Ortadoğu Gazetesi

SON DAKİKA

"ECNEBİ BURJUVA" VE "ÜMMET BURJUVA"NIN İŞBİRLİĞİ İLE FRANKEŞTAYN AÇILIMLAR: "OTTOMANIA"VE GDO

Ramazan K. Kurt / 2009-11-04 09:42:39

Osmanlı'dan cumhuriyete Türkiye, "ecnebi burjuva ile "ümmet burjuva"nın zaman zaman "siyasal laiklik"-"siyasal İslam" temeline dayalı "sen-"ben" savaşına, zaman zaman da "vay be bunca yıldır nasıl da birbirimizi anlayamamışız" hayıflanması ile işbirliği yaptıklarına şahit olur. Her ikisi de beslendikleri köken gereği milli ve yerli değildir.

3 Kasım 2002 genel seçimleri ile iktidara gelen AKP, Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine en yüksek, en kapsamlı "ecnebi burjuva", "ümmet burjuva" işbirliğinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Temelde "ecnebi burjuva" Batı sermayesine yaslanmışken "ümmet burjuva" Vahabi sermayesine yaslanmıştır. Her ikisinin ortak işbirliği içinde olduğu kesim ise Yahudi sermayesidir. Nitekim Yaser Arafat öldüğünde yaklaşık bir milyar dolarlık şahsi servetinin Wall Street'deki Yahudi bankerler tarafından işletildiği ortaya çıkmıştı.

Rahmetli Seyyid Ahmed Arvasi'ye göre Türk milleti ve devleti birkaç asırdan beri başka ülkelerin sosyo-ekonomik politikalarının gözü kapalı taklitçisi durumuna getirilmeye çalışılıyor. Bunun için gelişmiş ülkeler çeşitli yollardan elde ettikleri, devşirdikleri içimizdeki yabancılaşmış kadroların desteğinde, onlar marifetiyle tezgâhlanmaktadırlar. Türk ve İslam dünyası, bu yöntemle sömürülen bir Pazar durumuna getirilmiştir. (Seyyid Ahmed Arvasi, "Milli Ekonomi Meselesi", s. 59, Ekonominin Tarifi ve İslam, T.İ.Ü. C.II, İstanbul 1988)

Burjuva kimdir?

"Üretim araçlarının ferdi ve kollektif sahiplerinin tümü, orta ve büyük burjuvaziye dâhildir. Sanayi şirketlerinin ve mali kurumların yöneticileri ile ticari şirketlerin yöneticileri ve keza gayrı menkul promotörleri ve büyük toprak sahipleri de orta ve büyük burjuvaziye girer. Büyük hissedarlar, yatırımcılar, rantiyeciler ve genel olarak hayatlarını kapitalist gelirlerle sürdüren herkes burjuvadır…"(Bouvier/İbarolla/pasquaralli)

Türkiye'de burjuva milli kökenleri olmayan komprador burjuvadır. Emperyalizm 19. Yüzyıl boyunca Hindistan'da, Çin'de, Çinhindi'nde, Okyanusya'da, Güney Amerika'da ihtiyacı kadar bir komprador burjuvazisi meydana getirmeyi başarıyor, elbette Osmanlı Türkiye'sinde de.

"Osmanlı'da komprador burjuvazisi gayrı Müslim halktan devşirilmiştir. Ecnebi sermaye, emperyalist düzeyde mülke girdikten sonra, Galata, Pera, Selanik, İzmir ve Beyrut şehirlerinde, Levantenler, Museviler, Ermeni ve Rumlar, yavaş yavaş Osmanlı kültür sentezinden kopup, çıkarlarını birleştirdikleri ecnebilerin, kültür dairelerine girerler. Bu şehirlerimizde komprador burjuvazisine mahsus bir alafranga yaşama biçimi alır yürür ki, bilahare "seçkin" Türk aileleri ve aydınları, ecnebi -daha ziyade Avrupai- karakterlerinden, bu yaşama biçimlerini "ilericilik" sanacaklardır. O yüzdendir ki, 1950'li yıllara kadar İstanbul'da özellikle Beyoğlu, Şişli, Maçka üçgeni içinde aynı yaşama biçimi, özenle sürdürülecektir… Bu çevrenin bir görgüsü, göreneği yok değildi, vardı ya, bunu Osmanlı'nın, dolayısıyla bizim görgü göreneğimiz sanmak, fevkalade yanlıştır." (Attila İlhan, Aydınlar Savaşı, Bebekus Kitapları, Şubat 1991, s. 66)

Atatürk milli burjuvazi ihtiyacını ve zaruretini fark ettiği, hayati derecede önemli bulduğu için 17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi'ni toplamıştır. Dikkat edilirse bu kongre daha cumhuriyet resmen ilan edilmeden önce gerçekleştirilmiştir. Esasen, mecburiyetten Atatürk'ün "devlet serasında yetiştirdiği/yetiştirebildiği milli burjuvazi" yeterli sayı ve kalitede olmasa da; o eski komprador, ecnebi sermayesiyle yabancı kültürü Türk yurduna aktarmış, ona yaşama adacıkları halinde sokmuş olan "Levanten burjuvaziyi" tasfiye etmeye başlamıştır. Atatürk'ün "milli devlet milli iktisatla olur" kararlılığına paralel olarak yabancı sermayeli işletmeleri milleştirmesi, Levanten burjuvazinin iktisadi dayanaklarını ortadan kaldırmıştır. İşte bu noktada Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "zamansız ölümü"nden sonra Türkiye'nin başına musallat olan "İnönü Atatürkçülüğü/ Kemalizm"i Cumhuriyet Türkiye'sini tam bir açmaza sokmuştur. Birincisi, İnönü Kemalizm'i Türk milletinin büyük çoğunluğunda "Atatürk'ü öldürmüştür".12 Eylül 1980 ihtilalı 28 Şubat 1997 post modern darbesi ve 27 Nisan elektronik bildirisi ise devletin kurucusu, sahibi, Hanefi ameli-Maturidi itikadındaki ana omurga Müslüman Türk'e ve onun milli-İslami değerlerine karşı savaş açmıştır. Üstelik bu savaşı en bayağı şekliyle "Atatürkçülük" üzerinden yürütmüştür.

İkincisi, "İnönü Atatürkçülüğü", cumhuriyetin temelindeki, "milli laik, üniter" yapıtaşlarından laikliği "siyasal lasizm"e dönüştürerek, cumhuriyeti kuran, İstiklal Harbi'ni aşar ve ağnam vergileri ile finanse eden Müslüman Türk'ü ezmek için kullanmıştır. Onun dinini öğrenmek, yaşamak isteği "gericilik" sayılmış, "hey kasketli kasketli" sözleriyle alaya alınmıştır. Elbette bu durumu fark eden "Batılı servisler" gardını alarak Hegelizm'in tez-antitez diyalektiğine uygun olarak "siyasal İslam"ın gelişmesi/büyümesi için ellerinden geleni yapmışlardır. Türkiye'deki "siyasal İslam", Arnold Toynbee'nin "kuzey Müslümanlığı" dediği "Semerkand-Buhara-İstanbul eksenindeki Hanefi-Maturidi Anadolu/Türk İslam'ından çok farklıdır. Eşari-Vahabi-Müslüman Kardeşler, Arap İslam anlayışından beslenen Türkiye'deki "siyasal İslam", başlangıçta siyasal olarak Batı tarafından desteklenmiş, iktisadi olarak da Vahabi sermayesi tarafından beslenmiştir. Türkiye'deki "siyasal İslamcı" mahfillerden "ümmet burjuvası" katsayısını artırma misyonu 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte ABD/AB/İsrail tarafından desteklenen Turgut Özal-Kenan Evren ikilisine havale edilmiştir. Bir düşünün, neo-liberal ve laikçi Kemal Derviş, "İslamcı" neo-liberal Turgut Özal ve "Atatürkçü" neo-liberal Kenan Evren el ele veriyorlar. 1923-1980 döneminin 57 yıllık "sosyal" devletini şıp diye "liberal" devlete çeviriyorlar. Bu sonuç, Cumhuriyet Türkiye'sinde "ecnebi burjuva" ile "ümmet burjuva"nın ortaklaşa ilk elde ettiği kesin "zafer"dir.

Eski Dışişleri Bakanlarımızdan Turan Güneş TBMM kürsüsünden şöyle seslenmişti: "1950'lerden beri hangi parti iktidarda olursa olsun, Türk ordusunun yardımı olmadan siyasete düzen veremedikleri bir gerçektir." Neden 1950'den beri? Çünkü bu tarihten sonra Türkiye'de "İnönü Kemalizm"inden kopukluklar baş göstermiş, İnönü Atatürkçülüğünde gedikler açılmıştır. Dolayısıyla TSK her müdahale imkânı sırasında genel politikanın "İnönü Kemalizm"ine uygun rötuşunu yapmıştır.

Üçüncüsü, İnönü Kemalizm'i Gazi Atatürk'ün Türk milliyetçiliği çizgisindeki "milli eğitim"i Hasan Ali Yücel ve türevlerinin marifetiyle "milli" rayından çıkarmış, Yunan klasikleri ilköğretime kadar sokulmuş, kadim Batı'da ne bulunduysa Türkçeye çevrilmiştir. Buna karşılık ne kadar Türk-İslam değer varsa "ötekileştirilmiştir". Bu süreç halen işlemektedir. Kuru bilgi ile kültür arasındaki en önemli farklardan biri, kültürün bağlamlar içinde düşünmeyi sağlayan bir milli birikim, bir değerler kazanımı olmasıdır. İşin özünü, Türk Müslüman kimliği hiç hesaba kalmaksızın kafaları Avrupai, sırf bölük pörçük kuru bilgilerle doldurursanız ortaya "Avrupalı" değil, Avrupa'nın "devşirmesi" çıkar. İster "laikçi" ister "İslamcı". Yani Avrupa'ya (Batı'ya/Araplara veya bir başkasına) zahiri sebeplerden ötürü hayran, fakat hayranlığının nedenini açıklamaktan dahi aciz bir uşaklar grubu. Sonra bu sakatlığı "Atatürkçülük", "laiklik", "İslamcılık" yutturmacasıyla Türk milletine pazarlamaya kalkışmak -eğer işin içinde bir başka hinoğlu hinlik yoksa- enayilikten başka bir şey değildir. Ancak usturuplu bir tarz içinde "frankeştayn açılımlar" bize Türkiye'yi üçüncü sınıf bir devlet durumuna düşürmek projesinin olduğuna dair karineler gösteriyor.

1938'den beri senfoni orkestrası ve piyanist "harika oğlanlar/kızlar" yollaya yollaya bir türlü Avrupalı olduğumuzu, AB'ye üye olmak istediğimizi, Batılı olduğumuzu ispatlayamadık ama bir tür "bisiklete binen maymun" sendromu meydana getirdik. Çünkü artık Türk subayının başına geçirilen çuvaldan "müzik notası" çıkarıyoruz. Kıbrıs deyince "win-win" diyerek, Girit'i hatırlatanlara da "Sevr sendromu" geçiriyor diyoruz.

Hızımızı alamıyoruz. "Kürt açılımı" yaparak TSK'nın helikopterleri ile hâkim ve savcıları taşıyarak, Irak'ın kuzeyindeki dağlardan "düz ovaya" inerek Habur'a gelen PKK'lılara "suçlu değilsin" kararlarını "hoş geldin" beratı olarak ayaklarına götürüyoruz. Aylar önce "Kürt açılımı ABD projesidir" diyen MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin haklı olduğu ortaya çıkıyor ama Başbakan Devlet Bey'i de ne hikmetse mahkemeye veriyor.

Açılımları seviyoruz. "Ermeni açılımı" yaparken Ermeni işgali altındaki Karabağ denen Türk toprağını ağzımıza almıyoruz. "Soykırım" iftirasını ise ne duyduk ne gördük. Azerbaycan Türk bayrağını Ermeni dostlarımız gücenmesin diye Bursa Atatürk stadına sokturmuyoruz. Ahali "edepsizlik" edince de FİFA'yı yardıma çağırıyoruz. Maksat "İslamcı" ve "yeni Osmanlı" dış siyaset bağlamında "komşularla, dünya ile SIFIR problemli" bir dış politika. Bundan iyisi Barzani denen eşkıya başının PKK konusunda Davutoğlu'na çıktığı destek. Bütün bu olup bitenleri bir yandan alkışlayan Batı basını ve düşünce kuruluşlarının uzmanları diğer taraftan olup bitenlere "Ottomania" (Osmanlı çılgınlığı) demekten de geri durmuyorlar. Özal döneminin "mozaik" Türkiye'si Gül-Erdoğan-Davutoğlu troykası tarafından "Yeni osmanlı" denilen bir "frankeştayn"a dönüştürülmek isteniyor. Bu yapıda Müslüman Türk "52 etnik unsur"dan biri olacak.

En son "açılım" ise AB ülkelerin "frankeştayn ürün" adını taktığı GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar) yönetmeliği. Daha ortada kanunu yok, AP'nin "Diyarbakır kliği" milletvekillerinden Tarım Bakanı Mehdi Eker GDO yönetmeliğini "tam liberal" çıkarmakta beis görmedi. İşte bu açılım ne Kürt tanır ne de Türk, "52 etnik grup" Anadolu insanının zürriyetini kurutur.

Sahi ömürlerinin dörtte üçünü ABD'ye, AB'ye ve Yahudilere ve İsrail'e sövmekle (!) geçiren "ümmet burjuvazi" ile iktidara taşıdıkları Gül ve Erdoğan şimdilerde neden Yahudiler tarafından sinagoglarda kutsanıyorlar? Eğer Sayın Devlet Bahçeli -kazara kilisede veya sinagogda Sayın Gül ve Erdoğan gibi kutsansa Türk milleti ve hele hele "ümmet burjuvazi" ne derdi?

Yorumsuz kısa enstanteneler:

Harvard Üniversitesi ve ABD Eğitim Bakanlığı Ayvalık'ta "yoğun Osmanlıca yaz okulu" açtılar. (Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi, 4 Temmuz 1999)

Abdullah Öcalan: "Çözüm Osmanlı eyalet modeli". (Özgür Politika, 22 Nisan 2003)

ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'nda on gazeteciye Osmanlı dersi verildi. Dersi üç tanınmış Türk tarihçi verdi. (Aydınlık, 14 Eylül 2003)

Eski CİA ajanı Bin Ladin Osmanlı düzenini özlüyor. (Akşam gazetesi, 22 Ekim 2002)

Başbakan Erdoğan ile ABD'deki Nakşibendî-Halidi Tarikatı şeyhi Hişam Kabbani görüşmesine ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman da katıldı. (Akşam gazetesi, 29 Ocak 2004)

Türk bilinen Sabataycı bir halife atanacak. (Aytunç Altındal-Mehmet Şevket Eygi, Tempo dergisi, 3 Haziran 2004)

Halife İstanbul'dan yönetecek. (Güler Kömürcü, Akşam gazetesi, 26 Temmuz 2005)

Evet, biz de soralım: Hangi Osmanlı? Ve Batı 1699 Karlofça öncesi, hele hele 1453 yılının Osmanlı İmparatorluğu'nu ister mi?

Cumhuriyet Türkiye'si "Ottomania" ya sürükleniyor.




 



Diğer Makaleleri

- Türk milliyetçiliğine karşı, "Siyasal İslam" / Tarih : 2010-01-23 13:59:52
- TÜRKİYE'DE SİYASAL PÜRİTENİZM... / Tarih : 2009-10-13 10:06:54
- Erdoğan ve "Etnisiye İle Katolik Nikâh" / Tarih : 2009-08-26 11:49:59
- Dün Bugündür Ama…" / Tarih : 2009-07-21 15:08:14
- "SIFIRCI" DIŞİŞLERİ BAKANININ VE ERDOĞAN... / Tarih : 2009-07-13 11:32:42
- PARANIN DİNİ İMANI VE IRKI VARDIR / Tarih : 2009-05-28 10:09:18

Diğer Ramazan K. Kurt Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7  İleri »