Ortadoğu Gazetesi

BIST
93,301
%-0,43
USD
5,2796
%-0,50
EUR
6,0383
%-0,34
Altın
212,3370
%-0,39
SON DAKİKA

Alırken Demokrat, Verirken Faşist!

KÖŞE YAZILARI / 2018-02-23 07:42:16

Alırken Demokrat, Verirken Faşist!

Onlar demokrasi edebiyatı yaparken mangalda kül bırakmazlar.

Türkiye'nin güvenlik politikalarına kökten karşı çıkarlar.

Terörü de "daha güçlü bir demokrasi"yle yenebileceğimize inanırlar…

Aslında "laboratuvar şartlarında" kısmen haklıdırlar!

Demokrasi, getirdiği umumi memnuniyetle iç barışı ve bütünlüğü sağlayınca ülkenin fikir coğrafyası da düşmanın müdahalesinden uzak kalır.

Ajanların etkisi, hainlerin sayısı azalır.

Öyleyse aydınlarımız bütün dost ve komşu ülkelere "demokrasi" telkininde bulunmalıdır. 

Peki, bizdeki durum bu mudur?

***

 

BEŞİNCİ KOL DEMOKRATLARI!

 

Yakınçağ'ın başlarında "cumhuriyet ve demokrasi" kavramlarının ortaya çıktığı yıllarda krallar, ayak takımına bazı haklar vermek zorunda kaldıkları zaman bunu bir zaaf olarak görmüşlerdi.

Öyle ya!.. Artık istediği kadar vergi salamayacak, gönlünce asker toplayamayacaktı.

Hak, hukuk, eşitlik, özgürlük fikirlerinin yayıldığı toplumlarda militarizm yavaş yavaş ölüyor; halk, diplomatik taarruza açık bir kitle halini alıyordu.

Henüz Milliyetçilik tam oturmamıştı.

Paris'in "sefalet" dolu sokaklarından "Bastille Baskını" yemiş bir Fransa, bu olayların, rakiplerinin de başına gelmesini can-ı gönülden istiyordu.

Fransa 1770'lerde, İngiltere'ye karşı Amerikan bağımsızlık savaşını kotarmıştı.

1789 Fransız İhtilalinde ise İngiliz istihbaratının parmağı vardı.

Artık Fransız hanedanının da bir "Magna Carta"sı olmalıydı.

Sonra Napolyon Avrupa imparatorluklarına bir "Fransuvaz demokrasi" savaşı açtı.

Kazansa Avrupa'da bir tane bile krallık kalmayacaktı!

Cumhuriyetçi General 1814'te yenilince, krallar husumeti bırakıp; Viyana Kongresi'ni topladı.

Yüz yıl boyunca da kimse kimsenin "etnik grubuna, isyanına, eşkıyasına" karışmadı.

Avrupa'da adına "general peace" denilen bir huzur vardı.

1914'te Saraybosna'da, Viyana barış sürecinin mimarı olan Habsburg hanedanına karşı yapılan Slav etnikçi suikast, işte bu yüzden "umumi barış"ı bozdu.

Çıkan savaşın adı da aynı sebeple "Harb-i Umumi" oldu.

I. Dünya Savaşı'nda düşman devletler birbirinin içine yeniden "beşinci kol"lar saldı.

Mesela sürgündeki Komünist Lenin'i, zırhlı bir vagonla İsviçre'den Rusya'ya getirip Bolşevik İhtilalini başlatan Alman istihbaratıydı.

İngilizler de bir istihbarat Albayının başına kefiye takmış; Arapları bizden koparıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu da güney cephesinden yıkıldı.

Artık "devrimcinin kitabında" ihaneti meşrulaştıran "dış destek" maddesi de vardı.  

Eğer iki ülke arasında husumet varsa bu ülkeler, birbirinin hainini "kitabi olarak" besliyordu.

İşte bu "beşinci kol devrimciliği" aslında bir savaş sanatıydı.

Nitekim Suriye'deki Esad rejimi, 1970'lerde THKP-C Acilciler'i, Mihraç Ural'la yönetiyor; 1980'den sonra Öcalan'ı Şam'da misafir ediyor, PKK'yı Bekaa'da besliyordu.

***

 

BEŞİNCİ KOLUN İŞARETİ: "ALIRKEN DEMOKRAT VERİRKEN FAŞİST!"

 

Bu işlerin geçmişini ve bugününü tek cümlede birbirine bağlarsak:

Kendi ülkesinde "güvenlik politikaları" yerine "sürekli özgürlük ve demokrasi" talebinde bulunurken, komşu bir ülkenin diktatörüne övgüler düzmek, düşmana bedava ajan, kendi vatanına para ödeyerek hain olmaktır.

Bugün Esad'a toz kondurmayanların içine düştüğü çelişki, ne yazık ki budur.

1971 yılından beri yani 47 yıldır Suriye'yi demir yumrukla yöneten Esad ailesi, 1980'de 1000'den fazla sivil muhalifi katletmiştir.

BAAS Partisi, 1960'ta benzer bir katliamı Amude'de Kürtlere karşı yapmış; ölen Müslüman olduğu için sahtekâr demokratlar bunu çoktan unutmuştur.

1982'de sıra, muhalefetin kalesi olan Hama'dadır!

30.000 sivilin öldürüldüğü Hama katliamı, Suriye rejimini demokrasi liginin dışına çıkarmıştır.

Hafız Esad ölünce, Cumhurbaşkanı olma yaşı 40'tan 34'e çekilmiş; küçük oğlu Beşşar Suriye'nin yeni diktatörü olmuştur.

Yeni Esad, iç savaş başlamadan önce dünyanın göz boyamak için "çok partili" bir seçim yapmıştır.

Resmi rakamlara göre 2012 seçimlerine, seçmenlerin % 35'i katılmıştır.

Suriye Meclisindeki 250 sandalyenin 168'ini kazanan Beşşar Esad, bu % 23,5'lük temsil kabiliyetiyle muhaliflerin üzerine tonlarca bomba yağdırmıştır.

Ancak Suriye rejiminin demokrasi kalitesi bizim "demokrat"ların umurunda olmamıştır.

Çünkü cühela kinini ideoloji, rakı-balık muhabbetini demokrasi, millete karşı höykürmeyi de muhalefet zanneden CHP zihniyetinin demokratlığı, kocaman bir palavradır.

3 Milyonluk şaibeli desteğiyle 20 milyon Suriyeliyi varil bombası zoruyla yöneten bir katil sürüsüne verdikleri destek, beyaz yakalı haşhaşilerin gerçek yüzüne ışık tutan tarihi bir "suçüstü" vakasıdır.

"Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin!" diyenlerle, "Esad kalsın da nasıl kalırsa kalsın!" diyenler aynı CHP'lilerdir.

Çünkü bütün beşinci kol demokratları gibi onlar da…

"Alırken demokrat, verirken faşist"tir!