Ortadoğu Gazetesi

BIST
94,571
%0,00
USD
5,3222
%0,14
EUR
6,1006
%0,17
Altın
209,2260
%0,00

HAÇLI SEFERLERİ FRANSIZLAR VE ERMENİLER

Muharrem Günay SIDDIKOĞLU / 2011-12-27 14:55:33

 

 

ANADOLUNUN FETHİ VE HAÇLI SEFERLERİ 1 

Malazgirt zaferinden sonra, Anadolu'nun kapıları açılmış ve Türkler akın akın Anadolu'ya gelmeye başlamışlardı. Tarihte Anadolu Selçuklu devleti ve Türkiye Selçukluları adıyla bilinen devlet bu Türk akınlarından sonra kurulmuştur. Bu devletin kurucusu olan Süleyman Şah, Kutalmış'ın oğludur.

Alp Aslan'a karşı girişmiş olduğu saltanat mücadelesinde Kutalmış 1064 yılında mağlup ve maktul düşünce oğulları Anadolu'ya Bizans hududuna sürgün edildi. "Alp Aslan'ın ölümünde, Selçuk Bey'in torunlarından Kutalmış Oğlu Süleyman Bey taht üzerinde hak iddia etmeye kalktı. Bağdat Halifesi iki tarafa da, "Kan ve din kardeşlerisiniz; birbirinizin kanını akıtacağınıza, birleşip Rumlara karşı savaşın" önerisinde bulundu. Bu kabul edilerek Melik şah Batı'da alınacak yerlerin valiliğini Süleyman Beğ'e verdi. O da ertesi yıl 100.000 kişiden oluşan aşiretlerle yola çıkıp Marmara'ya kadar Anadolu'yu aldı."(R, Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri s.18) Anadolu'ya geçen Süleyman Şah 1075'te İznik'i fethedip kendisine payitaht yaptı. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuş oldu.

Büyük Selçuklu devletinin parçalanması Türk ve İslâm dünyasının zayıflamasına ve duraklamasına sebep olmuş, Hıristiyan papazların teşvikleriyle Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve Müslüman'ları yok etmek isteyen Haçlılarla mücadele etmek görevi Anadolu Selçuklularına kalmıştı. Malazgirt zaferi Anadolu'nun kapılarını açmış, peygamberimizin müjdelediği İstanbul fethine bir yol açılmıştı. Bu durum Avrupa'yı dehşet içinde bıraktı. Bizans'ın yok olması ve Avrupa kapılarının Türklere açılması bir an meselesi idi.

Avrupa Sefalet ve Cehalet İçinde İdi

On birinci yüz yılda İslâm ülkeleri zenginlik içerisinde yüzerken, Avrupa yoksulluk ve karanlıklar içinde idi. Türk ve İslâm ülkelerine gelen Avrupalı tüccarlar ve seyyahlar bu ülkelerin zenginliklerini anlata anlata bitiremiyorlardı. Bu durum Avrupalıların iştahını kabartıyordu. İslâm ülkelerinin dillere destan bu zenginlikleri, kilisenin halkın dini duygularını istismar ederek Kudüs'ün Müslümanlardan kurtarılmasını vaat etmesi ve Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleri Haçlı Seferlerini hazırlayan başlıca sebepler olmuştur.

Fransızlar Hep Başı Çekti

"Beşinci ve Altıncı seferler bir yana bırakılırsa, Haçlı ordularına katılanların başında her zaman Fransızlar gelir. Fransız aslından olan Papa İkinci Urban tarafından ilk sefere Fransa'da karar verilmiş, gidenlerin çoğu da Fransızlardan olmuştur. Bundan ötürü, çağdaşları arasında en iyi tarihi yazmış olan Benedikten keşişi Guibert de Nogent (1053-1124) bu seferlere "Ges Dei per Francorum", yani "Fransızlar aracılığı ile Allah'ın istemleri" adını vermiştir."(R.Erer, s:24)

"Hıristiyanların ahlakı bozuldukça, onların cezalarını affettirmek için ödeyeceği bedel de artırılmıştı. Hıristiyan mezheplerinin çoğuna göre, günah işleyenleri, Allah değil, Allah'ın vezirleri sayılan Papazlar affederdi. Günahların affedilmesi için," Zengin bir günahkâr, her yıl 26 solidi (dört İngiliz altını), fakir de 3 solidi (dokuz şiling) öderse günahı bağışlanıyordu.

Bu kefaret akçeleri kilisenin (yani, papaz toplumunun) ihtiyacına harcandı ve böylece bir servet ve kudret kaynağı elde edildi" (R.Erer, s:26, Gibbon'dan nakil) Altın ve gümüşü olmayanlar, bedel olarak arazi verebiliyorlardı. Arazisi olmayanlar için ise Papazlar sopa usulünü getirdiler, günahkârlar günahlarından kurtulmak için papazlar tarafından tespit edilen sopayı yani bir kimse başkasının yerine sopa yiyebiliyordu. Bu şekilde günahlardan kurtulduklarına inanıyorlardı.

GÜNAHLARDAN KURTULMAK İÇİN HAÇLI SEFERLERİNE KATILIN! (2)

Papa İkinci Urban ise günahların affı için çok daha kolay bir yol bulmuş idi, hem de bu sayede Türklere karşı düzenlenen Haçlı seferlerine katılanların sayısı artacaktı.

1095'te Papa Urban, dini bir meclis toplamış ve çok ateşli bir konuşma yapmıştı. Papa Urban, Türkleri Anadolu'dan çıkarmak üzere bir çağrı yayınlamıştı. Bu çağrıya göre bu sefere katılanların bütün günahları, hem de hiçbir türlü cezaya ve kefarete gerek kalmaksızın, büsbütün affedilecekti.

Papa Urban'ın çağrısı üzerine, bütün papazlar köy köy, şehir şehir dolaşarak Haçlı Seferlerinin hazırlanması için propaganda yapmaya başladılar. Bunlardan birisi olan Piyer Lermit, eline aldığı büyük bir haçla bütün Fransa'yı topal bir eşek üzerinde dolaşmıştır. Bu propagandalar kısa zamanda sonuç verdi. Ne kadar haydut, katil ve kundakçı varsa, yüz binlerce Haçlı sürüsü yollara düştü. Haçlı ordusu Anadolu Selçuklu devletinin başkenti İznik'i ele geçirmek üzere yola çıktılar. Ancak, İzmit yakınlarında, Selçuklu birlikleri tarafından yok edildiler. Fakat Haçlıların asıl büyük ordusu yolda olup, henüz Anadolu'ya ulaşmamıştı. 600 bin kişilik Haçlı ordusu İznik'e kadar ulaşıp şehri kuşattı. Yapılan savaşta her iki taraf ta çok büyük kayıplar verdi. Bu kadar çok kalabalık bir orduyla başa çıkamayacağını anlayan I.kılıç Arslan, Haçlı ordusuna sık sık baskınlar yaparak, güneye doğru ilerleyen Haçlılara büyük darbeler vurdu. Bu baskınlar sonucunda Haçlılar 500 bin kayıp verdiler.

Haçlı orduları ilerlemeye devam ederek, Antakya ve Kudüs'ü işgal ettiler. Haçlılar bu yerlerde on binlerce Müslüman'ı katlettiler. (1099)

Antakya çevresine yayılıp yağma eden, ya da zevk ve safaya dalan Haçlılar, Türkler tarafından dağıtılıyor, ya da kesilip yok ediliyorlardı.

"Kıtlık ve açlık günden güne fecaat halini almaktaydı. Bu sefere katılmış olan Faucher de Chartres adındaki papazın ifadesine göre, Haçlılar çevrede yağma etmedik bir şey bırakmadıklarından, ot, ağaç kabuğu ve kökü, at, eşek, deve, köpek, hatta fareleri ve atların koşumlarını ve kayışlarını bile yiyorlardı. En had düzeye gelen açlık, zaten ahlakı zayıf olan bu güruhun bütün insanlık duygularını yok etti. Tek olanak olarak büyük bir hevesle, insan etiyle karınlarını doyurmaya başladılar."(R.Erer, s:45, F.Funck Brentono'dan nakil)

Bu olay konusunda, sefere katılmış olan Richard de Pelerin (Hacı Rişar)'ın yazdığı Chanson d'Antioche (Antakya Destanı) adındaki eserde görülen şiirlerin bazıları dikkate değecek kadar önemli olduğu için aşağıda sunulmaktadır:

"Asaletlü Piyer I'Ermit otağının önünde oturuyordu.

Kral Tafur bir çok adamları ile çıka geldi.

Bunlar bin kişiden fazla ve açlıktan şişmiştiler.

'Asaletmeab! Rahmeti Rahman adına bana yol göster,

Zira açlıktan ve zayıflıktan ölüyoruz' dedi.

Piyer cevap verdi: 'Cebin (korkak, yüreksiz) olduğunuzdandır' dedi.

Haydi şurada ölmüş yatan Türkleri toplayınız,

Tuzlar ve pişirirseniz, pekâlâ yenir onlar.

Kral Tafur, 'Doğru söylüyorsunuz,' dedi.

Otağdan ayrıldı, avanesini çağırdı,

Toplandıklarında on bin kişiden çoktular.

Türkler yüzüldü, barsakları çıkarıldı

Etlerinden haşlama ve kebap yapıldı.

Doyasıya yediler, amma ekmeksiz yediler

Bunu gören putperestler (Türkleri kasdediyor) pek korktular,

Et kokusundan hep duvarlara dayandılar.

Yirmi bin putperest, bu avaneyi seyretti.;

Ağlamadık Türk kalmadı." (Antakya Destanı, Brentano, 57-58) (R.Erer, s:45-46)

HAÇLILAR MEZARLIKTAN ÖLÜLERİ ÇIKARIP YEDİLER 3

Avane bir birine şöyle diyordu: "İşte karnavalın son günü olan Mardi Gra geldi. Şu Türk eti zeytinyağında pişmiş domuz sırtından ve Jambondan daha iyi olur." Çayırlarda artık Türk ölüsü bulunmayınca:

"Mezarlıkta vardılar, ölüleri çıkardılar,

Hepsini üst üste yığarak bir tepe haline getirdiler,

Çürümüş olan barsakları Nehr-ül-As'a attılar;

Etlerin derilerini yüzüp rüzgârda kuruttular." (Antakya Destanı, Brentano, 58)(R.Erer, s:46)

İnsan Eti ve Köpek Leşi Yediler

Bir başka Batılı yazar ise bu vahşet hakkında şöyle diyor:

"Bu rezilliğin sonucu olarak, artık Haçlı karargâhı bir ordu görünümünden çıkmıştı. Birçok Haçlı, bitap bir halde inlemekte, bir kısmı da civarda köpek leşi şeyler aramaktaydı. (R.Erer, s:46, Michaud'tan nakil)

Bu olaylardan sonra başta Keşiş Piyer olmak üzere pek çok Haçlı askeri seferden ümitlerini kestiklerinden Haçlı sürüsünü terk ederek kaçtılar.

Bu olayı haber alan Haçlı ordusu komutanlarından Tancerede hemen izlemeye çıktı, Keşiş Piyer ile Dülger Charpentler'yi yakalayıp rezaletle geri getirdi. Ordu, "Ödlekler gibi kaçtığını" keşişin yüzüne vurarak, kendisinin telkin ve teşvik ettiği bir davadan asla geri dönmeyeceğine dair İncil üzerine yemin ettirdi."(R.Erer, s:47, Michaud'tan nakil)

Bu sefer sırasında erkek erkeğe ilişki dahil her türlü ahlaksızlığı yapan, bu Haçlı sürüsüne artık papazların telkinleri dahi etki etmiyordu. Açlık ve kıtlık çeken Haçlı askerleri çoğu Türk olmak üzere kendi asker ölüleri dahil çok sayıda insanı pişirerek yemişlerdir. Biz Türkleri Ermenilere soykırım yapmakla itham eden Batılıların insan eti yiyecek kadar alçaldıklarını göstermek açısından bu bilgileri burada aktarmak ihtiyacı uyduk…

Müslümanlar bir süre sonra Urfa'daki Haçlı kontluğunu ortadan kaldırıp, çok sayıda Haçlı askerini öldürdüler. Bu durum üzerine Avrupa'da yeni bir Haçlı seferi açılmasına karar verildi. Bu sefere Fransa ve Almanya kralları da katıldılar. Anadolu Selçuklu Sultanı I.Mesut Haçlıları Anadolu'da karşıladı. Alman kralı Eskişehir'de, Fransız kralı Denizli'de bozguna uğratıldı ve binlerce Haçlı askeri yok edildi. (O.Turan, S.T. ve T.İ.M. s:294)Bu mağlubiyet üzerine Haçlılar, Suriye'ye deniz üzerinden gitmeye karar verdiler. (1147) "Kalanları ise Rumların taarruzları karşısında perişan oldu. Rumlar Haçlıları soydular; paralarını aldılar. Türkler Haçlıları bu perişan halde görünce merhamet ettiler; onlara para ve ekmek dağıttılar; hastalarını tedavi ettiler.

Rumlardan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkünlere verdiler. Türklerin bu iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. Rumların hıyanetini ve Türklerin şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: "Ey hıyânetten daha zalim olan merhamet" feryadıyla Türklerin iyilik ve merhametle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını, bununla beraber din değiştirme hususunda hiçbir baskı yapmadıklarını da ilave eder. Böylece başlangıçta Bizanslıları dindaş diye kurtarmak maksadıyla gelen Haçlılar bu seferler sonunda Türklere takdirkâr ve Rumlara düşman olarak dönmüş bulunuyorlardı."(O.Turan, s.295)

MİRYAKOFELEN ZAFERİ VE LATİNLERİN İSTANBUL'U İŞGALİ 4

Sultan I.Mesut ölünce, yerine kardeşi II. Kılıç Arslan geçti. Bizans imparatoru Manuel 100 bin kişilik bir orduyla Türkleri Anadolu'dan çıkarmak amacıyla Türk topraklarına yöneldi. II. Kılıç Arslan bu orduyu bu günkü Afyonkarahisar'ın ilçesi Sandıklı dolaylarındaki Miryokefelen boğazında büyük bir bozguna uğrattı ve Bizans ordusunu tamamen yok etti. (1176) Miryokefelon zaferi doğurduğu sonuçlar açısından en az Malazgirt zaferi, hattâ ondan da önemli bir zaferdir. Malazgirt zaferi Anadolu'nun Türkleşmesi açısında "kapı açan, yurt açan", Miryakefolon zaferi ise "yurt yapan" bir zaferdir. Türk tarihi açısından bir önemli zafer ise 26 Ağustos 1922 günü Afyonkarahisar Kocatepe'den başlayan ve Dumlupınar'da Yunan ordusunun imhasıyla neticelenen bir zafer ki bu zaferde tarihimizde "yurt kurtaran" bir zafer olarak yerini almıştır.

Miryakefalon zaferinde Bizans'ın çıkarabileceği en büyük ordu olan bu ordunun imhası Avrupa'da büyük yankılar uyandırmıştır. Avrupa o güne kadar, hâlâ daha Türklerin Anadolu'dan atılabileceğini umuyordu. Bu zafer onların bu umutlarının sonu olmuştur. Bu zaferden sonra Avrupa'da Anadolu'ya "Türkiye" denmeye başlanmıştır. Miryakefalon zaferinden sonra Batı Anadolu'da bütün engeller kalkmış, Türkler Ege kıyılarına kadar inmiştir. Bununla beraber Avrupa her fırsatta yeni ordular göndererek Türkleri Anadolu'dan çıkarmak için gayret sarf etmiştir.

Haçlılar, Haçlı seferleri sırasında sadece Müslüman halka değil, Hıristiyanlara da çok zarar vermişlerdir. Özellikle 4. Haçlı Seferinde İstanbul'u işgal eden ve burada bir Latin Krallığı kuran Haçlıların yaptığı yağma ve katliamlar Batılı kaynaklarda geniş olarak anlatılır.

Haçlı Orduları İstanbul'u Yakıp Yıktılar Yağmaladılar

Dördüncü Haçlı seferinde İstanbul'u işgal eden, İstanbul İmparatoru İzak'ı tahttan indirip gözlerini oyan ve burada bir Latin Kırallığı kuran Haçlılar, 1204 Nisanının 9. günü şehre girdiler. Şehri yakıp, yıkıp, yağmaladılar. "Olayda hazır bulunup bu seferin tarihini yazan Villehardouin, "Fransa'nın en büyük kentlerinden üçünün toplam evlerinden fazla ev yandı" demektedir." (Râşit Erer, Türklere Karşı haçlı Sefrleri, s:101) Villehardouin diyor ki: "yağma edilen altın, gümüş, mücevherler, ipekli kumaşlar, kürkler, hiçbir kimsenin hesap edemeyeceği çokluktaydı. Dünya yaratıldığından beri hiçbir kentte bu kadar yağma olmamıştır…"(R.Erer, a.g.e. s.102) Bu işgal sırasında kütüphanelerde ki binlerce son derece kıymetli kitaplar, tarihi eserler yok edilmiş büyük bir kültür ve medeniyet katliamı yapılmıştır.

Fransız kaynaklarında Latinler'in işgalinden sonra isteyenlerin gitmesine izin verilince Rumların İstanbul'dan kaçışı şöyle anlatılır:

"Zenginler, kaçarken yırtık pırtık elbise giyip yoksul görünmek sayesinde kurtulma umuduna kapılanlar, kızlarının ırzını korumak amacıyla o zavallıların yüzlerine çamur sıvayanlarla Senato üyeleri de bunların arasındaydı. İstanbul Ortadoks Patriği ise, yalnız başına, âdeta çıplak bir kılıktaydı. Ayakkabılarını bile Haçlılar almış oldukları için bir köylünün verdiği eşeğe binmiş, bu cefa diyarından kaçabilmek umuduyla kıyıda dolaşıp bir kayık aramaktaydı. Haçlılardan canlarını, ırzlarını kurtarmak isteyen Rumlar, işte ancak böyle kurtulabildiler."(Larousse, cilt 6, s. 365'ten nakil, R. Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, s:104)

Bizans'ta Latinlerin hüküm sürdüğü elli yedi yıl boyunca Ortodoks mezhebi yasak edilmiş ve on sekiz tane Katolik Patriği seçilip, her biri Roma'ya giderek Papa'nın duasını, bu arada icazetlerini de almıştı. (Edouard Gibbon: Histoire de La Decandence et de la Chute de I'Empire Romain, 2/42'den nakil R.Erer, s.110)

SELAHADDÎN-İ EYYÛBİ VE HAÇLILAR (5)

İkinci Haçlı seferine katılan Alman kralı ve Fransa kralı Selçuklu orduları tarafından bozguna uğratılınca, Haçlılar Suriye'ye deniz yolu ile gittiler. 600 bin kişilik Haçlı ordusu dayıca yüz binin altına düşmüştü. Fakat İslâm davasına ihanet eden Şiî Fatımilerin Haçlılarla birleşmeleri ve İslâm dünyasının karmaşa içerisinde bulunmasından dolayı Kudüs Haçlıların eline geçti.

"Yurtlarından yola çıktıktan tam üç yıl sonra Haçlılar, Kudüs'ü gördüler; sevinçten ölenler oldu. 15 Temmuz tarihine rastlayan Cuma günü saat üçte saldırıp kente girdiler. Dehşet verici bir b,çimde katliama başladılar."(R.Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferleri, s:56 Michaud'tan nakil)

Müslümanların karşı gelmeyip Haçlılara boyun eğmesi onları tatmin etmedi, yağma ve katliama devam edip, yaşlı, çocuk, hasta demeden ne bulursa öldürdüler. Üç gün boyunca her taraf kana boyandı. Cesetlerin kokması bulaşıcı hastalıklara yol açtı.

Michaud'un yazdıklarına göre:

"Yetmiş bin Müslüman öldürdüler, Yahudileri de Sinagog'da diri diri yaktılar. Kamâme Kilisesine giderek dua ettikleri süre boyunca adam öldürmeye ara verdikten sonra cinayetlerine ve mal yağmasına devam ettiler. Müslüman kadınları sığınmış oldukları Ömer Camii'nde çocukları ile birlikte ve on bin kadar Müslüman'ı da Süleyman tapınağında öldürdüler. Orada kim bulunmuş olsa, ayakları topuk kemiklerine kadar ölülerin kanına batardı." (R.Erer, s:56)

"Godefroy de Bouillon, Haçlı seferini teşvik etmiş ve düzenlemiş olan Papa İkinci Urbain'e gönderdiği mektupta: "Kudüs'te bulduğumuz düşmanlara (yani Müslümanlara) ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, biliniz ki: Süleyman tapınağının kapısı önünde ve tapınağın içinde bizimkilerin atları dizlerine kadar Müslüman kanlarına basarak yürüyorlardı." İfadesini eklemiştir. Bu mektup, Roma'ya ulaştığı zaman Papa ölmüş ve bu tatlı haberi alamamıştı.(R.Erer, s:57)

Papa'ya bu haberi gönderen Godefroy'un heykeli bu gün Avrupa Birliğine girmek uğruna egemenlik haklarımızı devretmeye razı olduğumuz Brüksel'deki Kral meydanında, St. Jacques-sur-Coudenberg Kilisesinin önüne dikilmiştir.

Kudüs'ün Haçlıların eline geçmesinden sonra, Kudüs'ü yönetmek üzere Papaz Godefroy de Bouillon "Kamâme Müdafii" unvanı ile atandı.

Kudüs'ü ele geçiren Katolik papazlar, Ortodoks Hıristiyanlara da her türlü eziyeti ettiler. Gibbon'un bildirdiğine göre:

"Yerli Hıristiyanlar kendilerini sözde kurtaranların (Haçlıların) demir boyunduruğu altına girdikten sonra, Müslümanların hoşgörülü yönetiminden yoksun kaldıklarına üzüldüler."(R.Erer, s:59)

Kudüs'ün Haçlılar tarafından işgalinden sonra İslâm'a hizmet sırası bir başka Türk'e ve Türk devletine gelmişti. Bu Türk Selahaddin-i Eyyûbi ve bu devlet Eyyûbiler Türk devleti idi. Selehaddin Haçlılara karşı büyük bir zafer kazandı ve Kudüs'ü Haçlılardan geri aldı.

Hittim-Hıttin denilen yerde Haçlı ordusunu bozguna uğratan Selahaddin, bu zaferden sonra Kudüs'ü kuşattı. Haçlılar teslim olmaya razı oldular. Selahaddin 3 Kasım 1187 Cuma günü Kudüs'e girdi. Selahaddin, kimseye dokunmayacağı konusundaki sözlerini tuttu. Rumlara ve Doğu Hıristiyanlarına Kudüs'te kalma izni verdi. İskenderiye Patriklerinin Tarihi adlı eserin yazarı Renaudot (sayfa 545) diyor ki.

Bu doğulu Hıristiyanlar Müslümanların hükümetini Latin hükümetine tercih ettiler." (R.Erer, s:86)

Eyyûbiler Türk devletinin kurulmuş olduğu bölge Mısır ve çevresidir. Bu bölgede daha önce Tulun oğlu Ahmet tarafında "Tulun oğulları Türk devleti" kurulmuştur.(875) Bu devlet 905 yılına kadar devam etmiş, daha sonra aynı bölgede İhşitler-Akşitler Türk devleti kurulmuştur.(935) Her iki devlet de Abbasi ordularında komutan olan ve daha sonra bağımsız olarak hareket eden Türk beyleri tarafından kurulmuştur.

SELAHADDİNİ EYYUBİ TÜRKOĞLU TÜRKTÜR (6)

Selehaddin-i Eyyûbi, Musul Atabek'i Nurettin Mahmut'un ordu komutanlığı ve valiliğini yaparken Şii Fatımi devletini ortadan kaldırmış, Nurettin Mahmut'un ölümü üzerine bağımsızlığını ilan ederek "Eyyûbiler Türk devleti"ni kurmuştur.

"Eyyûbi hânedanı bir Türk hânedanıdır. Selahaddin'in ağabeyinin adı Turan Şah'tır. Kardeşlerinin adları ise, Tuğ Tekin ve Böri (kurt)dir. Selahaddin'in dayısının adı, Şihabeddin Mahmat b. Tüküş idi. Selahaddin'in annesi özbe öz Türk'tür. Gene Selahaddin'in hanımlarından birisi olan Unar Bey kızı İsmatüddin Amine Türk'tür. İki eniştesi de Türktür. Bunlardan biri Unaroğlu Sadettin Mesut, diğeri ise Muzafferüddin Gökböri idi. (Gökböri eski Türkçe'de Boz kurt demektir.) Eyyûbi hânedanının bir Türk hânedanı olduğunun açık delillerinden biri de, devrin şairlerinden İbn Senaül-mülkün, Halep'in Selahaddin tarafından alınmasından sonra yazdığı methiyesidir. Bu methiyenin bir beytinde şair şöyle demektedir:

'Arap milleti, Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i salip (Haçlı) davası, Eyyûb'ün oğlu tarafından perişan edildi.' (yani Eyyûb'ün oğlu Selahaddin tarafından)"( Abdülhaluk Çay, T.D.E.K. 1. cilt, s:329

"Eyyûbi ordusunun temelini ve büyük çoğunluğunu Tavâşî adı verilen Türk memlûkları teşkil etmekte idi… Seladdin devrindeki bu Türk memluklu ordusu komutanları arasında Bahaaddîn Karakuş, Şerafeddîn Karakuş el-Takavi, İzzettin Çavlı, Şarimuddin Kutluaba, Hüsameddin Sungur el-Halâti gibi Türkler bulunmakta idiler.

"Hâkimiyet alametlerinden birisi de bilindiği gibi bayraktır. Eyyûbilerin bayrağı sarı renkte idi. Amblemi kartaldı. Eyyûbi hanedanı Türk geleneklerine uyarak, açık sarı rengi kendi hâkimiyet rengi olarak kabul etmişti. Ayrıca bayrağına, bir Türk amblemi olan kartalı koymuştu. Kartal Eyyûbilerden başka Selçukluların, Artukluların da devlet sembolü olmuştur.

Türk hâkimiyet sembollerinden birisi de mehterdir. Eyyûbi sarayında da Türk geleneklerine göre yer alan mehter, nevbet vurur ve büyük saygı görürdü. Hattâ Selehaddin, gözde cariyelerden birisini, sarayın yüksek memurlarından birisi olan mehterbaşı ile evlendirerek, bu kuruluşa verdiği değeri göstermişti.

Selahaddin'in hayatı bulunduğu sürede, büyük bir Türk-İslâm devleti özelliğini gösteren Eyyûbi hânedânı, Selahaddin'in ölümünden sonra, oğulları ve kardeşleri arasında paylaşılmıştır. Mısır'daki son Eyyûbi hükümdarı TURANŞAH, Türk Memluk komutanlarından Aybeg tarafından ortadan kaldırılmıştı." (1250)"(Abdülhaluk Çay,T.D.E.K. 1. cilt, s:329-330)

1250 yılından sonra Mısır'da hâkimiyet bu sefer bir başka Türk komutanının emrine geçti ve Arap kaynaklarında "Türkiye devleti" "eddevletüt-Türkiye" adıyla bilinen Memlûkler Türk devleti kuruldu ve bu devlet 1517 yılında, Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethetmesine kadar sürdü.

FRANSA ERMENİLERİ OSMANLIYA KARŞI İSYANA TEŞVİK ETTİ

Ermenilerin Osmanlıya karşı isyanın da Fransa başrolü oynamış ve Ermenileri Türklere karşı isyana teşvik etmiş ve silahlandırmıştır.

Fransız Parlamentosu'nun, sözde Ermeni soykırımını inkârı suç sayan kararına karşılık Türk Parlamentosu da Fransızların Cezayir'de işlediği soykırımı yasadışı sayan bir tasarıyı gündemine almalıdır.

Ayrıca Fransa'daki Ermeniler Fransız politikacılar tarafından iç siyasete malzeme olarak her zaman kullanılmışlardır. Bu günkü yasa çalışmaları da bu kapsamdadır.

Değişen zaman ve şartlara göre Haçlı seferlerinin yöntem ve şekilleri değişmiş, fakat bir şekilde Türkleri Anadolu'dan atmak veya Hıristiyanlık dünyasının Anadolu'daki Türk egemenliğini sona erdirmek amacı asla ortadan kalkmamıştır. Bilhassa 20. yüz yılda ortaya çıkan "Modern Mandacılık Anlayışı" ile egemenlikler başta Türkiye'de olmak üzere birçok Müslüman ülkesinde ve az gelişmiş Asyalı ülkelerde ya Batılıların eline geçmiş ya da onlarla paylaşılır hâle gelmiştir. İşin en garip tarafı bu egemenlik devrinin başta Türkiye olmak üzere sözü edilen bu ülkeleri idare eden iktidarlar eli ile gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bazen bu egemenlik devri ve Haçlı seferleri Irak ve Afganistan, Libya örneğinde olduğu gibi çeşitli bahanelerle ABD'nin güç kullanması ve işgal ile de gerçekleşmektedir.

 

 

1915 OLAYLARINDA ERMENİLER 2 MİLYON SAVUNMASIZ TÜRKÜ ÖLDÜRDÜLER

 

Her yıl ABD Başkanları'nın 24 Nisan'da Soykırım diyecek, demeyecek tartışmaları, 1915 sürecinde Ermenilerin ne kadar Müslüman ve Türkü öldürdüğü tartışmalarını gündeme getirdi.

Soruya cevap ise ABD'den geldi. ABD Eski Başkanı Ronald Reagan'ın danışmanı Fein: "Beyaz Saray araştırma yaptı, Ermenilerin 2 milyon Müslüman Osmanlı'yı katlettiği ortaya çıktı. Ermeniler, kendi arşivlerini açmıyor, çünkü bu gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor…" dedi.

ABD Başkanı Ronald Reagan'ın hukuk danışmanlığını yapan Bruce Fein, sözde Ermeni soykırımı iddialarını değerlendirdi. Ermenilerin bu iddialarının son derece asılsız olduğunu belirten Fein, Reagan'ın başkan olduğu 1981′de bu konunun Beyaz Saray tarafından araştırıldığını ve iddiaların asılsız olduğunun belgelendiğini söyledi. İşte sözde Ermeni soykırımı konusunda Fein'in açıklamaları: "Osmanlı İmparatorluğu'nun azınlıklara karşı "müthiş" sayılabilecek bir özen gösterdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Azınlıklar, kendi dini özgürlüklerini ve hayatlarını son derece rahat bir şekilde sürdürdü. Ermeni terör çeteleri I. Dünya Savaşı sırasında Fransa ve Rusya ile birlikte Osmanlıları öldürdü. Bu rakamın 2 milyon civarında olduğu bir gerçek. Ermeni kayıplarının ise 500 bin civarında olduğu araştırmalarla kanıtlandı. Burada asıl önemli konu, Ermenilerin ihanetidir. Osmanlı da kendisini savundu. Özellikle ABD'de yaşayan Ermeniler, soykırım yalanı ile büyük getiri sağlıyor. ABD yönetimi de büyük paralar döndüğü için Ermenileri karşısına almak istemiyor. Ermeniler ısrarla kendi arşivlerini açmıyor. Çünkü yıllardır soykırım yalanı ile dönen getirimi kaybetmek istemiyorlar. Arşivler açıldığı anda gerçek ortaya çıkacak."

HOCALI KATLİAMI

Hocalı'da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ'a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990'da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan'ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ'da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan'dan Azerbaycan'a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991'de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25-26 Şubat 1992'de Hocalı'ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991'in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.

10 bin nüfuslu Hocalı'da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı'da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700'den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000'in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

"Dağlık Karabağ'ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk'ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam'a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti."

FRANSIZLARIN CEZAYİR KATLİAMLARI

Ermeni Soykırım tasarısını kabul eden Fransa aslında kendi tarihi ile yüzleşmelidir çünkü Fransa, sadece 1945-1963 yılları arasında 1.5 milyon Cezayirli Müslüman Arabı katletmiştir.. Bu, hiç şüphesiz tarihte görülen en büyük soykırımların başında yer alır.

Cezayir, ilk kez 1830 yılında bir Fransız kolonisi olmuştur. Cezayir halkı, Fransızlara karşı ayaklandığında, Fransızlar bu direnişi bastırmak için ülkeye 400 bin asker yerleştirdi.

Fransız askerleri, ayaklanmayı bastırmak için birkaç kente hava ve kara saldırısı düzenledi. Bu hava ve kara saldırılarında 45 bin civarında Cezayirli Müslüman öldürüldü Avrupalı tarihçilere göre bu rakamı 15 bin ya da 20 bin civarındadır.. Fansız saldırıları sadece Cezayir topraklarında değil, Fransa'da yaşayan ve Cezayir'in işgaline karşı çıkan Cezayirlilere karşı da devam etti. 1961 yılındaki Paris katliamı buna en canlı örnektir: 17 Ekim tarihinde, Fransız polisi ülkelerinin Fransızlar tarafından işgaline karşı çıkan silâhsız Cezayirli göstericilerin üzerine ateş açtı. Bu saldırıda 200 civarında Cezayirli göstericinin öldüğü bilinmektedir.

Cezayirlilerin vermiş oldukları bağımsızlık savaşı boyunca da idamlar ve geniş çaplı tutuklamalar olmuştur. Cezayir köylüler rastgele havadan bombalandı, denizden kruvazörlerle top ateşine tutuldular. İşgalci Fransızlar tarafından kurulan ölüm timleri binlerce Müslüman'ı öldürdü.

1945 katliamları ise Fransızların Cezayir'de giriştiği en trajik katliamlardan biri oldu. Le Monde gazetesinin de aktardığı gibi, "Fransa, 8 Mayıs 1945'te Avrupa'da zaferi kutlarken, bu ülkenin ordusu Setif ve Guelma'da binlerce masum sivili katlediyordu; bu olaylar Cezayir bağımsızlığının gerçek başlangıcı olmuştu."

Ahmed Bin Bella'nın da dile getirdiği gibi Fransızlar, insanlara ve Cezayir kültürüne karşı bir soykırım işlemişti: "Cezayir'in yerli halkının büyük bir bölümü Fransız kolonel yönetiminin başlarında yok edilmişti, 1830'da dört milyonun üzerinde, 1890'da ise 2,5 milyon kişi öldürülmüştü.

Cezayirliler Canlı Canlı La Sinn Nehrine Atıldı

2005 yılındaki El Cezire televizyonundaki bir proğrama katılan Ahmed Bin Bella, yüzlerce Cezayirlinin Fransızlar tarafından 17 Ekim 1961'de canlı canlı La Sinn Nehri'ne atıldığını anlattı. Bu insanların tek suçu bağımsızlık istemeleri ve Fransız işgaline karşı çıkmaları idi.

Cezayir gazetesi, la Tribune'in editörü Abdülkerim Gazali, Fransa'nın Cezayir'in işgalini, Nazi Almanya'sının pek çok Avrupa ülkesini işgaline benzetmiş ve bunun ırkçılık olduğunu yazmıştı. 2005 yılında Cezayir, Fransa'dan işlediği suçlardan dolayı özür dilemesini talep etti.

Fransızlar Özür Bile Dilemedi

Cezayir Senatosu sözcüsü Amar Bakhouche, Fransa'nın katliamlar için özür dilememesine tepki göstermişti. Bu konuda Fransa'daki arşivler bugüne kadar kapalı tutuldu. Fransızlar, katliam ve soykırıma dair tüm belgeleri topladı. Pek çok kişi için kapalı tutulan bu arşivler, Fransa'nın Cezayir'deki soykırımının birer kanıtı. Bakhouche, Fransa'nın arşivlerini kapalı tutmasına da tepki gösterdi. Bakhouche, bu dönemde tutulan arşivlerin büyük bir bölümünün Fransa'ya götürüldüğünü ve gizlendiğini belirterek: "Arşivler Fransız ve Cezayirlilere açık değil. Bir an önce bunların kamuya açılmasını istedi" Fransa Cezayir'de yaptığı bu insanlık dışı uygulamalara karşı özür dahi dilememiştir.

 

FRANSIZ KIRALI FRANSUVANIN KANUNİ TARAFINDAN KURTARILMASI


 



Diğer Makaleleri

- MUHSİN KİME DENİR? / Tarih : 2018-08-04 09:36:26
- 15 TEMMUZU ANLAMAK / Tarih : 2018-07-15 09:55:20
- İSLAM'DA KADIN VE AİLE / Tarih : 2018-07-14 10:11:31
- HER İŞE EÛZÜBESMELE İLE BAŞLAMAK / Tarih : 2018-07-12 09:37:29
- ALLAH'IN ÖVDÜĞÜ MİLLET / Tarih : 2018-07-09 09:55:57
- MHP GENEL MERKEZİ'NDE BİR GÜN / Tarih : 2018-07-06 09:54:06
- MİLLETLER ALLAH'IN ÂYETLERİDİR / Tarih : 2018-07-04 09:39:15
- BİR KAVMİ BOZMAZ ALLAH, ONLAR BOZULMADIKÇA / Tarih : 2018-06-30 09:34:51
- RAMAZAN AYI VE ORUÇ / Tarih : 2018-05-17 09:17:40
- YUNUS YÜREKLİ YAVUZ BİLEKLİ LİDER TÜRKEŞ / Tarih : 2018-04-04 09:39:53
- DOĞRU VE DÜRÜST OLMAYANIN DİNİ OLMAZ / Tarih : 2018-04-01 10:06:57
- İSLÂMİ KAYNAKLARDA HAK KAVRAMI / Tarih : 2018-03-25 10:12:43
- İSLAMDA İNSAN SEVGİSİ VE İNSAN HAKLARI / Tarih : 2018-03-11 08:34:25
- BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİL! / Tarih : 2018-03-08 08:01:17
- ALLAH ŞİRKTEN BAŞKA HER GÜNAHI BAĞIŞLAR / Tarih : 2018-02-19 07:40:31

Diğer Muharrem Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »