Ortadoğu Gazetesi


SON DAKİKA   Bostan: Öğretmen rotasyonuna hayır   |  Herkesi oy vermeye davet ediyorum   |  İsrail, kana doymuyor   |  Hükümet, yargıyı da siyasallaştırdı   |  Yurt dışında oy verme bugün başlıyor   |  Bu da dönüş çilesi   |  Yanan otobüste 52 yolcu faciadan kurtuldu   |  ABD, Kürt petrolüne elkoydu   |  Libya'dan kaçan kaçana   |  Bayram tatilinin trafik bilançosu ağır   |

Eüzü Besmele'nin Sırları ve Fazileti

M. Günay SIDDIKOĞLU / 2010-01-17 13:52:46

Konuya Giriş Âyetleri :

"Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm

"Feizê gara'tel gur âne fezteiz billâhi mineşşeytânirracîm." (Nahl-98)

"İnnehû leyse lehû sultânün alel lezîne êmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûne." (Nahl-99)

"İnnemâ sultânühû alellezîne yetevellevnehû vellezînehüm bihî müşrikûne*(Nahl-100)

Meali:"Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır." (Nahl suresi/98-100)

"innehû min süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm" (Neml-30) ( Meali: Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır.)

 

EUZÜ BESMELE'NİN SIRLARI VE FAZİLETİ

"Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm"in toplu olarak manası:

"Ben, Allahü teâla'nın rahmeti ilâhiyesinden kovulmuş, tardolunmuş, taşlanmış şeytanın şerrinden, kötülüklerinden ve vesvesesinden Allah'a sığınırım; Rahman ve Rahim (olan) Allah'ın adı ile başlarım" demektir.

Eûzü İstiâze Ve İlticadır

"İstiâze, Allah'a sığınma, her türlü şer ve şerlilerin şerrinden Allah'a sığınmak demektir." Müslüman Eûzü'yü okumakla kendisini şeytanın şerrinden, himaye ve korumasında bulundurması için,Yüce Allah'a sığınmış, O'nu kendisine yardımcı ve dayanak kabul etmiştir.

İslâm âlimlerine göre Eûzü, Bir şeyi Allahü teâla'nın hıfz ve eman'lığına (eminliğine-güvencesine), O'nun korumasına ısmarlamaktır. Eûzübillâhimineşşeytânirracîm diyen mü'min, kendisini Allah'a emanet etmiş ve "Ey Allah'ım ! ben kendimi sana emanet ediyorum" demiş ve kendisini Allah'a teslim ve emanet etmiş olur.

Bir başka görüşe göre Eûzübillâhimineşşeytânirracîm demekten maksat, izin almak, kapıyı çalmaktır.

Bir hükümdarın, valinin veya müdürün makamına gelen, nasıl ki izin almadıkça içeri giremezse, bunun gibi Kur'an okumak isteyen kimse de Kur'an okumak, Allah'a münacatta bulunmak, O'nunla konuşmak için Eûzü'yü çekmekle hem izin almış hem de çeşitli şekillerde kirlenmiş olan dilini temizlemiş olur. Nitekim Cenâbı Hakk, Kurân'da şöyle buyuruyor:

"Feizê gara'tel gur âne fezteız billâhi mineşşeytânirracîm." (Nahl-98)

"İnnehû leyse lehû sultânün alel lezîne êmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûne." (Nahl-99)

"İnnemâ sultânühû alellezîne yetevellevnehû vellezînehüm bihî müşrikûne*(Nahl-100)

"Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır." (Nahl suresi/98-100)

Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki:

"Cibril bunu (Eûzü'yü) bana böylece Levh-i Mahfuz'dan getirip okuttu."

"Cebrail'in Peygamber Efendimiz'e ilk indirdiği şey İSTİAZE ve BESMELE'dir. Kur'an'da "Rabbin adıyla oku!" emri de buna işarettir." (Sırlar Hazinesi, s.296 C. Yıldırım) (İkra' bismi rabbikellezi halag..)

Kul, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm demekle, kendisini Allah'a teslim etmiş, başta şeytanların, cinlerin, insanların kötülülerinden, hastalıktan, fakirlikten, yanmaktan, boğulmaktan ve akla gelecek her türlü dert ve belâlardan, kalpte doğacak olan kibir, gurur, riya, nifak, şirk gibi kötü huylardan, nefsin kötü ve şiddetli arzularından, bid'at ve sapıklıklardan Allah'a sığınmış olur… EÛZÜ BİLLÂHİ.. bütün bunları içine almaktadır.

Şeytan, kalbimizi her türlü vesveseyle bozmaya, bize her türlü kötülüğü yaptırmaya çalışır. İşte bu fena hareketinden dolayı Cenâbı Hakk şeytana "Hannâs" ismini vermiştir. Hannâs,"geri çekilerek veya büzülerek, sinerek fırsat bulunca vesvese vermek için dönüp gelen. Sinsi şeytan, Eûzü besmeleyi çekince kaçan, gaflete dalınca musallat olan şeytan demektir." Eğer Mü'min Allah'ı çokça anan-zikir eden bir insan ise, kalbi zikrin nuru ile dolu olduğundan, şeytanın vesvesesi oraya, o mü'minin kalbine giremez. Şeytanın Allah'ı çokça anan ve zikreden mü'mine bir zararı dokunamaz. Ancak bu, Allah'ın çok sevdiği alim, arif, abid, ve zahid kulları için mümkün olabilir. Bu konuda Muhammed Tirmizi hazretleri şöyle buyurur:

"Kalp, akıl ve marifet mahallidir. Şeytanın zafer bulmağa kasdettiği mecra esasen kalpdir. Şeytan önce insanın Sadr'ına (kalbi üzerine-göğsüne) gelir. Zira, insanın sadrı-göğsü kalbinin hisarıdır. Şeytan sadra yol bulup girerse gam, keder, hırs, tamah, şeytani hatıralar ve türlü kötü fikirlerle kalbi doldurur. Kalb, bu fenalıklarla doldukça daralır. Artık o kalbin sahibi maneviyattan uzak olur ve gözü dünyayı görür, başka bir şey görmez. İbadet ve taatten bir lezzet bulmaz. Fakat başlangıçta mü'min kalbe hücum eden bu şeytani fikirleri, kötü vesveseleri şeytanın düşmanlığını bilerek kalbin hisarı olan göğüsten uzaklaştırırsa, bu akibete girifdar olmamış olur. (Bu kötü şeyden kurtulmuş olur) İnsanın kalbini şeytanın vesvesesinden muhafaza etmesi; üzerine düşen en birinci vazifedir. Bunun için en tesirli silahı "Eûzübillâhimineşşeytânirracîm" kudsi kelimelerini okumaktır. Bunu Allahüteâla; Cenab-ı Peygamber Aleyhisselatü vesselam efendimiz hazretlerine Kur'an'ı Kerim'de:

"Habibim sen Kur'an-ı okuduğun zaman, Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın" (Nahl suresi 98. âyet) buyuruyor.

Bu yüce ve kudsi kelimelerin toplu olarak anlamlarında bir çok esrar gizlidir.

Birincisi: Mü'min Eûzübillah yani ben Allah'a sığınırım demekle kendinin acizliğini, sığındığı Cenab-ı rabbûlalemin hazretlerinin ise; büyüklüğünü, yüceliğini itiraf etmiş oluyor. Bu ise Allahü Teâla hazretlerine yaklaşmanın en sağlam ve müessir yoludur. Ebu Bekir Sıdık hazretleri:

"Acizlikten başka vusul (Vasıl olma-kavuşma) çaresi olmayan Allah'a hamdolsun" demiştir.

Evliyaullahın büyüklerinden Bayezıd-ı Bestami, Allahü teâla'ya geceli gündüzlü otuz yıl ibadet ibadet etmişti. Allahü teâla, Bayezıd'a :

"_ Ey kulum Bayazıd! Benim hazinelerim ibadet ve taatle doludur. Bana kurbiyet etmek dilersen (yaklaşmak istersen) bana acizlikle gel" buyurdu. İşte bu da bunun, kulun Allahü teâla'ya karşı acizlik göstermesi gerektiğinin en birinci delilidir. Cenabı Hakk'ın da kullarından istediği budur. İbadetin ruhu ve gerçekleşmesi, insanın kudret, kuvvet, azamet sahibi Cenab-ı Allah'a aczini kavlen (söz ile) ve fiilen itiraf etmesi demektir.

Eûzü İbadetin Birinci Basamağıdır

Nasıl namaza el, ayak ve sair azaları yıkamak suretiyle abdest alınarak başlanıyorsa; kalbin temizlenmesi, onun; şeytan tarafından kalbe gelen vesveselerden, kötülüklerden arınması suretiyle mümkündür. Bu da Eûzübillahimineşşeytanirracîm demekle olur. Eğer bir mü'min bunu halisane bir doğrulukla söyler ve Allah'a sığınırsa kalbindeki riya, kendini beğenmişlik, gurur, hasedlik (kıskançlık) gibi kötülükleri atmış, kalbini temizlemiş olur. Ondan sonra da Bismillahirrahmanirrahim kelimesini söylemek için yol açılır. Bunun için arifler Eûzübillahimineşşeytanirracim'i ibadet ve taatin birinci makamı olarak görürler, Eûzüsüz ibadet ve taate başlamazlar. Abdestsiz Kur'an'a yapışmak, namaz kılmak doğru olmadığı gibi, eûzü'süz ibadete başlamak da doğru olmaz. Eûzü birinci makam, besmele de ikinci makamdır. Eûzü ile şeytanın şerrinden sığınmak, besmele ile de neye niyet ederek başlamışsa o şeyi Allahü teâla'nın hıfzı emanına ısmarlamaktır. Yani O'na sığınmaktadır.

Şeytanların hepsi küfür üzeredirler. Yani, kafir, şer ve haindirler. Şer üzere yaratılmış olduklarından daima kötü işler yapmaktan zevk alırlar. İblis şeytanların babasıdır. Bütün şeytanların onun soyundandır. Şeytan kıyamet gününe kadar yaşayan ins ve cinne nispeten sayılmayacak kadar çok bir mahluktur. Hile ile aldatması çok olduğundan; kulun bunlardan, bu büyük tehlikeden sakınması için Allah'a sığınması lazımdır. Cenabı Hakk Peygamber Efendimize Kur'an-ı Kerim'de:

"_ Habibim sen, şeytanların vesvesesinden sana sığınırım de ve Yarabbi onların (Şeytanların) benimle olmalarından sana sığınırım de" (Mü'minun/97-98) buyurmuştur.

Şeytan türlü vasıtalarla, çeşitli sebeplerle insanları şerre yaklaştırır. Hatta hayrı vasıta kılarak insanı sonunda (Allah muhafaza buyursun) dalalete düşürür.

Sözgelişi bir mürşide gelir, onun kibir ve gururunu tahrik eder. İbadetten gaye, kulun yaratanına her türlü riyadan, gösterişten uzak kalarak kulluk etmesidir. Şeytan insanı gurura ve kibire sevk ederek, insanı salih amelden alıkoyar.

Şeytan, Adam ile Havayı bu meyveden yerseniz cennette ebedi kalacaksınız diye kandırdı. Ardında içimizdeki şeytan yani nefsimiz devreye girdi ve Cennette ebedi kalalım diye yasaklanmış olan meyveyi yedik. Nefis şeytanın taşeronudur. Onun için nefsimizin esiri olmayacağız. Nefsinin esiri olan şeytanın esiri olmuştur.

Meyveyi yedikten sonra adem ve Havva çırılçıplak kaldılar ve yapraklarla mahrem yerlerini örttüler-utandılar ve pişman oldular ve hatalarını kabul edip tövbe ettiler.

Kuranda şeytan, şeyatin ve iblis kelimeleri 99 defa geçiyor. Bildiğiniz gibi Esmâül Hünsâ da 99 'dur.

Şeytan bizi fakirlikle korkutur. Haram yedirir, içki içirir, faiz yedirir. Hayır hasenat yaptırmaz. Şeytan bizi saptırır. İçki, kumar, zina gibi kötü şeylere sevk eder, adam öldürtür.

Eûzü Besmele okunan eve şeytan girmez, askerlerini çağırır bize bu evde yer yok der.

Besmele çekilen sofraya yaklaşmaz. Ezan ve kamet okunduğunu duyunca oradan kaçar.

Şeytan haramları güzel gösterir. (içki, zina vb. haramları hoş gösterir)

Amelleri süslü gösteririr. Çok amel ettik gibi… Şeytan için birçok ayette "adüvvün mübin-ap açık bir düşmandır" denir. Şeytandan kötü bir düşünce gelirse Euzü besmele çek. Bu bir boksör gibi hasmına karşı kardı almak, düşmana karşı hazırlanmak demektir. Allah'a kulluk ettikçe şeytan bizden uzaklaşır. Şeytan fitne çıkarırı bizi bir birimize düşman eder. Kıskançlık oluşturur. Habil ve kabil gibi. Hayırlı işleri unutturur. Allah'a kulluk etme uyu daha sonra namaz kılarsın der. Her insanın bir şeytanı var. Şeytana tapanlar bile var…

Mücedele suresi 10. âyette: " … Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah'a dayanıp güvensinler." Buyruluyor. Bu da Allah'a sığınmakla ve Eûzü çekmekle olur.

Şeytan yine namazda insana vesvese verir. Müslüman'ın kalp huzuru ile namaz kılmasını önler. Bunun gibi daha sayılmayacak derecede kötülüklerle şeytan insanı yoldan çıkarmak için uğraşır. İnsan böyle durumlarda "Eûzü… ye sarılmalı ve Allah'a sığınmalıdır. Nahl suresinde buyrulduğu gibi:

"İnnehû leyse lehû sultânün alel lezîne êmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûne." (Nahl-99)

"İnnemâ sultânühû alellezîne yetevellevnehû vellezînehüm bihî müşrikûne*(Nahl-100)

"Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur." (Nahl/ âyet:99) "Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır."(Nahl/100)

Mukatil'in Zühri'den, Onun da Urva'dan, Onun da Aişeyi Sıddıka (radıyallahü anha) dan bildirdiğine göre, Hz. Aişe bir akşam resûlülahın ashabını ziyaret etmek maksadıyla hanesine ziyarete gitti. Orada bulunanlar içerisinde Ebu Bekir-i Sıddîk, Ömer. Osman, Ali, Selman ve Ammar bin Yasir de vardı. Resûlüllah Aleyhisselâm dışarı çıktı. Mübarek yüzünde inci danesi gibi ter vardı. Resûlüllah mübarek alınlarını silip üç defa,

_ Allah'ın laneti olsun! Diye buyurup sustu.

Hz. Ali (r.a.)

_ Yâ Resûlüllah anam, babam senin yoluna feda olsun. Biraz önce kim için lanet etmiştiniz? Dedi.

Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu ki;

_ Alçak ve Allah'ın düşmanı iblis, kuyruğunu kıçına sokarak yedi yumurta yumurtladı. O yumurtalar onun insanlara bırakacağı çocuklardır. Onların isimleri:

Birincisi: Müdhas'dır. Âlimler üzerine musallat olur. İlimlerinden dolayı onları gurura sevk eder, onları batıl itikatlara sokarak dalalete düşürmeyi, âlimleri ve talebelerini helak etmeye çalışır.

İkincisi Hadis'tir. Namaz kılanlara musallat olur. Namazda müminin kalbine türlü fasid düşünceler, vesveseler getirir. Kalbini haktan döndürmeye çalışır.

Üçüncüsü: Zennebun'dur. Sokaklarda, çarşı ve pazarlarda alış veriş eden insanlara musallat olur. Onlara hile yaptırmaya çalışır.

Dördüncüsü Beter'dir. Musibete uğramış olan insanlara musallat olur. Onların ağızlarından dinine, imanına halel getirecek kötü laflar çıkarmağa çalışır.

Beşincisi: Menşut'tur. Yalan söyleyen, kovuculuk yapan kimselere musallat olur.

Altıncısı: Vasm'dır. Kadın ve erkeklerin cinsel organlarına musallat olur. O yolla insanları helake sürükler.

Yedincisi: Ağver'dir. Hırsızlığa meyyal kimselere musallat olur. Onları hırsızlığa sevk eder.

Bunun gibi insanları çeşitli kötü yollara sevk eden şeytanlar vardır. Hattâ cemaatle namaz kılarken saflar arasına bile şeytan girer. Bunun için Sevgili Peygamberimiz:

_ Namazda safları düzeltiniz. Aranızda açık yer bırakmayınız. Tâ ki, şeytan size dahil olmasın, buyurmuştur.

Herkes için bir şeytan vardır. Peygamber Efendimiz bu konuda:

"Sizlerden her birinizin üzerine musallat olan bir şeytan vardır, buyurdu.

Sahabeden biri:

Ya Resûlüllah size de musallat olan şeytan var mıdır? diye sordu.

Peygamber Efendimiz:

_ Evet bana da musallat olan şeytan vardır. Allahü Teâla bana inayet buyurduğu cihetle benim elimden Müslüman oldu, buyurdu.

İşte bu sebepledir ki; büyük âlimler dahil, hiçbir kimse şeytanın şer ve vesvesesinden kurtulmuş değildir. Her hiddet ve şiddet anında şeytan mü'mine daha çok yaklaşır ve helake sürüklemek ister. Kalbine bin bir türlü vesvese sokar. O anda müminin üzerine düşen vazife, Eûzü ile Allah'a sığınmaktır.

Bir gün Peygamber Efendimizin huzuruna iki kişi birbirlerine çok fena halde kızmış nerede ise kavga edecek halde geldiler. Peygamber Efendimiz:

"- Ben bir kelime biliyorum ki; bu kimseler bu mübarek kelimeleri söyleseler; ikisininde öfke ve şiddeti kaybolur. O kelime; Eûzübillâhimineşşeytanirracîm'dir" buyurdu.

Müfessirler Nas suresindeki "O sinsi vesvesecinin (Hannas'ın) şerrinden Allah'a sığınırım" âyetinin tefsirini yaparken, demişlerdir ki:

"Hannâs, insanın gönlüne tasalludu olan şeytandır. O (Şeytan), bir kimse Allah'ı zikredince sıkılır ve üzülür. Toplanıp o insandan uzaklaşır; vesvesesini sonraya bırakır. O kimse Allah'ü teâlayı anmadığı zaman; şeytan yayılır, fırsatı ganimet bilir, sevinir ve o kimsenin gönlüne vesvesesini sokar ve o kimseyi şaşırtır."

Mukatil hazretleri de şöyle buyurur:

"Hannâs, insanın gönlüne asılmış hınzır (domuz) şeklinde bir şeytandır. İnsanın vücudunda kan gibi dolaşır. Onu Allahü teâla insanın gönlüne musallat kılmıştır. Nitekim insan Allahüteâlayı unutursa; Hannas onun gönlüne vesvese sokar. Hatta onun gönlünü hortumuyla yutar. Mümin Allahüteâlayı anınca onun gönlünden çekilir, gider.

İkrime (r.a.) da şöyle buyuruyor:

"Şeytanın erkekte vesvese yeri erkeğin gönlü ve gözleridir. Kadında vesvese yeri (kadın ile) karşılaşınca gözleri, ona yaklaştıkça arkasıdır."

Şeytanın Sevmedikleri ve Kandıramadıkları

Enes bin Malik (R.A.) anlatıyor:

Bir gün Eba Eyyübün evinde Peygamber (A.S.V.) efendimize sohbet ediyorduk. Bir ara dışarıdan gayet çirkin bir ses duyuldu:

_ Ya Muhammed içeri girmeme izin verir misiniz? Diyordu. Peygamberimiz:

_ Bu sesin sahibini tanıdınız mı? diye sordu. Biz:

_ Allah ve Resûlü bilir. Dedik. Peygamberimiz:

_ Bu sesin sahibi şeytandır. Buyurdu. Hemen Hz. Ömer yerinden fırladı:

_ Müsaade et, ya Resûlüllah, şu haini geberteyim. Dedi. Peygamberimiz:

_ Ya Ömer bunu yapamazsın. Zira ona kıyamete kadar mühlet verilmiştir, dedi. Sonra buraya gelmezdi, herhalde bir sırra binaen geldi, buyurdu.

Şeytanın içeri gelmesine izin verdi. Şeytan içeri girdi. Yüzü gayet çirkindi. Bir gözü kördü. Çenesinde de birkaç kıl vardı. Allah'ın emriyle geldiğini söyledi.

_ Eğer dedi, gelmeseydim Allah bana dünyada iken azap ederdi.

_ Sonra kapının yanına oturdu.

_ Ya Muhammed senden şikayetim var. Sen dünyaya geleli insanları kandıramıyorum. İnsanları azdırmak, onları yoldan çıkarmak mümkün olmuyor.

Peygamberimiz yanında duran Hz. Ebû Bekir'i gösterdi.

_ Nasıl dedi, bunu kandırabilir misin?

Şeytan cevap verdi.

_ Nerde! Onu kandırmak mümkün mü? Sarsılmaz bir kaya gibi.

_ Ya Ömer'i?

_ Onun heybetinden korkarım.

_ Ya Osman'ı?

_ Ondan utanırım. O Kur'an-ı tertip edendir.

_ Pekiyi, Ali için ne diyorsun?

_ Ona Allah arslanım dedi. Zülfikarı var, korkarım.

Peygamberimiz (S.A.V.) bu cevapları aldıktan sonra:

_ Pekiyi sen neleri sevmezsin? Düşmanların kimlerdir?

Şeytan cevap verdi.

_ Camiyi, cemaati, Kur'an-ı, Mekke'yi, Medine'yi, Arafatı, Mescid-i Aksa'yı, Mescid-i Haram gibi sizin mukaddes saydığınız yerleri sevmem. Düşmanlarım da on beş sınıf kimsedir. Başta birincisi sensin ya Muhammed, Senin yakınların ve arkadaşların. Daha sonra bütün peygamberler. Arkadaşlarının arkadaşları, veliler…

Doğru söyledin. Buyurdu Peygamber Efendimiz.

_ Ben ve bütün saydıkların da seni sevmeyiz. Sen benimde, bu saydıklarımın da en büyük düşmanımızsın.

Şeytan düşmanlarını saymaya devam etti:

İkincisi: Öğrenip, öğreten ve öğrendikleri ile amel eden din bilginleridir.

Üçüncüsü: Kur'an-ı okuyan ve okuduğu Kur'an'ın tarif ettiği gibi yüksek ahlaka sahip olan salih kişilerdir.

Dördüncüsü: Allah'ın rızasını birinci planda tutarak müezzinlik edenlerdir.

Beşincisi: Hallerinden şikayetçi olmayan fakirlerdir.

Altıncısı: Muhammetli olanlar. Sünnete sarılanlar.

Yedincisi: Cömert olanlar.

Sekizincisi: Sabah namazını vaktinde kılanlar.

Dokuzuncusu: Gerek kendi örnek ahlakıyla, gerek nasihatla halkı ıslah eden ve doğru yola çağıran vaizlerdir.

Onuncusu: Haramdan ve zinadan kaçanlardır.

On birincisi: Daima abdestli olanlar, abdestli olarak ibadete hazır bulunanlardır.

On ikincisi: Hayâ ehli olanlardır.

On üçüncüsü: Allah'a tevekkül edenlerdir.

On dördüncüsü: Fakir ve yoksulları sevindirenlerdir.

On beşincisi: Allah'a daima ibadette bulunan Allah'ın abid ve zahid kullarıdır.

Şeytanın en çok korktuğu şey bir müminin eûzü'yü okumasıdır. Eûzü şeytanın belini kırar.

Şeytan, Allah'ın salih ve ârif kullarından ve onların kalplerindeki nurlarından da çok korkar. Arif olamıyorsak hiç olmaz sa ariflerin gittiği yoldan gitmek ve Eûzü ile Allah'a sığınmak gerekir.

Şeytan bir kimseyi kandıramayacağını anlarsa o an için ondan ümidini keser ve o an için onu sapıtmaktan vaz geçer ve başkasıyla uğraşmaya başlar. Ancak arada sırada bir defa yoklar. Bu da hırsızlığa teşvik, tefrika, kalbe vesvese gibi hallerde zuhur eder. Bunun için bir mü'minin daima uyanık bulunması, doğrulukta, sıratı müstegîmde devamlı olması, Haktan ayrılmaması ve devamlı kendisini Allah'a yakın tutması gerekir.

Ebû Hureyre (r.a.) pîri fâni olduğu zaman bile:

"Ya Rabbî zina etmekten, adam öldürmekten sana sığınırım, derdi.

_ Sen bundan korkmuyor musun? Diye sorulduğu vakit:

_ Nasıl korkmayayım ki, İblis sağdır, derdi.

Enes bin Mâlik (r.a.)dan:

"Eûzübillâhimineşşeytanirracim" demek suretiyle her kim şeytanın şerrinden Allah'a on defa sığınırsa, onun için bir melek görevlendirilir ve şeytanı o kimseden uzaklaştırır.

Hasan (r.a.)dan:

Her kim şeytanın şerrinden Allah'a sığınırsa Cenâbı Hakk hazretleri o kimseyle şeytanın arasına 300 hicap (perde) koyar. Her perdenin arası sema ile yerin arası gibidir. (Her perdenin arası 500 seneliktir.)

Şeytan, Allahü Teâla'dan, cennetten ve her türlü iyilikten uzak, buna karşılık her türlü kötülüğe ve cehenneme yakındır. Euzü besmeleyi devamlı çekme alışkanlığına sahip olan mümin Allah'a ve Cennete yakın din ve hidayet üzere olur. Şeytanın şerrinden, onun fitne ve vesvesesinden, kötülüğünden, aldatmasından kurtulur; selamette olur. Nefsi kötü düşüncelerden emin olur. Eûzü, kabrin azap ve sıkıntısından kurtulmaya vesile olur. Cehennemim elem ve kederinden kurtuluş beratını ele geçirmiş olur. Euzü'yü çeken insan en sağlam bir kaleye sığınmış olur. Peygamberler, Sıdıklar, Şehidler ve Salihlerle cennette Allah'a yakın olur. Yeri, göğü yaratan Allah'ın yardımı ve ihsanına kavuşur. Allahü Teâla'nın "Onlar ne güzel arkadaştır" (Nisa/69) sırrına mahzar olur. Yine eûzü'ye devam eden kul, Allah'ın"…. Benim cennet için yaratılmış olan has kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur." (İsra/65) dediği kullardan olur. Böyle güzel huy ve alışkanlıklara sahip olan bir Müslüman'a şeytan yaklaşamaz. Böyle bir kula melekler dahil bütün mevcûdat saygı gösterir. Allah böyle bir kul ile meleklere karşı övünür.

Şeytan İnsanın En Büyük Düşmanıdır

Yüce Allah, Kur'an'da:

" Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder." (Fatır/6) buyuruyor.

Şeytanın Allah'ın rahmetinden kovulması ve Allah'la bir ahitnâme yapması A'raf suresinde şöyle anlatılır:

"11- Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.

12- (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."

13- (Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."

14- (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."

15- (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."

16- "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."

17- "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."

Bunun üzerine Allahü Teâlâ şeytânı aleyhillaneye:

"İzzet ve celalime yemin ederim ki; ben onları EÛZÜ ile emrederim. Onlar bana sığındıklarında; ben de onları sağ taraflarından hidayetle, sol taraflarından inayetle, arkalarından ismet ile, önlerinden nusret ile korurum. Senin vesvesenin bir tesiri ve zararı olmaz ey melun, dedi.

Kulun şeytanın şerrinden korunması için başta Eûzü besmele olmak üzere diğer dualarla Allah'a sığınması bir de "İHLASLI- SALİH KUL" olması, yani kulluğu Cehennem korkusu Cennet ümidi ile değil Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla,riyasız, gösterişten uzak bir şekilde yapması gerekir.

Bu konuda Yüce Kitabımızda yer alan diğer ayetlerde ise şeytanın ancak salih kulları azdıramayacağı gerçeğine dikkat çekilmekte ve şöyle denilmektedir:

"İblis dedi ki: Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki fenalıkları onlara ( insanlara ) güzel göstereceğim.(Hicr 39 ) " İhlas üzere olan kulların bir yana hepsini saptıracağım " ( Hicr 40 )

"İblis: Senin kudretine and olsun ki, kullarından, ihlas üzere olanlar müstesna, hepsini azdıracağım" dedi.( Sad 83 )

Kul, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm demekle, kendisini Allah'a teslim etmiş, başta şeytanların, cinlerin, insanların kötülülerinden, hastalıktan, fakirlikten, yanmaktan, boğulmaktan ve akla gelecek her türlü dert ve belâlardan, kalpte doğacak olan kibir, gurur, riya, nifak, şirk gibi kötü huylardan, nefsin kötü ve şiddetli arzularından, bid'at ve sapıklıklardan Allah'a sığınmış olur… Eûzü ile Allah'a sığınan bir Müslüman'a şeytan zarar veremez.

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM (Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile)

Besmele, Neml sûresinde müstakil bir âyet olarak yer alırken "innehû min süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm" (27/30) ( Meali: Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır.) Tevbe sûresi hariç Kur'an'ın her sûresinin başında bulunmaktadır. Fâtiha sûresinin başındaki besmele, bir görüşe göre, sûrenin birinci ayeti sayılmayıp, son âyet iki âyet olarak kabul edilmektedir. "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla" şeklinde tercüme edebileceğimiz besmeleyi, aslî ifadesi ile okuyup öylece korumak uygun olur. Zira Besmele, tıpkı ezan ve selâm gibi, tüm Müslümanlar arasında ortak bir mesaj niteliği taşımaktadır.

Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: "Cebrail bana vahiy ile geldiğinde ilk gönlüme ilka ettiği şey BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM oldu. ( Dâre Kutnî, İbni Ömer (r.a)den)

Bir gün, Hazreti Osman (r.a.) Peygamber Efendimize Bismillâhirrahmânirrahîm'den sordu. Peygamberimiz ona şu cevabı verdi: "Bismillah Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Bununla Allah'ın en büyük ismi arasındaki yakınlık, gözün beyazıyla siyahı arasındaki yakınlık gibidir."((İbni Ebî Hatim, Hakim, Beyhâki, Herevi, Hatib-i Bağdadi, İbni Abbas'dan)

Şa'bi'den yapılan rivayette buyuruluyor ki: "Allah'ın en büyük ismi Yâ Allah'tır."(İbni Ebî Dünya, İbni Şeybe)

Diğer bir hadisi şerifte: "Allah'ın en büyük ismi Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'e de her isimden önce Allah ile başlandığına dikkat etmezmisiniz?"(Buhari, Câbir (r.a.)'den)

Yine bir başka hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Bismillâhirrahmânirrahîm indiği zaman gökteki melekler buna çok sevindiler; Arş titredi. Bismillah ile birlikte bin melek indi. Bu, meleklerin imanını artırdı. Cinler yüzükoyun yere kapandılar. Felekler bundan dolayı harekete geçti. Melekler besmelenin azametinden-büyüklüğünden dolayı baş eğip küçüldüler."

"Bismillâhirrahmânirrahîm indiği zaman, dağlar tesbih getirdi. O kadar ki bu tesbihi Mekke ehli ve o bölgede bulunanlar işitti. Bunun üzerine dediler ki. "Muhammed dağları büyüledi."

Râvi devamla diyor ki: Resûlüllah (SAV) "Kim Bismillah'ı gönülden inanarak okursa, onunla birlikte dağlar da tesbih getirir. Ancak ne var ki dağların tesbih sesi duyulmaz." Buyurdular. (Ebû Nuaym, İbn-i Sülemî; Hz. Âişe'den)

Diğer bir rivayette ise şöyle deniliyor: "Dağlar ve taşlar tesbih eder. Ancak ne var ki insanlar bunların tesbihini işitmezler. (Kalp gözü ve Gönül kulağı açık olanlar belki duyabilir.)"

"Şeytan'ın insanlardan çalmak istediği Kur'an'dan en büyük âyet, Bismillâhirrahmânirrahîm'dir" (Beyhâki, İbni Hüzeyme; Sa'd bin Cübeyr (r.a)dan)

Büyük sahabi Büreyde (R.A.) diyor ki: Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bana:"Süleyman Peygamber'den başka bir peygambere inmeyen bir âyetten sana haber vermedikçe camiden çıkmayacağım. O âyet ancak bana inmiştir. Sonra da sordu:

_ Namaza başlarken ne ile Kur'an'a başlarsın?

_ Bismillâhirrahmânirrahîm ile…

_ İşte o, işte o! Buyurdular." (Dâre Kutnî, Taberani)

Kur'an-ı Kerim'de iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin 30. âyetinde geçen: "innehû min süleymâne ve innehû bismillâhirrahmânirrahîm" "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır" besmeledir.

Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur'ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla kesin olarak bilinmektedir. Fakat sure başlarında yazılı olan besmelelerin Kur'an'dan olup olmadığında ihtilaf vardır.

Said ibni Cübeyr, Zühri ve Ata'ibni Mübarek hazretleri gibi alimlere göre Kur'an'da 113 surenin başında ayrı ayrı yer alan besmeleler Kur'an'dan 113 âyetir. Bu bakımdan İmamı Şafi'ye göre sure başlarında 113 besmeleyi okumamak; Kur'an'dan 113 ayeti terk etmek olur.

Hanefî âlimlerine göre; Sûrelerin başındaki besmele başlı başına bir âyet olarak Kur'ân'dandır. Ve sûrelerin hiç birinin bir parçası olmayarak sûreleri birbirinden ayırmak ve sûre başında teberrük (mübarek) olunması için inmiştir. Hanefi alimlerinin görüşlerinin daha isabetli olduğuna dair kuvvetli deliller vardır.

İbni Abbas (r.a.) diyor ki: Resûlüllah (SAV) Efendimiz Bismillâhirrahmânirrahîm ininceye kadar sûrelerin bölümünü bilmiyorlardı.

Bezzar buna ilaveten diyor ki: Bismillah inince, peygamber (SAV) Efendimiz surenin bununla bittiğini anladı. Böylece başka bir sureye başlayıp yöneldi. (Ebû Davud, Hâkim, Beyhâki, Bezzâr; İbni Abbas'tan)

İbni Abbas yine diyor ki: Daha önceleri Müslümanlar bir surenin bitiş kısmını bilmiyorlardı. Bismillah ininceye kadar bu böyle devam etti. Besmele inince, sûrenin nerede bittiğini bilmiş oldular. (Hâkim, İbni Abbas'tan)

İbni Mes'ud (ra) hazretleri diyor ki:

"Bizler, iki sûre arasındaki fasılayı, Bismillâhirrahmânirrahîm ininceye kadar bilmiyorduk"

İmamı Âzam'a ve Ebu Yusuf'a göre namazda "Sübhaneke"den ve Euzü'den sonra her rekatın başında Fatihadan önce okunması lazımdır. Fakat gerek namazda ve gerek namaz dışında her Kur'ân okunuşunun ve her önemli işin başında okunması sünnettir. Bunun için namazın her rekatında, kırâetin (Fatiha'nın) başında okuruz, ortasında okumayız.

BESMELE'DEN ÇIKAN HÜKÜMLER

Kur'ân yazarken "Tevbe" (Berae) sûresinden başka sûre başlarında yazmak farzdır. (Bu surenin başına Besmele yazılmayışının iki sebebi vardır: 1.Arada uzun süre nazil olma fasılasının uzaması 2.Tövbe suresinin harp meseleleri hakkında nazil olması itibarıyla Enfal suresinin devamı gibi olması) Hayvan keserken veya ava silahla ateş ederken sadece demek de farzdır.(rahman ve rahim kelimelerini söylemeden, Bismillahi Allahü ekber deriz) Kasıtlı olarak besmele terk edilirse o hayvanın eti yenmez. Fakat besmele unutulursa bir sakıncası yoktur. "(Kesilirken) üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvanlardan yemeyin." (En'âm, 6/121).

"Bismillâhirrahmânirrahîm" ile başlamayan her iş noksandır; yarar ve bereketi azdır." (Ebû Davud, Nesâi, İbni Mâce)

"Bu hadisi şerife dayanarak demişlerdir ki. Haram olduğu kesinlik kazanan bir şeye (zina etmek, içki içmek, kumar oynamak gibi) başlarken Bismillah diyen kimse kâfir olur." (Sırlar Hazinesi, Celal Yıldırım, s.313)

Namaz dışında Kur'ân okumaya başlarken sûre başlarında ise demek, (Eûzü-besmele) âlimlerin çoğuna göre sünnettir. Bu cümleden olarak Atâ gibi bazı imamlara göre vacibdir. Yalnız "Tevbe" sûresinde besmele okunmaz. Bizim Âsım kırâetinde besmele okumak mendubdur.(Dinin yasak etmediği ve yapılmasını emretmediği halde yapılması sevap olan amele mendup denir) Kur'ân okumaya başlamak, sûre başından değil de ortasından veya sonundan ise "Eûzü-besmele" okumak mendubdur. Yukarıda açıklandığı üzere namazda biz Hanefilere göre Fâtiha'dan önce gizlice "Eûzü-besmele" okumak sünnet, Şâfiîlere göre gizli veya sesli besmele çekmek farz; Mâlikîlere göre okunmaması mendubdur. İki sûre arasında ise bize göre de menduptur.

Türkçe tercümesini vermeden önce şunu belirtelim ki; Arapça dahil, İngilizce, Fransızva vb. dillerden bir başka dile yapılan tercümelerde yüzde yüz ifade edilen anlamı aktarmak, tam ve kusursuz bir tercüme yapmak mümkün değiidir. Besmelenin Bu açıklamadan sonra da besmelenin dilimize göre mümkün farz edilebilecek tercümesi şu şekillerden biri olması gerekir:

1-Çok merhamet edici bir Rahmân olan Allah'ın ismi ile, (lâm mânâsına olan tamlama)

2- Rahmân, Rahim olan Allah'ın ismi ile (lâm mânâsına olan tamlama)

3- Rahmân-ı Rahîm olan Allah ismi ile (yahut adı ile açıklama tamlaması)

4- Rahmân Rahim olan Allah adına.

Fakat ilk bakışta bu dört şeklin her birindeki "olan" sıfat bağlacı, yanlış bir anlamaya yol açıyor. Çünkü "olmak" fiili dilimizde hem var olma, hem de durumun değişmesi mânâlarında ortak olarak kullanıldığından dolayı; önceden değil imiş de sonradan Rahmân-ı Rahim olmuş, sonradan meydana gelmiş gibi bir mânâyı ifade edebilir. Olan yerine bulunan kelimesini de bağlaç olarak kullanmak iyi olmuyor. Bundan dolayı bu bağlacın düşürülmesi ile;

5- "Rahmân, Rahim, Allah'ın ismi ile, veya;

6- Rahmân, Rahim Allah ismi ile" demek daha doğru olacaktır.

Şimdi sıra ile, besmelede geçen Allah, Rahman ve Rahim kelimeleri üzerinde duralım.

ALLAH'IN ÜÇ BİN İSMİ VARDIR

Seyyid Muhammed Hakkı Hazretleri, Sırlar Hazinesi adlı eserinde şöyle diyor:

"Bil ki Allahü Teâlâ'nın üç bin ismi vardır. Bin ismini sadece meleklere öğretmiştir, başkasına değil. Bin ismini de yalnız peygamberlere öğretmiştir. Üç yüz ismi Tevrat'ta, üç yüz ismi İncil'de, üç yüz ismi Zebur'da, doksan dokuz ismi de Kur'an-ı Kerim'de mevcuttur. Bir ismini de Cenâb-ı Hak kendine seçip ayırmıştır. Bahsedilen üç bin ismin mânası şu üç isimde toplanmıştır: BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM (Allah - Rahman - Rahim) kim bunu öğrenir ve söylerse, Allah'ın bütün isimlerini anmış gibi olur." (Sırlar Hazinesi, s.318, Celal Yıldırım tercümesi, İstanbul 1977)

Gerek özel ismi, gerek şahıs ismi olan "Allah" yüce ismi ile Allah'tan başka hiçbir ilâh anılmamıştır. "… Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?" (Meryem suresi/65) âyetinde de görüldüğü gibi, onun adaşı yoktur. Bundan dolayı Allah isminin ikili ve çoğulu da yoktur. O halde ancak isimlerinin birden çok olması caizdir. Hatta özel ismi bile birden çok olabilir ve değişik dillerde yüce Allah'ın ayrı ayrı özel isminin bulunması mümkündür. Ve İslam'a göre caizdir. . Büyük âlimlerden İmam Şarani bu konu da "Tabakatü'l Kübra" isimili eserinin 3. cild, 1053'ncü sayfasında şöyle buyurlaktadır: "İsm-i zât birdir, iki olmaz… Ama her dildeki tabiri başkadır" Elbette " Esmaül Hüsna " Allah (CC)'ın en güzel isimleridir. Ama Kur'an'da " Güzel isimlerin hepsi Allah'ındır ..." ( A'raf suresi 180 ) diyen ve bütün isim ve dilleri yaratan bizzat Allah değil midir? Rum suresi 22. ayete göre insanların dillerinin ayrı ayrı olması Allah'ın varlığını, gücünü gösteren ayetleridir-delilleridir. Hangi dil ile olursa olsun Allah'ın yaratmış olduğu çeşitli dillere ait değişik sözcüklerle Allah'a hitap etmekte bir sakınca yoktur. Bununla beraber, Allah sözcüğü, yaratıcımızın en güzel ismi ve özel adıdır; en yaygın dillerde bile Allah ismine eşanlamlı bir isim bilmiyoruz.

Bu konuda Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Fatiha suresinin tefsirinde aşağıdaki bilgilere yer verir:

"Gerek özel ismi, gerek şahıs ismi olan "Allah" yüce ismi ile Allah'tan başka hiçbir ilâh anılmamıştır. "Sen O'nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?" (Meryem, 19/65) âyetinde de görüldüğü gibi, onun adaşı yoktur. Bundan dolayı Allah isminin ikili ve çoğulu da yoktur. O halde ancak isimlerinin birden çok olması caizdir. Hatta özel ismi bile birden çok olabilir ve değişik dillerde yüce Allah'ın ayrı ayrı özel isminin bulunması mümkündür. Ve İslam'a göre caizdir. Bununla beraber, meşhur dillerde buna eşanlamlı bir isim bilmiyoruz. Mesela Tanrı, Hudâ (Farsça) isimleri "Allah" gibi birer özel isim değildir. İlâh, Rab, Mabud gibi genel anlam ifade eden isimlerdir. Hudâ, Rab demek olmayıp da "Hud'ay" kelimesinin kısaltılmışı ve "vâcibu'l-vücûd = mutlak var olan" demek olsa yine özel isim değildir. Arapça'da "ilâh"ın çoğulunda (âlihe); "rabb"in çoğulunda (erbâb) denildiği gibi Farsça'da "hudâ"nın çoğulunda "hudâyân" ve dilimizdetanrılar, ma'bûdlar, ilâhlar, rablar denilir. Çünkü bunlar hem gerçek, hem de gerçek olmayan ilâhlar için kullanılır. Halbuki "Allahlar" denilmemiştir ve denemez. Böyle bir kelime işitirsek, söyleyenin cahil olduğuna veya gafil olduğuna yorarız." (E.M.Hamdi Yazır)

 

ALLAH, kendisine ibadet edilen yüce varlığın özel ismidir. Özel isimler diğer dillere tercüme edilemezler. Hatta Arapça olan bir başka kelimenin onun yerini tutması da mümkün değildir. Bu sebeple bilginler ister Arapça olsun, ister diğer herhangi bir dilden olsun, başka bir kelimenin "Allah" isminin yerini tutamayacağı konusunda fikir birliği içindedirler. Ancak Kur'an'da, Allah kelimesinin işaret ettiği zât için ilâh, mevlâ, rab gibi isimler de kullanılmıştır. Bu sebeple Farsça'daki Hüda ve Yezdân, Türkçe'deki Tanrı ve Çalab... gibi isimler her ne kadar Allah özel isminin yerine geçmezse de ilâh, mevlâ, rab gibi âyet ve hadislerde geçen Allah'ın diğer isimlerinin yerine kullanılabilir.

Eski Türkçe'mizde yeri göğü, her şeyi yoktan var eden Allah'ın adı yerine kullanılan "Gök Tanrı" sözcüğü de Türkçe'de özel isim olarak kullanılmıştır. Çünkü Türklerdeki mevcut inanç tek Tanrı inancıydı. Gerek Gök Türk kitabelerinde gerekse eski metinlerimizde "tanrılar" diye bir çoğul sözcüğün kullanıldığı hiç görülmemiştir.

Nahiv âlimi tefsirci Endülüslü Ebu Hayyan diyor ki: Bilginlerin çoğuna göre; "yüce ismi hemen söylenmiş bir sözdür ve türememiştir. Yani ilk kullanıldığında yüce Allah'ın özel ismidir . İmam Fahreddin Râzî de "Bizim seçtiğimiz görüş şudur: Allah kelimesi yüce Allah'ın özel ismidir ve aslında başka bir kelimeden türememiştir. İmam Halil b. Ahmed ve Sibeveyh, usul alimleri ve İslam hukukçularının hepsi bu görüştedirler." diyor.

Özetle "ALLAH"ismi türemiş veya başka bir dilden Arapça'ya nakledilmiş değildir. Başlangıçtan itibaren özel bir isim olarak kullanılmıştır. Ve yüce Allah'ın zatı bütün isimler ve vasıflardan önce bulunduğu gibi "ALLAH" ismi de öyledir. Allah ismi ulûhiyyet (ilâhlık) vasfından değil, ilâhlık ve mabudiyet (tapılmaya layık olma) vasfı ondan alınmıştır. Allah, ibadet edilen zat olduğu için Allah değil, Allah olduğu için kendisine ibadet edilir. Onun "Allah"lığı tapılmaya ve kulluk edilmeye layık olması kendiliğindendir. İnsan puta tapar, ateşe tapar, güneşe tapar, kahramanlara, zorbalara veya bazı sevdiği şeylere tapar, taptığı zaman onlar ilâh, mabud (kendisine tapılan) olurlar, daha sonra bunlardan cayar, tanımaz olur, o zaman onlar da iğreti alınmış mabudiyet ve tanrılık özelliklerini kaybederler. Halbuki insanlar, ister Allah'ı mabud tanısın, ister mabud tanımasınlar, O bizzat mabuddur. O'na herşey ibadet ve kulluk borçludur. Hatta O'nu inkar edenler bile bilmeyerek olsa dahi ona kulluk etmek zorundadırlar.

ERRAHMAN

Rahmân, "Rahmeti çok", "çok merhametli", "sonsuz merhametli" anlamlarında, sadece Allah için kullanılan sıfat-isimdir. Tam bir Türkçe karşılığı yoktur. Mü'min olsun, kâfir olsun; iyi olsun, kötü olsun, herkes "Rahmân"ın ifade ettiği rahmetin kapsamındadır.

Varlıklar da bu rahmet ve merhametin eseri olarak var olmuşlar ve varlıklarını da yine bu sayede sürdürmektedirler.

Yüce Allah Rahmân olduğu için ezelî rahmeti umumîdir. Her şeyin ilk yaratılışı ve icadında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyet ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanan izafî oluşlardır. Bu itibarla içinde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık düşünülemez. Fakat varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah dilemesi ile olmuştur. Yani hiç kimsenin çalışması ve seçimi ile değil, yalnız Rahmân'a dayanmakla meydana gelir. Taşın taş, ağacın ağaç, insanın insan olması böyle zorlayıcı bir rahmetin eseridir. Bu görüş açısından kâinattaki her şey Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur. Bundan dolayı Allah'ın Rahmân oluşu bütün varlık için güven kaynağı ve hepsinin ümididir. Göğünden yeryüzüne, gökcisimlerinden moleküllere, ruhlardan cisimlere, canlısından cansızına, taşından ağacına, bitkilerinden hayvanlarına, hayvanlarından insanlarına, çalışanlarından çalışmayanına, itaat edeninden isyan edenine, mümininden kâfirine, Allah'ın birliğine inananından Allah'a şirk koşanına, meleklerinden şeytanına varıncaya kadar âlemlerin hepsi Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur ve bu itibarla korkudan kurtulmuştur.

Özel isim tercüme edilmez. Özel isimlerin tercüme edilmesi onların değiştirilmesi demektir ve dilimizde böyle bir isim yoktur. Bazılarının Rahmân'ı "esirgeyici" diye tercüme ettiklerini görüyoruz. Halbuki "esirgemek" aslında kıskanmak, yazık etmek mânâsınadır. "Benden onu esirgedin." denilir. Sonra kıskanılanın korunması, saklanması tabiî olduğundan esirgemek, onun gereği olan korumak mânâsına da kullanılır. "Beni esirgemiyorsun." deriz ki, "Beni korumuyorsun." demektir. Fakat "Bana merhamet etmiyorsun." gibi, "bana esirgemiyorsun" denilmez. Bundan dolayı esirgeyici aslında "kıskanç" demek olacağından Rahmân'ın gelişigüzel bir tefsiri de olmamış olur.

RAHİM

"Rahîm" kelimesi de, "Rahmân" gibi Allah Teâlâ'nın sıfatlarından biridir. Aynı şekilde, "rahmeti çok", "çok merhametli", "sonsuz merhametli" anlamlarını taşır. Ancak "Rahmân", Allah Teâlâ'ya has bir sıfat-isim iken, "Rahîm" insanlar için de kullanılabilir. Nitekim

Tevbe sûresi 128.âyette, bu sıfat Hz.Peygamber için de kullanılmıştır. Allah, ahirette ancak mü'mim kullarına merhamet eder ve bağışlar. Kâfirler ve müşrikler O'nun rahim sıfatından yararlanamazlar. Allah, sadece mü'min kulları için rahimdir.

Yüce Allah'a:"Hem müminlerin, hem kâfirlerin Rahmân'ı, fakat yalnız müminlerin Rahîm'i" denilmesi de bundan ileri gelmektedir. "Ve kâne bil mü'minîne rahimê (n)" "Allah müminlere karşı çok bağışlayıcı, çok merhametlidir." (Ahzâb, 33/43)

Demek ki, Allah'ın Rahmân oluşunun karşısında dünya ve ahiret, mümin ve kâfir eşit iken Rahim oluşunun karşısında bunlar açık bir farkla birbirinden ayrılıyorlar. Yani "Bir bölük cennette, bir bölük de ateştedir." (Şûrâ, 42/7) oluyor.

İşte Allahü Teâlâ'ya dünya ve ahiretin Rahmân'ı ve ahiretin Rahîm'i, yahut mümin ve kâfirin Rahmân'ı, müminin Rahîm'i denilmesinin sebebi budur.

Ebû Hureyre (r.a.)'den yapılan rivayete göre, Peygamber (sav) Efendimiz buyurdular ki: "Bismillâhirrahmânirrahîm" ile başlamayan her iş noksandır; yarar ve bereketi azdır." (Ebû Davud, Nesâi, İbni Mâce)

Bu hadisi şerif, dinen yapılması uygun olan her işe başlarken "Bismillâhirrahmânirrahîm" demenin sünnet olduğunu göstermektedir.

Huzeyfe (r.a.) anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit Allah'ın Resûlü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resûlüllah ile birlikte yemek etrafında toplanmıştık. Bie cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca, Peygamber aleyhisselam cariyenin elini tutup onu durdurdu. Ondan sonra bir Ârabî de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah'ın Resûlü bununda elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

Muhakkak ki şeytan, Allah'ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek suretiyle yemeği kendisine helal kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak, bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helal kılmak istedi. Bunun için cariyenin elini tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu Ârabîyi getirdi. Onunda elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti ile elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi. (Müslim, Ebû Davud, Nesaî)

Hazreti Aişe Validemizin rivayetine göre; Resûlüllah (sav) Efendimiz altı kadar ashabıyla yemek yerken, bir bedevi içeri girdi ve besmele çekmeden iki lokma yedi. Bunun üzerine Resûlüllah (sav) Efendimiz, "Bedevi eğer besmele çekerse size kâfi gelmiş olur… Sizden biriniz yemek yerken Allah'ın ismini ansın. Bunu başlarken unutursa, hatırladığı yerde Başında da sonunda da Bismillah desin! ( Bismillâhi evvelihu ve ahiruhu)" (Ebû Davud, İbni Mace, Âişe R. Anha'dan)

Yapılan rivayete göre, Vehb bin Münebbih (RA) diyor ki: "Allah bu kelimelere bir hükümranlık vermiştir ki bunu başka kelimelere vermemiştir. Bu kelimelerle taharet tamamlanır, boğazlanan hayvanlar helal olur, şeytanın bir takım davetleri bununla men olur. Çocuklar onunla yemek ve içmeyi hazmedip büyürler. Eğer bir kimse kalbinin bütün açıklık ve samimiyetiyle BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM diyerek, denize girerse boğulmaz. Ateşe girecek olursa yanmaz. Yılanlar ve akrepler arasına girecek olursa, ısırmaz ve sokmazlar. Bir müminin kabrinin başında okursa, ondan azap kaldırılır. Bütün bunlar besmelenin faziletiyle olur." (Besmelenin belirtilen konularda etkili olabilmesi bazı şartlarla mümkündür. Her şeyden önce fert Salih bir Müslüman olmalıdır. Doğru iman, helal lokma, güzel ahlak ve besmelenin faziletlerine gönülden inanmak gerekir.)

Besmele'nin fazileti ve sırrı ile ilgili çok dayıda hadis vardır. Şimdi sıra ile onlara yer verelim:

"Ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsaydı; cinler ve insanlar toplanıp meleklerle birlikte bir kitap hazırlayıp Bismillâhirrahmânirrahîm'in manasını yazmaya başlasalar ve buna iki milyon yıl devam etmiş olsalardı onun yüzde birinin mânasını yazmaya güç getiremezlerdi."(Risalei Besmele, Sırlar Hazinesi, C.Yıldırım, s.304)

"Kul, Bismillâhirrahmânirrahîm deyince, cennet ehli "Lebbeyk ve Sa'deyk=Buyur seni bekliyoruz, saadetle gel" der ve şunu ilâve eder: "Allah'ım! Falan kulun Bismillâhirrahmânirrahîm dedi. Allah'ım! Onu cehennemden çıkar, cennetine koy." (İbni Ebî Dünya)

"Kıyamet günü bir kavim, Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek gelir; onların iyilikleri kötülüklerinden daha ağır basar. Diğer ümmetler bu kavmin bu durumunu görünce, "iyilikleri ne de ağır basıyor!" derler."

Çünkü onların ilk sözü ve sözlerinin başı, Bismillâhirrahmânirrahîm'dir. Bu da Allah'ın büyük isimlerindendir. Eğer bu isim terazinin bir kefesine, yerler, gökler ve içindekiler de diğer kefesine konulsa, Bismillâhirrahmânirrahîm ağır gelir. Cenâb-ı Hak Besmele'yi bu ümmet için her türlü belâdan güven yapmış, kovulan şeytandan koruyucu kılmış, her türlü hastalığa şifâ yapmış, yere batmaktan, yangından, başka şekle girmekten koruyucu etmiştir. Bütün bunlar Bismillah'ın bereketiyle sunulmuştur. (Havâssı'l-Kur'an)

Tefsir-i Kebir'de Ebû Hureyre (r.a.)'den yapılan rivayete göre Resûlüllah Efendimiz:

"Ya Ebâ Hüreyre! Abdest aldığın zaman Bismillâhirrahmânirrahîm de… Seni koruyan melekler (Hafaza melekleri) abdestin bitinceye kadar senin için iyilik ve sevap yazarlar. Gusledinceye kadar buna devam ederler. Bu temastan sana bir çocuk olursa, o çocuğun nefesleri sayısınca sevap yazılır. Onun adımları sayısınca ya da ondan türeyip gelenler sayısınca hasenat yazılır. Hiçbir kimse o nesilden kalmayıncaya kadar bu sevap yazması sürüp gider" buyurdu.

Besmelesiz Her İşe Şeytan Ortak Olur

Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

"Hiçbir kimse yoktur ki evine girmek istediğinde şeytan ona talip olup içeri girmek istemesin. Ama evine girerken Bismillâhirrahmânirrahîm derse, şeytan artık ümidini kaybedip şöyle der: Bu eve girmem için bir imkan kalmadı! Evde kendisine yemek takdim edilince de Bismillâhirrahmânirrahîm derse; şeytan artık bu evde benim için yiyecek bir şey kalmadı, diye söylenir. Kendisine su yada şerbet (içecek) takdim edildiğinde, Besmele çekerse; şeytan, burada artık bana bir içecek yoktur, der. Yatağına uzandığında yine Besmele çekerse, şeytan, benim için artık burada bir yatak kalmadı, der. Ama evine girerken Besmele'yi terk edecek olursa, onunla birlikte şeytan da içeri girer. Yemek yerken terk edecek olursa, şeyten da onunla birlikte yer. Bir şey içerken terk edecek olursa, şeytan da onunla birlikte içer; ondan önce ağzını bardağa dokundurur. Karısıyla cinsi temasta bulunurken yine Besmeleyi terk edecek olursa, şeytan da onunla birlikte temasta bulunur; böylece doğan çocuğun bir kısmı onun (şeytanın) suyunun karışmasıyla oluşur; çocuklardan bir kısmı kör, bir kısmı şaşı, bir kısmı topal, bir kısmı Hak yolundan çıkmış, bir kısmı Hakk'ı inkâr etmiş olur. "

Bu ve buna benzer konularla ilgili olarak Cenâb-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de buyumuşturki: " İsra/62- "(Yine İblis) dedi ki: "Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."

İsra/63- "Allah buyurdu ki: "Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz ki, cezanız cehennemdir, hem de mükemmel bir ceza. "

İsra/64- "Onlardan gücünün yettiğini yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas! Mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol! Ve onlara vaadlerde bulun." Fakat şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez."

İsra/65- "İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sültânün. Ve kefâ birabbike vekîle (n) "Doğrusu benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin olmaz. Onları koruyucu olarak rabbin yeter. "(İsra Suresi-65)

Cafer Bin Muhammed diyor ki: "Şeytan, adamın tenâsül âleti üzerinde bulunur. Adam bismillah demeden karısıyla temasta bulunursa, şeytan da onunla birlikte temas yapar ve onun akıttığını o da akıtır."

Rivayete göre, bir adam İbni Abbas (r.a.) hazretlerine gelerek dedi ki:

_ Karım uykusundan uyandığında tenasül uzvunun üzrerinde ateş pırıltısına benzer bir pırıltı görmüş; buna ne dersiniz?

_ O, şeytanın onunla münasebette bulunmasından oluşmuştur. Karınla münasebette bulunurken Bismillah de… Diye cevap vermiştir.

Eski Türk Töresi'ne göre iyilik insana ananın ak sütü ile girmelidir. Yani çocuk, anne rahmine besmele ile düşmeli ve anne rahminde iken ve doğduktan sonra helal lokma ile beslenmelidir. İslâmi devirlerle birlikte Türkler çocuğun besmele ile anne rahmine düşmesine büyük bir önem vermişlerdir. Hatta tabiatı, huyu bozuk çocuklara "besmelesiz" denilmiştir. Nitekim bu deyim gü




 



Diğer Makaleleri

- NASIL BİR CUMHURBAŞKANI İSTİYORUZ? / Tarih : 2014-07-22 11:44:19
- İSLAMDA MÜLKÜYET ANLAYIŞI ve AKP / Tarih : 2014-07-11 10:36:04
- BİRLİKTEN UZAKLAŞAN ALLAH'TAN UZAKLAŞIR / Tarih : 2014-06-03 10:59:40
- MİRAÇ KANDİLİ / Tarih : 2014-05-25 11:01:44
- ÜÇ AYLAR VE RECEP AYI / Tarih : 2014-04-30 10:58:27
- SAKIN BÖLÜK BÖLÜK PARÇA PARÇA OLMAYIN / Tarih : 2014-04-27 10:39:23
- KÂFİRE KARŞI BİLE GÜZEL AHLAKLI OL! / Tarih : 2014-04-09 08:57:44
- TARİHİN HAKLI ÇIKARDIĞI LİDER TÜRKEŞ (4) / Tarih : 2014-04-05 10:11:00
- TARİHİN HAKLI ÇIKARDIĞI LİDER TÜRKEŞ (3) / Tarih : 2014-04-04 10:49:08
- TARİHİN HAKLI ÇIKARDIĞI LİDER TÜRKEŞ (2) / Tarih : 2014-04-03 11:13:56
- Selam Sana Başbuğum! (1) / Tarih : 2014-04-02 12:18:48
- KIZILELMA / Tarih : 2014-03-12 09:40:49
- ADALET EĞRİLİRSE KIYAMET KOPAR / Tarih : 2014-03-03 09:20:15
- GÜVENİLİR OLMAYANIN DİNİ OLMAZ / Tarih : 2014-02-14 09:49:46

Diğer M. Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »