Ortadoğu Gazetesi

BIST
93,616
%0,00
USD
5,3338
%0,27
EUR
6,0913
%0,31
Altın
209,3750
%0,38
SON DAKİKA

Hüseyin Avni Bıçaklı

Serbest Köşe / 2015-03-27 09:45:35

BALKANLAR'DA MİSYONERLİK FAALİYETLERİ VE "MEDENİYETLER İTTİFAKI PROJESİ EŞBAŞKANI" AKP DIŞ POLİTİKASININ İLGİSİZLİĞİ

 

 

Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı Balkanlar, Türk Dış Politikası tarihinde jeopolitik, jeostratejik, sosyo-politik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel bakımdan her dönemde çok önemli bir yere sahip olmuştur. 

 

Ancak AKP iktidarı ile birlikte bir anlamda "eksen kayması" yaşayan "Yeni Türkiye" dış politikasında Balkanlar'ın eski önemini yitirdiğine ve ihmal edildiğine tanık olmaktayız. 

 

AKP öncesi Türkiye'nin Balkan politikası, soydaş ve akraba topluluklarımızın bulundukları ata yurdu topraklarda güven ve refah içinde yaşayabilmelerini, dillerini, dinlerini, milli gelenek ve kültürlerini korurken, kendilerini geliştirmelerini ve bulundukları ülkelere katkı sağlayan, bu ülkelerle Türkiye arasında beşeri dostluk görevlerini gören ileri toplumlar olmalarını öngörürdü. 

 

Bu kapsamda Türkiye, Balkanlar'da olduğu gibi, soydaşlarımızın ve akraba topluluklarımızın bulundukları tüm coğrafyalarda, ilgili ülkelerle işbirliği yaparak, insanlarımızın güven, huzur ve refah içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü fedakârlığı yapmaktaydı.

 

13 yıllık AKP iktidarında bugün gelinen noktada, Balkanlar'daki Türk ve Müslüman nüfusun Türkiye'nin ilgisizliği ve politikasızlığı neticesinde "misyonerlik" faaliyetlerinin pençesine takıldığına tanık olmaktayız. 

 

Balkan coğrafyası bugün sistemli bir misyonerlik faaliyeti karşısında bulunmaktadır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında yoğunlaşan misyonerlik faaliyetleri, günümüzde yeniden ortaya çıkmıştır. Yoğun bir şekilde amacına ulaşmak için her yol denenmektedir. 

 

Misyonerler savaş ve savaş sonrası Balkan coğrafyasında özellikle hedef kitle Türk ve Müslüman topluluklar olmak üzere çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir. Çalışmalarında söz konusu ülkelerde yaşamakta olan ekonomik sıkıntıları, insanların fakirliğini kendi ekonomik üstünlüklerini ve diğer psikolojik faktörleri de kullanmaktadır. Bunun yanı sıra, her bölgenin ve ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel şartlarını tespit ettikten sonra, bu şartlara uygun kendi lehlerine çalışmalar yapmaktadır.

 

Misyonerler, insanların içersinde bulunduğu inanç boşluğundan ve günümüzde ise bu ülkelerde inanç özgürlüğünden yararlanmaktadır. Misyonerler bazı bölgelerde aileler, bazı yerlerde ise tek tek fertler üzerinde çalışmaktadır.

 

Büyük Ortadoğu Projesi ve Medeniyetler İttifakı Projesi'nin eşbaşkanlığında taşeronluk yapan AKP iktidarı ise bu gelişmeleri maalesef sadece seyretmektedir. 

 

Günümüzde Balkanlar'daki Müslüman Türk nüfus hayli gerilemiştir. Toplam bazda bakıldığında Balkanlarda 1,5 milyon civarında Türk nüfus yaşamaktadır. Müslüman nüfusa bakıldığında ise, resmi rakamlara göre Balkanlarda yaşayan Müslümanların toplam sayısı bugün yaklaşık 8 milyon civarındadır. Bu rakam, bölgenin toplam nüfusunun % 12'sine tekabül etmektedir. Oysa 19. yüzyılın ikinci yarısında Müslümanların Balkanlar'daki nüfusa oranı % 40'lar düzeyindeydi.

 

Ülkemizde milyonlarla ifade edilen Balkan göçmeni vatandaşlarımızın ata yurtları Balkan coğrafyasıyla kan ve gönül bağı da Türkiye'yi bir Balkan ülkesi yapmakta ve Balkanlar'a çok özel ilgi gösterilmesini elzem kılmaktadır.

 

Balkanlarda hemen her ülkede varlıklarını sürdüren ve Türkiye'yi ana vatanları olarak gören Osmanlı bakiyesi Türk toplumlarının varlığı da, Türkiye'yi Balkanlara bağlayan zincirin diğer güçlü halkasıdır. Türk toplumlarının yanı sıra kendilerini Türkiye'ye çok yakın hisseden, Türkiye'de çok sayıda yakınları bulunan Boşnaklar ve Arnavutlar gibi, akraba saydığımız toplumları da Balkan politikası çerçevesinde değerlendirmek zorundayız.

 

Ancak ve maalesef, Büyük Ortadoğu Projesi ve Medeniyetler İttifakı Projesi'nin eşbaşkanlığında taşeronluk yapan AKP iktidarı ise realist ve idealist bir Balkan politikasından yoksundur ve Balkanlar'daki bu misyonerlik faaliyetlerini maalesef sadece seyretmektedir.

 

Bu noktada "misyonerlik" faaliyetlerinin tanımını, amaç ve hedeflerini kısaca hatırlayalım:

 

Herhangi bir inancı, bu inancı benimseyenler arasında yayma faaliyeti olarak da tanımlanan misyonerlik, çeşitli dinlerin kendi mesajlarını başkalarına yayma gayeleri olmakla beraber misyoner ve misyonerlik kavramları genellikle Hıristiyanlık için kullanılmakta veya misyonerlik denilince Hıristiyanlık anlaşılmaktadır. Çünkü Latince kökenli kelime ilk defa Hıristiyanlar tarafından bu anlamda kullanılmıştır.

 

Kuruluşundan itibaren gerek Katolik, gerekse Protestan Hıristiyanlık'ta misyonerlik teşkilatları hiçbir dönemde sadece dini amaçlı müessesler olmamıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin doğrudan veya dolaylı tesirleri her zaman dinin kapsama alanının dışına taşmış; siyasi, coğrafi, sosyal, ekonomik ve kültürel bakımlardan geldikleri ülkelerin lehine, gittikleri ülkelerin ise aleyhine sonuçlar doğurmuştur.

 

Balkanlar dediğimiz coğrafyadaki misyonerlik çalışmalarının bu derece artması bir tesadüf değildir. Aksine sistemli ve programlı bir hareket söz konusudur. Katolik Hıristiyanlığın lideri Papa'nın 22 Ocak 1991'de yayınladığı bildiride ve nüfusunun büyük çoğunluğu Protestan olan ABD Başkanı'nın 3 Mart 1992 tarihinde yaptığı konuşmada "Kilise Öğretilerinin, Hıristiyanlığın, Çöken Komünist Bloka, III. Dünya'ya ve İslam ülkelerine taşınması için misyonerler göreve çağrılmıştır".

 

Protestan misyonerler yayınlarında Balkan coğrafyasında yaşayan Türkleri, Müslüman Arnavutları ve Romanları bilhassa hedef kitle olarak işaret etmektedir.

 

Son Balkan Savaşı'nda gerek savaş esnasında gerekse savaş sonrasında mülteci durumuna düşmüş halka çeşitli yardım yapma amacıyla çok yoğun misyonerlik propagandası yapılmıştı. Adı ve faaliyetleri yazılı olan misyoner sivil toplum kuruluşları, günümüzde yeniden faaliyete geçmiş olup bu faaliyetleri hız kesmeden devam etmektedir.

 

Turan Can'ın "Balkanlar'da Misyonerlik" adlı çalışmasından aldığım aşağıdaki bilgileri okuyucumla paylaşıyorum: 

 

Bugün Balkanlar'da  "sözde" yardım kuruluşu adı altında faaliyet gösteren bazı misyoner kuruluşları şunlardır: 1) Adventist Kalkınma ve Yardım Kurumu; 2) Amerikan Yahudileri Ortak Yardım Komitesi; 3) Kilise Dünya Hizmeti (Church Worid Servıce); 4)Food For The Hungry Internatıonal (Uluslararası Açlıkla Mücadele); 5) Uluslararası Katolik Göçmen Komisyonu; 6) Uluslararası Ortodoks Hıristiyanları Yardımı (Internatıonal Orthodox Chrıstıan Charıtıes); 7) Jesuıt Göçmen Servisi; 8) Latter-Day Saints Charities (Lds Foundatıon); 9) Map International; 10) Mercy Corps International; 11) World Relief; 12) World Vision; 13) Parlayan Işık Rahipler (Shining Light Ministries); 14) Mercy-Usa For Aid And Development (Yardım ve Kalkınma İçin Amerika); 15) Catholic Agency For Overseas Development (Uluslararası Kalkınma için Katolik Ajansı); 16) Caritas Internationalis; 17) Catholic Medical Mission Board; 18) Katolik Yardım Servisi; 19) Hıristiyan Çocuklar Fonu (Chrıstian Children's Fund); 20) Açlığa Karşı Hareket (Action Agaınst Hunger).

 

Bölge ülkelerinde yapılan misyonerlik çalışmalarına dair bazı örnekler:

 

Arnavutluk: Arnavutluk'ta yoğun misyonerlik faaliyeti yürütülmekte, külliye zihniyetiyle kurulan görkemli kiliseler ve çevresindeki sosyal tesislerle Arnavutluk'a Hıristiyan ülkesi görünümü verilmeye çalışılmaktadır.

 

Kosova: 1997-98 yıllarında yaşanan sıcak çatışmalar ve sonrasında uluslararası Barış Gücü NATO'nun müdahalesiyle durdurulan Sırp katliamı ve Kosova'yı bağımsızlığına ilk adımı atmağa götüren bütün gelişmeler, zihinlerde canlılığını korumaktadır. Yaşanan savaştan sonra Kosova'ya kısa bir zaman içersinde dünyanın çeşitli yerlerinden 1400 yardım kuruluşu gelip faaliyet göstermeye başlamıştır. Bölgede eskiden beri devam eden Hıristiyanlıkla ilgili dini otorite, Katoliklerin ve Ortodoksların kiliseleridir. Müslüman teşkilatlarda olduğu gibi Hıristiyanlıkta merkezi bir dini otoriteden söz etmek mümkün değildir. Her mezhep kendi kilisesini açmakta ve bu kiliseler müstakil bir dini kurum sayılmaktadır. Savaş sonrası Sırpların bölgeyi terk etmesi ile bölgedeki Hıristiyan halk oranı iyice azalmasına rağmen, Hıristiyanlık faaliyetleri artırılmıştır. Her bölgede olduğu gibi Hıristiyan teşkilatların ve kiliselerin faaliyetleri Hıristiyanlara yönelmekten ziyade Müslümanlara yönelik misyonerlik faaliyetleri halini almıştır. 

 

Bulgaristan: Misyoner faaliyetlerinin tarihten günümüze, Balkan coğrafyasında en çok yoğunlaştığı ülke Bulgaristan'dır. Hıristiyanlık faaliyetleri daha çok dış kaynaklı ve dış desteklidir. 

 

Bulgaristan'da 10 Kasım 1989 tarihinde Komünizmin tarihe karışmasıyla 45 yıl sekteye uğrayan misyonerlik faaliyetleri yeniden başlamış ve çok kısa bir zaman içersinde büyük boyutlara ulaşmıştır. 

 

Bulgaristan topraklarına girişleri Osmanlı dönemine dayanan Evangelistler, manevi boşluk ve maddi sıkıntı içinde bulunan Türk, Pomak ve Müslüman Romanları hedef almış, uyguladıkları yöntemlerle önce bu kişilerin sevgisini kazanmış ve daha sonra inançlarını değiştirmişlerdir. Yapılan misyonerlik faaliyetlerini detaylandırmadan önce çalışma yöntemlerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

 

Kuran'ı Kerim'den bazı bölümleri kullanırken ayetleri kendi fikirlerini destekleyecek şekilde çarpıtır bunu yaparken de Kuran'ın kesinlikle bir vahiy kitabı olmadığı izlenimini verirler. 

 

Müslüman halkın tepkisini çekebilecek davranışları gizlemek veya ertelemek gerektiğine inandıklarından misyonerlerini "imam" şeklinde takdim eder; Müslümanların Cuma ibadetine paralel olarak "Cuma vaazları" "kilise" yerine "cemaat evleri" veya "ev kiliseleri" kurup buralara girerken de ayakkabılarını çıkarırlar. 

 

Müslümanların tarihten gelen ve kendileriyle aynileştirdikleri isimleri, doğum, sünnet ve ölüm törenleri gibi geleneklerine dokunmamaya özen gösterirler. Eğitim, sağlık ve sosyal yardım hizmetinde bulunurlar. 

 

Misyonerlik propagandalarını Amerika, Türkiye ve Almanya'dan gelen pastörler (misyonerler) sayesinde ve Türkçe olarak yaparlar. Faaliyetlerinin tüm hedefine ulaşması ve davamı için yerli halktan pastör (misyoner) yetiştirmeyi önemli bulan misyonerler bir yüksek okul açmış ayrıca "İncil Kursları" düzenleyerek, buraya devam eden öğrencilere de yüksek miktarda burslar sağlamışlardır.

 

Sonuç: Dış politikada tüm yoğunluğunu Ortadoğu meseleleri, sözde Açılım-Çözüm Süreci ve BOP eşbaşkanlığına veren  AKP idaresindeki Türk dış politikasında, Balkanlar'daki bu son derece hassas gelişmeler adeta ihmal edilmektedir. Balkanlar'ı Avrupa'nın nüfuz alanına bırakmış görünen AKP politikası Türkiye'nin başına ileride büyük dertler açacak gibi görünmektedir. 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 




 



Diğer Makaleleri

- Selim Han YENİACUN / Tarih : 2018-07-09 09:53:25
- Muhammet KUTLU / Tarih : 2018-07-07 09:41:31
- Murat KAÇAK / Tarih : 2018-06-29 10:26:45
- Erkan AKÇAY / Tarih : 2018-06-23 09:26:32
- İdris İSPİRLİ / Tarih : 2018-05-16 09:49:50
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-09 09:30:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-04 09:13:14
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-01 09:01:58
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-04-25 09:33:20
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-04-10 09:22:48
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-29 09:03:17
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-22 08:20:20
- Dr. M. Hanefi BOSTAN / Tarih : 2018-03-20 08:57:37
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-03-14 08:16:50
- Ahmet ERDOĞAN / Tarih : 2018-03-06 07:45:23
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-02 07:55:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-13 07:47:18
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-09 08:10:33
- Cumhur Bulut / Tarih : 2018-02-09 08:08:35
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-06 08:11:42

Diğer Serbest Köşe Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »