Ortadoğu Gazetesi

SON DAKİKA

YARATILIŞIMIZDAKİ NEDENLER NİÇİNLER VE HİKMETLER

Muharrem Günay SIDDIKOĞLU / 2011-12-02 09:48:38

Yüce Allah insanı yaratılmışların en güzeli, en şereflisi olarak yaratıp, dünyaya göndermiştir. (Bak Bakara 30, 34; Araf 11, 19. ayetler) Ayrıca ona cüz'i irade diyebileceğimiz akıl, mantık sağduyu gücünü de vermiştir. Yaratılışından itibaren ona peygamberleri ve kutsal kitapları aracılığı ile de, iyiyi, kötüyü, yanlışı, doğruyu, yararlı ve zararlı olan şeyleri göstermiştir. İyinin, dorunun , yaralı olan şeylerin etrdem ve üstünlüklerinin, kötünün, yanlışın da zararlı yönlerini anlatıp öğretmiştir. Cenâbı Hakk istamiştir ki severek ve isteyerek ve onurlandırarak yarattığı insan, emirlerine uygun bir hayat yaşasın, kötülüklerden sakınsın. Hz. Adem'i yanlış yola sürükleyerek ilk günahı işleten ve tüm insanları yanlış yola sürüklemek isteyen şeytana uymasın, ona kulluk etmesin, ona yenik düşmesin. (Yasin suresi/60-61: Ey Âdemoğulları! Ben size: "Şeytana kulluk etmeyin/tapmayın, çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin, işte doğru yol budur." diye bildir(ip emret)medim mi?)

Bazıları şöyle düşünebilir; Yüce Allah insana bı irade zayıflığını neden vermiştir? Adem'in, insanların şeytana uymasına neden müsaade etmiştir? Yüce Allah, insanları günah işlemeyecek şekilde -hâşâ- yaratamazmıydı? Hiç şüphesiz Allah insanı dilediği gibi yaratabilirdi. Fakat insanın bu şekilde yaratılışının bir hikmeti vardır. İnsan günah işlemeyecek bir şekilde yaratılmış olsaydı, melekler gibi olurdu, hatta melek olurdu, o zaman melekler var olduğuna göre insanın yaratılışına gerek kalmaz ve ilahi imtihan da olmazdı.

Başta yüce kitabımız Kur'an olmak üzere Kur'an'dan önce gönderilmiş olan kutsal kitaplarda Hz. Adem'i ilk günah işlemeye şeytanın yönlendirdiğini yazarlar. O şeytan ki insanın varoluşuyla birlikte insanın içinde, benliğinde her zaman var olmuştur. O şeytandır ki; insanı kötüye, zararlı ve yanlış davranışlara, çıkarcılığa, saldırganlığa, haksızlığa, adaletsizliğe iten, bencillik ve nefis gibi adlarla da anılan, insanın içindeki bir doğal eğilim, bir itici ve zorlayıcı güç olmuştur. Şüphesiz ki nefsimiz tek başına şeytan değildir, fakat şeytandan da ayrı ve aşağı değildir. Çünkü istek ve arzuları yoluyla nefsimiz her zaman şeytana taşeronluk yapmış ve yapmaktadır. Onun için insanın şeytanı uzaklarda değil ilk önce kendi nefsinde araması ve nefsini terbiye ederek kontrol altına alması gerekir. İnsan yaşadığı süre içerisinde bu zararlı istek ve yönelişlere ve şeytana karşı; Yüce Allah tarafından sadece insana has özellikler olarak verilmiş diyebileceğimiz akıl, mantık, irade ve vicdan dörtlüsünden oluşan savunma gücüyle yani "RAHMÂNİ" güçlerle karşı çıkar ve savaşır. Bu savaş kötü ile iyinin, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin kısacası 1ŞEYTANİ GÜÇLE RAHMANİ" gücün savaşıdır. Bu savaştan galip çıkacak özellikte yaratılan ve bu savaştan galip çıkma yolları öğretilen insan akıl, mantık, irade ve vicdan dörtlüsünü kullanarak bu savaştan galip çıkar Kur'an'da adı geçen salih- kamil-muhsin-müttaki kullardan olmaya hak kazanır.

YARATILIŞIMIZDAKİ NEDEN VE NİÇİNLER

Bir cenin henüz ana rahminde iken, henüz hiçbir kusur ve günah işlememişken, neden yoksul ya da zengin, mutlu yada mutsuz, kimi akıllı, kimi deli ve ya özürlü, kimi işçi, kimi patron olarak dünyaya geliyor? Bazıları dünyada uzun, bazıları orta bazıları da kısa bir hayat yaşıyor? Bu durumun hikmet ve sebebi Tegabun suresi 15. ayet, İnsan suresi 2. ayet ve Enam suresi 125 ve 126. ayetlerde bu eşitsizliklerin neden ve niçinlerine ışık tutmaktadır. Ayrıca Yüce Allah yaratmış oldukları tüm varlıklar hakkında ezeli bilgiye sahip olup bu bilgiler LEVHİ MAHFUZ'a yazılmıştır. Yaratılan her varlık bu bilginin çerçevesinde hayatını devam ettirmek zorundadır. Bu ezeli bilgilerin ortaya çıkıp insanlar tarafından anlaşılabilmesi için de bunların zıtlarına ihtiyaç vardır. Yani iyi için kötüye, güzel için çirkine, zenginlik için fakirliğe, iyi ahlak için kötü ahlaka ihtiyaç vardır.

Aslında bunlar birbirinden farklı görünmelerine rağmen aynı şeylerdir. Aynı amacın gerçekleşmesine, yani Yüce Allah'ın zatının ve sıfatlarının bilinmesine hizmet ederler. Ama yeryüzünde yaşayan her insanın bu görüşe ulaşabilmesi bu gerçeği tam manasıyla anlayabilmesi beklenemez.

TEGABUBN15-16. Doğrusu mallarınız ve evlatlarınız (sizin için) bir fitne (bir imtihan konusu)dur.[3] Allah'ın katında ise büyük mükâfat vardır. O halde gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkup emirlerine uygun yaşayın (emir ve yasaklarını) dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak (Allah yolunda mallarınızı) harcayın. Kim de nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar, kurtuluş ve saadete erenlerin ta kendileridir. [bk. 3/14, 102; 8/28; 18/46; 63/9]

[3] Malları kazanma ve harcamanın meşru şekilde olup olmadığı, aile fertlerine karşı görevlerimizin iyi yapılıp yapılmadığı, bunlardan dolayı Allah'a karşı da görevlerimizin yerine getirilip getirilmediği imtihan konusudur.

TEGABUN 17. Eğer Allah'a güzel (gönül hoşluğu ile) bir borç verir (mallarınızı emrettiği yere harcar)sanız, (Allah) onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah az (hayr)a çok karşılık verendir, Halîm'dir (cezada acele etmeyendir.) [bk. 57/11]

ENAM 125. Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun göğsünü İslâm'a açar. Kimi de (niyet ve ameline göre) sapıklıkta bırakmak isterse, (İslâm'ı kabule karşı) sanki göğe çıkıyormuş gibi onun göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah, iman etmeyenlere bir azap/bir rüsvalık verir.

(Rabbimiz bu âyet-i kerîmede, yaratmış olduğu kâinattaki kanuna işaret ederek misal veriyor; insan göğe doğru yükseldikçe oksijen azalıp basınç düştüğünden göğsü daralıp teneffüs etmesi nasıl güçleşiyorsa, İslâm'ı içine sindiremeyenlerin de İslâm'a karşı içlerinin daralacağı, İslâm'ı yaşayanlar çoğaldıkça daha da bunalacağı anlatılıyor.)

ENAM165. Sizi (emirlerini yerine getirmede) yeryüzünün halifeleri/görevlileri yapan, size verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz ki Rabbinin cezası serîdir ve yine şüphesiz O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

(Bu âyetten şu üç sonuç çıkmaktadır: 1. İnsanın, içinde yaşadığı dünyada ilâhî tebliğin ve hükmün yerine getirilmesini sağlayan halife/yönetici oluşu. 2. İnsanların dünyalık bakımından birbirinden farklı oluşu. 3. Bu farklılığın hikmeti; kazancında çok verilenin de, az verilenin de hatta mahrum edilenin de imtihan edilmesidir. İnsan, verilen bu lütuf karşısında ya şükrünü unutmuş azgınlığını çoğaltmıştır, yahut verilenlerin azlığından şikayet ve isyan etmiştir, yahut da her haline şükredip gereğini yapmıştır.) [bk. 3/134; 24/37]

YUKARIDAKİ DİP NOTLARLA İLGİLİ AÇIKLAMALAR:

Enam 165' İn Dip Notu[bk. 3/134; 24/37]:

ALİ İMRAN 3/134. O (takvâ sahibi) olanlar, bollukta ve darlıkta (Allah rızası için) sarfederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapan (ve güzel davranan)ları sever.

(Takvâ sahipleri yani Allah'ın emirlerine uygun yaşayanlar, dünya malına karşı olan tutumlarında çocukluk safhasını geçmiş fazilet safhasına ulaşmıştır. Çünkü çocukluk safhasındaki insanlar ihtiyacı olsun olmasın, azıcık fayda umduğu şeyi elde etmek için çırpınırlar ve onu elde etmeyince rahat edemezler; aç gözlü ve bencildirler, elindekini kimseye vermemeye ve göstermemeye çalışırlar. İkinci safhadakiler gözünü dünyaya dikmeyip, kanaate ulaşanlardır. Üçüncü safhadakiler ise takvâ sahipleri olup maddeye bağımlılıktan kurtulup İslâmî ölçüde kendisine yetecek olandan fazlasını Allah rızası için bollukta ve darlıkta sarfederler. İşte bunlar muhsinlerdir.[37]) [bk. 3/180; 25/67; 59/9; 76/8]

ALİ İMRAN135. Ve (yine) onlar, çirkin bir iş işledikleri veya (günahlarla) kendilerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten, Allah'tan başka kim günahları bağışlar ki? Bir de onlar, işledikleri (günah ve hatalı işleri)nde bilerek ısrar etmezler.

NUR 24/37. (İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret ne de alışveriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru/gereğine uygun kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyar. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hâle geçeceği bir günden korkarlar. [bk. 18/46; 63/9]

NUR24/38. Çünkü Allah, kendilerini yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracak ve (ayrıca) lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

NUR24/39. İnkâr edenlerin/küfre sapanların (iyi sandıkları) amelleri ise, düz arazide (ufukta görülen) bir serap gibidir (uzaktan parıldar), susayan, onu su zanneder. Nihayet o(nun yanı)na vardığı zaman, hiçbir şey bulamaz ve (tıpkı bunun gibi o kâfirlerin âhirette eli boşa çıkar da) yanında (sadece) Allah'ı bulur. O da onun hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı çok çabuk görendir. [bk. 18/104; 88/2-7]

(Açıktan veya içten içe Allah'ı inkâr edenlerin veya gönderdiği hükümleri beğenmeyen, ona uymak isteyenleri dışlayıp baskı uygulayan, dini afyon sayan yahut yaptığı işlerde Allah'ın rızasını, emir ve yasaklarını hiçe sayıp böylece Allah'ı aradan çıkaranların şöhret ve menfaat uğruna yaptığı bütün iyi işlerin Allah yanında hiçbir değeri yoktur, âhiret azabı ise mahfûzdur.) [bk. 25/23; 47/1, 33-34]

Tegabun 15 -16 Nın Dip Notlarıdır[bk. 3/14, 102; 8/28; 18/46; 63/9]

Ali İmran 3/14. Kadınlardan, oğullardan, kantarlarca yığılıp biriktirilmiş altın ve gümüşten ve (otlağa) salınmış (özel besili) atlardan; (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlardan ve ekinlerden yana nefsin istekleri, insanlara süslü (cazip) gösterildi. Bunlar (imtihan için verilen) dünya hayatının (geçici birer) nimetidir. Varılacak yerin en güzeli ise Allah'ın katındadır.[7]

Ali İmran 3/15. (Ey Resûlüm!) De ki: "Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâya erenler (yani Allah'ın emrine uygun yaşayıp günahtan sakınanlar) için Rableri katında, içinde devamlı kalacakları, alt tarafından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görmektedir."

Ali İmran 3/ 102. Ey iman edenler! (Gücünüz nisbetinde) Allah'ın emrine uygun yaşayın/aykırılıktan sakının ve ancak müslümanlar olarak can verin. [bk. 12/101 ve dipnotu 64/16]

(Rabbimiz bu âyet-i kerîmede kendisine iman edenlere hayatın gayesi ile ilgili en önemli ikazlardan birini yapmaktadır. Allah'tan gereği gibi korkmak ve İslâmî bir yaşayış içinde ölmek son derece mühimdir. Bunun içindir ki Allah'ı gereği gibi tanıyan ve O'na saygı duyanlar, iman ve sâlih amelle yaşarlar. Küfür, şirk ve tâğût belasına karşı sarsılmazlar, eğilmezler ve şeytanın oyununa gelmezler. Allah'ın bu emri karşısında mü'minler, müslümanca ölmeyi gaye bilirler. Müslümanca yaşayıp ölmek, ferdin kendi iç dinamiklerini ve yaşantısını İslâm'a uygun hâle getirmekle beraber bunun yanında kendi içinde bulunduğu toplumun da yalnız diliyle "müslümanım" demesi değil, müslümanca yaşamayı isteyen ve yaşayan bir toplum olması da bunu kolaylaştıran sebeplerden olur. Yüce Allah da bunun için aşağıdaki âyetle başka türlüsü olmayan bir hareket tarzını bildirmektedir.) [bk. 23/52-53]

Ali İmran 3/103. Hepiniz toptan Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, (onu hayata hâkim kılın, ihtilaf ve tefrikaya düşüp fert fert, grup grup) parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (kabileler) idiniz de (Allah) kalplerinizi (İslâm'da) birleştirdi. İşte onun (İslâm) nimetiyle (hepiniz) kardeş oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi (İslâm ile) O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz.

ENFAL 8/28. Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız (size hem emanet, hem de, sizi günaha sürüklemek bakımından) bir fitne (bir imtihan)dır. Ama (bunlarda İslâmî ölçü ve görevlere uyulursa) büyük mükâfatın Allah katında olduğunu da bilin. [bk. 63/9]

KEHF18/46. Mal ve oğullar, (geçici) dünya hayatının ziynetidir. Bâkî kalacak olan sâlih ameller[10] ise, Rabbinin katında sevapça daha hayırlı, ümit bağlanmaya da daha lâyıktır. [bk. 3/14; 64/15]

MÜNAFIKUN 63/9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah'ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah'ın zikrinden/kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. 63/10. Birinize ölüm (belirtileri) gelip de: "Ey Rabbim! (Ne olur) beni yakın bir vakte kadar (öldürmeyip) ertelesen de sadaka versem ve iyilerden olsam!" demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcayın. [bk. 6/27; 7/53; 14/44; 23/99-100; 32/12; 42/44] 




 



Diğer Makaleleri

- MUHSİN KİME DENİR? / Tarih : 2018-08-04 09:36:26
- 15 TEMMUZU ANLAMAK / Tarih : 2018-07-15 09:55:20
- İSLAM'DA KADIN VE AİLE / Tarih : 2018-07-14 10:11:31
- HER İŞE EÛZÜBESMELE İLE BAŞLAMAK / Tarih : 2018-07-12 09:37:29
- ALLAH'IN ÖVDÜĞÜ MİLLET / Tarih : 2018-07-09 09:55:57
- MHP GENEL MERKEZİ'NDE BİR GÜN / Tarih : 2018-07-06 09:54:06
- MİLLETLER ALLAH'IN ÂYETLERİDİR / Tarih : 2018-07-04 09:39:15
- BİR KAVMİ BOZMAZ ALLAH, ONLAR BOZULMADIKÇA / Tarih : 2018-06-30 09:34:51
- RAMAZAN AYI VE ORUÇ / Tarih : 2018-05-17 09:17:40
- YUNUS YÜREKLİ YAVUZ BİLEKLİ LİDER TÜRKEŞ / Tarih : 2018-04-04 09:39:53
- DOĞRU VE DÜRÜST OLMAYANIN DİNİ OLMAZ / Tarih : 2018-04-01 10:06:57
- İSLÂMİ KAYNAKLARDA HAK KAVRAMI / Tarih : 2018-03-25 10:12:43
- İSLAMDA İNSAN SEVGİSİ VE İNSAN HAKLARI / Tarih : 2018-03-11 08:34:25
- BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİL! / Tarih : 2018-03-08 08:01:17
- ALLAH ŞİRKTEN BAŞKA HER GÜNAHI BAĞIŞLAR / Tarih : 2018-02-19 07:40:31

Diğer Muharrem Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »