Ortadoğu Gazetesi

AFRİN OPERASYONU VE TÜRKİYE-ABD İLİŞKİSİNİN GELECEĞİ

İsmail Özdemir / 2018-01-29 07:38:29

Afrin'de bulunan PKK/PYD ve IŞİD terör örgütlerine yönelik olarak başlatılan Zeytin Dalı operasyonu, yalnızca terörle mücadele anlamında Türkiye'nin attığı kararlı bir adım olmakla kalmadı, Suriye meselesinde diğer ülkelerce açığa vurulmamış olan düşünce ve politikaları da açığa çıkardı.

Böylelikle hemen her ülke Türkiye'nin PKK/PYD terör örgütü yapılanmasına Suriye'nin neresinde olursa olsun müsaade edilmeyeceğini görmekle beraber, biz de diğer ülkelerin özellikle PKK/PYD konusundaki tutumlarını mümkün olan her ayrıntısıyla tahlil ettik.

Hemen her ülke Türkiye'nin başlattığı harekâta kendi çerçevesinde bir pozisyon alıp, politikalarını yansıtırken, kuşkusuz ki bunlar arasında en çok göze batanı ABD'nin takındığı tutum olmuştur.

Çünkü ABD her yönüyle Suriye konusundaki bütün kartlarını PKK/PYD terör örgütünün üzerine oynamanın ne kadar yanlış bir karar olduğunu Türkiye'nin kararlılığı ile müşahede etmek durumunda kalmıştır.

Nitekim ABD'nin yetkili kurumlarından her gün bir biri ardına gelen çelişkili açıklamaların şuan için en makul izahı da bu gerekçeye dayanıyor.

Önce çıkıp "Irak ve Türkiye sınırı boyunca PKK/PYD'li teröristlerden oluşan 30 bin kişilik (sözde) ordu kuracağız ve bu Sınır Koruma Gücü olarak isimlendirilecek" diyorlar, Türkiye tepkisini sözlü olarak gösterip fiziki olarak da Afrin'e yönelik operasyon başlatınca bu kez "Yanlış anlaşıldık bu bir (sözde) ordu değil, IŞİD'ten kurtarılan bölgelerde asayişi sağlamaya yönelik oluşum olacak" bahanesine sarılıyorlar.

Ya da ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın ağzından Suriye sınırları boyunca uzanan alanda Türkiye ile 30 kilometre derinlikte bir "güvenli hat kurmayı" öneriyorlar fakat bunun karşısında Türkiye "Önce Suriye konusunda bize verdiğiniz sözleri yerine getirin" dediğinde, bu kez "Biz güvenli hat kurmayı önermedik" deyiveriyorlar.

Oysa aynı günlerde Türkiye'ye ziyaret gerçekleştiren ABD'li Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri "güvenli hat oluşturma" önerisinde bulunduklarını kimi basın kuruluşlarına isimlerini vermeden açıklamışlardı.

Bütün bunlar olup biterken nihayet hakikati ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, yaptığı basın toplantısında "Türkiye, Suriye'nin kuzey batısında gözünü DEAŞ'tan çevirip, PKK'nın peşine düştü" açıklamasıyla açığa vururken, PKK ile PYD'nin ayrı yapılar olduğu ifadesini kendi resmi beyanları ile yalanladıklarını, dolaysıyla şimdi gerçeği söylemek zorunda kaldıklarını gözler önüne sermiştir.

Bütün bunlar ABD'nin çaresizliğinin göstergesi.

Suriye krizi başladığından beri NATO ve bölgedeki en yakın müttefiki olan Türkiye'nin haklı itirazlarını ve önerilerini dikkate almayıp, her yönüyle PKK/PYD terör örgütü üzerinden bölgesel politikasını oluşturmuş olmanın yarattığı çaresizliği Washington şimdi acı da olsa öğrenmek ve görmek zorunda ki, yapılan açıklamalarla beraber, sergilenen tutumlara bakıldığında böylesi bir süreci yaşadıkları her yönüyle ortada bulunuyor.

Özellikle Türkiye'nin, Afrin'in ardından Menbiç ile devam edecek, hatta Suriye'nin Irak sınırına kadar uzanan sahada, geriye kalan tüm alanlarda da PKK/PYD terör örgütünün varlığına son vereceğini ilan etmesi ABD'nin çaresiz halini kendileri adına daha vahim bir duruma taşıyor.

Şimdilerde kimi ABD'li yetkililer "Acaba Menbiç'te Türkiye ve ABD karşı karşıya gelir mi" sorusunu Türk mevkidaşlarına iletirken tam olarak ne yapacaklarını bilememenin getirdiği kafa karışıklığıyla beraber, yaptıkları hatalarla yüzleşmenin ağır sorumluluğunu yaşamaya başlamış durumdalar.

Türkiye elbette bundan sonraki yönünü Menbiç başta olmak üzere diğer terör sahlarına çevirecek ve meşru güvenlik haklarını kullanmak üzere hali hazırda var olan kararlılığını sürdürecektir.

Başlayan Afrin operasyonu ile beraber ABD'nin bu kararlılık karşısında hiçbir yönüyle duramayacağı ise ortadadır.

Şimdiye kadar Türkiye müttefik bir ülke olarak ABD'ye çok kereler yanlış yaptığını, PKK/PYD ile yol yürümemesi gerektiğini, buna müsaade etmeyeceğini ve kendileri adına bunun sürdürülebilir bir durum olmadığını son derece açık şekilde ifade etti.

Ne var ki ABD bu uyarıları dikkate almayarak, PKK/PYD terör örgütünü silahlandırmayı sürdürdü, dahası aynı terör örgütü kontrolünde bölgede yeni bir yapılanma kurabileceği rüyasına kapıldı.

Artık bu rüyanın sonu gelmiştir.

Türkiye ve ABD ikili ilişkilerinde uzun yılları bulan resmi dostluk ve müttefiklik ilişkilerine sahip ülkelerdir.

Dolayısıyla bıçağın kemiğe dayandığı noktada Türkiye'nin neleri yapıp yapmayacağını en iyi bilen ülkelerin başında ABD gelir, gelmelidir!

Kimsenin kimseyi kandırmasının yeri yoktur ve bugün ABD'nin Suriye haricinde doğrudan kendi anavatanını tehdit eden, dünyanın diğer bölgelerinde, özellikle de Pasifik'ten kaynaklanan çok daha büyük sorunları vardır.

ABD istesin ya da istemesin önceliğini bu alana vermek durumundadır. Çünkü koşullar buna mecbur kalacağını her yönüyle işaret etmektedir ve bunun için kritik zamanlama aradan geçen her dakika ABD'nin aleyhine işlemektedir.

Hatta İran konusunu ısrarla büyük bir tehdit olarak görse bile, yapılacak öncelik sıralamasında ABD açısından İran her yönüyle Pasifik Bölgesinden kaynaklanan sorunlardan daha geri bir planda durmaktadır.

Kaldı ki İran'ın nükleer silah yapmasından endişe duyularak bu ülke ile ABD'nin de dâhil olduğu P5+1 ülkelerinin yaptığı anlaşmanın korunmasını sağlamak, anlaşmaya taraf olan diğer ülkelerin ABD ile hali hazırda aynı görüşte olmadığı göz önünde bulundurulduğunda daha makul durmaktadır.

Mevzu ABD açısından sadece kendisine yönelik meydan okumaların yaşandığı bir dönemi değil, kendi topraklarını hedef alabilecek olası ve ihtimal seviyesi giderek artan diğer tehlikeleri işaret etmektedir.

Bu sebeple Türkiye ile dost ve müttefiklik ilişkilerini sürdürmek istiyorsa ABD'nin yapması gereken, Türkiye'nin gösterdiği Suriye ve bölge konusundaki hassasiyetlere geç de olsa hak vermek, makul ve sürdürülebilir "devletlerarası" önceliği olan politikalara dönmektir.

Aksi halde Suriye meselesi saha itibarıyla şimdilik olmasa da, genel politika ve meşguliyet sebebiyle ABD açısından tamamıyla bir bataklığa dönüşmüş durumdadır.

Washington'da aklı başında olan kimseler kaldıysa bu gerçeği çok geç olmadan anlamalı, müttefikleriyle ilişkisini, kendisi ve dünyanın geri kalanı açısından daha sancılı bir döneme hazır olmak sebebiyle geliştirmek zorunda bulunduğunu anlamalıdır.

 




 


Diğer Makaleleri

- FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR / Tarih : 2018-04-25 09:36:39
- BÖLGESEL HAMLELER VE TÜRKİYE'NİN KARARLILIĞI / Tarih : 2018-04-20 09:54:01
- SURİYE'DE OYUN YENİDEN KURULMAK İSTENİYOR / Tarih : 2018-04-16 09:05:55
- ORTADOĞU'DA YENİ HESAPLAR / Tarih : 2018-04-09 08:55:39
- ABD VE FRANSA'NIN TUTUMUNU NASIL OKUMALIYIZ? / Tarih : 2018-04-02 09:34:16
- RUSYA GERÇEKTE NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2018-03-30 09:10:50
- TERÖRLE MÜCADELEDE KANDİL VE SİNCAR'IN ÖNEMİ / Tarih : 2018-03-28 09:46:14
- AFRİN SONRASI ORTADOĞU'DAKİ YENİ DÖNEM / Tarih : 2018-03-23 08:18:25
- Dünya'da Güçlü Liderlik Dönemi Başladı / Tarih : 2018-03-21 08:03:36
- TÜRK MİLLETİ'NİN ŞAHLANIŞI / Tarih : 2018-03-18 09:01:19
- YUNANİSTAN SALDIRGANLIĞINI ARTIRIYOR / Tarih : 2018-03-16 08:08:45
- BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR / Tarih : 2018-03-12 08:21:03

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »