Ortadoğu Gazetesi

12 Eylül Sonrası Gözlemlerim - I

Şükrü Alnıaçık / 2017-09-14 10:10:46

Fakülteler; Hareketin Can Damarları…

 

12 Eylül sonrasında Ülkücü camianın yaşadıkları, ayrıntılı incelenmiş konulardan değildir.

12 Eylül'ün adaletine olan güvensizlikten dolayı gizlilik gerektiren konular bir yana, hatıratlar sübjektif, telif eserler siyasidir.

Akademik çalışmalar da yetersizdir.

Biz de burada "yeterince" yazabilmek iddiasında değiliz. Ancak kendi gözlerimizle ne gördüğümüzü anlatarak, en azından kendi kapımızın önünü aydınlatabiliriz.

Ben 12 Eylül'den 12 gün sonra Ankara'daydım.

Annem beni iyi tanıdığı için "aman oğlum" deme zahmetine bile girmemişti. Çünkü O da ailenin diğer fertleri gibi Ülkücüydü.

İlk günden nefes nefese gidip teşkilatı bulmuş, akşama Konya yurduna yazılmıştım.

Böylece kesintisiz 4 yıl süren fakülte ve teşkilat hayatım başlamıştı.

Bizim okul, hem Kızılay'daki Avukatlar bürosuna hem de Mamak'a yakın olduğu için teşkilatın 12 Eylül'de neler yaşadığına daha yakından tanıklık edebiliyorduk.

İlk bir iki yıl, kaçaklar hariç hepimiz sahadaydık; ama Mamak cehennemine yeni masumlar kaptırmamak için itidalden ayrılmıyorduk.

Ortak derdimiz teşkilatı yaşatmak, kalanlarla beraber Başbuğu ve büyüklerimizi beklemekti.

İdam haberleri geldikçe, işkence ve tutukluluk süreleri uzadıkça:

"Üşürüz… Zindan soğuk üşürüz...

Hele 'başım' bir çıksın o zaman görüşürüz!.." diye kendimizi avutuyorduk.

İçerden çok da haber alamıyorduk. İçeriyi zor durumda bırakacak maceralardan da uzak duruyorduk.

Çünkü zaten her köşe başında üç beş Mehmetçik, darbecilerle halkın arasına tampon olmuştu.

12 Eylül'e bir yıl kala başlayan "anarşiyi tırmandırma" faaliyeti, vatandaşın demokrasiye ve sivil kurumlara olan inancını iyice zayıflatmıştı.

Kenan Evren'in "beyin yıkama" seviyesindeki yurt gezileri ve konuşmaları da darbe düzeninin kabul görmesinde etkili oluyordu.

İletişimin kısıtlı olduğu o günlerde içeriden gelen acı haberler, avukatlar ve tutuklu aileleri üzerinden yayılıyordu.

Ta ki "Sözcü, Yeni Düşünce, Hamle, Bizim Ocak…" gibi haber ve fikir dergilerimiz çıkana kadar…

Ama ne yazık ki haberler iyi gelmiyordu. Satır aralarında gördüklerimiz, uykularımızı kaçırıyordu.

Ülkücülere Mamak'ta işkenceler yapılıyor, arkadaşlarımız kızıl katillerle bir tutuluyor, idam ediliyordu.

Bu zulüm, Ülkücülerdeki özgüveni yaralayarak "müesses nizama bağlı kadro insanı" tipine zarar veren bir psikolojik savaş taktiği olmalıydı.

Genellikle fakir ve orta halli ailelerin çocukları olan Ülkücüler, mali kaynak bulamıyor, kendi aralarında eskisi kadar aidat toplayamıyor, toplananı da dengeli bir şekilde yerine ulaştıramıyordu.

Ülkücünün gönlü zengin, canı vatana sebildi… Ama iş maliyeye gelince, Kredi ve Yurtlar Kurumundan aldığımız 30 liralık öğrenci burslarımız, ana kaynak olabiliyordu.

O günlerde sağlam Ülkücülüğün alametlerinden biri de öksüz davamız için elini cebine atabilmekti.

Kaçaklara yer bulmak, para bulmak, zamanla seminer gezilerine katılmak, sosyal faaliyetleri Komünistlerden kurtarmak, çok okumak, dergi çıkarmak ve kitap yazmak…

12 Eylül sonrasında, dışarda kalan Ülkücülerin gözle görünür vazifeleri bunlardı.

Sırdaşlık ve sadakat ise hepsinden önemliydi.

Bizim Dil Tarih'in bir özel misyonu daha vardı. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının Avukatlar bürosuna belge-evrak tasnif işlerinde yardımcı olmak…

Bu kutlu görev, bizi teşkilata biraz daha yakından bağlıyordu.

12 Eylül sonrasında Gazi Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Hacettepe Beytepe Kampüsünün bazı bölümleri ve Ankara Tıp Ülkücüleri, teşkilatın devamlılığının sağlanmasında önemli rol oynayan okullardı.

1960'larda ODTÜ, Ankara, Hacettepe ve İstanbul Üniversiteleri darbecilerin kızıl milisleri tarafından tutulduğu için 1970'lerde biz ancak Anadolu çocuklarının kızıl boykotları kırabildiği okullarda örgütlenebilmiştik.

Bu okullar genellikle Öğretmen ve Akademisyen yetiştiren DTCF gibi fakültelerle, Yüksek Teknik Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüleriydi.

Siyasal, Hukuk, Bası Yayın ve Güzel Sanatlar gibi bir ideolojik hareketin kitleyle buluşmasını sağlayabilecek okullar, çoktan sol örgütler tarafından parsellenmişti.

Siyaset Bilimci, Kamu Yöneticisi, Diplomat, Müfettiş ve Uzman yetiştiren tek Yüksek Öğretim kurumumuz ise başkentteki "İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi"ydi.

Edebiyat Fakültesinden Ülkücü yazar çıkması, Eğitim Enstitüsünden Ülkücü Müdür, Ülkücü Sendika Başkanı çıkması, Ziraat Fakültesinden Ülkücü Oda Başkanı çıkması ne kadar makul ve mantıklıysa…

Ana dersleri, Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, İktisat ve Maliye olan bir Akademiden Milliyetçi Harekete "Lider" çıkması da o kadar makul ve mantıklıydı.

12 Eylül sonrasında fakülte teşkilatları, Ülkücü harekete hayat veren can damarları gibi çalışıyordu.

 

Yarın: "12 Eylül Sonrası Gözlemlerim - II" Teşkilat ve Sıkıntıları




 


Diğer Makaleleri

- "En İyi Gazeteci!.." / Tarih : 2017-11-17 08:24:28
- Dünden Bugüne Ülkücü Siyaset Dili / Tarih : 2017-11-16 08:52:42
- Anlat da Anlayalım! / Tarih : 2017-11-15 08:23:02
- "Milli, Yerli ve Temiz" / Tarih : 2017-11-14 08:45:27
- Benjamin'in İntiharı! / Tarih : 2017-11-13 08:40:59
- İhmali Mümkün Olmayan Konular / Tarih : 2017-11-11 08:53:31
- Rotaryenler ve Kemik Yağmuru! / Tarih : 2017-11-10 08:35:47
- 2019 Kamburu! / Tarih : 2017-11-09 08:32:39
- H'ARAMCO!.. / Tarih : 2017-11-08 07:47:44
- Dış Politika ve NATO'ya Bağlılık! / Tarih : 2017-11-07 08:17:55
- Program Dedikleri… / Tarih : 2017-11-06 08:30:08
- Kalpazanlar Zamanı! / Tarih : 2017-11-03 08:38:04
- En Güçlü Silahlarımız!.. / Tarih : 2017-11-02 08:44:41
- Umut Artırıcı Gözlemler / Tarih : 2017-11-01 08:36:30
- ABD'nin Kaygı Verici Rahatlığı! / Tarih : 2017-10-31 08:53:55
- Uzun Saltanat Yıllarının Gölgesinde İslam / Tarih : 2017-10-30 09:22:45
- İdeoloji: On Üzerinden Sıfır! - II / Tarih : 2017-10-28 09:37:37
- İdeoloji: On Üzerinden Sıfır! / Tarih : 2017-10-27 09:53:24
- Orta Yolculuk ve MHP / Tarih : 2017-10-26 09:43:34

Diğer Şükrü Alnıaçık Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »