Ortadoğu Gazetesi

BIST
90,529
%0,00
USD
5,3712
%0,73
EUR
6,0731
%0,03
Altın
213,6830
%0,17
SON DAKİKA

Rejim ve PKK/PYD Arasındaki Anlaşmada Rusya'nın Rolü

KÖŞE YAZILARI / 2018-02-23 07:41:13

Rejim ve PKK/PYD Arasındaki Anlaşmada Rusya'nın Rolü

Hafta başında Esad rejimi bünyesinde faaliyet gösteren Suriye Ulusal Savuma Güçleri adlı silahlı grupların 10 araçlık konvoyla Afrin'e gireceği belirtilmiş hatta aynı konvoy, İran destekli milislerin kontrolünde bulunan Nubul ve Zehra bölgelerinden harekete geçtiklerine dair görüntüler yayınlanmıştı.

Hatta Lübnan, Suriye ve bazı İran televizyonları da o anları canlı olarak verdiği sırada, konvoyun Afrin'e doğru gidiş yönü, şehir merkezine 10 kilometre kala TSK tarafından SİHA'lar ve topçu ateşiyle vurulduğunun görüntüleri yansıdı.

Kuşkusuz ki bu durum Afrin'de kirli bir pazarlıkla beraber bunun ötesine geçerek Suriye'nin genelini kapsayacak Esad ve PKK/PYD terör örgütü arasındaki pazarlıklara karşı Türkiye'nin tepkisini gösteren önemli ve kararlı bir uyarıydı.

 

Olay üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan da Rusya ve İran liderlerini telefonla arayarak Türkiye'nin tutumunun ne olduğunu açıkça belirten ifadeler kullandığını, partisinin grup toplantısında konuyla ilgili yaptığı değerlendirmelerde söyledi.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olayla ilgili söylediği "Bunlara fırsat vermemiz mümkün değil. Bunun bedelini de ağır öderler" sözü ilk bakışta Türkiye'nin hiçbir koşul ve şart altında Esad rejimine yakın duran silahlı grupların Afrin'de bulunmalarına müsaade edilmeyeceğinin göstergesidir.

Bununla beraber son birkaç gündür Esad rejiminin bayraklarını taşıyan ve aralarında İran destekli grupların da olduğu ifade edilen kimi silahlı yapılanmaların Afrin kent merkezi ile kırsal kesimde bulunan Cinderes ve Raco bölgelerinde görüldüğüne dair sosyal medya üzerinden çok sayıda görsel yayınlandı.

Bu görüntülerde rejim askerleri ile silahlı gruplar PKK/PYD'li teröristlerle aynı mevzilerde yer almakla beraber, ellerinde Beşar Esad'ın fotoğraflarını taşırken, PKK/PYD'li teröristlerin ise örgüte ait paçavralar ve terörist başının posterlerini bulundurdukları görünüyor.

Kaldı ki Suriye'de rejimle PKK/PYD terör örgütü arasındaki temas ve işbirliğinin yeni bir durum olmadığını ifade etmek gerekir.

Zeytin Dalı Harekâtı başladığı günden bu yana Afrin'i takviye etmek isteyen PKK/PYD terör örgütü, Suriye'nin diğer bölgelerinden getirdiği çok sayıdaki teröristi ve aralarında ağır sınıfına giren silahları Esad rejimi ile İran destekli silahlı grupların kontrolünde bulunan sahalardan geçirip son olarak Nubul ve Zehra bölgesinden Afrin'e sokmaya devam ediyor.

Bu sevkiyatlar sırasında PKK/PYD terör örgütünün ABD'den IŞİD'le mücadele bahanesiyle aldığı bazı zırhlı araçları ve ağır silahları Esad rejimi güçlerine ve özellikle de İran destekli silahlı gruplara verdiği dahi ortaya çıkmıştı.

Ayrıca uzun süreden bu yana Esad rejimi ile PKK/PYD terör örgütü arasında Suriye'nin gelecekte nasıl yönetileceğiyle alakalı pazarlıkların da olduğunu ve bu pazarlıkların gelecekte Suriye'de hangi alanları PKK/PYD terör örgütünün yöneteceği ve bunun da özerklikle mi yoksa federasyonla mı sağlanabileceği hususunda Rusya gözetiminde yürütüldüğü biliniyor.

Dolayısıyla yaşanan son gelişme sadece Afrin'i içerisine alan dar bir çerçevede değil, daha geniş bir perspektifle ele alınmaya muhtaçtır zira Afrin konusunda PKK terör örgütü ve Esad rejimi arasında varılacak bir anlaşmanın aslında Suriye'nin diğer bazı bölgelerini içerdiği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Özellikle böylesi bir süreçte Rusya'nın tutumu da dikkatlerden kaçmıyor. Çünkü Suriye sahasında Esad rejimin attığı yahut atabileceği adımların, hele böylesine kritik ve Türkiye'yi ilgilendiren bir konuda Rusya'nın bilgisi dışında gerçekleştiğini söyleyebilmek mümkün değildir.

Görünüşe göre Rusya'nın asıl beklentisi Esad ve PKK/PYD arasında Afrin ile başlayarak sağlanacak bir anlaşmanın önemi büyükken, asıl niyetin buna Türkiye'nin ne derecede ve nasıl tepki vereceği, dahası kabullenip kabullenmeyeceğidir.

Zira Türkiye böylesi bir durumu kabullenir tarzda bir tutum içerisine girerse aynı senaryonun bu kez Suriye'de hali hazırda PKK/PYD kontrolünde bulunan diğer sahalarda da uygulamaya konulacağı, böylelikle gelecekte Suriye'nin yönetim modelini esas alacak bir yapının temellerinin atılacağıdır.

Rusya'nın düşüncesinin hali hazırda PKKK/PYD terör örgütü kontrolünde bulunan alanların yönetiminin PKK/PYD terör örgütünde kalmasının sağlanacağı sözde meşru bir yapılanmaya dönüştürülerek Esad rejimine olan bağlılığının tesis edilmesi çerçevesinde şekillendirilmek isteneceği şeklinde olduğu göze çarpıyor.

Rusya Türkiye'yi ikna edebilirse, ABD'yi de ikan edebileceği düşüncesiyle var olan gayretini sahaya yansıtmış görünüyor.

Bununla beraber Türkiye'nin Esad yönetimi ile diyalog kurması gerektiği yönünde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un çağrısı ise kuşku uyandırıyor.

Evvela Türkiye hangi koşul ve şart altında Rusya'ya göre Esad rejimi ile diyalog kuracaktır?

Türkiye yeni olmayan, meselenin en başından bu yana takındığı tutumla Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini zaten söylerken, asıl itirazının kendi vatandaşlarına karşı savaş suçu işlemiş bir yönetimle resmi olarak doğrudan temasa geçmenin ahlaki, etik ve doğru olmadığını, Suriye'nin geleceğinin nasıl şekilleneceğine aralarında terör örgütlerinin olmadığı Suriye'nin asli vatandaşlarının karar vermesi gerektiğini ifade ediyor.

Diğer yandan Esad rejimi ile PKK/PYD terör örgütü arasında var olan temas gereğince sadece Esad'ın yerini koruması karşılığında varılması muhtemel bir anlaşma karşısında, Türkiye'nin rejimle kuracağı temasta böylesine kirli bir anlaşmanın kabul edilmesi çağrısının gelmesi karşısında Türkiye'nin bunu kabul etmesinin mümkün olmadığının bilinmesi gerekir.

Dolayısıyla mevcut şartlar Zeytin Dalı Harekâtı'nın durdurulmayacağını açık bir şekilde ortaya koyarken, Rusya'nın sergilediği tutumun tehlikeli bir noktaya varacağını görmesi yerinde olacaktır.

Aksi halde TSK'nın, kendisine PKK/PYD'li teröristlerle aynı mevzilerde yer bulan rejim güçlerini ayırması mümkün olmadığından, hedef alınmaları da kaçınılmaz bir sonuç olarak doğacaktır.

Türkiye meşru bir çerçevede sınırlarında ister o ülkenin yönetiminden destek alsın, isterse almasın hiçbir terör örgütünün varlığına müsaade etmeyeceğine yönelik haklı bir duruşu ve kararlılığı vardır, bundan da geri dönüş söz konusu olmayacaktır.

Bizim güvenlik endişelerimizin giderilmediği hiçbir seçeneğin de özellikle Suriye bağlamında hayata geçemeyeceğini görmüş olanlar, tansiyonu düşürmek adına üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

Halep'le başlayan, İdlip'le devam eden makul bir sürecin akamete uğramaması adına özellikle Astana süreci çerçevesinde bir araya gelen ülkelerin karşı tarafın beklentilerine saygı duyarak hareket etmeleri önem arz eden bir durumdur.