Ortadoğu Gazetesi

İSRAİL'DEN KAYNAKLANAN MİLLİ GÜVENLİK SORUNUMUZ

KÖŞE YAZILARI / 2017-09-20 07:52:38

İSRAİL'DEN KAYNAKLANAN MİLLİ GÜVENLİK SORUNUMUZ

Osmanlı'nın yıkılmasıyla paralel olarak İngiltere tarafından 1917 yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile Ortadoğu'da İsrail gibi bir devletin kurulması hedeflenmişti.

Bu hedefin gerçekleşebilmesi ise anca II. Dünya Savaşı sonrasına kalmış, 1948 yılında kurulabilmiştir.

Siyonist bir düşünceye sahip olan İsrail devletinin kurulmasından sonra giderek bölgede büyüyen bir sorun haline gelmesi, komşularıyla iyi geçinmeye niyeti olan değil, onların zaaflarından yararlanma, Ortadoğu ülkelerinin birbirine düşmanlık yaparak enerjilerini birbirleriyle uğraşmalarına harcamalarını sağlama konusunda tutum sergilemesi Ortadoğu'nun istikrarını tehdit eden ana etkendir.

İsrail günümüzde sadece Filistin meselesinde sergilediği insanlık dışı, vahşetle eşdeğer politikaları ile mahir bir ülke olmanın yanı sıra Suriye krizinin derinleşmesi ve Katar'a yönelik Körfez ülkelerinin başlattığı ablukayı kendisine "fırsat" olarak gören resmi bir yaklaşım içerisine girmesi Ortadoğu'nun içinden çıkılmaz sorun deryasına sürüklenmesinin ana nedenlerindendir.

Kuşkusuz ki bu durumun dini, siyasi ve ekonomik nedenleri mevcuttur.

Özellikle İsrail'in son zamanlarda PKK'yı terör örgütü olarak görmediklerini beyan eden sözleri resmi ağızlardan telaffuz etmeleri ve Barzani'nin gerçekleştirmek istediği sözde bağımsızlık referandumuna en keskin desteği vermesi Türkiye'nin göz ardı edemeyeceği bir milli güvenlik sorununu karşımıza getirmektedir.

Dahası İsrail'in Türkiye karşıtlığındaki faaliyetlerinin yalnızca Irak ve Suriye'de Türkiye'yi ilgilendiren sorunlarla sınırlı kalmadığı, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda da açık ve aleni bir şekilde ülkemizi tehdit eden bir yol tuttuğu açıktır. 

Son aylarda Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile beraber adada ve çevresindeki deniz sahalarında "işgalci güçlerin kontrolündeki bölgelerin kurtarılması" temasında ortak askeri tatbikatlar yapması da İsrail'deki Siyonist rejimin Türkiye aleyhindeki faaliyetleri en üst seviyeye çıkardığının bir başka örneğidir.

Dolayısıyla Türkiye'nin güney sınırları boyunca yaşanan yıkım ve çözülmenin ayrıntılarını bütüncül bir yaklaşımla ele aldığında ortaya çıkan tüm seçenek ve sonuçlar İsrail'in örtülü veya açık Türkiye karşıtlığı faaliyetlerini gün yüzüne çıkarmaktadır.

Mavi Marmara krizi ile iki ülke arasında belirli ve hatta önemli seviyede ilerleyen ilişkilerin kesilmesi, akabinde İsrail'in özür dilemesi, öldürdüğü vatandaşlarımız için tazminat ödemesi ve Doğu Akdeniz'de son yıllarda keşfettiği enerji kaynaklarının Avrupa'ya nakli konusunda Türkiye ile ortaklık kurabileceğine dair hesapların da samimi bir yanının olmadığı ortadadır.

Özellikle Barzani'ye yönelik verilen sözde bağımsızlık referandumu desteğinin sadece resmi açıklamalarla sınırlı kalmayıp, ABD'de yine Barzani'nin bu hedefi için lobi faaliyetlerini üstlenmesi de İsrail'in aklında Türkiye'yi hedefe koyduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Kuruluşundan bu yana Barzani ailesiyle, istihbarat teşkilatı olan Mossad vasıtasıyla derin bir ilişki ağı geliştiren İsrail (Bkz. Israil's Secret Wars, A History of Israil's Intelligence Sevices, Benny Morris), dünya üzerindeki ama özelliklede ABD'deki lobi ağlarıyla önümüzdeki yakın dönemde Türkiye aleyhindeki politikalarına anlaşılan o ki hız verecek ve bundan vazgeçmeyecektir.

Dahası bu amaç için Suudi Arabistan'ı da yanına çekmeyi sağlayan İsrail, Türkiye'ye karşı kendisi perde gerisinde dururken, sadece sınırlarımızı ilgilendiren değil, bölge ülkelerinin de içerisinde olduğu daha geniş bir alanda kendince çapı genişletilmiş bir kuşatmayı oluşturmak istiyor görüntüsü çizmektedir.

İslam dünyasına fitne tohumları ekilirken, bunların filizlenerek meyve vermesini amaç edinen Siyonist aklın ana hedefi İslam ülkeleri arasındaki kutuplaşma, ayrışma, çatışma ve çözülmelerin sağlanmasıdır.

Böl, parçala, yönet anlayışının Ortadoğu açısından bir başka ve nihai hedefi ise ortaya çıkan sonucu İsrail lehine yeniden tasarlamak, sınırların değiştirilmesi hesabını da buna göre şekillendirebilmektir.

İçerisinde bulunduğumuz günlerde Suudi Arabistan'ın, İsrail'le beraber Katar konusunda sergiledikleri ortak tutumun, Suriye'de aynı anlayış birliği içerisine girmesi, son olarak Barzani'nin 25 Eylül referandumu için de aynı düzlemde hareket etmeleri bunun en basit örneğidir.

Görünüşe bakılırsa Türkiye PKK/PYD terör örgütüne verilen silahlar sebebiyle haklı olarak ABD ile meşgul olurken, sorunun görünmeyen ya da dikkat edilmeyen tarafında başkaca büyük bölgesel hesaplar yatıyor.

Nihai amacı dört parçalı sözde Kürt devletine çıkan bu sürecin artık teori kısmının geride kalarak, pratiğe dökülerek hayata geçirilmek istendiği her hali ile bellidir.

Bu noktada Türkiye olan biteni doğru okumak mecburiyetindedir.

Yukarıda da izah ettiğimiz gibi sorunun dini, siyasi ve ekonomik boyutları unutulmamalı, karşı tedbirler bu çerçevede ve Ortadoğu siyasetinin genelini ele alan bir yaklaşımla ortaya konulmalıdır.

İsrail'in, Suriye ve Irak'ta sınırların değişmesini sağlayarak, ortaya sözde bir Kürt devletinin çıkması isteği, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki kendi faaliyetlerinden ve genel dengelerden bağımsız okunamaz.

Dahası İsrail ve Suudi Arabistan ortaklığıyla kurulması hedeflenen sözde Kürt devletinin ilk iki ayağı olan Irak ve Suriye'deki bölgenin Akdeniz'e açılması hedefinde de İsrail'in kendince öne çıkabileceği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Neticede bu sözde devletin Akdeniz'e açılması hedefinin tek gerçek dayanağı vardır, o da sahip olunan petrol ve doğalgazın uluslararası piyasaya erişimini sağlayabilmektir.

Barzani'nin Kerkük ısrarında yatan nedenin ilk ayağı elindeki petrol rezervini artırmak ve böylelikle kendisini büyük bir ekonomik güce ulaştırmak isteğinden kaynaklanırken, diğer yandan Türkiye ve İran'la sorunlu bir ilişkisi varken bunun arzu ettiği gibi küresel piyasaya ulaştırılamaması tüm projeyi toptan rafa kaldıracak bir sonuç doğuracaktır.

İşte böylesi bir durumda karşımıza yine İsrail çıkıyor.

Zira bugünlerde bazı çevrelerde sıklıkla atıl durumda olan "Kerkük-Hayfa Petrol Boru Hattı'nın" yeniden işletmeye açılabilmesi için çeşitli çalışmalar yürütüyor olması tesadüfi olarak değerlendirilemez.

Bu nedenle Barzani'nin sözde bağımsızlık referandumunun, PKK/PYD terör örgütünün Suriye'deki sözde yerel seçimlerle aynı zamana denk gelmesi, oluşturulmaya çalışılan kuşağın Akdeniz'e çıkacak ayağının İsrail yoluyla hayata geçirilmesi çalışmalarına karşılık da uyanık olunmalıdır.

Özellikle ABD desteğindeki PKK/PYD'nin Irak-Suriye-Ürdün düzleminde son derece stratejik konumda bulunan Deyr ez Zor ısrarının ana gerekçesinin ne olduğu sorusuna doğru yanıt bulunamaz ve bu çabaları engellemeye yönelik başarılı netice alınamazsa, Türkiye açısından çok daha büyük risklerin beraberinde gelebileceği ortadadır.

Cuma günü gerçekleştirilecek olan Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla beraber Türkiye'nin alacağı diğer ek karar ve tedbirler bu projelerin başlatıldığı yer olan Irak ve Suriye'nin kuzeylerindeki beka sorunlarını ortadan tamamıyla kaldırılmasını sağlayacak kararlılıkta olmalıdır.

Aksi halde iş işten geçmiş olur.

İsrail konusundaki bize düşen temel yaklaşım ise anti-Semitist değil, ancak anti-Siyonist bir çizgide anlamını bulurken, Tel Aviv'in tutumunu değiştirmemesi, ıslah olmaması halinde İsrail'de de bir rejim değişikliği yaşanmasının Ortadoğu'nun istikrarı için en önemli faktör olacağı kanaati ortaya çıkmaktadır.

Reklam

 


Diğer KÖŞE YAZILARI Haberleri

İKİNCİ 1944 VAK'ASI!

İKİNCİ 1944 VAK'ASI!

Daha on gün önce yazmıştım "Size Asla Güvenmiyoruz" diye… (Bknz: Ortadoğu, 10 Ekim 2017, s:2) Yanılmamışız… Hala aynı yerdesiniz Sayın Cumhu...

Derin Ahmet'in bedeli

Derin Ahmet'in bedeli

            Ortadoğu'daki bütün kirli planlarını terör örgütleri üzerinden hayata geçiriliyor. ABD'nin yeni yayılmacı...

MHP DÜŞMANLIĞI HİÇ BİTMEYECEK…

MHP DÜŞMANLIĞI HİÇ BİTMEYECEK…

          MHP, her daim Milletinin ve Devletinin yanın da yer alan siyasi bir harekettir. Dostta Düşman da bunun böyle olduğunu bilir. Dostlar bu durumdan &cce...

Barzani Türkiye'ye Karşı Suç Deposudur!

Barzani Türkiye'ye Karşı Suç Deposudur!

Fatih Altaylı'nın yazılarını okuyunca "İnsan yazmayı değil, görmeyi öğrenmeli. Yazmak bir sonuçtur." sözü aklıma geliyor. Anlamadan yazma, gö...

TÜRKİYE'Yİ BATIDAN DA SIKIŞTIRMA ÇABASI

TÜRKİYE'Yİ BATIDAN DA SIKIŞTIRMA ÇABASI

Uzun yıllardan bu yana Türkiye'nin milli güvenlik sorunlarında giderek artan eş zamanlı çoklu tehditlerin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen FETÖ merkez...

BÜYÜK YÜZLEŞME…

BÜYÜK YÜZLEŞME…

Dünya'yı saran sözde özgürleştirme operasyonunun kodlarına bakınca yaşananların özgürleşme değil, aslında siyasal ve coğrafi bir tasnif operasyonu olduğ...

Kerkük'de dönüm noktası

Kerkük'de dönüm noktası

          Türkiye, MHP'nin gayretleri ve fedakarlığı ile yılların yanlışlarından, yetersizliklerinden, teslimiyetlerinden kurtulup, milli ve yerli bir anla...

Serok Ahmet, Pensilvanyalı Ahmet, Peşmerge Ahmet!

Serok Ahmet, Pensilvanyalı Ahmet, Peşmerge Ahmet!

Bu ülkede en son konuşacak kişilerin başında gelen Ahmet Davutoğlu, "ağabeyim olur" dediği Barzani köşeye sıkışınca halden vazife çıkararak, yine piyasaya &c...

Stratejik Ahmet'in Hariciye Maceraları! - I

Stratejik Ahmet'in Hariciye Maceraları! - I

Bu hicivli başlığın sebebini merak ettiniz değil mi? Öyleyse gelin yine "Tarih"ten girelim de bizim "Stratejik Ahmet"in maceralarındaki "derinliği" g&o...

YİNE NEŞTERİ O VURDU

YİNE NEŞTERİ O VURDU

Size hep diyoruz, "Salı günleri saat:10.30'da televizyonlarınızın başında olun" diye… Halkın "Gerçek gündemi" böyle oluşturulur işt...