Ortadoğu Gazetesi

BIST
93 469
%-1,28
USD
5,7560
%0,30
EUR
6,6165
%-0,36
Altın
227,8751
%-0,26

İslam Dünyasında Türkiye'nin Önemi ve Sorumlulukları

KÖŞE YAZILARI / 2017-12-15 08:53:40

İslam Dünyasında Türkiye'nin Önemi ve Sorumlulukları

1969 yılında İsrail'in işgal ettiği Kudüs'te Al Aksa Mescidini yıkması üzerine kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) kuruluşunun gerekçesine konu olan aynı mesele sebebiyle 13 Aralık 2017 günü Türkiye'nin dönem başkalığı ev sahipliğinde yapılan toplantıda tarihi bir karar aldı.

Bu karara göre ABD'nin haksız ve hukuksuz olarak Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması girişimi kınanırken, Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkenti olarak tanındı.

Ayrıca meselenin sadece İİT ile sınırlı kalmayıp, Birleşmiş Milletler (BM) nezdine taşınması konusunda da üye ülkeler ortak karar aldılar

 

.

Bununla beraber zirve sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı konuşma önemli mesajlar içerdiği kadar, şimdiye dek kırılgan ve güçsüz yapıları sebebiyle yaşanan küresel adaletsizlik karşısında çekingen davranan İslam ülkelerine ve dünyasına cesaret ve ümit aşılayan bir etki doğurmuştur.

BM'den sonra en büyük ve önemli oluşum olan İİT'nin böylesi bir karar alması ve bunun Türkiye öncülüğünde gerçekleşmesi sadece bizim açımızdan değil, dünyanın geri kalanı açısından da bundan sonraki döneme dair son derece önemli bir gelişme olmuştur.

İslam ülkeleri arasında çıkarılmaya çalışılan ayrımcılık ve çatışma girişimlerinin var olduğu bir dönemde aynı ülkelerin bir araya gelerek Kudüs meselesi gibi İslam'ın ortak bir değeri üzerinden sergilenen birliktelik dünyanın geri kalanına verilen önemli bir mesaj niteliğini taşıyor.

Alınan kararların BM'nin daha önce Filistin-İsrail meselesiyle ilgili aldığı kararlarla uyuşuyor olması ve yine Türkiye'nin başta çok sayıdaki Avrupa ülkesi olmak üzere, diğer Hristiyan ülkelerle yaptığı resmi temaslar da dikkate alındığında, İsrail'i Kudüs'ün başkenti yapma girişiminde bulunanların ummadıkları bir sonuçla karşılaşacaklarını işaret ediyor.

Özellikle iki devletli çözüm vurgusu yapılması bunu gösterirken, sadece İİT'ye üye olan ülkelerin değil, Ortadoğu sorununun merkezini teşkil eden ana meseleyle ilgili benzer yaklaşımı BM kararları çerçevesinde benimsemiş diğer taraflar nazarında da meselenin destek bulması açısından önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Ortadoğu bir oldubitti coğrafyası, I. Dünya Savaşı'ndan bu yana süregelen zaman içerisinde küresel gücü elinde bulunduran ülkeler hep bu yolu kendisine seçmiş olabilir ama bundan sonraki sürecin aynı görüşe sahip olanlar açısından hesap edilenden çok daha zor olacağını şimdiden söylemek mümkündür.

Filistin meselesinde İsrail lehine adım atmak isteyen ABD yönetiminin yanına çekmeye çalıştığı Suudi Arabistan rejiminin de alınan kararlar karşısında çaresiz kalması, artık kaçınılmaz olarak görünmektedir.

İİT zirvesine son dakika çabalarla ve oldukça düşük seviyeli bir katılım sergileyen Suudi yönetimi, zirvede açıklanan kararların ilan edildiği saatlerde Riyad'da Kral Selman'ın ağzından sadece Doğu Kudüs'ün Filistinliler için bir hak olduğunu duyurmakla yetinmiştir.

Bununla beraber İsrail İstihbarat Bakanı'nın, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed'i Kudüs'e davet etmesi ise Filistin konusunda var olan kirli ilişkilerin bir kez daha görünmesine olanak sağladığı gibi yaşanan çaresizliğin de dışa vurumu olarak görülmelidir.

Zira Türkiye öncülüğünde gerçekleşen toplantıda alınan kararlar Filistin meselesinin diğer İslam ülkeleri nazarında bağlayıcı bir etki yaratmışken ve aynı ülkeler Filistin'e desteklerini en üst seviyeden iletmişlerken, bu saatten sonra Suudi yönetiminin Filistin üzerinde baskı kurarak İsrail'in önerdiği sözde barış planını kabul ettirmesi asla kolay olmayacaktır.

Zira böylesi bir çabaya girişen, Kudüs'ü tamamıyla İsrail'in idaresi altına bırakmayı yeğleyen kirli bir plana destek veren hangi rejim olursa olsun, en başta kendi ülkesinin insanları tarafından yoğun ve sonucu ağır olacağı açık olan bir tepkiyle karşılaşacaktır.

Kudüs'teki Müslümanları, bu şehirden çıkararak Mısır (Sina) ve Ürdün'e gönderme planı yapan İsrail ve ABD'nin, Suudların başını çektiği girişimlerle önerdiği yeni planının bölgedeki kaotik yapıyı daha da derinleştireceği ve yeni çatışmaları oluşturacağı açıktır.

Nitekim böylesi bir noktada Ürdün'ün en başından itibaren Kudüs konusunda adres olarak Suudi yönetimiyle değil, Türkiye ile temasa geçerek İİT nazarındaki girişimlerde taraf olacağını göstermesi yaşananları doğru okuyan ülkelerin varlığını işaret etmiştir.

Kudüs gibi tüm dünya Müslümanlarının ortak değer ve meselesinde Türkiye'nin öne çıkan birleştirici ve yaşanan haksızlıklara karşı sesini en yüksek seviyeden dile getiren çağrısıyla birlikte artık ülkemizin İslam dünyası açısından eskisine nazaran daha kıymetli bir yeri olduğu da zamanla çok daha açık bir şekilde anlaşılacaktır.

Bu durum başlangıçta rejimler nazarında olmasa da toplumlar üzerinde daha şimdiden son derece olumlu bir etki doğurmuştur bile.

Nihai olarak MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin de önerdiği gibi vakit kaybetmeksizin Türkiye'nin, Kudüs Başkonsolosluğu resmen Büyükelçilik seviyesine çıkarılmalıdır.

Nasıl ki İİT zirvesine ve böylesine tarihi bir toplantının düzenlenmesine ülkemiz öncülük etmiştir, aynı şekilde zirvede alınan kararların uygulamaya geçirilerek devamının gelmesi ve BM'de yürütülecek çabalarda da benzer bir öncü vazifeyi sürdürmesi elzemdir ve gereklidir.

Bu meselenin takibi ve ardından yaşanacak süreç açısından Türkiye belirleyici bir etkiye ulaşmışken, İslam dünyasında yaratılmaya çalışılan özellikle mezhep ayrımcılığından kaynaklanan kutuplaşma, çatışma ve savaş çıkarma girişimlerini engelleme noktasına taşınması bir başka önemli konudur.

Zira Kudüs ile başlayan sürecin ana gayesi İsrail'in bu kutsal toprakları ele geçirirken, İslam dünyasının birbiriyle uğraşıp, güç ve dikkatini başka alanlarda harcaması üzerine kurulu bir planın işletilmesidir.