Ortadoğu Gazetesi

BIST
91,686
%-3,05
USD
5,3932
%0,26
EUR
6,1304
%0,10
Altın
211,5420
%1,11
SON DAKİKA

Dr. Hüseyin Avni Bıçaklı

Serbest Köşe / 2015-02-27 09:09:26

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ OPERASYONUNUN ARDINDAKİ MESAJ:

"PEŞMERGELER!, HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ !"

 

 

AKP hükümeti geçtiğimiz hafta sonunda gerçekleştirdiği Süleyman Şah Türbesi'nin nakli ve bulunduğu vatan toprağının terk edilmesi operasyonuyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşatarak ilk toprağımızı kaybetmemize yol açmış ve böylelikle Türkiye tarihine geçmiştir.

 

Kurtuluş Savaşı mücadelesinin ardından Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulan Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 yılından bugüne kadar ilk kez toprak kaybetmiş olmaktadır. Türkiye'nin yurtdışında bulunan tek toprağı Süleyman Şah Türbesi resmen boşaltılmıştır. Ve böylelikle Süleyman Şah Türbesinin bulunduğu o bölge resmen Suriye'ye ya da bir başka deyişle bölgedeki terörist unsurlara terk olunmuştur.

 

Bu gelişme, Türkiye'yi, Türk milletini rencide eden, uluslararası platformda da Türkiye'nin onurunu kıran çok önemli bir olaydır. Türkiye bu adımı ile resmen kendisine ait olan bir topraktan vazgeçmiştir. AKP hükümeti yaptığı açıklamalarda Süleyman Şah Türbesi'nin Suriye sınırları içerisinde daha güvenli bir bölgeye taşındığını ileri sürse de bu durum Türkiye'nin Suriye sınırları içerisindeki kendi toprağından vazgeçmesi gerçeğini değiştirmemiştir.

 

Aslında, AKP iktidarı Süleyman Şah Türbesi'nin terör örgütü IŞİD tehdidi altında olduğu haberlerini günlerdir yalanlamıştı.

 

Bu noktada doğal olarak şu sorular akla gelmektedir: Madem kuşatma yoktu, neden boşaltıldı? Tehdit yoktu neden terk edildi? Madem tehdit sonradan yoğunlaştı, bunun tek çaresi o vatan toprağını terk etmek miydi? 

 

Bölgede özel koşulların oluşmaya başladığı, karakola her an bir saldırı ihtimalinin arttığı, karakolun bulunduğu bölgede PYD ve IŞİD'in yakında büyük bir çatışmaya gireceği bilgisi üzerine bu operasyonun yapıldığı kaydedilmiştir. Bu raporlar doğrultusunda askerlerin bölgede her türlü provokasyonun hedefi olabilecekleri değerlendirilmiş ve harekat için karar verilmiş. Operasyon sonrasında Başbakanın açıklaması da bu yöndeydi.

 

Bu geçerli bir gerekçe olamazdı, olmamalıydı. Tek çözüm bu muydu? Vatan toprağını terk etmek miydi? Madem, Suriye sınırları boyunca bir güvenlikli veya bir tampon bölge oluşturulamadı, hiç olmazsa Türkiye'den Türbenin bulunduğu bölgeye bir güvenlik koridoru da mı kurulamazdı? Bunun cevabını hükümetin vermesi gerekiyor.

 

Bu soruyu ilk gündeme getiren Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmuştur. 24 Şubat 2015 tarihli Grup Toplantısı konuşmasında Sayın Genel Başkan aynen şunları ifade etmiştir: "PKK'nın gölgesinde Eşme Köyü ve mücavir alanına mevzilenmek akıllara gelmiştir de, sınırlarımızdan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu'na kadar uzanan 37 km'lik derinliğe Türk devletinin gücü niçin yerleştirilememiştir?" 

 

Suriye'de son 2 yıldır yaşanan iç savaş ve kaos ortamında Türkiye'nin önündeki hayati seçenek tüm Suriye sınırları boyunca bir "güvenli bölge veya bir tampon bölge oluşturmaktı. Türkiye, gerekirse bunu her türlü uluslararası baskı ve tepkiyi göze alarak tek taraflı yapmalıydı. Yapamadı. 1974'te CHP-MSP Hükümeti'nin yaptığını, gösterdiği azim ve kararlılığı AKP Hükümeti yapamadı, gösteremedi.

 

Çok yakın bir geçmişte TBMM'nde yapılan Tezkere görüşmelerinde AKP iktidarı, yetkinin gerekçeleri arasında "Süleyman Şah Türbesi'nin tehlike altında olduğu ve 'Süleyman Şah'a bir fiili saldırı veya tehdit olması halinde oraya asker gönderilmesi" için Tezkere'ye onay verilmesi de bulunmaktaydı. Tezkere bu şartla TBMM'nde kabul edilmişti. Böylece TBMM sadece bu yetkiyi vermekle kalmamış, aynı zamanda iktidara görev de vermişti: Askerimle git ve o vatan toprağını koru, demişti. Ancak mevcut Hükümet, bu görevi yerine getirmekte başarısız kalmış, oraya gidip vatan toprağını korumak yerine, o kutsal toprağı terk etmiştir. 

 

1996 yılında Yunanistan'la yaşanan Kardak kayalıkları krizinde zamanın Başbakanı Tansu Çiller, "Bizde toprak verilmez, bizde tek bir çakıl taşı verilmez, bizde can verilir ama çakıl taşı verilmez" demişti. Nitekim adadaki Yunan bayrağı indirilmiş ve Türk bayrağı çekilmişti. Kriz daha sonra ABD ve NATO'nun araya girmesiyle sona ermişti. AKP Hükümeti bu kararlılığı gösteremedi, zafiyet içerisinde kaldı.

 

Operasyonun zamanlamasında da dikkat çeken noktalar mevcuttur. Koalisyon güçlerinin hava operasyonlarından sonuç alınamamış, kara operasyonu konuşulmaya başlanmıştır. Türkiye üzerinden bir kara operasyonu gündemdedir. Peşmergeye ve bölücü unsurlara eğit donat projeleri yaşama geçirilmektedir. PKK-PYD Suriye'nin kuzeyinde özerk bölgeler oluşturmuştur. Bugün Kamışlı, Ayn El Arab (Kobani) ve Afrin bölgelerinde PYD-YPG hakimiyeti pekişmiştir. Proje ve plan açıktır. Hedef Irak'ın kuzeyindeki fiili Kürt siyasi yapılanmasının Suriye kuzeyinden Akdeniz'e çıkarılmasıdır.

 

IŞİD'in bu bölgede hakimiyeti ve nüfuzu zayıftır. Aslında ortada bu bölgede gerçek bir IŞİD tehdidi de yoktur. PKK-PYD hakimiyeti bu bölgede IŞİD'inkinden daha etkindir. Bölge adım adım, aşama aşama Kürtleştirilmektedir. 

 

Amaç, bölgede IŞİD'in tamamen temizlenilerek Kürt ilerlemesi ve yayılması için pürüzsüz ve engelsiz bir arazi, bir alan yaratmaktır. IŞİD temizlenince PKK-PYD'nin rahatlıkla yayılarak Akdeniz'e çıkmasını sağlamaktır. 

 

Tüm Suriye sınırları boyunca güvenli bölge / tampon bölge kuramayan Türkiye, hiç olmazsa Türbeye doğru dar bir güvenlik koridoru açmış olsaydı, bu koridor ve oradaki Türk askeri varlığı PKK-PYD unsurlarının önünde çok önemli bir engel oluşturacaktı. 

 

Türkiye'nin dar kapsamlı bir güvenlik koridoru açamayarak o vatan toprağını terk etmesi operasyonuna bu nedenle "PEŞMERGELER!, HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ !"  operasyonunun bir parçası olarak bakılabilir. 

 

Peşmerge ve teröristlere bu mesajı AKP Hükümeti üzerinden verdiren de Büyük Ortadoğu Projesi'nin mimarlarıdır. Hedef dört parçalı "Büyük Kürdistan Projesi"nin ikinci ayağının gerçekleştirilmesidir. IŞİD bahanedir. Operasyon sırasında PYD unsurlarıyla yapıldığı kaydedilen eşgüdüm ve işbirliği de bunun açık göstergesi olmalıdır.

 
 
 
 
 
 
 
 
 




 



Diğer Makaleleri

- Selim Han YENİACUN / Tarih : 2018-07-09 09:53:25
- Muhammet KUTLU / Tarih : 2018-07-07 09:41:31
- Murat KAÇAK / Tarih : 2018-06-29 10:26:45
- Erkan AKÇAY / Tarih : 2018-06-23 09:26:32
- İdris İSPİRLİ / Tarih : 2018-05-16 09:49:50
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-09 09:30:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-04 09:13:14
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-01 09:01:58
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-04-25 09:33:20
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-04-10 09:22:48
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-29 09:03:17
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-22 08:20:20
- Dr. M. Hanefi BOSTAN / Tarih : 2018-03-20 08:57:37
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-03-14 08:16:50
- Ahmet ERDOĞAN / Tarih : 2018-03-06 07:45:23
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-02 07:55:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-13 07:47:18
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-09 08:10:33
- Cumhur Bulut / Tarih : 2018-02-09 08:08:35
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-06 08:11:42

Diğer Serbest Köşe Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »