Ortadoğu Gazetesi

BIST
93,616
%0,00
USD
5,3338
%0,27
EUR
6,0913
%0,31
Altın
209,3750
%0,38
SON DAKİKA

RAMAZAN AYI VE ORUÇ

Muharrem Günay SIDDIKOĞLU / 2011-08-01 10:52:56

 

Kur'an-ı Kerim Ramazan ayı içerisinde Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)e indirilmiş, İslam'ın beş temel esasından birisi olan oruç ibadeti, bu ayın günlerine tahsis edilmiş ve bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi de, bu ayın içerisinde bulunmaktadır.

Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirilir:

"Muhakkak ki biz Kur'an-ı Kadir Gecesi'nde indirdik. (Resûlüm) bildin mi nedir kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh ( Cebrail ) O gecede Rablerinin izni ile her bir iş için (saf saf ) inerler. O gece fecrin doğuşuna kadar selamettir."(Kadir Suresi 1-5)

Ramazan orucu, bizden önceki bütün ümmetlere farz kılınmıştır. Bu durum Bakara Suresi 183. ayette şu şekilde ifade edilir:

"Ey iman edenler; Sizden öncekilere olduğu gibi, size de günahlardan korunasınız diye, oruç tutmak farz kılınmıştır..." Bu ayet ile orucun Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e kadar bütün insanlara farz kılındığı belirtilmektedir.

Ramazan Orucu Bakara suresinin 183-184. ayetleriyle Hicretin ikinci yılında Bedir savaşı öncesinde Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Orucun farz olduğunu inkâr eden kâfir olur. Peygamberimiz (sas) hayatında dokuz sene Ramazan orucu tutmuştur. Bakara suresi 183. ayette orucun mutlak farz kılındığı bildirilmekte, ancak, orucun ne zaman, nasıl ve kaç gün tutulacağı bildirilmemektedir. 184. ayette bu kapalılık kısmen giderilmiş ve orucun "sayılı günler" de tutulacağı belirtilmiştir ki sayılı günlerden maksat Ramazan ayıdır. On bir ayın sultanı olan Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ateşten-azaptan kurtuluştur

Ramazan kelime olarak "Remza" kökünden türemiş bir isimdir ve kızgın taş manasına gelir. Çünkü Araplar şiddetli sıcak günlerde oruç tutarlardı. Aylara isim verdikleri zaman, oruç ayı şiddetli sıcaklara rastladığı için, adı " RAMAZAN " kondu. Başka bir görüşe göre de, yakıcı manasına gelen Ramazan, bu ayın günahları eritmeye vesile olması yüzünden oruç ayına isim olarak takıldı. (İ.Gazali, Mükâşefetü'l Kulûb,558)

"Savm ve Sıyam " sözcükleri ise Arapça'da " Bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek " anlamlarına gelir.

Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir. Kur'an'da Meryem suresi 26. âyette bu anlamda kullanılmıştır.

İmsak

İmsak, Arapçada kendini tutmak, engellemek anlamına gelir. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması vakti olup, bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur; bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip orucun başladığı vakittir.

İftar

İftar ise, oruç yasaklarının sona erdiği vakit anlamında olup, güneşin batma vaktidir. Kur'an-ı Kerim'de orucun başlangıç ve bitişi, mecazi bir anlatımla şöyle belirtilir:" ...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; akşama kadar orucu tamamlayın..." (Bakara/ 187.ayet)

İmsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmanın bir amacı vardır. Bu amaç Allah (CC) rızasını kazanmaktır ki kısaca "niyet" tabiri ile anlatılır. Oruç bu amaç ve bilinçle tutulur. Bu amaç ve bilinç olmadan, söz gelişi rejim yapmak, zayıflamak ve perhiz amacıyla imsak vaktinden iftar vaktine kadar yeme, içme ve cinsi münasebetten uzak durmak oruç olarak değerlendirilemez.

Oruç riyanın yani gösterişin en az karışacağı ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır. Peygamberimizin nakline göre, orucun bu yönüyle ilgili olarak Cenâb-ı Hak, "Es'savmü lî" "Oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim " (Buhari, " Savm " 2, 9; Müslim, "sıyam", 30), "Her hasene (sevap) on mislinden yedi yüz misline kadar yükselir. Ancak oruç benimdir ve ben onun mükâfatını veririm" buyurmuştur. (Müslim ve Buhari, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.)

Orucun Çeşitleri

Diğer ibadetler gibi orucun da farz, vacip ve nafile çeşitlere ayrılır.

Farz Oruç

Farz olan oruç ramazan orucudur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulmadığı zaman, başka bir zaman kaza edilmesi de aynı şekilde farzdır. Kasten, yeme, içme ve cinsi münasebette bulunma ile oluşan kefaret orucu da bu kapsamdadır. Hacda ihramda iken vaktinden önce tıraş olma ve yemin için tutulacak olan kefaret oruçları da farz oruç kapsamındadır.

Vacip Oruç

Nezir-adak yoluyla yükümlülük altına girilen orucu tutmak vaciptir. Nezir ( adak ), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. (Falan işim olursa Allah rızası için üç gün oruç tutacağım diyen kendi isteği ile kendisine üç gün oruç tutmayı vacip kılmıştır.) Vakit belirtildiyse belirtilen vakitte, belirtilmediyse dilenen oruç tutmanın mubah olduğu bir vakitte tutulur

Nafile Oruç

Daha fazla sevap kazanmak amacıyla ferz ve vacip oruçların dışında tutulan oruçlardır. Nafile oruç, oruç tutmanın haram ve mekruh olmadığı yani mubah olduğu günlerde tutulabilir.

RAMAZAN AYININ FAZİLETİ (2)

Kur'an-ı Kerim Ramazan ayı içerisinde Sevgili Peygamberimiz (S.A.V)e indirilmiş, İslam'ın beş temel esasından birisi olan oruç ibadeti, bu ayın günlerine tahsis edilmiş ve bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi de, bu ayın içerisinde bulunmaktadır.

Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirilir:

"Muhakkak ki biz Kur'an-ı Kadir Gecesi'nde indirdik. (Resûlüm) bildin mi nedir kadir gecesi? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh ( Cebrail ) O gecede Rablerinin izni ile her bir iş için (saf saf ) inerler. O gece fecrin doğuşuna kadar selamettir." (Kadir Suresi 1-5)

Müslümanlar, Ramazan ayında dini yaşantılarına daha fazla itina gösterip, ibadet ve hayırlı işlerini fazlalaştırarak, Cenâb-ı Hakkın mağfiretinin bollaştığı bu aydan, azami yararlanmaya çaba gösterirler. On bir ayın sultanı olan Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ateşten-azaptan kurtuluştur.

Ramazan ayının Türk milletinin hayatında müstesna bir yeri vardır. Müslüman Türk milleti, Ramazan ayını yılda bir defa gelen önemli bir misafir olarak kabul eder. Hazırlık karşılama ve uğurlama buna göre yapılır.

Rivayet edilir ki bütün bir yılın on bir ayını nefsinin kötü istek ve arzuları peşinde, İslam'ın yasak saydığı işleri yaparak geçiren Mehmet adında bir beynamaz varmış. Bu adamın alnı senenin 11 ayında secdeye değmezmiş. Fakat her ne hikmetse bu adam Ramazan ayı gelir gelmez tamamen değişir, en güzel ve en temiz elbiselerini giyinir, güzel kokular sürünür, on bir ay boyunca yaptığı o kötü işleri terk eder, Ramazan orucunu tutar, abdestini alır, namazını kılar, insanlara iyilik ve ihsanda bulunur, Ramazan ayı boyunca bol bol tövbe ve istiğfar edermiş. Bir gün tanıdıkları kendisine bu hareketlerinin manasını sorarak:

-Niçin sen on bir ay boyunca İslam'ın kötü ve yasak saydığı her şeyi yapıp ta Ramazan ayı gelince bu kötü şeyleri terk edip, orucunun tutup, namazını kılıyorsun bunun hikmeti nedir? Beynamaz Mehmet sorulan soruya şu ibretli cevabı verir:

"-Ramazan tövbe kapılarının ardına kadar açıldığı, Allah'ın rahmet ve bereketinin en yaygın olduğu kutsal bir aydır. Allah'ın geniş lütfu ile o mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine günahlarımın bağışlanacağını umarım. İşte Ramazan ayına olan engin saygı ve sevgimin sebebi budur."

Nihayet belirli bir zaman sonra Beynamaz Mehmet'in vadesi tükenir ve ölür. Bir müddet sonra zamanın İslam büyüklerinden birisi Beynamaz Mehmet'i Cennet köşkleri içerisinde gezerken görür ve Ulu Allah seni buraya nasıl koydu? Sen hangi amelin sayesinde Cennette bu mertebeye eriştin? Diye sorar. O da:

"-Rabbim beni Ramazan ayına karşı gösterdiğim saygı ve sevgiden dolayı bağışladı ve ben de şimdi gördüğün gibi Cennet köşkleri içinde her istediğime erişen bir kimse olarak dolaşıp duruyorum." (Düretül Vaizin 1. cilt / 25)

Peygamber Efendimiz üç defa üst üste: "Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün" buyurdular. Asahap "Kimin yâ Resulullah " diye sordular. Peygamber Efendimiz. "Ramazan ayına kavuşup ta günahlardan kurtulamayanların" buyurdular." On bir ayın sultanı olan Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ateşten-azaptan kurtuluştur. Bu ayda gerçekten günahlardan kurtulamamak çok büyük bir talihsizliktir.

Yılan Kan Emmekte

Ebu Bekir'in halifeliği döneminde birisi ölür. Adamın cenaze namazını kılacakları sırada kefeni kıpırdamaya başlar. Kefeni açıp bakarlar, " Bir yılan adamın etini yemekte, kanını emmekle meşgul. Öldürmek isterler. Yılan : "Lâ ilâhe illallah, Muhammed ün Resulallah" der ve ardından, "Benim hiçbir suç ve kusurum yok. Neden beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü Ulu Allah bana bu kişiye kıyamete kadar işkence etmemi emretti." Suçları nedir? Deyince de şöyle dedi:

"Ezan okunurken duyup da (mazeretsiz olarak) camiye gidip namaz kılmamak. Malının zekâtını vermemek. Âlimlerin sözlerine kulak asmamak."

Peygamberimiz buyuruyor ki.

"Ramazanda biriniz uykusundan uyanarak yatağında sağına soluna dönüp kalkmak için hazırlandığında melek ona şöyle seslenir: "Ey mümin, kalk artık. Allah sana feyiz ve bereket versin."

O kimse sıcak yatağından namaz kılmak düşüncesiyle kalktığında, yatağı ona şöyle dua eder: "Allah'ım bu kuluna cennette benden daha üstün yataklarda yakmayı nasip et. "

Terliklerini-takunyalarını giydiğinde terlikleri şöyle der: "Rabbim bu kulunun ayaklarını sırat köprüsünden geçerken sakın kaydırma."

Abdest alacağı kabı eline alınca kap: "Allah'ım bu kuluna Cennet'in en güzel kaplarını kullanmayı nasip et." Der. Nihayet o kişi namaza durduğu an namaz kıldığı yer ( ev-cami ) Allah'a şöyle dua eder: "Allah'ım! Bu kulunun kabrini genişlet, mezarını aydınlık kıl, ona karşı rahmetini yaygınlaştır."

Ve Ulu Allah o kişiye rahmet gözüyle bakar ve o dua ederken şöyle buyurur: " Ey sevgili kulum! Dua senden, kabul benden. İstek senden vermek benden; tövbe senden bağışlamak benden." (Dürretül Vaizin 1.cilt/26)

Yine Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor:

"Ramazan ayının ilk gecesi girince, şeytanlar zincirlere vurulurlar, cehennem kapıları kapanır, Cennet kapıları da açılır. Ulu Allah " Her gece üç defa şöyle seslenir. " Dileyen yok mu? Dileğini yerine getireyim; tövbe eden yok mu, kabul edeyim; rahmet ve mağfiretime erişmek isteyen yok mu, eriştireyim."

Ramazan'da yapılan hayır ve hasenatın diğer zamanlara göre farklı bir ecir ve sevabı vardır. Bu konuyla ilgili olarak Peygamberimiz (SAV)şöyle buyuruyor:

"Ramazan ayında bir camiyi-mescidi ( gerek cami yaptırarak, gerek yapılmasına katkıda bulunarak ve gerekse her hangi bir eksiğini karşılayarak ) aydınlığa kavuşturan kimsenin Allah da kabrini aydınlatır ve ona camide ( kıyamete kadar ) namaz kılanların kazandıkları sevap sayısınca sevap yazar. Ayrıca cami baki kaldıkça melekler o kimseye dua eder, Arş ehli de mağfiret diler."

Sevgili Peygamberimizin ifadesine göre:

" Ramazan en güzel bir biçimde (insan şekline girerek) kıyamet günü Allah'ın huzuruna varacak ve O'nun karşısında secdeye kapanacaktır. Bu sırada Ulu Allah Ramazan'a şöyle seslenir:

" Ey Ramazan! Ne istiyorsun, söyle git senin hakkını veren ( oruç tutan ) kimseleri yakalayıp getir de onların dileklerini karşılayalım."

Bunun üzerine Ramazan, Arafat meydanında dolaşır ve Oruç tutan müminleri tutarak Allah'ın huzuruna getirir ve tam O'nun karşısında saygıyla durur. Bu sefer Ulu Allah şöyle buyurur: "Ey Ramazan ne istiyorsun söyle bakalım" deyince o da, " Dileğim, oruç tutan kullarına karşı olanca rahmet ve mağfiret sıfatlarınla tecelli etmendir." Ulu Allah hemen bin tane rahmet ve mağfiret sıfatıyla tecelli eder, ardından da Ramazan, oruç tutanlardan büyük günah sahibi olan yetmiş bin mümine şefaat eder. Sonra yetmiş bin oruç tutan kişiyi binlerce huri kızları ile evlendirir.

Daha sonra Ramazan Burak'a binerek Cennet'e varır: Ulu Allah yine, "Ne istiyorsun, ey Ramazan?" diye sorar. Ramazan şöyle cevap verir: "Allah'ım oruç tutan bütün müminleri sevgili Peygamberin Muhammed'e komşu kıl." Allah onun bu dileğini hemen yerine getirir ve onu Firdevs Cennetine gönderir ve yine, " Başka bir dileğin var mı, ey Ramazan? Diye sorar.

Ramazan da, " Ey Rabbim, bütün dileklerimi yerine getirdin. Şimdi ise fazladan lütuflarını bekliyorum. Ulu Allah Ramazanı şerifin bu son isteği karşısında da ona (oruç tutanların kalacağı) Cennette her birinde binlerce köşkler bulunan kırmızı yakutlar ve yeşil zümrütlerle bezenmiş yüzlerce şehir armağan eder."

NİYET

Diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de niyet şarttır. Her hangi bir oruca kalben niyet etmek, hangi orucu tutacağını kalbinden geçirmek yeterlidir. Bu niyetin dil ile ifade edilmesi, onun teyit edilmesi ve perçinlenmesi anlamına geldiğinden mendup sayılmıştır. Sahura kalkıp yeme içme de niyet yerine geçer. ( İlmihal 1,sayfa:399, Türk Diyanet Vakfı yayını )

Niyetin Vakti

Her türlü oruca mümkün olduğu kadar, sabah vakti girmeden veya geceden niyet etmek en faziletli olanıdır.

Hanefilere göre ramazan orucu, nafile oruçlar ve vakti belirtilmiş adak (nezr-i muayyen ) oruçların niyet etme vakti gün batımından başlayıp ertesi günün kuşluk vaktine hatta öğle namazının vaktinin girmesinden az önceki vakte kadar devam eder.

Malikilere göre, güneşin batmasından itibaren, fecrin doğuşuna kadar niyet şarttır.

Şafilere göre ise Ramazan orucu, kaza orucu ve adak orucuna geceden niyetlenmek şarttır.

Zimmette sübut bulmuş oruçlar: kaza, keffaret ve adak oruçlarına imsak vaktine kadar niyet edilmesi gerekir. Tutulmakta iken bozulan nafile oruçların kazası da bu kapsamdadır.

Kimler Oruç Tutar Kimler Tutmaz

Namaz mükellefiyeti için gerekli olan şartlar Orucun mükellefiyeti içinde geçerlidir. Yani namaz kılması farz ve vacip olanlara oruç tutmak ta farz ve vacip olur. Bunlar: Müslüman olmak, ergenlik çağında olmak, akil- akli olgunluk düzeyinde olmaktır.

Bu genel şartların yanında ayrıca kişinin oruç tutmaya güç yetirecek durumda, sağlıklı olması ve yolcu olmaması da şarttır. Hasta ve yolcu olanlar isterlerse oruç tutmaz, daha sonra tutamadığı bu oruçları kaza ederler. Hayız, nifas ve lohusa kadınlar oruç tutmaz, tutamadıkları orucu kaza ederler, çocuk emziren kadınlar da kendilerinin veya çocuklarının zarar görmesi muhtemel ise oruçlarını tutmaz daha sonra kaza ederler.

Yine yaşlılık sebebiyle oruç tutmaya gücü yetmeyenler, bunun yerine bir fakir doyumluğu olan fidye verirler. Fidye, fitre tutarı kadar para olarak hesaplanır.

TERAVİH NAMAZI 3

Ramazan ayında, gündüzleri oruç ibadetiyle, şuurlu bir şekilde Allah'a yönelen müminler, aynı atmosferi ve hazzı gecede devam ettirmek isterler. Bu istekleri teravih namazı ile gerçekleşir. Teravih namazı, Ramazan ayına mahsus erkek ve kadınlar için yirmi rekâttan ibaret bir müekket sünnettir cemaatle kılınır. Bu namazın cemaatle kılınması da kifaye sünnettir. Bir yerde bulunanların tamamı bu namazı terk etse günaha girerler.

Cami ve mescitlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaati terk edip bu namazı evinde kılan kimse, günah işlemiş olmasa da fazileti terk etmiş olur. Orucun değil vaktin sünnetidir. Özrü nedeniyle oruç tutmayanlar teravih namazını kılarlar.

Abdurahman b. Avf'ın naklettiği bir hadiste Hz. Muhammed (SAV):

"Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasından doğduğu gibi günahlarından temizlenmiş olur" buyurmaktadır. (İbn Mace, İkametu's salâ, 173, İbn Hanbel I, 191,195)

Resûlullah (SAV) Ramazan'da mescidde gece bir namaz kıldı. Sahabenin çoğu da O'nunla birlikte namazı kıldı. İkinci gece yine aynı namazı kıldı. Bu kez O'na tabi olarak aynı namazı kılan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (SAV) mescide gitmedi, orayı dolduran cemaat O'nu bekledi. Resûlullah (SAV) ancak sabah olunca mescide çıktı ve cemaata şöyle buyurdu:

"Sizin cemaatla Teravih namazı kılmaya ne kadar arzulu olduğunuzu görüyorum Benim çıkıp, size namaz kıldırmama engel bir husus da yoktu. Ancak ben size, Teravih namazının farz olmasından korktuğum için çıkmadım" (Buhari, Teheccüd, 57)

Ebû zer (r.a.)'den nakledildiğine göre, Resûlullah (SAV) Ramazan ayının sonuna doğru bazı geceler de ashabına, gecenin üçte biri geçinceye kadar Teravih namazını kıldırmıştır."(İbn Mace, İkametu's salâ, 173)

Ebû Hureyre (r.a.)in naklettiği bir başka hadiste de Resûlullah (SAV)'in Ramazan ayında, ashaptan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a.)'ın arkasında cemaatla namaz kılarken gördü ve: "Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir" diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir. (Ebû Davud, İkamu's Salâ, 190)

Teravih namazı 20 rekâttır. İki veya dört rekâtta selam verilerek kılınır. İki rekâtta selam verilerek kılmakta daha çok fazilet vardır. İki rekâtta bir selam verilirse akşam namazının sünneti gibi, dört rekâtta selam verilirse yatsı namazının sünneti gibi kılınır. Teravih namazının vakti yatsı namazı ile birlikte başlar, fecir anına kadar devam eder.

4 rekâtlık Teravih Namazın Kılınışı

Yukarıda 4 rekâtta bir selam verilerek kılınırsa ikindi ve yatsı namazının sünneti gibi kılınır demiştik. Şimdi konuyu biraz açalım ve namazın kılınışını anlatalım.

Teravih namazının başında "Niyet ettim Allah rızası için teravih namazını kılmaya ve uydum hazır olan imam" diye niyet ederiz. İmamla birlikte içimizden Allâhü ekber deyip namaza başlar ve hemen Sübhaneke duasını okur ve sukut ederiz. İmam Fatiha ve zammı sureyi okur, okuduktan sonra imamla birlikte rükû ve secdeleri yapar, ikinci rekata kalkarız. İmam yine Fatiha ve zammı sureyi okur, rükû ve secdeden sonra tahiyyata otururuz. Tahiyyat, salli ve barik dualarını okuruz. İmamla birlikte üçüncü rekata kalkar ve hemen Sübhaneke duasını okur ve sukut ederiz. Üçüncü ve dördüncü rekâtları aynı birinci ve ikinci rekâtı kıldığımız gibi kılar ve dördüncü rekâtın sonunda oturur, tahiyyat, salli, barik ve Rabbena dualarını okur ve imamla birlikte selam veririz.

Teravih namazı ile ilgili bir hadis-i şerifte "Kim inanarak ve Allah rızasını dileyerek Ramazan orucunu tutar ve gecesini teravihle ihya ederse, onun geçmiş günahı bağışlanır" buyrulmuştur.

Yatsı namazı kılındıktan sonra camiye gelen kimse ( vitir namazı hariç ) önce yatsı namazını kendi başına kılar, sonra teravih için imama uyar. Daha sonra kaçırdığı teravih namazının rekâtlarını kendi başına kılarak tamamlar. İmamın teravihte halkı usandıracak kadar uzun Kur'an okuması uygun değildir. Cemaati sıkmamak adına tadili erkâna uymadan çok hızlı kıldırmak ta yanlıştır.

Beynamaz Mehmet

Rivayet edilir ki bütün bir yılın on bir ayını nefsinin kötü istek ve arzuları peşinde, İslam'ın yasak saydığı işleri yaparak geçiren Mehmet adında bir beynamaz varmış. Bu adamın alnı senenin 11 ayında secdeye değmezmiş. Fakat her ne hikmetse bu adam Ramazan ayı gelir gelmez tamamen değişir, en güzel ve en temiz elbiselerini giyinir, güzel kokular sürünür, on bir ay boyunca yaptığı o kötü işleri terk eder, Ramazan orucunu tutar, abdestini alır, namazını kılar, insanlara iyilik ve ihsanda bulunur, Ramazan ayı boyunca bol bol tövbe ve istiğfar edermiş. Bir gün tanıdıkları kendisine bu hareketlerinin manasını sorarak:

-Niçin sen on bir ay boyunca İslam'ın kötü ve yasak saydığı her şeyi yapıp ta Ramazan ayı gelince bu kötü şeyleri terk edip, orucunun tutup, namazını kılıyorsun bunun hikmeti nedir? Beynamaz Mehmet sorulan soruya şu ibretli cevabı verir:

"-Ramazan tövbe kapılarının ardına kadar açıldığı, Allah'ın rahmet ve bereketinin en yaygın olduğu kutsal bir aydır. Allah'ın geniş lütfü ile o mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine günahlarımın bağışlanacağını umarım. İşte Ramazan ayına olan engin saygı ve sevgimin sebebi budur."

Nihayet belirli bir zaman sonra Beynamaz Mehmet'in vadesi tükenir ve ölür. Bir müddet sonra zamanın İslam büyüklerinden birisi Beynamaz Mehmet'i Cennet köşkleri içerisinde gezerken görür ve Ulu Allah seni buraya nasıl koydu? Sen hangi amelin sayesinde Cennette bu mertebeye eriştin? Diye sorar. O da:

"-Rabbim beni Ramazan ayına karşı gösterdiğim saygı ve sevgiden dolayı bağışladı ve ben de şimdi gördüğün gibi Cennet köşkleri içinde her istediğime erişen bir kimse olarak dolaşıp duruyorum." (Düretül Vaizin 1. cilt / 25) 

ORUCUN FAYDALARI 4

Oruç, nefsimizin istek ve arzularından kendi irademizle uzak durmamızdan dolayı bir yönüyle irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya katlanmak yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir.

Toplumsal hayatta görülen taşkınlık ve huzursuzlukların yönü nefsimizin esiri olmaktan maddi zevk ve şehvetler peşinde koşmaktan kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan oruç insanın hem kendisine hem de başkalarına zulmetmesine neden olan nefsi emmareyi teskin etmenin de bir ilacı, aşırılıkları törpülemenin bir çaresidir.

Oruç özet olarak: İradeyi kuvvetlendirir, dayanma gücünü artırır. Nefsi terbiye edip, disiplin altına alır. Sıkıntı ve açlığa katlanma alışkanlığı doğurur ve geliştirir. Fakir ve muhtaçları, aç ve perişan durumda olanları hatırlatır, onlara ilgi duyma ve yardımlaşma, dayanışma bilincini geliştirir. Hayatın yeme, içme ve benzeri ihtiyaçları yerine getirmekten ibaret olmadığını, insanın daha yüksek amaçlar için yaratıldığını, yaratılış gayesini ve hikmetini öğrenmesine vesile olur. Toplu kılınan namazlar ve yapılan iftarlarla toplumun birlik ve beraberliğine vesile olur.

Oruç gösterişten, riyadan uzak bir ibadet olmanın yanı sıra, İnsanın düşmanı olan şeytanı kahretmek için de bir vesiledir. Çünkü şeytanın saptırma vesilesi şehvetlerimizdir. Şehvetler ise, ancak yemek, içmek, eğlenmek gibi işlerle gelişir ve insanın nefsi de bu işleri yapmaya yatkındır. Bu sırra binaen Sevgili Peygamber(SAV) şöyle buyurmuştur:

"Gerçekten şeytan, insanoğlunda kanın deveran yerinde (damarda) dolaştığı gibi, dolaşır. Binaenaleyh açlık (oruç) ile şeytanın deveran ettiği yolları daraltınız." (Müslim ve Buhari, Safiyyeden rivayet) Bu bakımdan oruç tutmak hem şeytanın yollarını daraltır hem de onu kahreder. Oruç tutmamak ise hiç şüphesiz şeytanı sevindirir.

Oruç, yeme içmeye ara vermekle, yoksulların halini daha iyi anlamaya ve onların sıkıntılarını gidermeye de vesile olmaktadır. Çünkü Sevgili Peygamberimiz: "Kim ki bir Müslüman kardeşinin sıkıntısını giderirse Allah (CC) ta onun sıkıntısını giderir" buyurmaktadır. Bu yönüyle oruç aynı zamanda toplumsal bir ibadettir.

Oruç, nefsin kötü istek ve arzularından, İslam'ın uygun görmediği kötü huy ve alışkanlıklardan uzak tutması açısından da sabırla direk olarak alakalı bir ibadettir. Tirmizi ve İbni Mace'nin naklettiği bir hadise göre Sevgili Peygamberimiz (SAV): "Oruç sabrın yarısıdır", (Tirmizi, " Da'avat ", 86) İbni Mesut'tan Ebu Nuaym'ın naklettiği bir hadise göre ise : "Sabır, imanın yarısıdır" buyurmuştur. (İ.Gazali, İhyau ' Ulumi'd Din cilt 1, s.593)

Yüce Kitabımızda ayrıca sabırla ilgili çok sayıda ayet vardır:

"Namaz ve sabırla yardım isteyin" ( Bakara/153 ), "Sabredenlere mükâfatları bol ve hesapsız olarak verilir." (Zümer/10)

Bütün bunların yanında orucun sağlık açısından da birçok yararlarının olduğu hekimler tarafından ifade edilmektedir. Ramazan orucu, yıl boyunca durmadan çalışan ve yorulan vücudun bakıma ve dinlenmeye alınması gibidir. Orucun özellikle mide ve sindirim organları açısından çok yararlı bir ibadet şekli olduğu uzmanlarca belirtilmektedir.

Ramazan ve Oruçla ilgili Sevgili Peygamberimizin çok sayıda hadis-i şerifleri vardır. Peygamber (S.A.S) buyuruyor ki:

"- Ramazanın ilk gecesi girince, bir ay boyunca bir tanesi bile kapanmamak üzere, bütün cennet kapıları açılır ve Allah'ın emri uyarınca şöyle seslenilir, " Ey hayır arayıcısı, gel! Ey kötülükte ileri giden, kendine gel! Günahlarının affedilmesini dileyen yok mu ki, günahları affedile! Bir isteği olan yok mu ki, dileği yerine getirile! Tövbe eden yok mu ki, tövbesi kabul oluna! Bu davet tan yeri ağarana kadar devam eder. Allah her bayram gecesi bir milyon kişiyi cehennemden azat eder." (İ.Gazali, Mükâşefetü'l Kulüb/558)

Selman-ı Farisi ( R.A.) buyuruyor ki: "Şaban Ayının son günü Peygamberimiz bize hitap ederek şöyle buyurdu:

"- Ey insanlar! Sizi büyük bir ay gölgesi altına almak üzeredir. İçinde bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Allah, o ay içinde oruç tutmayı farz geceleri ibadetle geçirmeyi nafile kılmıştır.

Kim bu ayda bir hayır işlerse başka zamanda bin hayırı yerine getiren gibidir. Bu ayda bir farzı yerine getirirse başka zamanlarda yetmiş farz yerine getiren gibidir.

Bu ay sabır ayıdır. Sabrın mükâfatı ise cennettir. Bu ay yardım ayadır, içinde müminin rızkının arttığı bir aydır. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır ve günahları bağışlanır."

Selman-ı Farisi buyuruyor ki: Bu sırada, " Ya Resulallah, hepimizin oruçluyu iftar ettirmeye varlığı yetmez" dedik. Peygamberimiz sözlerine şöyle devam buyurdu:

"- Allah, o sevabı, oruçluyu bir yudum süt, bir içim su ve bir hurma ile iftar ettirene de verir. Kim oruçlunun karnını doyurursa bu onun günahlarının bağışlanmasını sağlar, Allah ona benim Havz'ımdan bir kere içirir de artık hiç susamaz olur. Ayrıca oruçlunun mükâfatından hiç bir şey eksilmeksizin onunki kadar sevap kazanır.

Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret-bağış ve sonu cehennemden kurtuluştur. Kim bu ayda kölesinin, işçisinin- emri altındakilerin işini hafifletirse Allah onu cehennemden azad eder.

Bu ay içinde dört şeyi çokça yapın. İkisi ile Rabbimizin rızasını kazanırsınız. Diğer ikisi de sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez ihtiyaçlardır.

Rabbinizin hoşnutluğunu kazandıran iki şey, Allah'tan başka ilah olmadığına şahadet etmek ve O'na istiğfar etmektir. Sizin için kaçınılmaz ve ihmal edilmez olan diğer iki şey de, Rabbinizden cennet istemeniz ve sizi cehennemden korunmasını dilemenizdir." (İ.Gazali, Mükâşefetü'l Kulûb/559)

Yine Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

"- Kim inanarak ve önemini anlayarak Ramazan Orucunu tutarsa, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir"

"-Ulu Allah " insanoğlunun oruç hariç, her ameli kendisi içindir. O sırf benim içindir ve mükâfatını da yalnız ben veririm" diye buyuruyor. Ulu Allah'ın kendisine izafe ettiği bir ibadet için başka bir şey söylemeye lüzum yoktur."

" Ümmetime, Ramazan ayında, daha önceki ümmetlere verilmeyen beş özellik verilmiştir:

1.Allah katında oruçlunun ağız kokusu, miskten daha hoştur.

2.İftar anına kadar melekler onlar için istiğfar eder.

3.O ayda şeytanların elebaşları tutuklanır.

4.Ulu Allah her gün "Salih kullarının kötülük ve sıkıntıdan kurtulmaları yakındır" buyurarak her gün cenneti süsler.

5.O ayın son gecesinde günahları affedilir."

Sahabeler "Ya Resulallah, o gece Kadir Gecesi midir" diye sordular. Peygamber'imiz onlara şu cevabı verdi. " Hayır, Fakat her iyi amel işleyenin ameli bitince, mükâfatı verilir." (İ.Gazali, 559)

Yine sevgili Peygamberimiz oruçla ilgili bir başka hadislerinde şöyle buyuruyor:

"Cennetin 'reyyan' (lügatte kana kana su içen demektir.) adlı bir kapısı vardır. O kapıdan ancak oruç tutanlar cennete girerler "(Müslim ve Buhari, Sehl ibni Saaddan)

"Oruçlunun iki sevinci vardır: İftar ettiği zaman ki sevinci ve Rabbi ile buluştuğu zamanki sevinci " ( Müslim ve Buhâri, Ebu Hureyre'den

"Oruçlunun uykusu da ibadettir" (İbni Mendeh İbni Muğire'den, İhya cilt 1595 )

Kulunun tuttuğu orucundan dolayı Cenâb-ı Allah meleklere karşı övünerek şöyle der:

"Ey meleklerim! Kuluma bakınız! Şehvetini, lezzetini, yemesini ve içmesini benim için bırakmıştır. (terk etmiştir)" (İhyau ulumü'd Din 1/596)

Allah'ın Resulü da ümmetinin tuttuğu oruç ile iftihar ederek şöyle buyurmuştur:

"Gerçekten Allah meleklere karşı, abid bir genç ile iftihar ederek buyurur: Ey şehvetini benim için terk eden genç! Ey gençliğini bana bahşeden genç! Sen benim neznimde meleklerimin bazısı gibisin" (İhya 1/595)

İşte Allah'ın meleklere secde edin diye Emir ettiği insan bu insandır. İnsan başta orucu olmak üzere takvası ve ibadetleri ile öylesine yücelir ki ona melekler bile imrenir.

ORUCU BOZAN ŞEYLER 5

Orucu Bozup Hem Kaza hem de Kefareti Gerektiren Haller

1. Mazeretsiz olarak, oruçlu olduğunu bilerek bir şey yemek ve içmek.

2. Dışarıdan buğday, arpa, pirinç veya susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.

3. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak. Koca karısını ilişkiye zorlarsa koca ya hem kaza hem kefaret, karısına sadece kaza gerekir. (Erkeğin ilişkiye zorlanması söz konusu değildir, çünkü erkekte sertleşme kendi isteği ile gerçekleştiğinden erkeğin ilişkiye zorlandığını iddia etmesi uygun değildir.)

4. Sigara içmek ve benzeri şeylerle tütsülenip dumanını içeri çekmek.

5. Enfiye çekmek

6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.

7. Az miktarda tuz yemek

8. Kan aldırdıktan veya karısını öptükten sonra orucu bozuldu kanaatiyle bile bile orucunu bozmak.

Bu durumlarda oruç hem kaza edilir hem de 60 gün kefaret olarak oruç tutulur.

Kefâreti Düşüren Şeyler

Kefareti gerektiren bir şeyle orucunu bozan kimse, aynı gün oruç tutamayacak derecede hastalanırsa veya kadın ay hali yahut da loğusa olursa kefaret düşer sadece bir gün kaza gerekir. Ancak hastalığın kendi isteği ile değil, istem dışı olması gerekir. Yine aynı gün sefere çıkmak kefareti düşürmez.

Orucu Bozup, Yalnız Kazayı Gerektiren Haller

1. Un, hamur, bir defada çok miktarda tuz ve zeytin çekirdeği gibi yenilmesi ya da yutulması uygun olmayan şeyleri yemek veya yutmak.


 



Diğer Makaleleri

- MUHSİN KİME DENİR? / Tarih : 2018-08-04 09:36:26
- 15 TEMMUZU ANLAMAK / Tarih : 2018-07-15 09:55:20
- İSLAM'DA KADIN VE AİLE / Tarih : 2018-07-14 10:11:31
- HER İŞE EÛZÜBESMELE İLE BAŞLAMAK / Tarih : 2018-07-12 09:37:29
- ALLAH'IN ÖVDÜĞÜ MİLLET / Tarih : 2018-07-09 09:55:57
- MHP GENEL MERKEZİ'NDE BİR GÜN / Tarih : 2018-07-06 09:54:06
- MİLLETLER ALLAH'IN ÂYETLERİDİR / Tarih : 2018-07-04 09:39:15
- BİR KAVMİ BOZMAZ ALLAH, ONLAR BOZULMADIKÇA / Tarih : 2018-06-30 09:34:51
- RAMAZAN AYI VE ORUÇ / Tarih : 2018-05-17 09:17:40
- YUNUS YÜREKLİ YAVUZ BİLEKLİ LİDER TÜRKEŞ / Tarih : 2018-04-04 09:39:53
- DOĞRU VE DÜRÜST OLMAYANIN DİNİ OLMAZ / Tarih : 2018-04-01 10:06:57
- İSLÂMİ KAYNAKLARDA HAK KAVRAMI / Tarih : 2018-03-25 10:12:43
- İSLAMDA İNSAN SEVGİSİ VE İNSAN HAKLARI / Tarih : 2018-03-11 08:34:25
- BEŞ ŞEYİN KIYMETİNİ BİL! / Tarih : 2018-03-08 08:01:17
- ALLAH ŞİRKTEN BAŞKA HER GÜNAHI BAĞIŞLAR / Tarih : 2018-02-19 07:40:31

Diğer Muharrem Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »