Ortadoğu Gazetesi

2018'E GİRERKEN DÜNYA, BÖLGEMİZ VE TÜRKİYE-II

İsmail Özdemir / 2018-01-03 09:26:41

ASYA

2017 yılını hareketli geçiren bölgelerden bir tanesi de kuşkusuz ki Güney ve Doğu Asya bölgeleri oldu.

Afganistan'da uzun yıllardan bu yana süregelen istikrarsızlık, yapılan milyarlarca dolarlık harcamaya rağmen tam manasıyla istenilen sonucu vermediği gibi bu ülke hala başta El Kaide ve IŞİD olmak üzere küresel çapta eylem düzenleme kabiliyeti olan terör örgütleri açısından önemli bir sığınma alanı olma özelliğini sürdürüyor.

Konuyla alakalı ABD'nin, 11 Eylül saldırılarından sonra başlattığı stratejisinde beklenilen noktaya ulaşılamaması, ABD'nin bölgeye gönderdiği askeri yardımların Afganistan silahlı güçlerinden ziyade bölgedeki silah tüccarları vasıtasıyla terör örgütlerinin ellerine kadar ulaşması sorunun vahametini artıran bir başka neden olarak öne çıkıyor.

Ayrıca Irak ve Suriye'de gerileyerek, toprak kontrolü bu iki ülkede neredeyse kaybolan IŞİD'in kendisine gelecekte var olabilme anlamında hedef seçtiği ülkelerin başında Afganistan'ın gelmesi, bölgesel kırılganlığı besleyen bir başka faktördür.

ABD yönetiminin bu sorunla baş edebilmek adına yeni bir Afganistan stratejisi geliştirmesi, aynı stratejiye göre Afganistan'daki askeri mevcudiyetini artırma kararı alması ve Pakistan'ı terör örgütlerine güvenli alan sağlama konusunda suçlayıcı bir söylem kullanıp lslamabad üzerinde baskı kurma arayışları, Hindistan ile daha fazla işbirliği yapma çabalarının hızlandırılması meselenin daha genel bir perspektifi barındırdığını gözler önüne seriyor.

Zira Çin'in 2017 yılı içerisinde, mevcut küresel sistemin temel dayanaklarına meydan okuyarak duyurduğu, Uzak Doğu Asya'nın kıyılarından Avrupa'nın en uç noktası Londra'ya kadar uzanacağını ilan ettiği "Bir Yol, Bir Kuşak" projesinin Pakistan üzerinden Türkistan'a açılıp, oradan Türkiye ile buluşarak yoluna devam edecek oluşu, ABD'nin ilan ettiği Afganistan'da mevcudiyeti artırma, Pakistan üzerinde baskı kurma politikasının terörle mücadele dışında da amaçları olduğu izlenimini uyandırmıştır.

Böylesi bir dönemde merkezi Asya'nın ülkeleri olan Türkistan coğrafyasını oluşturan bölgenin önemi de enerji ve güvenlik politikaları anlamında öne çıkarken, ekonomik olarak da 2018 yılında adından söz ettireceğe benzemektedir.

Diğer yandan Kuzey Kore'nin geride kalan yıl içerisinde kıtalararası balistik füze denemelerini sıklaştırmışken, buna bir de nükleer bomba denemesi ilave etmesi Asya siyasetinin her açıdan önümüzdeki yıl içerisinde sadece bölgenin değil, dünyanın dikkat kesileceği en kırılgan meselelerin başında geleceğini şimdiden işaret etmektedir.

Şuana kadar Kuzey Kore'yi yolundan saptıracak somut bir diplomatik tedbirin geliştirilemediği açıkça görünüyor. BM nezdinde alınan yaptırım kararlarınınsa Kuzey Kore'yi yolundan bir an olsun saptırmadığı da her hali ile ortada bulunuyor.

Dahası Kuzey Kore'nin sahip olduğu nükleer başlık taşıyabilecek imkana sahip füzelerin menzilinin artık sadece Güney Kore ya da Japonya'yı değil, ABD'nin sahip olduğu tüm toprakları hedef alabilecek imkan ve kabiliyette olduğu yorumları taraflı, tarafsız hemen her çevrenin kabulü haline geldi.

Bu durum karşısında Pasifik Bölgesi'nde sahip olduğu askeri potansiyeli giderek artıran ABD, bölgedeki askeri üslerinin yanı sıra Japonya ve Güney Kore'ye yönelik ilave silah sevkiyatları ve satışları gerçekleştirerek Kuzey Kore'nin faaliyetlerine engel olabilmekten ziyade bölgedeki askeri varlığını artırmaya koyuldu.

Dolayısıyla bu durum akıllara Kuzey Kore'nin olası saldırılarını önleyebilme konusunda tartışmalı bir tutum takınan ABD'nin, Doğu Asya'da bulunan askeri mevcudiyetinin esas gayesinin Kuzey Kore mi yoksa bir bakıma Çin'e gözdağı vermek mi olduğu üzerinde hala tartışılan bir konuyken, 2018 içerisinde de bu durum görünüşe göre geçerliliğini koruyacaktır.

Kuzey Kore'nin nükleer füze geliştirme faaliyetlerini önleme noktasında başarısız olan ABD'nin, bu ülkenin Güney Kore, Japonya, Guam Adası ya da bunların dışında doğrudan ABD topraklarına yönelik olası bir saldırısı karşısında bunu nasıl önleyebileceği ise belli değildir.

Zira ABD'nin sahip olduğu füze savunma sistemlerinin, Kuzey Kore'nin ateşleyeceği füzeleri durdurma kabiliyetinin sınırlı olduğu yorumları daha çok ABD'deki iç kamuoyunda yapılan bir değerlendirme olmuşken, aynı kuşkunun Güney Kore ve Japonya'da hakim olması durumunda bölgesel jeopolitiğin değişmeye başlayabileceği akıllara gelmektedir.

Bu şartlar altında ABD'nin, Kuzey Kore'yi durdurabilmesinin tek yolunun, Pyongyang yönetimi harekete geçmeden, ABD ve bölgedeki müttefiklerinin "Önleyici Saldırı" adı altında Kuzey Kore'yi vurması olduğu bazı senatörler ve askeri çevrelerce açıkça ifade edilmektedir.

Kore Yarımadasının aynı anda Çin ve Rusya ile de komşu oluşu kuşkusuz ki olası bir kriz halinin sanılandan büyük etkiler doğurabileceğini işaret etmektedir.

Bu çerçevede özellikle de Ortadoğu'ya odaklanmış bulunan Rusya'nın, Kuzey Kore sorununun diplomatik yollardan çözümünü arzulayan belki de en  çok öne çıkan ülke olduğu anlaşılırken, Moskova, ABD ve Kuzey Kore arasında arabuluculuk yapmaya da hazır olduğunu her fırsatta göstermeye koyulmuştur.

Sonuç olarak 2018 yılı içerisinde en hareketli geçecek alanların başında Asya gelecektir. Terör meselesi şimdilik Afganistan'dan başlamak üzere Güney Asya çerçevesinde ele alınırken, küresel üstünlük rekabetinin artmasıyla beraber Çin'in de bazı terör saldırılarının hedefi olabileceğini söylemek gerekir.

Kore krizi ile birlikte Çin'inde bazı terör saldırılarına hedef olması ihtimali, 2018'de adından en çok söz ettirecek alanın Asya kıtası olacağını şimdiden işaret etmektedir.

AFRİKA

Afrika kıtasının önemi giderek artan bir etkiyle ön plana çıkarken, küresel üstünlük mücadelesi veren ülkelerin yanı sıra, Ortadoğu'da süregelen bölgesel rekabetin tarafı olan ülkelerde Afrika'da varlık gösterme arayışında giderek hızlı bir şekilde yola koyulmuş durumdalar.

Hürmüz Boğazı ile beraber, Ortadoğu'nun zengin kaynaklarını küresel piyasaya arz eden bir başka önemli bölge olan Aden Körfezi'nin bir koluna sahip olan Afrika kıtasının sahip olduğu jeopolitik konumun önemi giderek artan şekilde diğer küresel ve bölgesel güçlerin gündemine gelmekte ve bu yönde atılan adımlar artmaktadır.

Bu çerçevede hemen her ülke, geri kalmış durumda bulunan Afrika ülkelerindeki yatırımlarını artırmanın yanı sıra özellikle Kızıldeniz boyunca uzanan sahada yer alan ülkelerde, ikili anlaşmalar yoluyla askeri üsler kurma arayışı içerisinde olduklarını gösteriyorlar.

Bu durum bir bakıma Akdeniz'i, Hint Okyanusu'na bağlayan su yollarının emniyetinin sağlanması bahsini gündeme getirdiği gibi dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olan Avrupa ve Asya arasındaki su yollarının kontrolünün elde edilmesi amacının da var olduğunu işaret ediyor.

Bu çerçevede Cibuti, Etiyopya, Somali ve Sudan gibi ülkeler öne çıkarken, Afrika kıtasının yeraltı kaynaklarına sahip olan ve bakir konumdaki topraklara ev sahipliği yapan diğer ülkeler açısından da benzer bir durumun söz konusu olduğunu söyleyebilmek mümkündür.

Öne çıkan kaynak sadece petrol ve doğalgaz ile sınırlı kalmazken, Afrika geçmişten bu yana süregelen hammadde ihtiyacının karşılanması bahsinde günümüz koşullarında benzer özelliğini sürdürürken, bölgeyi kalkındıracak arayışlar yerine halen bazı ülkelerce emperyal hissiyatın ön planda tutulduğunu söyleyebilmek mümkündür.

Oysa Afrika zengin yer altı kaynakları, büyüyen nüfus hacmi ile beraber sömürülecek değil, işbirliği mekanizmalarının artırılması halinde olanaklarını artırabilecek, bu anlayışa sahip olan ülkelere umduğundan çok daha fazlasını kazandırabilecek potansiyele sahiptir.

Aksi bir durumda bölgeler arası gelişmişlik seviyesinde var olan uçurumun giderek artması teşvik edilmiş olacağından, Afrika kıtası terör örgütleri açısından en önemli üs bölgesi olma vasfını geliştirebilecek ve küresel terör potansiyelinin artmasına neden olabilecektir.

Günümüzde Afrika'da askeri üsleri bulunan başlıca ülkeler olarak Türkiye, ABD, Çin, Fransa, Almanya, Japonya, Hindistan gibi ülkeler giderek daha fazla öne çıkmaktadır.

Akdeniz'e Avrupa ile beraber kıyıdaşlık yapan Kuzey Afrika sahası ise hala daha istikrarsızlığın hakim olduğu bir alan olarak dikkatlerden kaçmamaktadır.

Geride bıraktığımız yıllarda başlayan Arap Baharı'nın yarattığı en köklü değişiklikler ve yıkıcı etkiler Kuzey Afrika'da kendisini göstermişken, Tunus'ta önemli ilerlemeler kaydedilmiş, Libya iç savaşa girerek bölünme noktasına taşınmış, Mısır ise kısa süren demokrasi serüveninin ardından askeri darbeyle yeni bir döneme daha girmiştir.

Dünyanın geri kalan bölgeleriyle kıyaslandığında çok daha geri seviyelerde olan Afrika açısından kıtanın kuzeyi, Avrupa'ya açılan kapı olarak değerlendirilirken, sığınmacı meselesi Avrupa açısından güney sınırlarının bulunduğu bu alanı kapsamaktadır ve AB yönetimi de bütün tedbirlerini giderek bu alana kaydırmaya başlamıştır.

Diğer yandan kıtanın genelinde var olan terör sorunun sadece bu alanla sınırlı kalmayıp, dünyanın geri kalanını da tehdit eden bir etkiye sahip olduğu düşüncesi giderek yaygınlaşmaktadır.

Özellikle 2017 yılı içerisinde Mısır'ın Sina Yarımadasını hedef alan terör eylemleri, Ortadoğu ile beraber ele alınması gereken güvenlik problemlerini akıllara getirirken, Libya'da da benzeri eylem metotları görülen terör saldırılarının giderek yaygınlaşması ihtimali küresel barışın tesis edilmesinde risk oluşturan diğer faktörlerden birisidir.

--Devam Edecek--




 


Diğer Makaleleri

- NEDEN ŞİMDİ VE NEDEN "ZEYTİN DALI" ? / Tarih : 2018-01-22 08:46:21
- MESELE SADECE IRAK VE SURİYE'NİN KUZEYİ Mİ? / Tarih : 2018-01-19 08:59:58
- SURİYE'DE HESAPLAR KIZIŞTI / Tarih : 2018-01-15 08:42:06
- TÜRKİYE'NİN GERÇEKLERİ VE MHP'NİN İRADESİ / Tarih : 2018-01-12 08:23:26
- Ortadoğu'da Yaklaşan Tehlikenin Farkındamıyız? / Tarih : 2018-01-08 08:52:38
- SUUDİ ARABİSTAN'DA YAŞANAN SİYASİ KIRILMA / Tarih : 2017-12-18 08:55:14
- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »