkında neler  söylersiniz?

 

- Ülkücü camianın ve Milliyetçi Hareket Partisinin lideri Sayın Bahçeli her konuda olduğu gibi dış politika konularında da hep sorumlu muhalefet anlayışını esas alarak hareket etmiştir. Bu kapsamda Suriye konusu'da dahil olmak üzere sürekli olarak yapıcı ve yol gösterici bir anlayış içinde hareket etmiştir. AKP Hükümetinin bölgenin özellikleri ve tarihi geçmişini göz ardı eden Davutoğlu menşeili yaklaşımları maalesef Türk dış politikasını çıkmaza sokmuştur. Ayakları yere basmayan hayalperest senaryolar iflas etmiştir. Dışarıdan kulaklara üflenenler Türkiye'yi kullanılır ve başkalarının projelerine hizmet eden ülke haline getirmiş, başını belaya sokan mahiyet kazanmıştır. Bugün yaşanan sıkıntılar MHP Lideri Sayın Bahçeli tarafından muhtemel tehdit yada gelişmeler olarak yıllar önce AKP'nin önüne tüm ayrıntıları ile konulmuş ancak dikkate alınmamıştır. Buna karşılık söylenenler hep doğru çıkmıştır. 

Son dönemde izlenen politikanın da çıkmazları vardır. Bunun en önemlisi ABD, Rusya, İran ve Suriye'nin PKK ve türevlerine bakış açılarıdır. Bölgede rol üstlenen devletlerden sadece Türkiye acı tecrübelerle PKK'nın ve türevlerinin nihai hedeflerini kendisi için tehlikeli görmektedir ve Kürtçü örgütleri diğer bir ülkeye karşı kullanmamaktadır. Buna karşılık bölgedeki diğer aktörler bu örgütleri Türkiye'ye karşı ya dün kullanmıştır ya bugün kullanmaktadır veya yarın kullanacaktır. Buna rağmen Türkiye bunlarla hareket etmek zorundadır. 

Ortadoğu tam bir siyasi satranç tahtasıdır. Acemi ya da başkaları tarafından güdülen iktidarların ülkelerini bu oyundan hasar görmeden kazançlı çıkarma şansı bulunmamaktadır. O nedenle mevcut iktidarın MHP'nin görüş ve tavsiyelerine uyarak milli hak ve menfaatler istikametinde çalışmalar yürütmesi zorunludur. 

 

''IRAK'A KARŞI UYGULANACAK POLİTİKA İKİ ESASA BAĞLI OLARAK YÜRÜTÜLMELİDİR''

Soru:  Irak'taki son gelişmeleri ve Türkmenlerin durumunu ele alırmısınız?

 

- Suriye ve Irak politikaları ne yazık ki teamüller dışında ve milli hak ve menfaatlerimiz dikkate alınmadan hatta yok sayılarak geliştirilmiştir. Bunda belirleyici olanlar; ABD ve müttefikleri ile iktidar partisinin o dönemki hayalperest Dışişleri Bakanı ve Irak'ın kuzeyindeki aşiretlerle gönül ve siyasi bağı olan  kişilerdir. Burada şunu belirtmek isterim, ülkelerin sınırları çizilirken bazı gruplar yada birbiri ile ilişkili bazı aileler ikiye bölünmüş olabilir. Komşu durumdaki ülkelerde aynı dili konuşanlar hatta akraba olanlar yaşıyor olabilir.  Örneğin Fransa'da Alsaz Loren bölgesinde Almanca konuşanlar, İspanya ve Fransa'da Baskça konuşanlar, İsviçre'de İtalyanca konuşanlar gibi. Bunların diğer kesimde yaşayanlarla gönül bağı fazla ise gider orada yaşar, buna kimse engel olamaz, git demez hatta kal da denilmez. Ancak bu kişi ve grupların ülkelerin milli politikalarını etkilemelerine de izin verilmez. Maalesef ülkemizde son dönemlerde bunlar rahatsızlık verecek durumdadır. 

Bu gerçeklere rağmen mevcut iktidar Irak'ta olan biteni, Irak'ın Kuzeyindeki aşiretlerin ülkemiz içine uzanan ellerini görmezden gelmiş ve hatta toplu açılışlara, partilerinin kongrelerine davet edip, onunla gurur duyduklarını ifade ederek şımartmışlardır. Halbuki aynı şahıs ve bu şahsın yönetimi 1991 Körfez harekatından itibaren Irak'taki Türk yerleşim bölgelerinin demografik yapısını değiştirecek şekilde planlı iç göç hareketi başlatmış, 2003'ten itibaren tapu ve nüfus dairelerindeki kayıtlar ile okullardaki mezuniyet defterleri bilerek yakılmıştır. Irak Türklüğü tarihi yalnızlığına, sahipsizliğine yeniden itilmiştir. Bunlar yaşanırken 2003'te Dışişleri Bakanı olan Gül, Türk yerleşim alanlarındaki Türk nüfusun tespiti için Birleşmiş Milletler ve Kızılay'ın 1991 yardım kayıtlarını esas alırız gibi ipe sapa gelmez beyanlarda bulunmuş bugün ise sessizliğe bürünmüştür, zira Türklük gibi bir kaygısı yoktur. Barzani'nin Türkiyeli dostlarına rağmen yaptığı referandum inşallah Türkiye'de onunla gurur duyan dostlarının gözünü açmış, aklını başına getirmiştir. 

Irak'a karşı uygulanacak politika iki esasa bağlı olarak yürütülmelidir. Birincisi Irak'ın toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. Irak'ın ABD ve müttefiki ülkelerin planlarına uygun şekilde güneyde Şii, ortada Sunni ve Kuzeyde Kürt eksenli bir bölünmeye maruz kalması engellenmelidir. Esas alınması gereken ikinci konu ise  Irak'taki Türk varlığının bekası sorunudur. Dünyanın her neresinde olursa olsun, bir Türk dahi olsa onun hak ve menfaatlerinin, varlıklarının korunması Türkiye Türklüğü kadar önemlidir. Türkiye'nin güvenlik sınırı, hak ve menfaatlerinin başlangıç noktası Türkün yaşadığı her yerdir. Özellikle komşu ülkelerde yaşayan Türk nüfusun korunup kollanması doğrudan bir sorumluluk ve zorunluluk olarak algılanmalıdır. Irak ve Suriye Türklüğüne bakış açımız bu çerçevede olmalıdır. 


 


Diğer RÖPORTAJ Haberleri

TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE

TÜRKİYE, KÜRESEL GÜÇLERİN HEDEFİNDE

MHP Genel Sekreter Yardımcısı M. Hidayet Vahapoğlu, Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı. Vahapoğlu, "&...

"Dış politika, iç siyasete alet edilmeden belirlenmeli"

"Dış politika, iç siyasete alet edilmeden belirlenmeli"

TASAV Mütevelli Heyet Üyesi, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Konuralp Koçak, "Türkiye bölgesel lider ve uzun vadede küresel bir aktör olmak istiyorsa, t&...

KRİPTO FETÖ'CÜLER SİYASETE EL ATTI

KRİPTO FETÖ'CÜLER SİYASETE EL ATTI

MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, "Bazı ehliyetsiz ve liyakatsizlerin, 15 Temmuz öncesinde " Ben başbakan olacağım ", " Ben genel başkan olacağım " ...

PARTİMİZ BİR, ÇİZGİMİZ ŞAŞMAZ!

PARTİMİZ BİR, ÇİZGİMİZ ŞAŞMAZ!

Partimiz MHP şarkısı ile meydanları coşturan, 'Sızı' isimli albümüyle Ülkücü Şehitlere vefasını ortaya koyan Zafer İşleyen, son albümü '&C...

Türkiye, sesini iyice yükseltmeli

Türkiye, sesini iyice yükseltmeli

Iraklı Türkmenler'in lideri Erşad Salihi,Türkmenler'in geleceği ve peşmergebaşı Barzani'nin 25 Eylül'de yapmayı düşündüğü sözde refe...

Devleti sağlam tutmak zorundayız

Devleti sağlam tutmak zorundayız

MHP AYDIN MİLLETVEKİLİ DENİZ DEBPOYLU, GÖZETEMİZ ORTADOĞU'YA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI   RÖPORTAJ:  Mustafa ÖNDER   MHP Aydı...

Güneydoğu'da neler oluyor?

Güneydoğu'da neler oluyor?

Mehmet Teyar Karakoç: Güneydoğu'da neler olmuyor ki! Anlatmakla bitmez, anlatmaya vakitler, yazmaya mürekkepler yetmez. Kısacası Güneydoğu'da askerimiz var, polisi...

SEÇİMİN YILDIZI ERKAN HABERAL

SEÇİMİN YILDIZI ERKAN HABERAL

Her gün sokakta, her saat vatandaşla, her yerde o var. Çalışkanlığı, yaptıkları ve gördüğü ilgiyle sadece Ankara'ya değil, bütün Türkiye'...

İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir

İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir

MHP'nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ''MHP'nin iktidara gelmesi demek, Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs'ta Türk milletine sundu...

Erdoğan'ın amacı gündem değiştirmek

Erdoğan'ın amacı gündem değiştirmek

MHP MYK Üyesi Doç. Dr. Ruhi Ersoy, ''Türkiye'de gündem oluşturmada ve değiştirmede çok yetenekli olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, milyonlarca liraya mal ol...