Ortadoğu Gazetesi

İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir

RÖPORTAJ / 2015-05-25 15:47:17

MHP'nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ''MHP'nin iktidara gelmesi demek, Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs'ta Türk milletine sunduğu seçim beyannamesindeki projelerin, programların kuvveden fiile dönüştürülmesidir'' dedi.

  İhsanoğlu, ''Bu beyanname aslında bir "Hükümet Programı" mahiyetindedir. Türkiye'nin içinde bulunduğu kötü durumdan çıkış yolunu göstermektedir. Dörder yıllık (2015-2019, 2019- 2023) dönemler halindedir. İlk dönem "toplumsal onarım" yani "sosyal restorasyon" dönemidir. Her şeyden önce Türk toplumunun korkudan arınması, adaletin tekrar mülkün temeli haline gelmesi, kutuplaşma ve cepheleşmenin ortadan kalkması, sosyal ve ekonomik problemlerin çözümlenmesi ve Türk dış politikasının yine beyannamede ifadesini bulan "Türkiye'nin bölgesel güç" ve "global aktör" olması gerekmektedir'' açıklaması yaptı.

 

Yıldıray ÇİÇEK'in röportajı

MHP'nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ORTADOĞU'ya; Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili önemli açıklamalar yaptı.İhsanoğlu, cumhurbaşkanı adaylığı sırasında yaşananları, seçim çalışmalarını,  bölgemizdeki durumu bütün yönleriyle değerlendirdi.

 

İşte sorular işte cevaplar;

- Sayın İhsanoğlu, öncelikle yoğun seçim çalışmalarında gazetemize vakit ayırıp, röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum. Seçim çalışmalarınız nasıl gidiyor ve İstanbul'da MHP adına gördüğünüz manzaralardan biraz bahseder misiniz?

İlginize teşekkür ederim. Ortadoğu Gazetesi ve değerli okuyucularıyla sizin vasıtanızla görüşmek, fikirlerimi ve tecrübelerimi paylaşmak benim için mutluluk vesilesidir. Çünkü inanıyorum ki ülküdaşlarımız bilgi kaynağı olarak Ortadoğu Gazetesi'ne çok güveniyorlar.

Şu an seçim çalışmaları açısından il teşkilatı ve ilçelerle beraber uyumlu bir çalışma içerisindeyiz. Birçok konuda iş bölümü ve koordinasyon gayretlerimiz başarılı bir şekilde devam ediyor. Bir bütün olarak İstanbul'da ve mensubu olduğumuz 2. Bölgede teşkilatımızın ülkemizin siyasi kaderini belirlemedeki ağırlığı aşikârdır. Bizim hedefimiz buradaki MHP oylarını ve İstanbul'dan seçilecek milletvekili sayısını artırmaktır.

 

- Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olduğunuzda birçok parti sizi destekledi. Ama milletvekili adaylığınızda tercihiniz MHP oldu. MHP'yi seçmenizde özel bir sebep var mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi parti bazında bir seçim değildi. 77 milyonun onaylayacağı adayın, siyasi temayülleri ve parti bağlantısı ne olursa olsun, 'o benim cumhurbaşkanım, beni temsil eden 77 milyonun cumhurbaşkanı ve sembolü' olarak görülen bir insan olması lazımdı. Bir partinin temsilcisi ve belli bir siyasi hareketin savunucusu olmamalıydı. Zaten bugünlerdeki sorun Türk siyasi hayatının içinde böyle bir anlayışın ortaya çıkmasıdır.

O bakımdan benim şahsi kanaatimin, fikri olarak mensup olduğum ekolün o gün öne çıkması yanlış bir şey olurdu. Çünkü hedef kitle sırf MHP kitlesi değildi, bütün Türkiye idi. Aday gösteren iki parti vardı, MHP ve CHP. Daha sonra bunlara en sağdan en sola kadar irili ufaklı 12 parti katıldı. O bakımdan bu mensubiyeti ortaya koymak doğru bir davranış olmazdı. Zaten adaydan da bütün partilere karşı aynı mesafede olması ve taraf tutmaması istenmiştir.

Bugün milletvekili seçimleri yapılırken elbette insanlar mensup oldukları fikriyatı en iyi temsil eden partiye yöneleceklerdir. Benim için bunun gerçek manadaki sahibi ve temsilcisi MHP'dir.

 

- 1977 yılında Başbakan Yardımcısı merhum Alparslan Türkeş'in resmi Libya gezisinde ona tercümanlık ve danışmanlık yaptığınızı biliyoruz. Gazetemiz okuyucularına merhum Alparslan Türkeş ile yaşadığınız ve anlatabileceğiz anılarınız var mı?

Libya ziyareti benim için gerçekten büyük bir tecrübeydi. Bugün bu konuya dönüp baktığımda iki temel özellik ortaya çıkmakta. Birincisi Türkeş Bey'in şahsiyeti, ikincisi ise Türkiye'nin dış politikasıyla ilgilidir.

Türkeş Bey'i ben daha çok siyasi lider ve milliyetçilik hareketinin önderi olarak tanıyordum. Ayrıca rahmetli kayınpederim Prof. Dr. Emin Bilgiç'in de yakın dostuydu. O yıllarda pek çok arkadaşım MHP'nin saflarında farklı konumlarda siyaset yapmaktaydılar. Ben ise yakın zamana kadar aktif siyasetin içinde olmak istemedim. 

O yıllarda Kıbrıs harekâtından dolayı Türkiye ambargo altındaydı ve Libya bize pek çok konuda müzahir oluyordu. Hükümet tarafından Sayın Türkeş'in Libya'ya gidip Kaddafi ile görüşmesi ve benim de kendisine refakat etmem istenmişti. Bu görevi şerefle kabul ettim.

Gördüm ki, iç siyasette ateşli, heyecanlı ve kitleleri coşturan bir lider olan Sayın Türkeş, dış politika söz konusu olunca çok temkinli ve ihtiyatlı bir şekilde davranmaktaydı. Ağzından çıkan her sözü tartarak, kelimeleri seçerek muhataplarıyla görüşüyordu. Muhatapları pek çok konuda rahatça vaatlerde bulunmalarına rağmen, kendisi bir hükümet mensubu olarak dış politikanın hassasiyetlerinin sınırları içerisinde davranıyordu. Gece yarısı ziyaretle ilgili tasarı metni geldiğinde, Türk dış politikasına uygun olmayan ifadeleri kesinlikle sildirerek Türkiye'nin kabul edeceği ifadeleri koydurmuştur.

 

Trablusgarp'a direkt uçak seferi yoktu. Roma üzerinden gitmemiz gerekiyordu. Biz Roma'dan hareket ederken Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in bir heyetle Kahire'ye gittiğini gördük. Orada bir arada olduk. Türkeş Bey'in heyetinde bulunan bazı arkadaşların 'biz Libya'ya giderken İhsan Sabri Çağlayangil neden Kahire'ye gidiyor?' diye soruları olmuştur.

O dönemde Mısır ile Libya'nın arası kötüydü. Bazılarımız da keşke iki ziyarette aynı güne rastlamasaydı diye düşünmekteydi. Burada şunu hatırlatmak isterim. Türk dış politikasının temel prensiplerinden birisi de Arap kavgalarına taraf olmamak ve bu hususta dikkatli olmaktır. Bu prensip doğruluğu hâlâ geçerli olan bir prensiptir. Bugün Türkiye bu prensibin aksine davrandığından hemen hemen bütün Arap ülkeleriyle münasebeti bozuldu. 

Ziyaretin sonunda Türkeş Bey Ankara'ya geldiğimizde havaalanında genç ülkücüler O'nu heyecanla karşıladı. Birdenbire siyasi lider şahsiyeti ortaya çıkmış ve o gençlerle olan diyaloğu ve onların O'na gösterdikleri saygı ve sevgi ifadelerini, o ortamda gelişen atmosferi hiçbir zaman unutamam. Gerçekten büyük devlet adamı, büyük lider ve tarihi bir şahsiyetti.

 

- Türkiye'nin etrafında aramızın iyi olduğu komşumuz kalmadığı gibi, dünyada da sağlıklı diyalogumuz olan ülke kalmadı. Pek çok ülkeyi yakından tanıyan birisi olarak bunu neye bağlıyorsunuz?

Teşhisinize katılmamak mümkün değil. Arap kardeşlerinin kavgasına taraf olmak, "Arap baharı" denen hadiseyi anlamamak, "siyasi İslam" denilen sosyo-politik akımın mahiyetini idrak etmemek gibi yanlış anlayışlar ve Arap, Balkanlar ve İslam dünyasına karşı takınılan "yeni Osmanlıcılık" tavrı gibi temelsiz ideolojiler bugünkü manzaranın müsebbipleridir. 

Hâlâ Arap ve Balkan ülkelerine "eski vilayetimiz" olarak bakılması kadar yanlış bir şey olamaz. Bu iki coğrafyadaki negatif kanaatleri gidermek için onlarca yıl gayretlerimiz oldu. Bunları yok edip rahat bir ilişkiler zemini kurma noktasına geldiğimizde Ankara'nın bu tavırları "Osmanlı", "Türk" düşmanlığını yeniden alevlendirmiş ve birçok ikili ilişkiyi kopma noktasına getirmiştir. Demokrasi, şeffaflık, insan hakları, basın hürriyeti, yargı bağımsızlığı gibi konularda çok gerilediğimiz ve üçüncü dünya ülkelerindeki yönetim tarzına yönelişimizden dolayı Batı dünyası ile olan münasebetlerimiz bozulmuştur.

 

- Türkiye'yi yönetenler, Büyük Ortadoğu Projesi etrafında Ortadoğu Bölgesi'nde birçok ülkenin işgal edilmesine destek verdi ve hala da bu desteğini sürdürüyor. Bu çerçevede milyonlarca Suriyeli plansız, programsız bir şekilde Türkiye'ye getirildi. Bunların birçoğunun kalacak yerleri yok, sokaklarda dileniyor, birçoğu hırsızlık, cinayet, kavga gibi olaylara karışıyor. Çok sayıda ilde ise Suriyelileri protesto gösterileri yapılmaktadır. Sizin bu yaşananlara yorumunuz nedir?

Maalesef hiçbir ciddi analiz, durum tespiti, stratejik hesaplamalar yapılmadan, iç politika açısından heyecanlı kitlelerin oylarını cezbederiz zannıyla ayaküstü alınan kararlar Türkiye'nin kamburu haline gelmiştir. Onlara gelin gelin diyenler şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yaklaşık iki milyon insanın sosyal bir faciayla karşı karşıya bırakmışlardır. Bunun çözümü, Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs'ta okuduğu seçim beyannamesinde yer alan "toplumsal onarım" yani "sosyal restorasyon" programıyla gerçekleşecektir.

 

- Mısır'da yetişmiş birisi olarak Mısır'daki gelişmeleri de yakından takip ediyorsunuz. Türkiye'yi yönetenler Mısır'da yaşananlara da sürekli müdahil oldu. Mısır'da darbe oldu. Darbe sonrası, Sisi Mısır Cumhurbaşkanı oldu. Eski Cumhurbaşkanı Mursi önce hapis cezası aldı ve sonrasında Mursi'ye idam cezası verildi. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? En çok merak ettiğim konusu ise Mısır'ın yeni yönetimi Türkiye'ye nasıl bakıyor? Türkiye'yi yönetenlerin sürekli eleştirdikleri Sisi'den özür dilediği iddiaları var, bu doğru mu?

 

Mısır'da olan bitenler birçok açıdan insanı memnun edecek gelişmeler değildir. Seçilmiş bir cumhurbaşkanının gerekçeler ne olursa olsun idama mahkûm edilmesini hem insani, hem de siyasi açıdan kabullenmek mümkün değildir. Hele başbakanını, meclis başkanını ve görevdeki devlet adamlarını idam sehpalarında kaybetmiş bizim gibi bir millet için bu konuda hassasiyetimiz ve infiallerimiz elbette olacaktır.

 

Bunu herkesin anlayışla karşılaması lazım. Ancak başka ülkelerdeki hadiseleri sanki kendine karşı yapılmış ve hedefin kendisi olmuş gibi telakki etmek bir tuhaflıktır. Bu hadiseden siyasi rant ve kendine mağduriyet çıkarmak anlaşılacak gibi değil. Her seçimde mağdur, mazlum rolünü oynayıp halk kitlelerini etrafında toplama taktiği bu sefer Türk seçmenleri tarafından kabul görmemiştir. Gerçekten eğer hedef Dr. Mursi'yi kurtarmaksa bunun yolu bağırarak, çağırarak, mitinglerde nutuk atarak bunu diline pelesenk etmek değildir. Bunun yolu diplomasi ile olur. 

Burada Türk kamuoyunun iyi bildiği bir örneği hatırlatmak isterim. General Müserref Pakistan'da darbe yaptığı zaman, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Demirel kendisiyle görüşerek devrik başbakan Navaz Şerif'in canına kıymamasını sağlamıştır. Pakistan'da bir önceki darbeyi yapan General Ziya ül-Hak ise Başbakan Butto'nun canına kıymıştır. Fakat Süleyman Bey uygun bir üslup içerisinde Türkiye'nin ağırlığını hissettirerek faciayı engellemiştir. O günlerde Sayın Demirel'in 'kan lekesini hiçbir şey temizleyemez, dikkatli olunuz lütfen' sözü etkisini göstermiştir. Maksat Dr. Mursi'nin canını kurtarmak ise bunun yolları çoktur. Ancak eğer maksat başka ise o zaman milletimiz bunun farkına varacaktır.

 

- Cumhurbaşkanı adayı olduğunuz dönem yandaş ve havuz medyasının birçok iftirasına maruz kaldınız. Bu iftiralardan biri de "Siyonizmin adamı" gibi akıl almaz suçlama idi. Oysa sizin İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri iken İsrail'in Müslümanlar üzerinde gerçekleştirdiği her haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme karşı anında tepki gösterdiğiniz arşiv kayıtlarıyla ortada iken böyle bir suçlamayı nasıl yapabildiler? 

Efendim cumhurbaşkanlığı adaylığım sırasında ne iftiralara, ne haksız ithamlara maruz kaldım. Bunlar bir kitap dolusu kara propagandanın belgesi olarak tarihe geçecektir. Mesela 'Coca Cola'nın adamı' dediler, akademik kariyerime yeni bir satır ilave ettiler ve 'İngiliz Casusluk mektebi' mezunu dediler. Aile şecerem 1400 senelik tarihi kapsayan bir vesikaya bağlı olduğu halde hakkımda saçma sapan iftiralarda bulundukları anda bunu hatırlatıp  'ben Türkoğlu Türküm, siz kimsiniz' dediğimde kendilerinin üç göbek gerisinde ailesinin aslını faslını bilmeyenler bir müddet sustular. Hiçbir delil gösteremediler. Ama bu tür saçmalıkları tekrar ede ede bazı zavallı gafillerin kafalarına yerleştirdiler. Bu bilinen bir metodolojidir. Nazi Almanya'sı zamanından kalan ve halen üçüncü dünya ülkelerinde tek parti diktatoryası altından yaşan ülkelerde uygulanan yöntemdir. 

 

Ben Filistin davasında hem "Kudüs Yıldızı" adlı nişanı veren Cumhurbaşkanı Abbas'ın takdirine, hem de Hamas hükümet liderlerinin takdirine mazhar olmuş çok az sayıdaki insanlardan biriyim. Benim İsrail hükümeti ile hiç alışverişim olmadığı halde bunun ters yüz yapılması ve İsrail lobisinden cesaret madalyası alan başkalarıyken bunun yer değiştirilerek bana mal edilmesi ve halka sunulması bir ibret tablosudur. Bu durum, iftira ve karalama kampanyalarının ne kadar pespaye, seviyesiz ve ahlaki dayanaktan mahrum olduğunu gösterdiği gibi, bu yalanlara inanan gafillerin Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği gibi 'fasık' ve 'münafık' olduklarını da ortaya koymaktadır.

 

- Bir de o dönem size İstiklal Marşı üzerinden saldırılar düzenlediler. Oysa bu saldırıyı yapan medyanın patronu durumdakiler İstiklal Marşı'nı promter üzerinde yazılı metinden bile okuyamadılar. İstiklal Marşı yazarı Mehmet Akif Ersoy'a "Lan, serseri" diyen sözde tarihçiler, bu size saldıran medyanın kanallarında sürekli baş konuk yapılıyor. Bu konuda okuyucularımızı aydınlatır mısınız?

 

İşte Rahmetli İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif ile ilgili temelsiz polemik de bunun bir başka göstergesidir. Şehitliğe yaptığım ziyaret esnasında baba dostu Mehmet Akif'in de mezarını ziyaret ederken İstiklal Marşımızdaki şu mısraları:

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda"

okurken etraftaki arkadaşlara son satırdaki metafor daha çok Çanakkale Savaşı ile ilgili olmalı demiştim. Zira Çanakkale Savaşı'nda şehit olanların sayısı ile İstiklal Savaşı'nda şehit olanların sayısı arasında oldukça fark vardır. Böyle bir ifade karşısında 'vay efendim İstiklal Marşı'nı bilmiyor, Çanakkale şiiri ile karıştırıyor' şeklinde bir yaygara koparıldı. Seçim kampanyalarında karşı taraf maalesef muazzam bir koro refakatinde hedefe aldıkları insana karşı yalan ve iftiralar uydurdular. Siz bunu reddediyorsunuz, iftira ve yalan olduğunu söylüyorsunuz, karşı tarafı ispata çağırıyorsunuz bunu yapmıyorlar. Yalanlarını iftiralarını yüzlerce, binlerce defa taraftarları vasıtasıyla her kanaldan, görsel ve sosyal medyada yayınlıyorlardı.

 

- MHP'nin iktidara gelmesi, Türkiye'de hangi sorunları çözecek sizce?

 

MHP'nin iktidara gelmesi demek, Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs'ta Türk milletine sunduğu seçim beyannamesindeki projelerin, programların kuvveden fiile dönüştürülmesidir. Bu beyanname aslında bir "Hükümet Programı" mahiyetindedir. Türkiye'nin içinde bulunduğu kötü durumdan çıkış yolunu göstermektedir. Dörder yıllık (2015-2019, 2019- 2023) dönemler halindedir. İlk dönem "toplumsal onarım" yani "sosyal restorasyon" dönemidir. Her şeyden önce Türk toplumunun korkudan arınması, adaletin tekrar mülkün temeli haline gelmesi, kutuplaşma ve cepheleşmenin ortadan kalkması, sosyal ve ekonomik problemlerin çözümlenmesi ve Türk dış politikasının yine beyannamede ifadesini bulan "Türkiye'nin bölgesel güç" ve "global aktör" olması gerekmektedir.

 

- Sayın İhsanoğlu, tekrardan çok röportaj için çok teşekkür ediyorum. Türk milletine vereceğiniz son mesajınız varsa onları da alabilir miyiz?

Bu imkânı bana bahşettiğiniz için Ortadoğu Gazetesi'ne teşekkürlerimi sunmak isterim. Benim Türk milletine bu bağlamda son mesajım, 7 Haziran seçimlerinde herkesin oy kullanması, etrafındaki herkesi oy kullanmak için seferber etmesidir. Ayrıca verilen oylara sahip çıkılmasını, sandık, ilçe, il seviyesinde sayımlar yapılırken, zabıtlar hazırlanırken ve birleştirilirken bütün safahatında müşahitlerin bu süreci dikkatli ve detaylı bir şekilde takip etmelerini, muhtemel gayri meşru müdahaleleri önlemek için çok müteyakkız olmalarını rica ediyorum. Son olarak da "Allah bu devlete ve bu millete zeval vermesin" diyorum.

 

 

 

 

 

 

 

Reklam

 


Diğer RÖPORTAJ Haberleri

Devleti sağlam tutmak zorundayız

Devleti sağlam tutmak zorundayız

MHP AYDIN MİLLETVEKİLİ DENİZ DEBPOYLU, GÖZETEMİZ ORTADOĞU'YA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI   RÖPORTAJ:  Mustafa ÖNDER   MHP Aydı...

Güneydoğu'da neler oluyor?

Güneydoğu'da neler oluyor?

Mehmet Teyar Karakoç: Güneydoğu'da neler olmuyor ki! Anlatmakla bitmez, anlatmaya vakitler, yazmaya mürekkepler yetmez. Kısacası Güneydoğu'da askerimiz var, polisi...

SEÇİMİN YILDIZI ERKAN HABERAL

SEÇİMİN YILDIZI ERKAN HABERAL

Her gün sokakta, her saat vatandaşla, her yerde o var. Çalışkanlığı, yaptıkları ve gördüğü ilgiyle sadece Ankara'ya değil, bütün Türkiye'...

İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir

İhsanoğlu: Milletin gerçek temsilcisi MHP'dir

MHP'nin İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ''MHP'nin iktidara gelmesi demek, Sayın Bahçeli'nin 3 Mayıs'ta Türk milletine sundu...

Erdoğan'ın amacı gündem değiştirmek

Erdoğan'ın amacı gündem değiştirmek

MHP MYK Üyesi Doç. Dr. Ruhi Ersoy, ''Türkiye'de gündem oluşturmada ve değiştirmede çok yetenekli olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, milyonlarca liraya mal ol...

AKP'Yİ YIKACAĞIZ

AKP'Yİ YIKACAĞIZ

MHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bülent Karataş, Ülkücülerin isteyip de başaramayacağı hiçbir görevin olmadığını belirterek, Kadrolarımız hazır. MHP İs...

İstanbul'dan iktidara gelen AKP'yi, yine İstanbul'dan yıkacağız

İstanbul'dan iktidara gelen AKP'yi, yine İstanbul'dan yıkacağız

"İstanbul, Milliyetçi Hareket Partisi'nin önünde engel değil önder olacaktır. Ülkücülerin isteyip de başaramayacağı hiçbir görev olam...

AKP; ÜLKEYİ YIKIM VE İHANET, EKONOMİMİZİ DE ORTA GELİR TUZAĞINA DÜŞÜRDÜ

AKP; ÜLKEYİ YIKIM VE İHANET, EKONOMİMİZİ DE ORTA GELİR TUZAĞINA DÜŞÜRDÜ

  Gazetemiz ORTADOĞU'nun sorularını cevaplandıran MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, önemli tespitlerde bulundu.  Ayhan, AKP hükümetinin Tür...

HER TÜRLÜ MÜCADELEYE HAZIRIZ

HER TÜRLÜ MÜCADELEYE HAZIRIZ

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, Türkiye'de iç isyan provalarının yapıldığı bir dönemde Ülkücülerin duruşu, Yaşanan olaylara ve t...

MHP'de siyaset yapmak ayrıcalıktır

MHP'de siyaset yapmak ayrıcalıktır

  Sevilen oyuncu, işadamı ve çiçeği burnunda genç siyasetçi Mehmet Aslan, gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı. Yazıişleri...