Ortadoğu Gazetesi

BATIDAN DOĞUYA KAYAN GÜÇ DENGESİ VE TÜRKİYE'NİN KONUMU-II

KÖŞE YAZILARI / 2017-05-19 09:51:57

BATIDAN DOĞUYA KAYAN GÜÇ DENGESİ VE TÜRKİYE'NİN KONUMU-II

Geride bıraktığımız hafta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, "Yeni İpek Yolu" planını "Bir Kuşak, Bir Yol" başlığı adı Pekin'de düzenlenen bir zirveyle resmen başlattı.

Zirveye aralarında Türkiye'nin de olduğu 29 ülke devlet başkanları seviyesinde katılırken, 100'ü aşkın ülke ise temsilci göndererek katılım gösterdiler.

Ülkemizi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın temsil ettiği, Pekin'de düzenlenen böylesi önemli ve dünyanın bundan sonraki seyrini her anlamda değiştirmeye aday projede, jeopolitik konumu sebebiyle Türkiye'ye son derece önemli bir rol biçiliyor.

900 milyar dolarlık otoyol, liman, demiryolu, havaalanları ve enerji üretim merkezleri inşasını öngörerek son derce geniş bir planlamayla, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'yı yeniden kalkındırmaya yönelik başlattığı Marshall Planı'ndan bu yana ortaya konulan en büyük yatırım olma özelliğine sahip "Bir Yol, Bir Kuşak" projesi, iki ana eksen üzerine kurulmayı hedefliyor.

Bunlardan ilki Çin'in, Asya'nın geri kalanı ve Avrupa'ya karasal ticaretle bağlantısıdır. Bu bağlantı ağı eski İpek Yolu'nun günümüz şartlarına göre yeniden oluşturulmasını öngörüyor. Toplamda 6 ekonomik koridorla hayata geçmesi hedeflenen projenin en önemli ayağını da işte bu bağlantı yolu oluşturuyor.

İkinci esken ise Hint Okyanusu'ndan Afrika limanları, Akdeniz ve Venedik'e uzanan "Deniz İpek Yolu'nun" kurulması amacına dayanıyor. Gelişen deniz ticareti ile tarihi İpek Yolunu yeniden canlandırmanın yanında, taşımacılık anlamında önemli bir özelliğe sahip olan su ulaşım güzergâhları da böylesi bir projenin hedeflerinden.

Toplamda 65'in üzerindeki ülke, dünya nüfusunun %60'ı ve küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın üçte birini oluşturması ve her anlamda tıkanıklık yaşayan küresel sisteme yeni bir canlılık getirmesi yönünde olumlu eleştirilen alan projenin büyüklüğü daha ilk bakışta göze çarpıyor.

Üstelik ulaşımın karayolları, demiryolları ve deniz güzergâhlarıyla sağlanmasının aynı anda çoklu ticari yolların oluşmasını sağlayacak en önemli etkenler olarak görülürken, enerjinin nakli bahsinde de Çin'in, Rusya ve Kazakistan'la başlatacağı ortaklığın Asya'ya yeni bir canlanma getirebileceği aşikârdır.

Kuşkusuz ki "Bir Yol, Bir Kuşak" projesi Türkiye'nin hiçte yabancı olmadığı pek çok özelliğe sahip.

Zira Türk Milleti'nin tarihine bakıldığında medeniyetimizi Orta Asya'dan başlayıp, Hazar'ın kuzey ve güneyi ile devam edip, Anadolu üzerinden Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Avrupa sahalarına kadar yaymamızda İpek Yolu önemli bir yer edinmişti.

Ortaya çıktığı dönemlerde Asya'yı Avrupa'ya bağlayan bir ticaret ağı olan İpek Yolu üzerinde hâkimiyet kurmayı başarmış her devlet, dünya tarihinde büyük başarılar elde etmeyi başarmıştı.

Bu anlamda Büyük Selçuklu Devleti ile başlayıp, Anadolu'nun fethinden sonra daha da gür bir şekilde vücut bulan ve Anadolu Selçuklu Devleti döneminde en başarılı örneklerini yansıttığımız İpek Yolu'ndan yararlanma vasfı, Türk Milleti açısından son derece önemli olmuştur.

Anadolu'yu vatanlaştırmamızın ardından geçen yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının, Anadolu coğrafyasında İpek Yolu için mevcut güzergâhların güvenliğini sağlamakla beraber yeni emniyetli güzergâhlar kurması, dönemim ekonomisine canlanma getirdiği kadar devlet otoritesinin güçlenmesine ve daha fazla kök salmasına da olanak sağlamıştır.

Bir bakıma Türk Milleti'nin, İpek Yolu'nun doğudan batıya doğru olan ilerleyişindeki sahayı takip ettiği ve bu sahalar üzerinde hâkimiyeti sağlayarak medeniyet tasavvurunu aynı alanlarda sürdürdüğünü söyleyebilmek de mümkündür.

Örneğin Gaznelilerle başlayan, İpek Yolu üzerine "Kervansaraylar" inşa etme projesi Karahanlılarla devam eden, Selçuklularla zirveye ulaşan ve Osmanlılarla en güncel halini alan yapısıyla dönemin Türk Devletlerinin ekonomik ve askeri olarak diğer devletlerden üstün hale gelmesini sağlayan en önemli faktörlerden birisiydi.

Kervansarayların inşası bir zaman sonra öyle mühim bir konuma ulaşmıştır ki dönemin tüccarları mal ve can emniyeti için Türk Devleti'nin hâkim olduğu bölgelerde ticaret yapmayı kendileri için daha uygun bulmuştur.

Ayrıca İpek Yolu üzerindeki diğer coğrafyalara nazaran Türk Devletlerinin yol ve özellikle köprüler yapmaya koyulması da, yine ticaretin bu sahalara kaymasına vesile olan önemli bir başka gelişme olmuştur.

Zira ulaşımda sağlanan bu imkânlarla İpek Yolu üzerinde ticaret yapan tüccarlar zamandan daha çok tasarruf ederek mallarını götürecekleri pazara daha kolay ulaşım sağlayabilmekteydi.

Dünya ticaretine "güvenli ve hızlı" hareket kabiliyeti sunmanın yanı sıra, yeni pazar yollarının oluşturulmasına yönelik çabalarda da her Türk Devleti, kendi dönemlerinde hüküm sürdüğü coğrafyalarda yeteneklerini sergilemiş ve başarılı da olmuştur.

Bu çerçevede Anadolu Selçuklu Devleti'nin Alanya ve Antalya'yı fetih ederek Akdeniz ticaret yollarına açılması, Sinop'u alarak Karadeniz'e uzanması ve Kırım'a sefer düzenlemesi yeni ticaret yollarının kontrol altına alınması ve devletin gücünün artırılması amaçlarındandı.

Osmanlı ile hem Karadeniz hem de Akdeniz'i tamamıyla hâkimiyetine alan Türkler, böylelikle 16. Yüzyılla başlayıp 18. Yüzyıla kadar uzanan üç asırlık dönemde insanlık tarihinin karada ve denizde gördüğü en büyük sınırlarına ulaşmıştı. 

Bu durum aynı zamanda küresel ticaretin büyük ölçüde Türklerin kontrolünde yapılmasına da olanak sağlamıştı. Zira Çin'den çıkan bir mal, Asya diyarına girdiği andan itibaren Türklerin kurdukları devletlerin kontrolündeki alanlarda ilerliyor, asıl pazara da Osmanlı'nın emniyetiyle erişebiliyordu.

Özellikle Selçuklu ve sonrasında Osmanlı dönemlerinde Kudüs ve İslam alemi için kutsal kabul edilen Mekke ve Medine'nin emniyet altına alınması Haçlı dünyası için büyük bir sarsıntı yaratırken, ticari olarak da Türklerin liderliğinde tüm İslam dünyası büyük bir refaha ulaşmıştı.

Böylesi bir durum karşısında Osmanlı'ya taviz vermek istemeyen Avrupalıların yeni deniz yollarıyla Hint Okyanusu'na erişme, böylelikle önce Hindistan, ardından da Çin'e ulaşma çabaları hız kazanmıştı.

Avrupalı kâşifler bu çabalar dâhilinde Hint Okyanusuna ulaşmayı başaramadılar ancak kaderin bir başka cilvesiyle Amerika kıtasını keşfederek, kendilerine yeni ve büyük bir kaynak pazarı bulmaya koyuldular.

Sonrası ise malum, Batı Hindistan Deniz Şirketi'ni kuran İngilizler, Türklerin kara hâkimiyetini aşamayınca okyanuslar üzerinden yeni ticaret yolları ve koloniler kurarak Sanayi Devriminin hemen ardından sömürgeleştirme projesiyle çok sayıdaki ülke üzerinde hâkimiyetlerini tesis ettiler.

İspanya, Portekiz, Fransa ve hatta Hollanda gibi ülkeler de aynı çerçevede İngiltere'nin açtığı bu yolu takip ederek Vestfalya düzeninin kurulmasına öncülük eden ülkeler arasına girdiler. Böylelikle yeni bir küresel sistemin doğuşuna ön ayak olmaya başladılar.

Ancak yine de Osmanlı, özellikle Kuzey Afrika ve Kıbrıs'ı kaybedene kadar, Akdeniz ticaretindeki üstünlüğünü korumuştur. Bu çerçevede aralarında hatırı sayılı Avrupalı ülkeler gibi kuruluşunun ardından ABD'nin de, Osmanlı'ya vergisini ödeyerek Akdeniz limanlarına erişebildiği tarihi belgelerle sabittir. 

Bu tarihsel arka plan, özellikle yeni deniz yollarının keşfi ve İpek Yolu üzerindeki ülkelerde yaşanan esaret ve çözülme, sanayi devrimiyle üretimin Avrupa kıtasında yoğunlaşması, tarihi İpek Yolu'nun önemini kaybetmesine neden oldu.

Şimdi ise bu döngü artık tersine işliyor ve önemi kaybolan eski ticaret yolları yeni koşulla yeniden önemini kazanmaya başlıyor.

Türkiye'nin bu büyük projede yerini alması ve sorumluluk üstlenmesi tarihsel tecrübeler ve jeostratejik konumuyla beraber düşünüldüğünde kaçınılmaz hale gelen bir fırsat ve yararlanma bahsini kaçınılmaz bir gerçeklik olarak karşımıza getiriyor.

Meydana gelen bu önemde Türkiye'nin tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan ile ticari bir entegrasyon sürecinin işleyebilmesi oldukça kolay bir hal almaya başlamışken, Pakistan gibi Türkiye ile son derece yakın ve köklü ilişkilere sahip ülkeler de böylesi bir ortaklık çemberinin içerisinde kendisine yer bulacaktır.

DEVAM EDECEK…

Reklam

 


Diğer KÖŞE YAZILARI Haberleri

İSPARK ÇALIŞANLARININ GASP VE ÖLÜM KORKUSU

İSPARK ÇALIŞANLARININ GASP VE ÖLÜM KORKUSU

Gazetecilere tanınan küçük haklardan biri de, İSPARK'A arabanızı park ettiğinizde, Basın kartlı olduğunuzdan, 3 saat sizden para alınmaması. Hiç...

FETÖ ile mücadele ve kirli pazarlıklar

FETÖ ile mücadele ve kirli pazarlıklar

          İstisnasız hergün, yeni bir FETÖ operasyonu ve tutuklamalar duyuyoruz. Bunlar birkaç kişiyle de sınırlı kalmıyor. Yüzlerce insan bird...

FETÖ'NÜN SİYASET AYAĞINA DOKUNUN ARTIK!

FETÖ'NÜN SİYASET AYAĞINA DOKUNUN ARTIK!

FETÖ ile mücadele yapılıyor mu?  Yapılıyor! Hakkaniyetli, adaletli ve her yönüyle yapılıyor mu? Elbette yapılmıyor! 15 Temmuz sonrası FETÖ'...

Sen de Haklısın!

Sen de Haklısın!

Orhan Gencebay'ın 90'ların başında çıkan albümüyle aynı adı taşıyan şarkısının nakaratıdır: "Bence sen de haklısın!" Aslında tartışan ...

Gamalı Haç Operasyonu!

Gamalı Haç Operasyonu!

   Yanlışlık nerede? Adalet Hitler'in kemikleri ile haşır neşir olmuş, o beyefendi gibi dolaşan, konuştuğunda insan gibi konuşan, poz veren ilkesel ahlakı taşıyan, barı...

YENİ DÖNEMDE, YENİ UMUTLAR…

YENİ DÖNEMDE, YENİ UMUTLAR…

Türkiye'nin siyasal perspektifine bakınca, referandum ile öne çıkan "sistemsel değişimin" birçok dönüşümü de birlikte getireceği tart...

Yapılacak çok şey var

Yapılacak çok şey var

          Türkiye referandum sonrasında doğal olarak iç meselelerine yoğunlaştı. Yeni sistemin gereği olan düzenlemeler öne çıktı. Anca...

MAĞDUR GELİP, MAĞDUR YARATMA ÇARPIKLIĞI!

MAĞDUR GELİP, MAĞDUR YARATMA ÇARPIKLIĞI!

İç savaştan kaçan ve yaklaşık 3-4 milyon oldukları söylenen Türkiye'ye sığınan Suriyelilerle ilgili 3-4 yazı yazmıştım, son yazımın başlığı da "YE...

Acemi Yurtsevere Vatan Dayanmaz!

Acemi Yurtsevere Vatan Dayanmaz!

Bugünlerde ağzını sağdan açan, söze Ertuğrul Gazi'den giriyor Sultan Abdülhamid'den çıkıyor! Bir zamanlar İslamcı hevesleri, Osmanlı sınırları ...

BATIDAN DOĞUYA KAYAN GÜÇ DENGESİ VE TÜRKİYE'NİN KONUMU-IV

BATIDAN DOĞUYA KAYAN GÜÇ DENGESİ VE TÜRKİYE'NİN KONUMU-IV

Türkiye'yi tüm dünyada eşsiz kılan konumu hem doğunun hem de batının merkezi olan bir coğrafya ve tarihe ev sahipliği yapmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti öncesinde...