Ortadoğu Gazetesi

Sezer YOZGAT

Serbest Köşe / 2014-11-16 09:34:14

 

SEN KİMDEN YANASIN AHMET DAVUTOĞLU 

 

Geçtiğimiz Cumartesi günü Nevşehir'e giderek Hacıbektaş Veli Kültür Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Hacıbektaş Aşure Günü'ne katılarak bir konuşma yapan Başbakan Ahmet Davutoğlu gündemi bir anda bambaşka bir yöne çekmiştir. Gündemin ilk maddelerine oturan Işid, Esed, Suriye, Irak Ayn el Arap bir anda Başbakanın Dersimin Modern Kerbela olduğu talihsiz sözleriyle gündeme oturmuştur. Konuşmasını yaparken şöyle devam etmiştir:

Çağdaşlaşmayı tek tip toplum inşa etmek olarak görenler yavaş yavaş bu çoğulculuğu yok etmeye başladılar. Tek tipçi yaklaşımlar bizde etnik temelde bazı vatandaşlarımızı ayrımcı politikalarla birbirinden ayırmaya çalıştılar. Yanlış uygulamalar kadar, sanki bu tek tipçilik uygulamaların getirdiği yıkımları karşı taraf yapmış gibi karış taraf yapmış gibi yapmak da yanlıştır. Irkçılık Türk ırkçılığı da olsa yanlış Kürt ırkçılığı olsa da yanlıştır. Dersim olayı, 15 yıl içinde bu devletin Başbakanı Dersim dolayısıyla bütün bu milletten özür diledi. Cumhuriyet tarihinde kimse o döneme ait yanlışları kimse söylememişti. Akademisyenlerin bile o dönemi nasıl korku ile anlattıklarını ben bilirim. Şimdi samimiyet ve açıklık vaktidir. Şimdi o dönemin tek parti temsilcileri de özür dilemeli. O gün modern Kerbela'ydı.

Bu talihsiz açıklamanın akabinde Türk Milliyetçilerinin Bilge Lideri MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'den anında özür dilenmesi noktasında bir yazılı açıklama gelmiştir. Yazılı açıklamada;

Davutoğlu Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti'ni Yezidle bir ve aynı görmüş; canileri, teröristleri, o devrin PKK'lılarını Efendimizin kutlu torunu Hz. Hüseyin ile eşdeğer tutmuştur.

Başbakan'a hatırlatmak isterim ki;

Hz.Hüseyin haksızlık karşısında susmayan bir vicdan, zulüm karşısında eğilmeyen bir ahlak ve cesaret abidesidir.

İnandığı yoldan dönmeyen fazilet kalesi; tehdit ve tehlikeler karşısında yılmayan inanç anıtıdır.

Aynı zamanda onursuzca hüküm sürenlere karşı dik duran ve taviz vermeyen ulvi bir iradedir.

Böylesi mübarek bir büyüğümüzün, tazimle andığımız bu iman doruğumuzun şeref ve şehadetle özdeşleşmiş nurlu ismini devlet ve millet düşmanlarıyla eşitlemek manevi bir felaket, bağışlanması zor olacak bir günahkârlıktır.

Başbakan sadece Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizi değil, tüm inananları, tüm Müslümanları incitmiş, sarsmış ve manen eziyet etmiştir.

Kerbela, haksızlığın reddedilmesi, adaletsizliğin yok sayılması, Hüseyni ahlakın ayağa kalkışı ve başkaldırısıyken Dersim; rezilliğin, parçalanmanın ve şeytani hesapların kirli tezahürüdür.

Kerbela, vahşete karşı kıyam, fitneye karşı cephe, bölünmeye karşı panzehir iken Dersim; kardeşliğe karşı pusu, birliğe karşı nifak, kucaklaşmaya ve barışmaya karşı kurşundur.

Gücünü yalnızca koltuğundan alan, insaf ve vicdan fukarası çürük zihniyetlere tarihin en gür itirazı Hz. Hüseyin nefesiyle Kerbela'dan yapılmıştır.

Başbakan, Kerbela'yla Dersim'i eşitleyerek zalim ve canileri aklamanın, arındırmanın, arkalamanın boş hevesine, zillet kaygısına kapılmıştır.

Davutoğlu Yezid'i güldürmüş, Hz. Hüseyin'i kahretmiştir.

Hacı Bektaş Veli'den manen destur almaya, ikrar vermeye ve nasiplenmeye geldiğini söylemesine rağmen ağzından ayıplı sözleri bir bir çıkaran Davutoğlu İslam'a ve kutsal değerlerine iftira atmış, Türk milletinin tertemiz sicilini lekelemeye kalkışmıştır.

Başbakan Davutoğlu maksadını ve haddini aşan sözlerinden dolayı derhal özür dilemeli, pişmanlığını göstermelidir.

Başbakan'ın Kerbela kılıfını Dersim'in üzerine geçirmekle; yeni husumetlere, yeni bölünmelere, dahası kabuk bağlaması gereken yaraları yeniden deşmeye yeltenmesi yanına kalmayacaktır.

Unutulmasın ki, Dersim İsyanı bir Kerbela vakası değil, bir 'kin belası', bir 'kan deryası' olup hedefinde Türkiye'nin huzuru, büyük milletimizin beka ve birliği vardır.

Sözleriyle karşılık bulmuştur. 

Konuyu Dersim'e çevirdiğimizde karşımıza dönemin elebaşısı Seyit Rıza gelmektedir. 1937 yılında 14 yıllık Türkiye Cumhuriyeti bütün vilayetlerde devlet otoritesini sağlama çalışmaları yaparken bu ağalar kendilerince kurdukları düzenin yıkılmasını istememektedirler. Seyit Rıza denilen şahsın elebaşılığını çektiği bir grup tarafından yapılan propagandada bölgeye 

-          Karakolların yapılmaması,

-          Köprü ve yol yapılmaması

-          Silahların toplanmaması, 

-          Kaza ve nahiye merkezlerinin kurulmaması,

-          Askere göndermeme ve vergi ile ilgili istekleri ortaya atılmıştır

 

Bunların yanında bölgede lobi faaliyeti yürüten Ermenilerin yer aldığı ve bazı Ermenilerin de yakalandığı unutulmamalıdır. 

Bunun yanında kendi otoritesinden ödün vermek istemeyen Seyit Rıza denilen elebaşının İngiltere Dışişleri Bakanına yazdığı mektup ortadadır. İngiltere Devlet Arşivi'ne gidildiğinde "FO 371/20864/E5529" numaralı belgeyi aldığın zaman Seyit Rıza imzalı belge gün gibi ortada durmaktadır. Bunlar yaşanmışken bölgede köprüler yıkılmış Jandarma Karakolları saldırıya uğramıştır. Bunlar yaşanmışken Jandarma Karakoluna düzenlenen saldırada şehit düşen Asteğmen Hakkı Beyi ve otuz üç vatan evladını nereye koyacağız. Bu acıları yaşayanların aileleri ne hissedecektir. Hiç düşünülmeden ortaya atılmış bir iddiadır Dersimin Modern Kerbela olduğu…

Bütün devlet arşivleri emrinde olan Başbakan Ahmet Davutoğlu arşivlere girip bakmalı ve gerçekleri bir akademisyen kimliğiyle tekrar tahlil etmek bir yana MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı yazılı açıklamaya karşılık olarak ta günün akabinde çeşitli konuşmalarında şöyle demiştir. 

    *"Dersim'den Sayın Cumhurbaşkanımız özür dilediği için, Dersim'de yapılan zulüm dolayısıyla ben de onu Hacı Bektaş'ta dile getirdiğim için yanlış yaptığımı ve özür dilememi söylüyor. Buradan Sayın Bahçeli'ye ve arkadaşlarına söylüyorum; tek parti döneminin zulümlerini sahiplenmek sizin için bir zillettir".

*  "1937'de Dersim'de yapılan yanlışı unutturmaya çalışacaksın, sonra 3 Mayıs 1944'te İstanbul'da tabutluklara sokulan Türkçü, milliyetçi aydınlara sahip çıkacaksın ve Türkçüler bayramını 3 Mayıs'ta kutlayacaksın, böyle olmaz."

* "Karşı çıktığın zaman zulmün hepsine karşı çıkacaksın. Yoksa rahmetli Türkeş de hesabını sorar, 'Nasıl bu tek parti rejimine sahip çıkıyorsun' diye hesabını sorar. Çünkü o tabutluklarda o da vardı. Ulucanlar Cezaevi'nde, 12 Eylül'den sonra şehit edilen Mustafa Pehlivanoğlu da vardı"

* "Dersim 1937'de olmuştu. 3 Mayıs 1944'te bu kez Aleviler ya da Tuncelililer, Dersimliler değil, Bahçeli'nin de önce kabul ettiği Türkçüler, milliyetçiler tutuklanmıştı, tabutluklara konmuşlardı".

Bu sözleri sarf eden daha düne kadar milliyetçilikle mücadele edeceğiz diyen Ahmet Davutoğlu'dur. Tıpkı Milliyetçiliği ayaklarının altına alan Recep Tayyip Erdoğan'ın izinden gitmektedir. 

Ama iş dönüp dolaşıp Devlet Bahçeli tarafından gerçekler gün yüzüne çıkarıldığında ağzından Başbuğumuz Alparslan Türkeş'i, Hüseyin Nihal Atsız'ı, Ülkücü Şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu'nu 3 Mayıs 1944 günü tabutluklara giren Türk Milliyetçiliği Fikir hareketinin çilesini çekmiş büyüklerimizi bir anda aklına gelmiştir. 

Söylediği sözün altında kalan Ahmet Davutoğlu bir anda söylediği sözleri bastırmak adına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yönelik bu sözleri sadece kuru gürültü olmuştur. 

Bu konu hakkında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Meclis'te yaptığı grup toplantısında bir kez daha acı gerçekleri Başbakanın yüzüne vurarak şunları söylemiştir. 

Sayın Davutoğlu mademki Dersim isyanına katılan asilere mazlum diyorsun, mademki selefinle özür seansları düzenliyorsun; o zaman şehit edilen bu 33 Mehmetçiğe ve gencecik Asteğmen'e ne diyeceksin, bu vatan evlatlarının alçakça katline nasıl yorum getireceksin?

Teröristleri haklı çıkarmak, hainleri aklamak sizin fıtratınızda mı vardır?

Seyit Rıza isimli bölücüyü ve suç örgütünü masumlaştırmanın, daha ötesi bu hainleri Kerbela şehitleriyle bir görmenin Hz. Hüseyin'e bir kez daha kast etmek olduğunu görmüyor musun?

Sayın Davutoğlu kimin tarafındasın, kimlerin namlusunu tutuyorsun?

Sözde Dersim katliamı korosuna katılıp terörist Rıza'yı Hz. Hüseyinle eşdeğer tutanlar, açık açık söylüyorum ki, iblis tarafından aklı çelinmiş cehennem taifesidir.

Dersim isyanında hedef Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü lime lime doğramaktır.

Dersim isyanını çıkaran soysuzların asıl amacı sömürgeci güçlere kiralık tetikçilik ve hizmetkarlık yaparak Türk milletini bölmektir.

Ve katliamla isyanı bilerek karıştırmak, hainleri Ehl-i Beyt'in aziz büyükleriyle bir görmek, Türk milletini Yezid'in safında göstermek namertliktir.

Sayın Davutoğlu sorarım sana; 1812 yılından itibaren Osmanlı döneminde tam 14 defa baş gösteren bölücü ve yıkıcı Kürtçü ayaklanmaları da sahiplenecek, isyankârlardan özürler dileyecek misin?

İşi Anadolu'nun fethine kadar götürüp Bizans'tan af dilenecek, Sultan Alparslan'ı suçlayacak mısın?

Çünkü sizden her şey beklenecektir.

1937'de, Atatürk'ün bizzat emriyle Dersim isyanı çok şükür bastırılmış, teröristler hak ettikleri cezayı bulmuşlardır.

Başbakan Davutoğlu'nun terörist Rıza'ya hayranlığı, terörist Öcalan'dan ve PKK'yla düşe kalka sürdürdüğü ihanet müzakerelerinden kaynaklanmaktadır.

Başbakan'da vicdan erozyonu korkunç boyutlarda, ideolojik müktesebatındaki gayri millik ileri noktadır.

Şunu da ifade etmeliyim ki, Dersim İsyanı devrin PKK'ların bir hıyanet teşebbüsüdür ki, Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin bu olayla uzaktan yakından alakaları yoktur.

Kaldı ki Ehl-i Beyt sevdalısı, Allah'ın aslanı Hz. Ali aşığı, Efendimiz Resullullah ümmeti hiç kimse devletine, milletine, vatanına, kardeşlerine kıymayacak, sırt dönmeyecektir.

Sayın Davutoğlu Dersim isyanı Kerbela değil, kin belasıdır.

Hz.Hüseyin bir idrak deryası, bir gönül ve kardeşlik şelalesidir.

Bu derya herkesi bağrına basacak, bu şelale herkese yetecektir.

Öyle ki, Kerbela'yı karanlığa boğanlar, tıpkı Dersimdekiler gibi, bedduanın tarafında; tertemiz kanları toprakla bulaşanlar muhabbetin ve kardeşliğin yanındadır.

Gerçek manada, küfür Kerbela'da nasıl lanetlenmişse, Dersim ayaklanmasında da aynı şekilde tepelenmiş, yılanın başı koparılmıştır.

Ve şahsıma, "ey Bahçeli, ister zulüm Dersim'de yapılsın, isterse senin ideolojik öncülerine Sansaryan Han'da tabutluklarda yapılsın biz hepsine karşı çıkarız" diyerek vatan ve millete adanmış ömürleri teröristlerle beraber anmıştır.

Sayın Davutoğlu, haberin olsun, altından kalkamayacağın konulara girmen, bilmediğin, tanımadığın ve yabancısı olduğun alanlarda polemik yapman sana ve zihniyetine çok pahalıya patlayacaktır.

3 Mayıs 1944'de 23 Türkçü'yü tabuta sokup işkencelerden geçirenlerle milliyetçiliği çiğneyip karşıma Türklükle gelmeyin diyenler birinci derece ideolojik akraba ve zihni hısımlık içindedir.

Dün tabutlukların kapaklarını aralayanlarla, bugün milliyetçiliği ve Türklüğü silmek için yarışanlar aynı çirkin ideolojik zeminden beslenmektedir.

Davutoğlu 'milliyetçikle hesaplaşılması gerekir' derken nedense 3 Mayıs 1944'ü hiç aklına getirmemiştir.

Dönemin Sıkıyönetim Savcısı Kazım Alöç'ün en büyük zulmü, en büyük hakareti 23 kahramanı vatana ihanetle suçlamasıdır.

Bugün, hamd olsun Alöç'ü hatırlayan yoktur, ama 23 millet sevdalısı milliyetçi gönüllerde kor gibi yatmaktadır.

3 Mayıs'ın simge isimleri; "biz 1944 yılında bir suç işlediğimiz, suçlu olduğumuz için değil; Türk olduğumuz, Türkçü olduğumuz için büyük zulümler gördük" diyorlardı.

Bugün de benzeri bir durum yok mudur?

Sayın Davutoğlu, bilmiyorsan öğren, 3 Mayıs, sizin topluca saldırdığınız Türkçülüğün nirengi noktasıdır.

Şayet bundan sonraki istismarlarını Türkçü olarak sürdüreceksen sana başarılar dileriz.

Fakat önce teröristle tutuşan elini temizlemen, sonra Milliyetçi-Ülkücü Hareket'e öfke kusan üslubunu düzeltmen, arkasından da kaçak ve karanlık sarayda oturan şahısla irtibatını kesmen şarttır.

Başbakan Davutoğlu'nun birden bire Türkçülüğe merak salması ve merhum Başbuğumuzdan sık sık bahsetmesi kendisi adına umut verici bir gelişmedir.

Mamak'ta bizzat şahsıma yönelik olarak; "ümit ederim bu gece bu muhasebeyle yatar ve rüyasında rahmetli Türkeş'i görür ve rahmetli Türkeş tabutluklarda neler çektiğini, onu anlatır tek parti döneminde."

Sayın Davutoğlu, rüyamda merhum Türkeş Bey'i bu konuyla ilgili henüz görmedim.

Görürsem rüyamı sana yorumlatmayı, engin tecrübelerinden istifa etmeyi çok arzularım.

Biz merhum liderimizin tabutluklarda neler çektiğini defalarca kendisinden dinledik ve ibret aldık.

Bu konuda en son konuşacak kişi sen bile olmayacaksın.

Peki sen hala rüyanda Hegelle, Gazaliyle tartışmayı sürdürüyor musun?

Bu gerçekler ortadayken faka basan gereksiz polemik konusu yaratan Başbakan Ahmet Davutoğlu'na tavsiyemiz siyaset arenası teori değil pratik istemektedir. Ortadoğuda ki politikalarınız ortada iken Sıfır sorundan Sıfır komşuya gelmiş bulunmaktayız. Ortadoğu da oynadığınız bütün atlar hep tersine gelmiştir. Tavlada hep yek yek atmaktasınız. Bir gün elin oğlu tavlayı kapatır koltuğunuzun altına verir ve hadi öğrende gel der Sayın Başbakan... 

 
 
 
 
 
 
 
 




 



Diğer Makaleleri

- Selim Han YENİACUN / Tarih : 2018-07-09 09:53:25
- Muhammet KUTLU / Tarih : 2018-07-07 09:41:31
- Murat KAÇAK / Tarih : 2018-06-29 10:26:45
- Erkan AKÇAY / Tarih : 2018-06-23 09:26:32
- İdris İSPİRLİ / Tarih : 2018-05-16 09:49:50
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-09 09:30:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-04 09:13:14
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-01 09:01:58
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-04-25 09:33:20
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-04-10 09:22:48
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-29 09:03:17
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-22 08:20:20
- Dr. M. Hanefi BOSTAN / Tarih : 2018-03-20 08:57:37
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-03-14 08:16:50
- Ahmet ERDOĞAN / Tarih : 2018-03-06 07:45:23
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-02 07:55:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-13 07:47:18
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-09 08:10:33
- Cumhur Bulut / Tarih : 2018-02-09 08:08:35
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-06 08:11:42

Diğer Serbest Köşe Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »