"Dövüşen" Demokrasi…
TBMM'de yaşanan ibretlik oturumun ardından düşünmeden edemiyor insan…
Yumrukların, küfürlerin, hakaretlerin, salvoların gırla gittiği oturumun ardından yapılan aspirin tedavileri demokrasi alanında hangi sınıfta olduğumuzun göstergesi olmuştu.
Mesele orada bitmedi gündeme taşınıp kaşıma devam ediliyor.
Meclis kürsüsünden fikrini açıklayan Sayın Osman Durmuşa yapılan saldırı demokrasiyi dilinden düşürmeyenlerin foyasını ortaya çıkarırken, orada "dövüşen demokrasi" şovu yaşanmıştı.
Meclis Kürsünde "Gerilimin tarafı olmayız" diyen Sayın Erdoğan'ın Dün bu fikrinden vazgeçerek MHP üzerinden yeni bir gerilim stratejisine yönelmesi akılları karıştırıyor.
Yoksa bu gerilim erken seçim argümanlarının bir tanesi de bu mu?
Dün yapılan konuşmalar yeniden ipi germekten öte bir niyet taşımaz.
İktidarın muhalefeti "tehdit ve tahrik" içerikli sözlerle susturma gayreti ortadayken demokrasiyi sık zikretmek katmerli "pişkinlik" olsa gerek!
Türk siyaseti çok gerilim yaşadı, ama bu kadar sistemli gerilimin hiçbir dönemde yaşandığı söylenemez…
İktidar milletvekillerinin eleştiriye tahammülsüzlüğü, hatta milletvekili olan eski bir bakanın eleştirisine yumrukla cevap vermek fikir özgürlüğüne verilen değerin göstergesi olsa gerek…
Sayın Durmuş bir bilim adamıdır. Ona kalkan yumruklar bilime bilim adamına karşı yapılan küstahlık değil mi?
Açılım diye otobüs tepelerinde bölücüler konuşurken, mecliste bir bilim adamının fikrini söylemesine yumruk atmak akıl durmasıdır.
İktidar ve muhalefet milletvekilleri sanki birbirlerinin can düşmanı, nefret ve kin hâkim.
Yüce Meclis böyle olunca vatandaş ne yapsın.
Yapay ve çarpık gündem, ekonomik sıkıntılar içinde boğulan insanımız perişan. İşçi çaresiz, esnaf siftahsız kepenk kapatırken "güç bende" gösterisine soyunup mecliste siyasi şov yapmak yazıktır.
Türkiye gerilen, kırmızı çizgileri üzerinden "asimetrik" bir siyaset çizgisine doğru sürükleniyor…
İktidar gücünü yoksulluk, yolsuzluk ve vaatlerini yapmak için değil, yeni vaatler, yeni paradokslar üretmek için kullanan AKP'nin bu yanlıştan dönmesi gerekiyor.
Meclisteki utandıran tablonun ardından yapılan açıklamalar da ilginçtir…
Biz Meclis'te, Adliye'de, Üniversite'de, sokakta dövüşürken, ülkemiz ne hale geldi, kim aç, kim tok merak eden kalmamıştır…
Siyasetin sandık hesabı ile vatandaşın evdeki masum hesabı maalesef bir paralellik göstermiyor…
AKP sözcüleri seçim yok derken, sahnelenen oyunlar erken seçimin alarm zilinin çaldığını çoktan göstermektedir…
Tüm bu oyunlar seçim işaretinin fiziken verildiğine işarettir.
Gerilimden beslenen AKP'nin yeni stratejisi unutulmak üzere olan "türban" üzerinden yeniden formatlanmaktadır…
Sayın Erdoğan'ın "neler yaşadık söylesem bunu ülkem kaldırmaz" sözü karanlıkta göz kırpmaktır…
Bu ülkenin kaldıramayacağı sırrı bilmek milletin hakkıdır!
Bu sözler açıklık getirmeye muhtaç ve gizemden siyasi rant elde etme manevrası gibi algılanacaktır…
Bu neviden çıkışlar seçim öncesinde gizemli bir zemin yaratmak değil ise nedir?
Sayın Başbakan neler yaşamış bunu bilmek milletin hakkı olduğuna göre saklamanın gizemi akılları karıştırıyor.
Türkiye'de başlığı atılan ama altı bir türlü doldurulamayan gündemlerin mezarlığı haline getirilerek bezgin seçmen yaratma oyunu büyük ustalıkla oynanmaktadır.
Değerli dostlar, ekonomik şartlar, yoksulluk, yolsuzluk ve ötekileştirme kâbusu sürerken, seçim arifesinde başörtüsü meselesini "siyasal strateji" haline getirmek bu ülkeye ve Türk milletine yapılan haksızlıktır…
Vatandaşlarımızın daha ciddi sorunları ötelenip adeta bir dağ gibi depolanırken, kitleler açılım sendromu içinde ötekileştirmeye çalışılırken, gündemi değiştirme gayretleri ciddi bir haksızlıktır…
Son iki günde yaşanan manevralar beceriksizliğin şallanması değil ise nedir?
Ancak bu şalın meselelerin üzerini örtemeyeceği anlaşılıyor.
Kendi ulusal meclisinde fikrini söyleyen milletvekilinin üzerine yumrukla saldıran demokrasi olabilir mi? Muhalefet partilerini yok sayan bir demokrasi olabilir mi?
Bu olsa olsa "güç bende demokrasisi" olur!
Yasamanın üzerinde yürütmenin baskı yaptığı iddiaları meclis başkan vekili tarafından iddia edilirken bu zeminde demokrasiden söz etmek nasıl mümkün olabilir?
Bir iktidar partisinin kendi il başkanının sarf ettiği sözü hatırlatan muhalefete saldırması "hem suçlu hem güçlü" psikolojisi değil ise nedir Allah aşkına…
Sayın Başbakana yakıştırılan o sıfatı zikretmek elbette doğru değil.
Manevi inançlar üzerinden siyasette doğru değil. Ancak bunu yapanın AK partili il başkanı olduğunu unutup muhalefeti suçlayarak skandal sözleri unutturma gayreti hiç şık olmamıştır…
Yüce değerlerimizin siyaset arenasında konuşulması tabi ki şık olamaz.
Ancak bu sözü söyleyen kişiyi değil de, eleştiren düşünceyi yumrukla susturmaya çalışmak asıl aklın iflasıdır. Öfke ve ihtirasın siyaseti ne hale getirdiğinin alameti değil mi?
AKP milletvekillerinin MHP sıralarına taarruz etmesi masum göstermek bunun için sahibinin sesi medyayı kullanmak tek kelime ile ayıptır.
Makamı ne olursa olsun, Türkiye'yi garipliklerin yaşadığı bir ülke haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur.
Yüce Milletin iradesini temsil etme gücü verdiği insanlar bunu kötüye kullanmamalı.
AKP'nin Bağımsız yargıyı siyasete endeksli hale getirme, TSK'yi sindirme, insan haklarını ihlal ederek, kişilik haklarını ayaklar altına alan yandaş medyayı koruma manevraları demokrasilerin kabul edemeyeceği hatadır.
Hele ki Cumhuriyetin milli iradenin meclisinde "seçim stratejisi" uğruna bu neviden "istismar siyaseti" peşinde koşmak kimsenin haddi değildir…
Türk milliyetçilerinin sabrını sınamak gibi yanlış bir düşünceye kapılmak çok rasyonel bir düşünce olamadığı gibi iyi bir seçim stratejisi de değildir.
İhtiraslarını aklının önüne geçiren hiçbir siyasi hareket asla başarılı olmayacağına göre, sükûnet göstermek belki de bu hatadan dönmeyi kolaylaştıracaktır…
Milletimiz dövüşen demokrasi değil, saygı ve sevgi temelinde uzlaşan bir siyasi iklimi özlemektedir… Umarım bu yanlıştan dönülür…
Hayırlı tatiller… |