Ortadoğu Gazetesi

Bahadır ÇOBAN

Serbest Köşe / 2015-04-03 10:57:54

TUZ RUHU

 

Türkiye 31 Mart günü hukukun taşeron ellerce infaz edildiği kara bir günü yaşadı. Berkin Elvan soruşturmasını yürüten Savcı Mehmet Selim Kiraz Çağlayan Adliyesi'ne elini kolunu sallayarak giren DHKPC'li militanlar tarafından rehin alındıktan sonra şehit edildi.

Vicdan taşıyan her bünyeyi ve hukuk devletine sadık her insanı yaralayan bu hunhar saldırı tabii olarak Milliyetçi Hareket'i ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli'yi de aynı oranda kedere sevk etmiştir.

MHP lideri, Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit olduğu alçak saldırıyla ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada şehit olan savcımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diledikten sonra terörü lanetlemiş, bu hain saldırıyla Türk adaletinin kanının akıtıldığını, Berkin Elvan'ın bir kez daha katledildiğini vurgulamış ve memleketin güvenliğinden sorumlu olanlara şu soruları sormuştur:

"Her şeyi geçtik de, bu ülkede istihbarat teşkilatı ne iş yapmakta, neyle uğraşmaktadır?

 

Erdoğan'a yorulduğunu söyleyen, Meclis'e girmek için hamle yapan, arkasından da saraydan vize alamadığından tekrar koltuğuna oturtulan sır küpü nerelerde gezmektedir?

 

Terör örgütünün eylem planını deşifre edemeyen, adliye koridorlarına kadar taşınan örgüt paçavralarını ve silahları göremeyen, bulamayan ve tespit edemeyen istihbarat birimleri kimin hizmetindedir, kimlere çalışmaktadır?

 

Mevcut güvenlik zaafıyla milli beka ve birliğimiz nasıl ve hangi yollardan muhafaza ve müdafaa edilecektir?"

 

Hiç şüphesiz ki Türk milletinin beka ve güvenliğinin endişe verici seyrinden kaynaklanan bu soruların, muhatapları olan iktidar mensupları tarafından cevaplandırılması gerekirdi. Fakat millete hesap verme sorumluluğunu hiçbir zaman hissetmeyen AKP cephesi maruf tavrını sürdürerek mesuliyeti bulunduğu konularda hesap vereceğine hesap sormaya devam ediyor.

 

Başbakan Davutoğlu merhum şehit savcının cenaze töreninden sonra yapmış olduğu açıklamayla AKP'nin değişmez ilkesi haline gelen hesap vermeden hesap sorma alışkanlığını bir kez daha göstermiştir.

Davutoğlu diyor ki:

"Bu cenazede bulunmayan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli iç güvenlik paketine karşı çıkmışlardır. Şimdi hesap vaktidir." 

Bu sözler esasında çaresizlik içerisinde son çırpınışlarını yaşayan, çırpındıkça umutsuzluğa gark olan iktidarın ters rüzgar yaparak üzerindeki bulutları dağıtma çabasıdır. Neresinden tutsalar ellerinde kalan yamalı politikaları ile ülkeyi güvensizliğin ve istikrarsızlığın dumanında boğdular, şimdi de ortaya çıkan tabloyu beğenmeyerek suçu ihale edecek birilerini arıyorlar.

 

Devlet Bahçeli'ye merhum savcımızın cenazesine katılmamasından dolayı aklınca karalama yapan Davutoğlu'nun başbakan olduktan sonra iştirak ettiği tek cenaze töreni budur.

 

Malatya'da Fantomların havada çarpışarak 4 pilotumuzu şehit verdiğimiz uçak kazasından sonra düzenlenen cenaze törenine katılmayıp Başbakanlık Konutu'nda Ali Babacan'la görüşme yapan kişi kendisidir.

 

Yine Konya'da düşen uçakta şehit olan 2 pilotumuzun cenazesine katılmayarak yurt dışına gezi düzenleyen, hatta düzenlediği gezide Diyarbakır'da PKK'ya katıldıktan sonra geri dönen sicilli bir teröristin kendisini düğününe davet ettiğini ve bu düğüne katılmayı arzu ettiğini beyan eden de kendisidir. 

 

Şehit cenazelerinde yer almadığı gibi terörist düğününe katılma hevesi güden Davutoğlu'nun böyle bir konuda MHP liderine en ufak bir söz söylemeye hakkı yoktur.

 

MHP'yi İç Güvenlik Paketi'ndeki haklı duruşundan dolayı hedef haline getirme uğraşı ise beyhude kalacaktır. "Şimdi hesap vaktidir." diyen Başbakan Davutoğlu AKP komedisinin yer, mekan ve zaman tanımadığını ispatlamıştır.

 

MHP İç Güvenlik Paketi'ndeki toplantı ve yürüyüşlere "havai fişek, molotof, demir bilye ve sapan" gibi yaralayıcı maddelerle ve yasa dışı örgütlerin kıyafetleriyle katılmayı yasaklayan tasarılara destek vermiştir.

 

Yine şiddet olaylarıyla ortaya çıkan zararın, zararı veren tarafından karşılanmasını öngören tasarıya ve 3713 sayılı terörle mücadele kanununun içine derç edilen molotof ve kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü kapatanlara ilişkin düzenlemeyi içeren 10. Maddeye olumlu yönde oy kullanmıştır.

 

İç Güvenlik Paketi'nde Milliyetçi Hareket Partisi'nin karşı çıktığı konular AKP'nin sınırsız polis gücüyle donatılması ve keyfiyetli kullanıma müsait yetkilerle çevresini kale duvarı misali örecek maddeler üzerine olmuştur.

 

Gözaltı süresini 48 saate çıkarmakla merhum savcımızın şehit edilişi arasında nasıl bir ilişki vardır?

 

AKP'nin atadığı mülki amirleri hakim ve savcı ile eşdeğer yetkilere eriştirecek olan İç Güvenlik yasalarına MHP karşı çıktığı için mi savcımız öldürülmüştür?

 

Neyi hesap ederek ne satın almaya çalıştığı belli olmayan Başbakan Davutoğlu hesabı yanlış yerlerden sormaya kalkmaktadır. Hesap soracak birini arıyorsa rotasını her kararına müdahil olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a çevirmelidir. Kinini kendisine 23 Nisan'da bir günlüğüne başbakanlık koltuğuna oturtulmuş çocuk muamelesi yapan Erdoğan'a saçmalıdır. Başbakan Davutoğlu bağımsız karar almasına engel olan vesayeti ortadan kaldırmadıkça uzun adamın kısa gölgesi olmaktan öteye gidemeyecek, silik bir başbakan olarak tarih kitaplarında yer alacaktır.

 

Merhum savcımızın şehit olduğu menfur saldırıda değinmeden geçemeyeceğim bir konu daha var. Daha önceki yazılarımdan birinde AKP'nin Şah-Fırat adını verdiği teröristlerden türbe kaçırma operasyonunu başarı olarak sunmasına "AKP döneminde milli haysiyet mazimize  kara leke olarak düşen her olayın gurur tablosu olarak sunulması, kepazelikten keramet çıkarma seferberlikleri  artık alışkanlık haline geldi.  " demiştim. Bugün yine aynı alışkanlığın tezahür ettiğine şahit oluyoruz.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın savcımızı rehin alan teröristlere yapılan operasyonu "başarılı bir operasyon" sözleriyle yorumlaması buna örnek olmuştur. AKP iktidarında başarının esamesi okunmadığı için başarısızlıklardan süsleme başarı çıkarma gayreti vardır. 

 

Operasyonun yapılış amacı savcıyı kurtarmak olduğu halde savcı hayatını kaybediyor ve bunun adı başarı konuyorsa Türk devleti için ölmüş de ağlayanı yok diyebilirsiniz. Devlet erkinden gelen bu açıklama en çok da merhum savcımızın ailesini ve sevenlerini kedere boğmuştur. Giden canlarına mı yansınlar, canlarını yitirdikleri olaya başarı diyerek acılarını önemsizleştiren devlet yöneticilerinin açıklamalarına mı kahrolsunlar?

 

AKP'nin Türk devletini düşürdüğü seviye ortadadır. Türk milletinin acılarına merhem olacakları yerde tuz olanların sonu, acı çekenlerin gözyaşlarında eriyerek kaybolmak olacaktır. 7 Haziran günü Türk milleti başarılı bir operasyonun nasıl yapıldığını AKP'ye gösterecektir.

 

 

 

 

 

 

 




 



Diğer Makaleleri

- Selim Han YENİACUN / Tarih : 2018-07-09 09:53:25
- Muhammet KUTLU / Tarih : 2018-07-07 09:41:31
- Murat KAÇAK / Tarih : 2018-06-29 10:26:45
- Erkan AKÇAY / Tarih : 2018-06-23 09:26:32
- İdris İSPİRLİ / Tarih : 2018-05-16 09:49:50
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-09 09:30:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-04 09:13:14
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-01 09:01:58
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-04-25 09:33:20
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-04-10 09:22:48
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-29 09:03:17
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-22 08:20:20
- Dr. M. Hanefi BOSTAN / Tarih : 2018-03-20 08:57:37
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-03-14 08:16:50
- Ahmet ERDOĞAN / Tarih : 2018-03-06 07:45:23
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-02 07:55:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-13 07:47:18
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-09 08:10:33
- Cumhur Bulut / Tarih : 2018-02-09 08:08:35
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-06 08:11:42

Diğer Serbest Köşe Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »