Ortadoğu Gazetesi

BIST
92,708
%1,11
USD
5,3016
%-1,48
EUR
6,0413
%-1,38
Altın
208,8350
%-1,28
SON DAKİKA

DEĞİŞEN KÜRESEL KOŞULLARDA TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİ

İsmail Özdemir / 2018-04-06 08:43:38

15 Temmuz FETÖ merkezli darbe girişimi, Fırat Kalkanı Harekatı'na yönelik takınılan uluslararası tutum, PKK/PYD terör örgütüne yönelik IŞİD'le mücadele bahanesiyle artırılan destek, Zeytin Dalı Harekatı'nın oluşturduğu memnuniyetsizlik gibi önemli kırılmalar Türkiye'nin alışılageldik müttefikleriyle ilişkilerini zorlayan ve yeni etkilere açık bir döneme sokan gelişmeler oldu.

Türkiye ne zaman kendi milli güvenliği ile ilgili bir sorun yaşasa doğrudan ya da dolaylı olarak aynı konuların içerisinde bir Avrupalı veya NATO müttefikinin çıkması tabi olarak ilişkilerin kırılmasına ve güven kaybına yol açıyor.

Bütün bunlar giderek fazlalaşan konu başlığı ile beraber düşünüldüğünde önümüzdeki vadede müttefiklik ilişkilerimizin sadece sözlü boyutta değil, resmi olarak da sorgulanıp bunun karşısında yeni seçeneklerin devreye sokulması zorunluluğunu doğuracak bir gündeme kapı aralaması muhtemel görünüyor.

Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin'in ülkemize yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştükleri konular ve alınan kararlar bizlere Soğuk Savaş döneminin özelliklerinin dışında yeni dönemin alışılageldik ilişkilere rağmen daha çok zorunlu ve çıkar eksenli şartlarını karşımıza getiriyor.

Suriye meselesiyle birlikte ve özellikle 15 Temmuz 2016 sonrasında, üstelik Rus uçağının düşürülmesine rağmen gelişmeye başlayan ilişkiler bugün Türkiye ve Rusya'yı yoğun ve giderek sertleşen küresel rekabette önemli bölgesel partnerler haline getirdi.

Bir dönem sadece ticari ve enerji merkezli yaşanan ilişkilerin seyri artık giderek daha fazla güvenlik konularını da içerisine alan stratejik yakınlaşmayı da doğurmaya başladı.

Üstelik güvenlik politikaları anlamında sürdürülen ilişkiler Suriye anlamında sadece birinin diğerinin hamlelerine saygı duymayı değil (belirgin ayrışma PKK/PYD terör örgütü ve Esad rejiminin algılanmasında mevcut), önceden haberdar etme, beraber hareket etme ve dahası karşılıklı silah ticareti ile ortak teknoloji transferi konularını da hayata geçirmeye başladı.

Tarihi ilişkilere sahip olan Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin ortaya çıkardığı tecrübe iki ülkenin birbirleriyle mücadeleye koyulduğu hatta savaştığı zamanlarda, savaşın sonucu ne olursa olsun asıl kazananın başka ülkeler olduğunu ortaya koymuştur.

İstiklal Harbi döneminden başlamak üzere her ne kadar kendi siyasi etkinliğini yaymak için olsa da Türkiye ile yakınlaşma eğiliminde bulunan Rusya'nın, Stalin döneminde (SSCB yıllarında) yaptığı belirgin hatalar (Kars ve Ardahan'ın istenmesi ve İstanbul Boğazı'nın kontrol edilmesi talebi) Karadeniz'in iki komşu yakasını rakip saflara itmişti.

Türkiye bu durum karşısında Kore Savaşı'ndan başlamak üzere Batı bloğu ülkeleriyle savunma anlamında aynı safta buluşmuş ve NATO'nun ikinci büyük gücü olarak SSCB karşısında önemli bir konuma sahip olmuştu.

Ancak Putin liderliğindeki Moskova bugün sağlam ticari bağlar kurup, Türkiye'nin müttefiklerinin kendisini yalnız bıraktığı bir ortamda akılcı siyaset takip ederek kendi güvenliğini de tesis etmek üzere yine Türkiye'nin milli güvenlik kaygılarının giderilmesi eğiliminde bir siyaset izlemesi bilindik yaklaşımların değişmesine yol açtı.

NATO müttefiki ülkelerin Türkiye'ye, üstelik taahhütleri bulunmasına karşın ve ücreti mukabilinde alınması girişimlerine rağmen hava savunma sistemleri satmaya yanaşmaması Türkiye'nin aynı ihtiyacını Rusya'dan karşılaması sonucunu doğururken, Erdoğan-Putin arasındaki Ankara'daki buluşmada diğer bazı silah sistemleri konusunda da işbirliğinin yapılabileceği, bunun düşünüldüğünün duyurulması şüphe yok ki düşünülenin de ötesinde yeni koşulların doğabileceğini işaret ediyor.

Örneğin Ankara'da iki ülkenin liderlerinin buluştuğu ve karşılıklı ilişkileri nükleer santral inşası dahil olmak üzere yüksek stratejik işbirliği düzeyine doğru hızla çıkardığı saatlerde ABD'nin İncirlik'teki üsten 40 ton ağırlığa sahip bazı silah depolarını "nereye gittiği belli olmayan" yeni bir alana taşıması manidardır.

15 Temmuz sonrasında İncirlik Üssü'nde bulunan nükleer bombaları başka yerlere taşımayı düşünen ABD açısından tam da Türkiye'nin Rusya ile nükleer işbirliği yaptığı gün İncirlik'ten "içeriği bilinmeyen silahlarını" taşıması elbette dikkatlerden kaçmamıştır.

Son birkaç yıldır özellikle Suriye siyasetinde izlediği yanlışları göremeyen, PKK/PYD'ye verdiği desteğin Türkiye açısından yaratacağı sonuçları doğru tahlil edemeyen ABD, Türkiye ve Rusya arasındaki yakınlaşmanın baş aktörü ve gerçek müsebbibidir.

Fakat Türkiye ve Rusya'yı birbirine daha fazla yakınlaştıran bir etki yaratmayı başaran ABD açısından asıl büyük sorun Suriye'de değil, küresel siyasetin geneli açısından önem arz eden ve neredeyse tamamı Türkiye'nin etrafında bulunan önemli bölgelerde yaşanan/yaşanacak kırılmalarla kendisini gösterecektir.

Mevcut durumda Türkiye'nin NATO'ya üye olmaması gerektiğini savunan ülkelerin sayısında giderek bir artış yaşanırken, bunun vuku bulması durumunda NATO'nun eski gücünde olmayacağını görememeleri yahut buna aldırış etmemeleri ise ayrı bir çelişkidir.

Bütün bunların yaşandığı bir dönemde kırılmanın yaşandığı gelişmelerin sadece Türkiye'yi ilgilendirdiğini söylemek ise güçtür.

Örneğin ABD'ye rağmen İngiltere, Çin ile işbirliğini geliştirme arayışında yoğun bir gayret sarf ediyor.

Ya da düne kadar resmi olarak tanımadığı İsrail için Suudi Arabistan'ın, gelecekteki kralı olması kuvvetle muhtemel olan Muhammed bin Selman öncülüğünde bugün "bölgesel ortak" tanımlaması içerisine girmesi malumdur.

Veya ABD'nin SSCB'nin çevrelenmesi ve yıkılması sürecinde "Yeşil Kuşak" adını verdiği projede önemli bir rol üstlenen Pakistan'ın bugünlerde ABD ile açıktan gerginlik yaşayıp giderek Çin'e daha fazla yakınlaşması gibi...

Değişen koşullar altında dünyada değişmeyen hiçbir yaklaşım kalmayacak gibi duruyor!

Çünkü sistemin kendisi büyük bir dönüşümün eşiğinde ve bu kaçınılmaz olarak gerçekleşecek.

Ancak bir noktada bu kadar fazla gücün, rekabet ettikleri sahalar çoğalıp, anlaşmazlıklar artarken ve gerek ticari gerekse diplomatik olarak karşılıklı hedef seçimleri yaparlarken, dahası birbirlerine silah göstermeye başladığı bir dönemin ardından "Nasıl bir küresel denge kurulacak?" işte bu sorunun yanıtı henüz belirsizdir.

Zaten olan biten bunca hızlı gündemin esrarı da bu sorunun cevabının bulunmak istendiği günlere yaklaşmış olmamızdan kaynaklanıyor.

 




 



Diğer Makaleleri

- FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR / Tarih : 2018-04-25 09:36:39
- BÖLGESEL HAMLELER VE TÜRKİYE'NİN KARARLILIĞI / Tarih : 2018-04-20 09:54:01
- SURİYE'DE OYUN YENİDEN KURULMAK İSTENİYOR / Tarih : 2018-04-16 09:05:55
- ORTADOĞU'DA YENİ HESAPLAR / Tarih : 2018-04-09 08:55:39
- ABD VE FRANSA'NIN TUTUMUNU NASIL OKUMALIYIZ? / Tarih : 2018-04-02 09:34:16
- RUSYA GERÇEKTE NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2018-03-30 09:10:50
- TERÖRLE MÜCADELEDE KANDİL VE SİNCAR'IN ÖNEMİ / Tarih : 2018-03-28 09:46:14
- AFRİN SONRASI ORTADOĞU'DAKİ YENİ DÖNEM / Tarih : 2018-03-23 08:18:25
- Dünya'da Güçlü Liderlik Dönemi Başladı / Tarih : 2018-03-21 08:03:36
- TÜRK MİLLETİ'NİN ŞAHLANIŞI / Tarih : 2018-03-18 09:01:19
- YUNANİSTAN SALDIRGANLIĞINI ARTIRIYOR / Tarih : 2018-03-16 08:08:45
- BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR / Tarih : 2018-03-12 08:21:03
- Dünyada Son Dönemde Yaşananlar Neyin İşareti? / Tarih : 2018-03-07 08:09:19

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »