Ortadoğu Gazetesi

Hüseyin Avni Bıçaklı

Serbest Köşe / 2015-04-07 10:18:30

MİLLİ DAVAMIZ KIBRIS SORUNUNDA SON DURUM VE 7 HAZİRAN SEÇİMLERİ

 

 

Kıbrıs Sorunu'nun  çözümüne yönelik olarak geçen yıl başlatılan müzakereler Rum kesiminin masadan çekilmesiyle birlikte yaklaşık altı aydır dondurulmuş vaziyettedir.

 

Müzakere masasında kalınan son  duruma göre KKTC, Rum kesimine 5 aşamalı bir paket önermiş, Rum tarafı ise cevapsız bırakarak masayı terk etmişti.

 

KKTC'nin paketinde şu aşamalar öngörülmekteydi:

 

Birinci aşama: Yaz tatiline girmeden önce karşılıklı olarak pozisyonların belirlenmesi ardından ikinci safhada özlü müzakerelerle sonuç alınması;

 

İkinci aşama: Ağustos sonunda "al-ver" sürecinin başlaması; harita, güvenlik ve garantilerin sonraya bırakılması; 

 

Üçüncü aşama: Eylül'de son adımların planlanabilmesi için  liderlerin BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'u ziyaret etmesi;

 

Dördüncü aşama: Kıbrıs'taki tarafların yanı sıra garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı dörtlü bir  konferans düzenlenmesi;

 

Toprak, harita, güvenlik ve garantilerin bu konferansta karara bağlanması; Konferansta garantörler görüşürken diğer yanda da Kıbrıslı liderlerin müzakereleri sürdürmesi; Konferansta liderler uzlaşı sağlarsa, çözümün iki halkın ayrı ayrı ancak eşzamanlı onayına sunulacağı referandumun tarihinin kesinleştirilmesi; 40 yıldır yerleşime kapalı tutulan Maraş kentinin, fizibilite çalışmaları için uzman heyetlere açılması ve ardından iskana açılması;

 

Beşinci aşama: Kıbrıs'ta referandum yapılması; "Evet" çıkması halinde yeni ortaklık devletinin ilan edilmesi; "Hayır "çıkması halinde Kıbrıs'ta çözüm bulunamadığının dünyaya ilan edilmesi.

 

Bilindiği gibi, Kıbrıs'ta taraflar arasında sorun, "Kıbrıs Halkı" anlayışından ya da 1960 Ankara Anlaşmasına rağmen 1963 Akritas Planı'nın uygulanması ısrarından doğmaktadır.

 

1960 tarihli Ankara Anlaşması Kıbrıs'ta Türklerin siyasi eşitliğini, idareye etkin katılımını, aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri, Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini, Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında 1960 Kıbrıs Ortaklık Devletini garantilemektedir. 1963 tarihli Akritas Planı ise Rumların Türkleri zayıflatarak Kıbrıs'ın Yunanistan'a birleştirilmesini amaçlamaktadır.

 

1968'den beri süren iki kesimin müzakerelerinde ortak devlet, toprak, mülkiyet hakları ve askeri düzenlemelerle ilgili hiç bir uzlaşma sağlanamadı. Rumlar, BM ve AB'de Kıbrıs'ın yasal hükümeti ve temsilcisi olduklarını kabul ettirirken, Türkler azınlık konumuna itildi. Üstelik, 2004' te Kıbrıs adına Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliğine katılmış bulunuyor. 

 

Bu arada, BM örgütü de müzakerelerden sonuç alınmamasından sürekli rahatsızlık bildirmekte, geçen yıl başlatılan müzakerelerin tamamlanarak  çözüme ulaşılmasını ve ardından referanduma gidilmesini öngörmektedir.

 

ABD ve AB, Kıbrıs sorununun artık biran evvel çözülmesini istemektedir. Zira;

 

Kıbrıs, NATO'nun geleceğini belirleyen Stratejik Konsept Belgesinde önemli bir stratejik merkezdir. Hem Türkiye, hem mevcut iki devletli haliyle Kıbrıs; Stratejik Konsept Belgesinde "AB üyesi olmayan NATO ülkesi" olarak anılıyor, bu durum NATO için sorun teşkil ediyor. O nedenle Türkiye, NATO'nun AB üyesi olmayan bir müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini,Türkiye de Kıbrıs'ın NATO'ya girmesini engelliyor... Bu karmaşa, ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları halinde, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin NATO'ya, Türkiye'nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla çözümlenebilecektir.

 

Türkiye adanın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğunu savunuyor. Nitekim, Kıbrıs Rum yönetiminin İsrail'in teşvikiyle Doğu Akdeniz'de doğalgaz sondajına başlaması ardından Türkiye ve KKTC "Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması"nı imzalamıştır. Bu suretle; Türkiye, Rumların Ada'nın güneyinde başlattığı çalışmaları fırkateynler ve savaş uçaklarıyla uzaktan izlerken, benzer arama çalışmaları yapması önündeki engeli de ortadan kaldırmış sayılıyor. 

 

Rum Yönetimi ise Kıbrıs Cumhuriyetini kendilerinin temsil ettiği iddiasında, "Akdeniz'de bulunan doğal gazı Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır olduğunu" belirtiyor. Türkiye ve Kıbrıs Türk Yönetimine "Bir an önce çözüm bulun, ancak çözüme ulaşılmadan önce bile, eğer bir rezerv bulursak, bunu iki toplumun da kazanç sağlayabileceği şekilde göreceğiz" garantisini  verirken egemenlik taslaması; KKTC ve Türkiye'yi rahatsız ediyor.

 

KKTC ise, "Rum tarafı tek yanlı olarak antlaşmalar yaptı ve ruhsatlar verdi. Rum tarafını ikaz ettik. Rum tarafı  müzakerelere yoğunlaşmak yerine bu gibi hususlarla ortamı germeyi tercih ediyor.Türkiye Cumhuriyeti ile imzaladığımız bu antlaşma Rum muhataplarımızı bu davranışlarından vazgeçirmeye yönelik önleyici bir tedbir niteliğindedir'' diyor.

 

Ayrı bir sorun da Türkiye'nin, NATO füze kalkanı projesine katılarak Füze Savunma sisteminin topraklarına yerleştirilmesini kabul etmesi halinden doğuyor. NATO Türkiye'de füze radar sistemini oluşturmak kararında Rusya ve Avrupa çıkarlarının hesaba alındığı teminatını verince, Rusya, NATO'nun füze radar sistemi oluşturmasında hak eşitliği teminatını kabul etmiş ve Türkiye'ye yerleştirilecek sistemin yalnızca bölgeyle ilgili olduğuna ikna olmuştu. Fakat bugün, dünyanın en büyük nükleer silah stokuna sahip ABD ve Rusya'nın Ukrayna sorunuyla gelişen karşı karşıya gelişleri, Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşmalarında da iki ülkeyi karşı karşıya getiriyor. Askeri güç dengeleri sarsılırken, denge Kıbrıs'ı da kapsıyor ve bütünü küresel ortaklaşmanın eşiğini oluşturuyor.

 

Petrolün, doğal gazın olduğu yerde güvenlik en önemli unsur olarak öne çıkıyor. Rusya'nın NATO'nun Stratejik Konsept Belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının konuşlandırma yerleri, imha araçlarının hızı ve sayısı, konum algılama sistemleri gibi konularda hâlâ, ABD ve NATO'nun Rusya'nın nükleer caydırma kuvvetlerini hedef almadığına ilişkin güvenilir hukuki garantileri vermeyişi, Kıbrıs' da ve Türkiye'de de bir çözümsüzlük alanının oluşması  anlamına geliyor.

 

İşte bu nedenlerle Doğu Akdeniz'de önemli stratejik konumuyla Kıbrıs Sorununun bir an evvel çözülmesi isteniyor.

 

Müzakereler bu çerçevede iki toplumun farklı kimlikleri ve bütünlüğünün AB içinde birleşik bir Kıbrıs'ın ortak geleceğini sağlayan bir anlaşmanın Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ve tüm bölgeye olumlu etkisi olacağı düşüncesiyle başlamıştı.

 

Müzakereler;

 

a) Sonuç odaklı kararlılıkla yapılması, tüm uzlaşılmayan ana konuların görüşülmesi; En kısa sürede anlaşmaya vararak, bu anlaşmanın ayrı ayrı ve eşzamanlı referanduma götürülmesi;

 

b) Anlaşma'nın siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olması; Birleşik Kıbrıs'ın  BM ve AB üyesi olarak tek uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit ve tek egemenliğe sahip olması;

 

c) Federal hükümetin yetkileriyle ilgili olan konuların anayasa tarafından belirlenmesi; Kurucu devletlerin tüm yetkilerini bütünüyle ve geri döndürülemez şekilde federal hükümetin müdahalesinden özgür olarak kullanabilmeleri; Bundan dolayı ortaya çıkacak herhangi bir ihtilafta son kararın Federal Yüksek Mahkemenin karara bağlayacağı;

 

d) Birleşik Kıbrıs Federasyonunun, iki tarafta eşzamanlı yer alacak referandumda anlaşmanın onaylanması sonucu ortaya çıkacağı; Federal anayasanın Birleşik Kıbrıs'ın iki eşit statüye sahip, iki kurucu devletten oluşacağını belirtmesi; Federasyonun iki bölgeli, iki toplumlu yapısı ve AB'nin üzerinde kurulu olduğu ilkelerinin güvence altına alınacağı;

 

e) "Her konuda uzlaşı sağlanmadan, hiçbir konuda uzlaşı yoktur" prensibine dayalı olacağı, esaslarına dayandırılmıştı.

 

Gelinen şu aşamada, müzakerelerin yeniden ne zaman başlatılacağı konusundaki belirsizlik sürmekle birlikte Türkiye'de önümüzdeki Haziran ayında yapılacak genel seçimlerden hemen sonra sürecin hızlanması beklenmelidir.

 

AKP İktidarının bugüne kadar Kıbrıs sorununda göstermiş olduğu tutarsız ve vizyonsuz dış politikası dikkate alındığında, tüm enerjisini içteki genel seçimlere, yeniden iktidara gelmeye ve başkanlık sistemi tartışmalarına kilitlemiş bir AKP hükümetinin genel seçimler sonrasında yeni iktidara bırakacağı Kıbrıs sorunu mirası Türkiye'nin gündemine oturacaktır. 

 

Milli davamız Kıbrıs sorununda 7 Haziran genel seçimleri sonrasında Türkiye'yi sıkıntılı günler beklemektedir.

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 




 



Diğer Makaleleri

- Selim Han YENİACUN / Tarih : 2018-07-09 09:53:25
- Muhammet KUTLU / Tarih : 2018-07-07 09:41:31
- Murat KAÇAK / Tarih : 2018-06-29 10:26:45
- Erkan AKÇAY / Tarih : 2018-06-23 09:26:32
- İdris İSPİRLİ / Tarih : 2018-05-16 09:49:50
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-09 09:30:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-04 09:13:14
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-05-01 09:01:58
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-04-25 09:33:20
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-04-10 09:22:48
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-29 09:03:17
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-22 08:20:20
- Dr. M. Hanefi BOSTAN / Tarih : 2018-03-20 08:57:37
- Cumhur BULUT / Tarih : 2018-03-14 08:16:50
- Ahmet ERDOĞAN / Tarih : 2018-03-06 07:45:23
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-03-02 07:55:06
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-13 07:47:18
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-09 08:10:33
- Cumhur Bulut / Tarih : 2018-02-09 08:08:35
- Ali YETGİN / Tarih : 2018-02-06 08:11:42

Diğer Serbest Köşe Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »