Ortadoğu Gazetesi


SON DAKİKA  Karadeniz'in doğasını yok ediyorlar   |  MHP'den "Öcalan'a sekreterya" tepkisi   |   "Çerkezler ikinci sürgünü yaşıyor"   |  Kilitli sandıktan cephanelik çıktı   |  Hesap vermekten kaçınanlar bu ülkenin hırsızlarıdır   |  MHP Milletvekilleri, işadamlarının fişlendiği iddialarını TBMM'ye taşıdı   |  Vah öğretmenim vah   |  TÜRK DÜŞMANLARININ ÖNÜNDE TEK ENGEL MHP   |  DİZİDE,"HIRSIZ" İMAM OLDU, GERÇEKTE, "İMAM" HIRSIZ   |  Milletten sakladıkları çözümün geldiği yer   |

Türklerde devlet kavramı ve kutsal devlet anlayışı

M. Günay SIDDIKOĞLU / 2010-09-01 16:08:04

Milletlerin hayat felsefeleri, dünya görüşleri, devletçilik, teşkilatçılık ve kanun anlayışları dini inançlarından, kültürlerinden, tarihinden ve yaşadıkları coğrafyanın şartlarından şekillenir.

Eski Türklere göre nasıl ki gökte, yerde ve kainatta tıkır tıkır işleyen bir düzen varsa ve bu düzeni sağlayan Yüce Allah ise; yeryüzünde de saat gibi işleyen bir düzen olmalı ve bütün insanlık bu düzen içerisinde rahat içinde yaşamalıydı. Bu düzen nasıl sağlanacaktı? Kim sağlayacaktı? İşte bu sorunun cevaplarını yine Türk destanlarında, Türklere ait çeşitli kitabelerde, Eski Türk dini inançlarında bulmaktayız.

Eski Türk dinine göre: "Üstte gök aşağıda yağız yer ve ikisi arasında kişioğlu (insanoğlu) yaratılmış; insanoğlu üzerine Türk hakanları tahta oturtulmuşlar." dı. Bu ifadelerden anladığımıza göre: Yüce Tanrı'nın kut (bağış ve nasip) vermesiyle tahta oturan Türk hükümdarları Yüce Tanrı'ya karşı sorumlu olma , ve cihanın idaresi ile görevlendirilme bilinci ile hareket ediyorlar ve kendilerini "Dünya Hakanı", devletlerini de "Dünya Devleti" olarak görüyorlardı. Eski Türklerin Mitolojik çağlardan beri "Dünya Devleti" anlayışına sahip oldukları bilinmektedir. Milletlerarası kaynaklar bu tip devlet anlayışına "Üniversal" veya "Üniverselle" devlet şekli adını vermişlerdir. Türk kültüründe ise bu anlayışa " Cihan şümul devlet" denilmiştir.

Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı coğrafya da bu tür devlet anlayışının doğmasına elverişli idi. Tarihte atı ilk önce evcilleştiren ve onunla hızlı hareket etme niteliğine kavuşan, yine tarihte ilk defa demiri, çeliği işleyen ve bunlardan yapılan silahları kullanan Türkler; yarı göçebe olup hayvancılıkla ve ticaretle uğraştıklarından daha disiplinli,teşkilatçı ve dayanışmacı olmak zorundaydılar. Özellikle kalabalık Çin nüfusu Türkleri savaşçı olmaya ve savaşa her zaman hazır olmaya mecbur ediyordu. Sert Bozkır iklimi ve hızlı hareket etme geleneği sağlam bünyeli bir milletin oluşmasına fırsat vermişti.

Dünya devleti kurma fikri bütün bir millette milli ve sosyal bir şuur haline gelmiş, bu şuurla kurulan devletler çeşitli sebeplerle yıkılmış fakat aynı şuur yeni kurulan devletlerle devam etmiştir. Türk'ün hayat felsefesinde derin bir yer tutan, hatta bu felsefenin temelini oluşturan bu düşünceyi Cihangir atamız Oğuz Han, hükümdar olarak ilan edildikten sonra, "Güneş bayrağımız, gök yüzü çadırımız" demiş; "Daha çok denizlere, daha çok ırmaklara doğru..." diyerek dünyanın fethini hedeflemiş ve dünyanın dört bir yönüne gönderdiği elçilerle bütün milletlerin kendisine tabi olmasını istemiştir. Uygurca Oğuz Destanında bu durum açıkça görülmektedir:

"Madem ki Uygurların benim büyük kağanı

O halda sayılırım, ben bir Dünya kağanı

Bana bağlıdır artık, dünyanın dört bir yanı."

Oğuz Kağan destanı Uygurlar döneminde yazıya çevrildiği için "Uygur Hakanıyım" denmektedir. Uygurlar da kendilerini Oğuz Han nesli kabul ettiklerinden, Oğuz Han'ı Uygur hakanı saymaktadırlar. (M.Günay Sıddıkoğlu, Devlet ve Hayat Felsefemiz DÜNYA BARIŞI sayfa:86-88 )

DLT'de de ünlü efsanevi Türk başbuğu Alp-Er-Tunga "Acun Beği" dünya hükümdarı sayılmaktadır.(İ.Kafesoğlu TMK : 243) Oğuz Han'ın yerli ve yabancı kaynaklardan öğrendiğimize göre dünyanın çeşitli yerlerine seferleri vardır. Tarihi kaynaklara göre Oğuz Han dünyanın tamamını fethetmiş ve ilk Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü'nü gerçekleştirmiştir.

Tarih boyunca aile Türk Toplumu'nun temeli olmuştur ve çekirdeği olmuştur. Eski Türk inancına göre; Gök kubbesi devletin, çadır ise ailenin örtüsüdür. Nasıl ki ailenin reisi olan baba, ailesine bakmak, onların ihtiyaçlarını karşılamak zorunda ise, Türk devleti de bir baba gibi halkın her türlü ihtiyaçlarını karşılamak zorunda idi.

Tarih boyunca kurulan Türk devletlerinin en başta gelen görevi "Halka Hizmet" olmuştur. Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre, Hunlarla birlikte ortaya çıkan " Cihan Hâkimiyeti ve Dünya Devleti olma düşüncesinin hedefi de bütün dünyayı Türk devletinin himayesine almak ve halka hizmet etmekten ibaretti. Bu düşünce tarihimizde "Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü" nü doğurmuştur.

Tarih sahnesine çıkan ilk Türk devleti ile birlikte "DEVLET BABA" deyimi de ortaya çıkmıştır. Ailede baba ne ise millet nazarında da devlet o idi. Türk devleti de tıpkı bir baba gibi halkın güvenliğini sağlar, halkı yedirir, içirir, beslerdi. Halka hizmet eden devlet bu şekilde "KUTSAL" laşırdı. Eski Türkler de esas olan devlet değil; millet idi. Yüce Tanrı, Türk milletini sevdiği için devlet verirdi. Bu düşünce Gök Türk yazıtların da " İl Berigme Tanrı " (Devlet veren Tanrı) şeklinde geçer. "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe" deyimi Türkçemizin en eski deyimlerimden olup, Türk milletinin devlete verdiği önemi göstermesi açısından çok önemlidir. alka hizmet ve devletin millet için olduğu anlayışını Şeyh Edebali'nin Osman Gaziye nasihatinde ki "İnsan yaşat ki devlet yaşasın!" sözlerinde de görebiliriz.

Devletin babalık görevleri Gök Türk Yazıtları'nda, Bilge Kağan Kitabesi'nde şöyle anlatılır: Varlıklı, zengin bir millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta donsuz, düşkün, perişan bir milletin üzerine oturdum. Babamızın, amcamızın kazandığı milletin adı, sanı yok olmasın diye, küçük kardeşim Kültigin ile sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım; küçük kardeşim Kültigin ve şadlarla ölesiye çalıştık..." Aynı kitabede Bilge Kağan amcası, Kapağan Kağan'ın ( 692-716 ) hizmetlerinden de söz eder ve : "Amcam Kağan (tahta) oturarak Türk Milleti'ni tekrar düzene soktu, besledi, fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı..." der. Yine Bilge Kağan kendisine ait kitabesine : "Altının sarısını, gümüşün beyazını, ipeğin halisini, atın aygırını, kakımın siyahını, sincabın gökünü milletime, Türklerime kazandırdım" diyerek hizmetlerini anlatmaya devam eder. Görüldüğü gibi Türk devletinin asıl hedefi ve görevi halka hizmettir.




 



Diğer Makaleleri

- ALLAH'A İNANDIM DE, SONRA DA DOSDOĞRU OL / Tarih : 2014-10-05 12:28:12
- KURBAN İBADETİ VE KİMLER KURBAN KESER / Tarih : 2014-09-30 11:01:03
- İNSANLARDAN DEĞİL SADECE BENDEN KORKUN / Tarih : 2014-09-19 10:40:35
- NASIL BİR CUMHURBAŞKANI İSTİYORUZ? / Tarih : 2014-07-22 11:44:19
- İSLAMDA MÜLKÜYET ANLAYIŞI ve AKP / Tarih : 2014-07-11 10:36:04
- BİRLİKTEN UZAKLAŞAN ALLAH'TAN UZAKLAŞIR / Tarih : 2014-06-03 10:59:40
- MİRAÇ KANDİLİ / Tarih : 2014-05-25 11:01:44
- ÜÇ AYLAR VE RECEP AYI / Tarih : 2014-04-30 10:58:27
- SAKIN BÖLÜK BÖLÜK PARÇA PARÇA OLMAYIN / Tarih : 2014-04-27 10:39:23
- KÂFİRE KARŞI BİLE GÜZEL AHLAKLI OL! / Tarih : 2014-04-09 08:57:44
- TARİHİN HAKLI ÇIKARDIĞI LİDER TÜRKEŞ (4) / Tarih : 2014-04-05 10:11:00
- TARİHİN HAKLI ÇIKARDIĞI LİDER TÜRKEŞ (3) / Tarih : 2014-04-04 10:49:08

Diğer M. Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »