Ortadoğu Gazetesi

O YAŞAYAN KUR'AN'DI

Muharrem Günay SIDDIKOĞLU / 2011-02-14 11:54:39

Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah, gizli bir hazine iken, rahmetinin cemalini, gücünün ve kudretinin kemalini, sanatının inceliğini ve hikmetinin sırlarını duyurmak istedi. Bu iradesini gerçekleştirmek için de ruhlar ve cisimler alemini, dilediği şekil ve nizam üzerine yarattı.

Bir hadis-i kutside şöyle buyrulmaktadır:

" Küntü kenzer mahfiyyen feahbebtü en u'rafe fehalegtül halga ", "Ben gizli bir hazineydim, "bilinmeyi arzuladım, bunun için de mahlukatı yarattım."

Allah-ü Teâlâ'nın varlığı kadimdir, eveli yoktur. Zamandan da ezelden de önce vardı. Hadid suresi 3.ayette " hüvelevvelü " "O evveldir " buyruluyor. O öyle evveldir ki,başka hiçbir şey yok iken sadece O vardı. Bütün varlıklar O'nun " ol!" emriyle oluvermişlerdir. Bu husus hadis-i şeriflerde şöyle izah edilir: " Kânellâhü velem yekün şeyün ğayruhü "Allah var idi ve Allah'tan başka hiçbir şey mevcut değildi." (Tecrid-i sarih: 1317)

Cenâb-ı Hakkın yarattığı ilk şey Sevgili Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm'ın ruhudur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz: "Allah'ın yarattığı şeylerin ilki benim ruhumdur" buyurmuştur. Yüce Allah kendi ruhundan O'nun ruhunu yarattı. Daha sonra da o nurdan alemleri yarattı, bütün mükevvenatı da o nur ile donattı.

Ashab-ı Kiram'ın ileri gelenlerinden Cabir-radiyallahü anh- Hazretleri: " Ya Resulalah! Allah-ü Teâla en evvel neyi yarattı? " diye sorduğunda Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu:

" Allah'ü Teâlâ her şeyden evvel senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı. O nur, Allah'ın izniyle dilediği yerde dolaşırdı. O zaman Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Melekler, yer ve gökler, cinler ve insanlar daha yaratılmamıştı.

Allah-u Teâlâ âlemleri yaratmayı murad edince, o nuru dört parçaya ayırdı.

Birinci parçadan kalemi, ikincisinden Levh-i mahfuz'u, üçüncüsünden arş-ı rahman'ı yarattı.

Dördüncü parçayı tekrar dörde böldü.

Birinci parçasından arşı taşıyan melekleri, ikincisinden Kürsü'yü, üçüncüsünden diğer melekleri yarattı.

Diğer parçayı yine dörde böldü.

Birincisinden gökleri, ikincisinden yerleri, üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı.

Kalan parçayı da yine dörde böldü

Birinci parçasından müminlerin gözlerinin nurunu, ikinci parçasından ilâhi marifet yuvası olan kalplerin nurunu, üçüncüsünden de dillerindeki nuru yarattı.Bu da " lâ ilâhe illallah Muhammed'ür-resulullah" tevhid nurudur." (El-Mevâhib'ül Ledüniyye) (Hadis-i şerifte son kalan parçanın dörde bölündüğü haber verilmekte fakat bu dördüncüsünden bahsedilmemektedir.)

O NUR ÜSTÜNDE NURDUR

Kendi nurundan Hz. Muhammed'i yaratan Ulu Allah, O'nun nurundan da diğer peygamberleri yaratmıştır. Nur suresi 35. ayette:

" Nurun alâ nurun… " " Nur üstünde nurdur… " buyruluyor.

Bu nur kıyamete kadar devam edecek bir nurdur. Âdem aleyhisselamdan beri gelen bütün peygamberler hep Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın nuru ile geldiler. Bu nur her birinin alnında parlıyordu. Nihayet nur silsile yoluyla sahibine kadar geldi. Nur zaten O'nun nuru idi. Böylece nur nura kavuşmuş oldu.

" el ülemâü verasetül enbiya " hadisi şerifinden anladığımıza göre, alimler peygamberlerin varisleridir. Bu nurun varisleri de alimlerdir.

Mâide suresi 15. Ayette şöyle buyruluyor:

" Gad câeküm minallahi nûrun ve kitâbün mümin " " Gerçekten size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir." (Maide 15 )

Bu ayetteki "nur " dan kasıt Sevgili Peygamberimizdir. "Kitap " ise hidayet rehberimiz Kur'an-ı kerim'dir.

Allahü teâlanın kendi nurundan ilk olarak yarattığı varlık, kâinatın efendisi Sevgili Peygamberimizdir. Bu konu ile ilgili olarak peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

" Ben yaratılış bakımından peygamberlerin ilki olduğum halde, onların hepsinden sonra gönderildim." (Hakim ) Nitekim Sevgili Peygamberimiz:

" Küntü nebiyyen ve êdemü beynerrûhi vel cesedi "

" Âdem ruh ile ceset arasında iken ben peygamberdim." (Ahmed Bin Hanbel, İmam Suyuti, Camiu's-Sağir Ve Tercemesi, Aydın Yayınları: 1/590)

Yine Cenâb-ı Allah'ın " Elestü bi rabbiküm.." ( A'raf; 172 ) " Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? " sorusuna ilk önce " Bela " "Evet " cevabı veren de O'dur.

Resulullah -sallallahü aleyhi vesellem - Efendimiz yine bir başka hadiste şöyle buyuruyor:

" Ben Âdem yaratılmazdan on dört bin sene önce, Aziz ve Celil olan Rabbimin yanında nur olarak mevcuttum." (Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi c. 12, sh: 404) Ayrıca bak. Celal YILDIRIM, İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri cilt 1, s: 362)

EBUL-ERVAH-RUHLARIN BABASI

Sevgili Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam Allah-ü Teâla'nın nuru olduğu gibi aynı zamanda da ruhudur. Çünkü Yüce Allah kendi ruhundan O'na ruh vermiş; o ruhtan da bütün ruhları yaratmış ve alemlere hayat vermiştir. Onun için O'nun ruhu bütün ruhların babasıdır, yani " Ebul Ervah"tır.

"Yâ sîn- Ey insan" (Yasin suresi ayet: !) hitabının muhatabı da odur. Yine Tin suresinde " Legad halegnel insâne fi ahseni tegvîm" " Biz insanı en güzel biçimde ve kıvamda yarattık " ayet-i kerimesinde en güzel surette yaratıldığı ifade edilen insanda Hz. Muhammed'dir. Ve O'nun şahsında insanoğludur.

Yine İsra suresi 70. Ayette buyrulduğu gibi : " Velegad kerremnâ benî âdeme…" "Biz Âdemoğlunu mükerrem kıldık. "

"Aslıhu nûr cismuhû Âdem, Velegad kerremnâ ben"i Âdem" ifadesinin muhatabı da yine O'dur.

O SEBEB-İ MEVCUDATTIR

Cenâb-ı Allah bütün mevcudâtı, âlemleri, felekleri O'nun yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Bu gerçeği bir hadis-i kutside Yüce Allah şöyle ifâde eder:

" Levlâke levlâk lemâ halegtül eflâk " (Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım)

O bütün mevcudatın özü, çekirdeği ve mayasıdır. Bu sebeple Sebeb-i Mevcudattır. Sevgili peygamberimiz (s.a.s.)"Allah'ım! Sen'den sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine ulaştıracak ameli istiyorum. Allah'ım! sevgini bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha hayırlı kıl."(Tirmizi, Davat,72) diye dua etmiştir.

Allah'ı sevmenin yolu peygamberi sevmekten ve Onun yolunu takip etmekten geçmektedir.(Al-i İmran,3/31)

Bütün bunlar gösteriyor ki, evrende her şey sevgiden var olmuş, sevgiyle varlığını sürdürmektedir. Sevginin kaynağı ise Hz. Muhammed'dir.

Bir beyit vardır, işitildiğinde nefesleri kesecek bir beyit:

"Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl

Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl".

(Bezmi Alem Valide Sultan)

Hazret-i Âdem'in ismi ve cismi yokken, dünya ve ahiretin adı ve şanı anılmazken, Peygamber (s.a.s.)'in pak nuru yaratılmış, iki cihanın yaratılmasına O sebep olmuştur.

Ibn-i Asâkîr' in tahrîc ettiği bir hadis-i kutsi 'de, "Habibim dünya ve ehlini Senin şerefini ve yanımdaki yüksek yerini bildirmek, Seni tanıtmak için yarattım. Eğer Sen olmasaydın, cihanı yaratmazdım."(Keşf'ül Hafa, 2/214)) denilmektedir.

Yunus Emre kutsî hadiste dile getirilen bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir:

"Hak yarattı alemi aşkına Muhammedi'n,

Ay ve günü yarattı şevkine Muhammed 'in,

Yeşerir dağ ve taşlar! Yemiş verir ağaçlar,

Aşkına Muhammed'in.

Şair Muhammed İkbal ise;

"Ey zuhuru ile hayata gençlik getiren "Hazreti Muhammed", Senin tecellin: hayat rüyasının tabiridir. (Âlemlerin yaratılmasına Sen sebepsin."

"Yeryüzü Senin barıgahına (sığınağına) saha olduğu için kıymet kazanmıştır. Semalar Senin karargâhının damını öpebildiği için ulvidir."

"Ben Seni gördüm, anamdan babamdan daha çok sevindim". diyor.

Yüce Rabbimiz, Ahzab suresinin 56. ayet-i kerimesinde; Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) den sevgi ve övgü ile bahsetmiş, biz müminlere de; O'nu sevgi ve övgü ile yâd etmemizi emrederek; şöyle buyurmuşlardır. "Allah ve melekleri Peygambere çok salâvat getirirler. Ey müminler! Siz de O' na salâvat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin"

"Allahümme Salli alâ Muhammed" demek, salat; "Esselâmü aleyke eyyühe'n-nebiyyü" demek selâmdır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve selam getirmek, Peygamberin sevgisini celbeder, şefaatına sebep olur. Böylece mümin; sevgisinin karşılığını bulur. Nitekim Allah-ü Zülcelâl, Ahzab suresinin 6. ayet-i kerimesinde; "Allah Resûlü müminlere kendi canlarından daha yakındır." (Azizdir)

Tövbe Suresinin 128. ayet-i kerimesinde ise; "Legad câeküm rasûlün min enfisukün azizün. Aleyhi mâ anittüm harîsun aleyküm bil mü'minîne raûfün rahim(un) Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer. O müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. " buyurmakta;

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de bu gerçeği "Ben müminlere kendilerinden daha yakınım"(Riyas-üs Salihin C:1 S:210 H:No:169) sözleriyle teyit etmektedir.

O RAHMETEN LİL ÂLEMİNDİR

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de:

"Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin " (Enbiyâ/ 107) "Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyuruyor. Bütün mevcudat Sevgili Peygamberimizin nurundan yaratıldığı için O âlemlere rahmet ve hayat vermiştir. Kâinat varlığını ona borçludur. O'nun için Cenâbı Hak, " Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" buyurmuştur.

O AZİZ VE SEYYİDÜL MÜRSELİNDİR

Sevgili Peygamberimiz her zaman ve mekan da azizdir. O'nun şeref ve faziletinin Allah katında hududu yoktur. O'ki yaratılmışların en güzeli, en hayırlısı, Allah'ın habibi-sevgilisi, dostu, bütün peygamberlerin seyidi-efendisidir. Allah'ü Teâpla Tevbe suresi 128. Ayette şöyle buyuruyor:

"Legad cêeküm rasûlün min enfüsüküm azîzün…" "Andolsun içinizden size aziz bir peygamber gelmiştir." (Tevbe/128)

Yine sevgili Peygamberimiz bir başka ayette bütün alemleri nurlandıran bir kandil olarak vasıflandırılıyor:

"Yâ eyyühennebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşirân ve nezîran. Ve dâiyen ilallâhi bi iznihî ve sirâcen münîrâ… (Ahzap suresi/ 45-46) "Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah'ın izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik."

ALLAH ONU KENDİ SURETİNDE YARATTI

"Halagallâhü âdeme alâ sûretihi", "Allah Âdem'i kendi suretinde yarattı." (Buhari) hadisinin de muhatabı yine sevgili Peygamberimizdir.

Sevgili Peygamberimiz Kameri aylara göre, Rebiü'l-evvel ayının 12. gününe rastlayan Miladi takvime göre 20 Nisan 571 günü dünyaya geldi.

Tarihçilere göre O'nun doğduğu gece dünyada bir takım olağanüstü olaylar gerçekleşmiştir. O'nun doğduğu gece, İran Kisrası'nın sarayındaki 14 sütun yıkılmış, Mecusilerin binlerce yıldır sönmeyen ateşleri sönmüş, Büyük Sava Gölü kurumuş, Kabe'nin içinde bulunan 360 put yerlere yuvarlanmıştır.

Ancak gerçek şudur ki, yıkılan Kisra'nın sarayı değil, küfrün binasıydı. Sönen Mecusilerin ateşi değil tüm dünyadaki küfrün ateşi idi. Kuruyan Sava gölü değil putperestliğin tahakkümü, Zerdüştlüğün kuvveti, Hıristiyanlığın üstünlüğü idi.

Peygamberimizin dünyaya teşrif ettiği 6.yüzyılda dünya, en huzursuz ve çalkantılı çağlarından birisini yaşıyordu. Hiçbir yerde huzur ve sükûn kalmamış, tüm dünyada kan ve gözyaşı akmaktaydı. İnsanlık bunalmıştı. Kendisini kurtaracak yeni bir önder bekliyordu. İşte Sevgili Peygamberimiz böyle bir ortamda doğmuş ve bütün beklentilere cevap vermek üzere dünyaya teşrif etmişti.

İnsanlar; asiller, köylüler, köleler diye sınıflara ayrılmış, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, kadınlar bir eşya gibi alınıp satılıyordu. Her yerde güçlüler zayıfları eziyor, hak ve hukuka riayet edilmiyordu.

O devirde, insanlık din ve ahlak bakımından perişan bir durumda olup, insanların bir kısmı ateşe, bir kısmı ise güneşe yıldızlara tapıyor, bir kısmı da kendi elleriyle yaptıkları ağaçtan, Taştan putlara tapıyordu. Allah'ın gönderdiği Semavi-Hak dinlerin ve kitapların asılları insanlar tarafından bozulmuştu. İşte böyle bir zamanda Cenâb-ı Hak Sevgili Peygamberimizi bütün bu olumsuzluklara son vermek üzere alemlere rahmet ve bereket olarak gönderdi.

PEYGAMBERİMİZİN SOYU VE ÖRNEK AHLAKI

Âlemlere rahmet ve bereket olarak gönderilen, Allah'ın en sevgili kulu, son ve en büyük Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) bir saadet güneşi olarak doğdu. Kurumuş topraklar su ile yeşerdiği gibi Peygamberimizin gelmesiyle insanlık yeniden hayat buldu.

O'nun kalplere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde kalplerden yanlış inançlar silindi, cehaletin yerine ilim, zulmün yerine hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerine insan sevgisi, acımasızlığın yerine şefkat ve merhamet geldi. Gerçek anlamda İslâm kardeşliği kurularak toplum barış ve huzura kavuştu.

Nasıl ki her insanın mensup olduğu bir soy ve millet varsa Hz. Peygamberimizin de mensubu olduğu bir soy ve millet vardır. Fakat Peygamberimizi bir soya ve millete indirgemek uygun değildir; Çünkü O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, milletler üstü bir peygamberdir. Hz. Muhammed'in Hz. İbrahim'in soyundan geldiği bilinmektedir. Sevgili Peygamberimiz hadislerinde "Ben İsa'nın İncil'de geleceğimi müjdelediği ve atam İbrahim'in Allah'tan dua ederek soyumdan bir peygamber gönder dediği peygamberim" demiştir.

Yahudiler ve Hıristiyanlar ısrarla Hz.İbrahim Peygambere sahip çıkarak kendi milli peygamberleri olarak gösterme gayreti içerisindedirler. Oysa bu iddialar hem dini hem de tarihi açıdan yanlış ve sakat iddialardır.

İbni Abbas (R. A.) dan yapılan sahih rivayete göre: Necrân Hıristiyanlarından bir topluluk ile Yahudi din adamlarından bir kurul, Resûlüllah (A.S.) Efendimize gelerek bir açık oturum düzenlemesini arzu ettiler. İbrahim Peygamber hakkında tartışmak istiyorlardı. Yahudiler, İbrahim Peygamberin Yahudi olduğunu, Hıristiyanlar da onun Hıristiyan olduğunu iddia etmeye başladılar.

Âl-i İmran Suresi 65-67. Âyetler, onların bu konudaki tartışmalarının gerçek bir dayanağı bulunmadığını, bilgilerinin de çok yetersiz olduğunu açıklar anlamda idi. (İbn Kesir- Fethu'l Kadir-Lübabu't-Te'vil Tefsirleri)

Adı geçen ayetlerde şöyle buyruluyor:"Ey Kitap Ehli! İbrahim hakkında niçin tartışırsınız? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. (Bunu da) akletmiyor musunuz?(Al-i İmran/65)

İşte siz böylesiniz; haydi bilginiz olan şey hakkında tartışıp durunuz, ama bilmediğiniz şey hakkında niye tartışırsınız?! Allah bilir, siz bilmezsiniz.(Al-i İmran/66)

"Mâ kâne ibrâhimü yehûdiyyen velâ nasrâniyyen velâkin kâne hanîfen müslimen. Ve mâ kâne minel müşrükîn(e)." (Al-i İmran 67)

"İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; ama Hakk'a yönelmiş tertemiz katıksız bir Müslimdi, Allah'a ortak koşanlardan değildi." (Al-i İmran/67)

Sevgili Peygamberimiz her fırsatta Hz. İbrahim aleyhisselam ile övünmüş ve ona "ATAM" demiştir. Sevgili Peygamberimiz zaten Peygamberlik gelmeden önce Hz.İbrahim'in dini olarak Kur'an'da bildirilen "Haniflik" üzere idi.

ARAPLAR İKİ KOLA AYRILIR

1-Arab-I Âribe- Asıl Araplar

2-Arab-I Müsta'ribe- Sonradan Araplaşanlar

Araplar tarihi bakımdan iki büyük kola ayrılırlar; Birincisi, eski devirlerde yaşamış, ancak daha sonra yok olmuş Araplardır. Âd, Semud, Medyan ve Amâlika gibi. Bunlara "Arab-ı bâide"denir. İkinci grup ise soyları devam eden Araplardır. Bunlara "Arab-ı bâkiye" denir ve iki kola ayrılır:

1-Arab-ı âribe: Asıl Araplar bunlardır. Kahtânîler adı verilen bu grubun esas vatanı Yemen'dir. Bunlara Güney Arapları da denir. Cürhüm ve Ya'rub olmak üzere önce ikiye ayrılırlar. Ya'rub'dan olan Kehlan ve Himyer'den pek çok kabile türemiştir. Meşhur Kudâa kabilesi Himyer'in, Ezd ise Kehlan'ın koludur. Belli başlı Kahtâni kabileler şunlardır: Kudâa, Ezd, Mezhic, Hemdân, Kinde, Kelb, Uzre, Ans, Murâd, Huzâa, Cüzâm, Âlü Cefne (Gassânîler), Lahm, Tay, Eş'ar, Evs, Hazrec. Kahtanîlere mensup kabilelerin bir kısmı Me'rib Barajı'nın yıkılması başta olmak üzere değişik sebeplerle ve değişik zamanlarda anavatanlarını terk ederek Arap Yarımadası'nın çeşitli bölgelerine yerleşmişlerdir.(Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, sayfa:33,34, Prof. Dr. İbrahim Sarıçam, Ankara 2004, Türk Diyanet Vakfı Yayını)

2-Arab-ı Müsta'ribe (veya Mütearribe): Aslen Arap olmayıp, sonradan Araplaşan kabilelerdir. Bunlara Hz. İsmail'in neslinden oldukları için İsmâîlîler; Hz.İsmail'in torunlarından Adnan'ın neslinden türedikleri için Adnânîler de denir.(İ. Sarıçam, a.g.e. sayfa:34) Kureyş kabilesi bu boydandır. Adnan Hz. Peygamberimizin yirmi birinci göbekten atasıdır.

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim'in büyük oğlu Hz. İsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir. (Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; İbn Hişâm, 1/1-2) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ı Saâdet, 1/178-179)

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur.((El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44)

Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.

"Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz. İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir." (Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44)

Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır". (Bkz. İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44; Târih-i Din-i İslâm, 2/5)

HZ. MUHAMMEDİN SOYU NE YAHUDİ NE HIRİSTİYAN NE DE ARAPTIR

Kur'an-ı Kerim'den öğrendiğimize göre İbrahim aleyhisselam kesinlikle Yahudi ve Hıristiyan değildir. Arap'ta değildir. Her ne kadar Araplar, Hz. İsmail'in soyundan geldiklerini iddia etseler de bu iddiaları hem asılsız hem de delilsizdir. Çünkü birçok kaynakta Hz. İsmail'in Hicaz bölgesine yerleştikten sonra Cürmihilerden Arapça'yı öğrendiği nakledilmektedir. Bu bakımdan Hz. İsmail ve evlatlarına Arab-ı Müsta'ribe (Sonadan Araplaşanlar) denmiştir. (bak. Sahihi Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhi, 6. C. s:16, diyanet yayını) Arapça'yı Araplardan ve sonra öğrenen Hz. İsmail nasıl Arapların atası olabilir? Aynı zamanda Hz.İsmail, Arapça'yı bilmediğine göre başka bir dille konuşuyordu. Yahudi ve Hıristiyan olmayan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in o zaman Türkçe konuşması ve Hz. İbrahim'le İsmail aleyhisselam'ın Türk oldukları akla geliyor. Bu konuda çok ciddi bilgiler mevcuttur. Ayrıca İsmail aleyhisselamın İbrani'ce konuştuğu iddiaları Kur'an-ı Kerim'in "İbrahim ne Hıristiyan ne de Yahudi idi…" (Al-i imran/67) ifadesi ile çelişir. İslâmi kaynaklara giren İbrani'ce konuşma iddiaları İsrailiyat tesiri ile oluşmuş asılsız iddialardır.

Türk Asıllı Arap

O zaman diyebilirsiniz ki İbrahim peygamber Türk ise O'nun soyundan gelen Hz. Muhammed'de Türk'tür. Böyle bir iddiada bulunmak bilime uygun değildir; Çünkü, bir millete mensup olmak da bir noktada kader işidir, Ziya Gökalp'ın de belirttiği gibi: "Millet iradi bir kavram değildir. Çünkü her ferdin milliyeti, onun keyfine, iradesine tabi bir şey değildir. Görünüşte fert kendisini şu yahut bu millete mensup kabul etmekte hür zanneder. Hâlbuki fertte böyle bir hürriyet yoktur. Bir millete mensup olmak bir kader işidir. Fert bir millet içerisinde hayata gelir ve o milletin terbiyesini alarak yetişir ve o kültürel zümreye dâhil olur."Hz. Muhammed ve onun cedleri etnik açıdan Arap olmasalar da Arap toplumu içerisinde dünya gelmiş ve Arap terbiyesini alarak yetişmiş ve o kültürel zümreye dâhil olmuşlar, yani Araplaşmışlardır. Bu bakımdan Hz. Muhammed Türk soyundan gelse de O'na "Türk asıllı Arap" demek daha uygundur. Ayrıca, peygamberler hangi soydan gelirse gelsin, onların görevi Allah'ın dinini tebliğdir. Sevgili Peygamberimiz, herhangi bir ırkın ve milletin peygamberi değil bütün insanların ve cinlerin peygamberidir. Sevgili Peygamberimizin hangi soydan geldiğini bilmekle beraber bize düşen asıl görev O'nun tebliğ ettiği din üzere olmak ve İ'lâ-yı kelimetullah için çalışmaktır.

Peygamberimizin babası Arab-ı Müstearibe olarak bilinen Adnanilerden gelme Kureyş kabilesindendir. Babası Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden Abdülmuttalibin Oğlu Abdullah'tır. Annesi ise yine Mekke'nin soylu kabilelerinden, Beni Zühre Reisi, Vehep bin Abdimenafın kızı Âmine hatundur. Sevgili Peygamberimiz doğmazdan iki ay önce babasını altı yaşına girdiği sırada da annesini kaybetmiştir.

Babasının ölümü nedeniyle dünyaya öksüz gelen, anasının ölümüyle yetim kalan Sevgili Peygamberimizi dedesi Abdülmuttalip yanına aldı. Dedesi torununu çok seviyordu, adeta O'nun üzerine titriyordu. Yaşı sekseni geçen dede ölüverirse O'na kim bakacaktı? Dede O'nu kime emanet edecekti. Çünkü dedesi Peygamberimizin doğar doğmaz büyük bir insan olacağını tahmin etmiş ve adını MUHAMMED koymuştu. „ Soyunda böyle bir ad yok, niçin bu adı koydun?" diyenlere, „ O; Umarım ki, onu gökte Hak, yerde de halk çok methi senâ edecektir" diye cevap vermişti.

Nihâyet dede torunu Hz. Muhammed'i en merhametli oğlu Ebu Tâlib'in himayesine vermeyi uygun buldu. Zaten Ebu Tâlip de O'nu yanına almayı babasına teklif etmişti. Ebu Talip: „ Kardeşim Abdullah'ın oğluna bakmayı ben cana minnet bilirim „ diyordu. Böylece Hz. Peygamberimiz amcası Ebu Talib'in himayesine girmiş oldu. Bu olaydan birkaç gün sonra da dedesi vefat etti. Bu sıralarda sevgili Peygamberimiz 8 yaşında idi. 8 yaşında iken amcası Ebu Talib'in himayesine giren Sevgili Peygamberimiz 25 yaşına kadar O'nun yanından ayrılmadı. Sevgili Peygamberimiz amcasıyla birlikte 25 yaşına kadar ticaretle uğraştı. Bu sıralarda Kureyş kabilesinden Esed oğullarından Hüveylid'in kızı Hatice adında temiz, soylu ve zengin bir kadınla evlendi. Bu soylu hanım, Hz.Muhammed'in ticaretteki dürüstlüğünü duymuş ve O'na ortaklık teklif etmiş ve bu ortaklık sırasında O'nu iyice tanımış ve Sevgili Peygamberimizle evlenmek istemişti. Sevgili Peygamberimizle Hz.Hatice'nin nikahlarını Hz.Hatice'nin akrabası Varaka bin Nevfel kıydı. Mutluluk ve huzur içerisinde seneler akıp geçti ve Hz. Muhammed kırk yaşına erişti. 40 yaşına giren sevgili Peygamberimizde büyük değişiklikler olmuştu. Daima düşünüyor, derin derin tefekküre dalıyordu. Bu sıralarda gürültüden uzak, sessiz yerlere çekilip tefekkür etmeye başlamıştı. Kendisine Mekke'nin yakınlarındaki Hira mağarasını seçmişti. İşte böyle bir zamanda Melek Cebrail Sevgili Peygamberimize gelerek ona „ oku seni yaratan rabbinin adıyla oku „ dedi, böylece fiilen peygamberlik görevi başlamış oldu.

İnsanlara dünya ve ahirette mutlu olmanın aydınlık yolunu gösteren Peygamberimiz, öğrettiği ahlâk ilkelerini önce kendisi uygulayarak en güzel örnek oldu. O'nun sözleri ile davranışları, dış görünüşü ile iç alemi arasında en ufak bir çelişki dahi olmamıştır.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz hakkında: ( İnneke lealâ huligın azîm „ «Muhakkak ki sen elbette yüksek bir ahlâk üzeresin» (Kalem suresi/4 ) " …Allah, sana Kitab'ı (Kur'an-ı) ve hikmeti indirdi ve sana (bütün bu) bilmediklerini öğretti. …" Nisa 4/ 113)

"Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Ali İmran 3/164) buyurarak O'nun çok yüksek ahlâk ve hikmet sahibi bir şahsiyet olduğunu bildirmiştir. Hikmet sahibi olmak Kur'an-ın gizli ve ince manalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onun yaşama ilmidir. Bu ilmi peygamberimize Allah vermiştir.

O YAŞAYAN KUR'AN'DI

Sevgili Peygamberimiz çok yüksek bir ahlaka sahip olarak yaratılmış olmasına rağmen her zaman:

" Ey Allah'ım! Benim yaradılışımı ve ahlakımı güzelleştir „ ( Ahmed )

" Ey Allah'ım! Beni ahlakların çirkinlerinden uzaklaştır ve koru „ ( Tirmizi ) diye dua ederdi.

O, ahlâkını Kur'an'dan almış, bütün iyilikleri kendisinde toplamıştır. Saygıdeğer eşi Hz. Aişe'ye

Peygamberimizin ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda O, şu cevabı vermiştir:

«O'nun ahlâkı Kur'ân idi» ; „ O yaşayan Kur'an dı."

O'nu Yüce Allah yetiştirdi ve insanlığa örnek olsun diye özel olarak terbiye etti. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

«Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.»

O, davranışları ve üstün kişiliği ile insanlık için en güzel örnektir.

Bununla ilgili olarak Allah Tealâ Kur'an-ı Kerimde:

"Legat kâne leküm fî rasulillâhi üsvetün hasenetun…" «Muhakkak ki Allah'ın elçisinde sizin için uyulması güzel örnekler vardır.» ( Ahzap 21 ) buyurmuş ve O'nun yaşayışını örnek almamızı istemiştir. Eğer Kur'an canlansa insan şekline dönüşse idi ancak bir Hazreti Muhammed olurdu. Onun içinidirki Aişe validemiz "O yaşayan Kur'an'dı" buyurmuştur.

Peygambere itaat Allah'a itaattır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kim Rasül'e itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur." (4/Nisa, 80), "Biz bütün peygamberleri ancak Allah'in izni (emri) doğrultusunda kendilerine itaat edilsin diye gönderdik." (4 Nisa/64)

"Her kim de kendisine doğru yol (İslam) belli olduktan sonra, Resule karşı tavır koyar (emirlerini beğenmez) ve (Resulü örnek alan) müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu döndüğü (ve seçtiği o sapık) yolda bırakırız. Sonra kendisini Cehenneme atarız. O ne kötü bir giriş yeridir. " (Nisa/115)

Allah Teâlâ'nın bir meleği vardır. O melek hergün şöyle haykırır: 'Rasûlullah'ın sünnetine muhalefet edene, Rasûlullah'm şefaati yoktur.

Allah'ın göderdiği din olan İslam Hz. Adem ile başlamış, Hz. Muhammed ile kemale ermiştir. Tevhid dininin (İslam'ın) son halkasını Hz. Muhammed (s.a.s.) teşkil etmektedir. Tevhid kelimesinin ikinci bölümü, Hz. Muhammed'in (s.a.s.) Allah'ın rasûlü/elçisi olduğuna iman etmektir. Bu inanç, bizi peygamberin örnek ve önderliğinin kabulüne götürür. Hz. Muhammedi peygamber olarak kabul edip onun örnekliğini ve sünnetini ihmal ve inkar insanı küfre götürür. "Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa/65)

Allah'ın kitabından ve Sevgili Peygamberimizin sünnetinden uzaklaşmak münafıklık alametlerindendir. Bu konuda Nisa suresinde şöyle buyrulur:

"Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün." (Nisa/61)

Ebu Râfî (r.a) 'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

"Benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, "biz onu bunu bilmeyiz. Allah'ın kitabında ne görürsek ona uyarız, o kadar" derken bulmayayım." (Ebu Davud, Sünnet 5; Tirmizi, İlim 10; İbn Mace, Mukaddime 2 (Tirmizi "bu hadis hasen bir hadistir" demektedir.)

Bu hadis sevgili Peygamberimizin mucizelerinden birisidir. Sevgili Peygamberimiz günümüzde Hıristiyanlar ve Yahudilerin organize ettiği Sünnet düşmanlığını ve ona alet olan sözüm ona Müslümanları görmüş ve bu konuda bizleri uyarmıştır.

Ashaptan Hazreti Enes:

" On yıl Resulullahın hizmetinde bulundum, bana bir defa bile „ öf" dediğini duymadım, demiştir."

Yine Hz. Enes'in rivayetine göre; Ashaptan birisi gelerek:

" Ey Allah'ın Resûlü! Allah katında en faziletli mümin kimdir? Diye soruyor. Kâinatın efendisi Sevgili Peygamberimiz : "Ahlakı en güzel olandır." Buyuruyor.

Zaten din ahlak demektir. Bütün dinlerin hedefi ahlakı güzelleştirmektir. Esasen dinlerin gönderiliş amacı da ahlakı güzelleştirmektir. Bütün ibadetlerin hedefinde de güzel ahlak vardır. Namaz insanı kötülüklerden alıkoymak için emredilmiştir ve bunun için kılınır. Oruç tutmanın hedefinde de sabır ve irade eğitimi vardır. Ze




 



Diğer Makaleleri

- MUHSİN KİME DENİR? / Tarih : 2018-08-04 09:36:26
- 15 TEMMUZU ANLAMAK / Tarih : 2018-07-15 09:55:20
- İSLAM'DA KADIN VE AİLE / Tarih : 2018-07-14 10:11:31
- HER İŞE EÛZÜBESMELE İLE BAŞLAMAK / Tarih : 2018-07-12 09:37:29
- ALLAH'IN ÖVDÜĞÜ MİLLET / Tarih : 2018-07-09 09:55:57
- MHP GENEL MERKEZİ'NDE BİR GÜN / Tarih : 2018-07-06 09:54:06
- MİLLETLER ALLAH'IN ÂYETLERİDİR / Tarih : 2018-07-04 09:39:15
- BİR KAVMİ BOZMAZ ALLAH, ONLAR BOZULMADIKÇA / Tarih : 2018-06-30 09:34:51
- RAMAZAN AYI VE ORUÇ / Tarih : 2018-05-17 09:17:40
- YUNUS YÜREKLİ YAVUZ BİLEKLİ LİDER TÜRKEŞ / Tarih : 2018-04-04 09:39:53
- DOĞRU VE DÜRÜST OLMAYANIN DİNİ OLMAZ / Tarih : 2018-04-01 10:06:57
- İSLÂMİ KAYNAKLARDA HAK KAVRAMI / Tarih : 2018-03-25 10:12:43
- İSLAMDA İNSAN SEVGİSİ VE İNSAN HAKLARI / Tarih : 2018-03-11 08:34:25
- BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİL! / Tarih : 2018-03-08 08:01:17
- ALLAH ŞİRKTEN BAŞKA HER GÜNAHI BAĞIŞLAR / Tarih : 2018-02-19 07:40:31

Diğer Muharrem Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »