Ortadoğu Gazetesi

ABD'nin Artan Türkiye Temaslarının Anlamı

İsmail Özdemir / 2018-02-19 07:44:43

Suriye krizinde ilişkilerimizin giderek gerildiği ve hatta kopma noktasına kadar gelen ABD'den son bir hafta içerisinde peş peşe üst düzey isimler, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere ülkemiz yetkilileriyle önemli görüşmeler yaptılar.

Suriye'de "PKK/PYD terör örgütü bizim saha partnerimizdir" mesajı ile ABD'nin başlattığı, akabinde giderek Türkiye'yi aldatma ve oyalama girişimleriyle aynı terör örgütünü destekleyerek nihai aşamada bu ülkenin dörtte birlik alanını kontrol etmesini sağlayan süreçte Türkiye açısından artık yol bitti.

ABD'nin ya bu tutumundan vazgeçmesi yahut Türkiye'nin kendi yöntemleriyle PKK/PYD terör örgütünün sınırlarımızdaki (sınırlarımızın yanı başındaki) varlığının sonlandırılması zorunlu bir hale geldi.

Afrin'de icra edilen Zeytin Dalı Harekâtı bu yöndeki kararlılığın somut bir göstergesi olurken, Menbiç konusunda şayet ABD'li askerler PKK/PYD'li teröristlerin arasına karışırlarsa bunu ayırt etmek mümkün olamayacağından hedef alınacağının açıkça söylenmesi Türkiye'nin ne derecede ciddi olduğunu ortaya koymuştur.

Kuşkusuz ki bu şartlar altında ABD yeni bir yol açmanın arayışı içerisinde.

Hem PKK/PYD terör örgütüyle yürüttüğü işbirliğini canlı tutup, aynı terör yapılanmasını IŞİD sonrası Ortadoğu ile ilgili diğer planlarında kullanma arayışını sürdürüp, hem de Türkiye'nin hassasiyet ve beklentilerine cevap verebilecek bir formül üzerinde çalıştıkları mevcut durumdan belli oluyor.

Zira PKK/PYD terör örgütüne 2018 ve 2019 yılları için ABD Savunma Bakanlığı bütçesinden 550 milyon dolarlık pay ayırmaları Washington'un, PKK/PYD'den vazgeçmeyeceğinin en somut delilidir.

İşte bu yüzden ABD'de bölgesel planlama yapanlar aynı anda PKK/PYD'yi destekleyip, Türkiye'yi de ikna edebilmenin mümkün olmadığını açık ki hala anlayabilmiş değiller.

Ya da Türkiye'yi yeni bir takım vaatlerle oyalamayı sürdürebileceklerini düşündüklerine dair önemli deliller de mevcuttur.

ABD Savunma Bakanı Mattis'in, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli'ye akılları zorlayan şekilde "YPG (PKK'nın Suriye'deki silahlı kanadı) ile PKK'yı çatıştırıp ayrıştırabilecekleri" teklifinde bulunması da aynı çabanın ürünüdür.

YPG'nin kurulmasını sağlayan ve halen bu yapılanma içerisinde bulunan PKK'nın Kandil kadrosundan gelme çok sayıda terörist bulunurken, YPG ile PKK'yı birbiriyle çatıştırabilmenin mümkün olduğu düşüncesine kapılmak ahmaklık değilse bile Türkiye'ye karşı kurulan bir zaman kazanma telaşının parçasıdır.

ABD'nin böylesi bir söylemde bulunurken gerçekte, Türkiye'ye "Asıl amacımız İran'ın bölgesel etkinliğini sınırlandırmak" söylemiyle PKK içerisindeki İran'a yakın olduğu iddia edilen kesimi, kendilerine yakın olan teröristler aracılığıyla örgütten tasfiye etme çabası içerisinde olacağını işaret ediyor.

Bunun için belli ki Türkiye'ye "YPG'yi sizin için tehdit unsuru olmaktan çıkarabiliriz" düşüncesini kabullendirebileceği inancını taşıyorlar.

Hatta önümüzdeki günlerde Türkiye'ye karşı samimi olduğunu göstermek adına PKK terör örgütünün bazı üst düzey isimlerinin ölü ya da sağ olarak ele geçirilmesine yönelik girişimlerde dahi bulunabileceklerini söylemek gerekir.

Elbette bu isimleri ABD'nin, İran etkisi sebebiyle gözden çıkardığı ve Türkiye'ye karşı bir pazarlık unsuru olarak değerlendirdiği anlayışla şekillendireceği ortadadır.

Ne var ki böylesi bir adım atılsa ve ilk hissiyatla makul görülse dahi Türkiye açısından PKK'nın oluşturduğu tehdit tümüyle ortadan kalkmayacaktır.

Adı türlü amaç ve oyunlarla ister PKK olarak kalsın, ister PYD yahut YPG olsun, veya SDG densin, bölgede dört parçalı sözde Kürdistan'ın kurulması fikrinin sabit olduğu anlayış her yerde ve her zaman, Türkiye açısından imhası zorunlu olan öncelikli tehdit kabul edilecektir, edilmelidir.

Kaldı ki ABD'nin de bölgede böylesi bir yapılanma için uzun yıllardan bu yana uğraş verdiği açık bir gerçeklik, Ortadoğu hedefi açısından olmazsa olmaz olarak kabul ettiği önemli bir faktördür.

Geçmişte Irak'ta yapılanların bir benzeri bugün Suriye'de yapılmışken ve şimdilerde Suriye'de de Irak'ın kuzeyindeki yapılanmaya benzer olacak tarzda bu kez PKK/PYD'ye meşru bir yapı kurma arayışında olunması ABD'nin malum hedefinin açık ispatlarıdır.

Akabinde gelişecek sürecin İran'ı etkisi altına alması ortadayken, nihai aşamada Türkiye'nin hedefte olacağı ve hali hazırda da hedefte bulunduğu su götürmez bir gerçekliktir.

ABD şayet böylesi bir hedefinin bulunmadığını Türkiye'ye ispat etmek istiyorsa, Suriye'de sadece %7'lik nüfusa sahip bir kesime, üstelik bu kesiminde tamamını temsil etmeyen PKK/PYD'ye bu ülkenin dörtte birlik alanında kontrol sağlama çabası yerine, başta Türkiye'de bulunanlar olmak üzere iç savaş sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyelilerin topraklarına dönerek, tüm Suriyelilerin nasıl ve kimler tarafından yönetileceklerine hep beraber karar verecekleri bir iklimi oluşturacak yol izlemelidir.

Nitekim Türkiye'nin Suriye konusundaki temel yaklaşımı budur.

Aksi bir istikametin kabulü Türkiye açısından mümkün değildir.

Mevcut durumda ABD samimiyetini ortaya koyacak bir başka alan olarak Menbiç'teki PKK/PYD'li teröristleri boşaltarak Fırat Nehri'nin doğusuna çekmeye dair daha evvel verdiği sözü tutma eğilimi içerisinde olacağını da gösteriyor.

Elbette bu ABD'nin "yaptım oldu" anlayışını kabul etmekten daha öte, Türkiye'nin yerinde yapacağı kendi tespitleriyle doğruluğu değerlendirilebilecek bir çaba olacaktır.

İki ülke arasında Mart ayına kadar kurulacağı ifade edilen ortak mekanizmanın çalışma sahalarından bir tanesi de bu olacaktır.

Son olarak sözde uzmanlarca son günlerde bazı televizyonlarda sıkça tartışıldığının aksine ABD'nin ziyaretinin sadece Suriye konusuyla sınırlı kalmadığını söylemek gerekir.

ABD sene başında ilan ettiği Ulusal Güvenlik Stratejisi uyarınca başta Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu'da hayata koyacağı politikasında Türkiye'nin istediği takdirde, tüm hesaplarını bozabileceği gerçeğinden hareketle bizlerle temas trafiğini sıklaştırmıştır.

İki ülkenin ortak çıkarlarının şüpheye mahal bırakmayacak şeffaflık ve açıklıkta olmadığı takdirdeyse yine her iki kesim açısından ilişkilerin sorgulanması kaçınılmaz olacaktır.




 



Diğer Makaleleri

- FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR / Tarih : 2018-04-25 09:36:39
- BÖLGESEL HAMLELER VE TÜRKİYE'NİN KARARLILIĞI / Tarih : 2018-04-20 09:54:01
- SURİYE'DE OYUN YENİDEN KURULMAK İSTENİYOR / Tarih : 2018-04-16 09:05:55
- ORTADOĞU'DA YENİ HESAPLAR / Tarih : 2018-04-09 08:55:39
- ABD VE FRANSA'NIN TUTUMUNU NASIL OKUMALIYIZ? / Tarih : 2018-04-02 09:34:16
- RUSYA GERÇEKTE NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2018-03-30 09:10:50
- TERÖRLE MÜCADELEDE KANDİL VE SİNCAR'IN ÖNEMİ / Tarih : 2018-03-28 09:46:14
- AFRİN SONRASI ORTADOĞU'DAKİ YENİ DÖNEM / Tarih : 2018-03-23 08:18:25
- Dünya'da Güçlü Liderlik Dönemi Başladı / Tarih : 2018-03-21 08:03:36
- TÜRK MİLLETİ'NİN ŞAHLANIŞI / Tarih : 2018-03-18 09:01:19
- YUNANİSTAN SALDIRGANLIĞINI ARTIRIYOR / Tarih : 2018-03-16 08:08:45
- BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR / Tarih : 2018-03-12 08:21:03

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »