Mecliste Kavga!
Toplumsal tansiyon yükseliyor. Bunun siyasete yansıması hiç şaşırtıcı değil. Çünkü siyaseti, toplumsal ilişkilerin uzantısı olarak görmek gerekiyor. Şikâyetler, endişeler, karamsar değerlendirmeler artıyor. Bir yönüyle kontrolsüz bir kitle hareketinin vücut bulması için bütün şartlar bir araya geliyor! Bu halde, süreç içerisinde bir de ideoloji oluşursa, işte o zaman her şey çok kötü bir duruma girebilir…
En son Mecliste cereyan eden ve AKP'nin marazi propagandasıyla bir anda kamuoyuna yansıyan kavga görüntüleri, bir sebep olmayıp, bu zamana kadar gelen olayların sonucudur. Haklı ve haksız ayrımına girmeden, şu hususu belirteyim. İktidar partisinin hırçınlığı ve saldırgan tutumu demokrasinin ve milli egemenliğin mabedi olan TBMM'ne hiç yakışmamıştır. Meşrutiyet dönemlerinin kavgalı ve şiddet dolu Meclis oturumlarının bir benzeri maalesef bu dönemde gerçekleşmiştir. MHP'nin son dönemlerdeki muazzam milli muhalefetinin AKP'de yarattığı korku ve panik hali; iktidarın dengesini kaybettirmiştir… Bir bakıma, MHP'ye olan tahammülsüzlüğün altında yatan başlıca husus budur. MHP'nin yıkım sürecine ve yolsuzluklara yönelik onurlu ve sert muhalefeti AKP'yi çok germiş ve rahatsız etmiştir.
Meclis dışında, AKP iktidarına muhalefet eden kesimlere yönelik sindirme politikasına herkesin vakıf olduğunu düşünüyorum. Söz konusu baskıcı ve otoriter eğilimler yetmiyormuş gibi, hükümetin bu defada Meclis içinde aynı tavrı sürdürme gayretlerine şahit oluyoruz. Şimdi sıra da herhalde yine Meşrutiyet yıllarında olduğu gibi, Mecliste muhalefet edenleri dışarıda başka yöntemlerle tesirsiz hale getirme uygulamasında…!
O yıllardan bir örnek vereyim. Meşrutiyet yıllarında; İttihat ve Terakki'nin kızdığı kişilerin başında Gümülcine Mebusu İsmail Bey geliyordu. İsmail Bey, Meclis'i çoğu zaman parmak hesabıyla yöneten İttihatçılara muazzam muhalefet ediyordu. İttihatçılar, her istediklerini oyçokluğuyla kanunlaştırıyor ve keyfiliğin adına da tıpkı bugün olduğu gibi milli irade ve faziletin millet vicdanında tecellisi diyorlardı.
Mesela bir Demokrat Mustafa olayı vardır. Bu kişi Osmanlı Demokrat Partisi'nin Genel Sekreteredir. İktidarı eleştirdiği için, İstanbul Beşiktaş'taki evinden alınmış, Fatih'teki Kurşunlu Medresesi'nin arka odalarında işkence görmüştü. Kafası kırılmış ve tırnakları sökülmüştü. Gümülcine Mebusu İsmail Bet bu hadiseyi Meclise taşmış ve sert bir şekilde hükümete yüklenmiştir.
Ne var ki, konuyla ilgili Meşrutiyet Meclisi'nin kurduğu araştırma komisyonu, doktor raporuyla ispatlanmış ağır işkence olayını oy çokluğuyla reddetmiştir. Gerekçe ise inanılmaz derecede komikti. Demokrat Mustafa'ya rapor veren doktor Paris Tıbbiyesini bitirmiş bir Fransızdı ve ilmi ehliyeti bulunmuyordu.
Gümülcine Mebusu İsmail Bey daha sonra, Damat Ferit kabinesinde Dâhiliye Nazırı oldu ve eleştirilerine devam eden Demokrat Mustafa'yı bu defada kendisi baskı yaptı ve hatta dövdürdü. Bu olaylar yaklaşık 100 yıl önce yaşandı. Bunlar bizim realitemiz. Tarihi gerçeklerimiz! AKP iktidarı bugün muhalefeti susturmak için denemediği bir yöntem kalmıştı, sonunda onu da devreye soktu: Şiddet…
Geçmişte, bir AKP yöneticisinin Başbakan için kullandığı; 'bizim için âdete bir peygamber gibidir' sözlerinin Meclis'e taşınması; bir istihza değil, bir tespitin berrak biçimde açığa çıkarılmasıdır. Hiç kimse, kafasından böyle bir iddia uydurmamıştır. Bir zamanlar parti yöneticiliği yapan bir şahsın sözlerini eleştiremeyen, ancak bu sözleri gündeme taşıyan MHP'ye saldıran AKP hükümeti, tedirginliğinin ve korkusunun seline kapılarak kontrolünü kaybetmiştir.
Ayrıca hiç kimsenin ve bana göre hiçbir MHP'linin; GATA'ya başörtülü girilmesine mani olanlara destek olması düşünülemez. Aksini iddia etmek için akıl tutulması içine girmek yeterli olacaktır. Bir insanın sırf başörtüsünden dolayı, vergilerle ayakta duran bir kamu kuruluşuna alınmaması elbette kabul edilemez. Aslında ortada, Başbakan Erdoğan'ın sinirleneceği ve kendinden geçercesine öfke nöbetlerine gireceği kadar bir şey yoktu. Ancak, AKP; tartışmanın seyrini kendisine fırsata çevirmeye çalışmış, sanki MHP'nin manevi değerleri hafife aldığı izlenimi uyandırmaya gayret etmiştir! Elbette nafile bir girişimdir bu! MHP temsilcisi sadece olan ve geçmişte vuku bulmuş bir konuşmayı gündeme taşımış ve bunun üzerinden hükümeti eleştirmiştir. Olan budur… Ancak bir bakan hakkında verilen gensoru esnasında, bu meselelerin gündeme gelmesi gerekir miydi; o da ayrı bir tartışma bahsidir… Sıra AKP iktidarının, Meşrutiyet yıllarında olduğu gibi, muhalefeti susturmak için başka yolları denemesine kalmıştır. Bana göre cesaret edilse, herhalde ikinci bir Demokrat Mustafa olayı rahatlıkla yaşanabilir!... Son olarak MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin dediği gibi; rüzgâr eken her zaman fırtına biçecektir. Bunu da akıldan çıkarmamak iyi olur. |