Ortadoğu Gazetesi

DÖVİZİN DÜŞECEĞİ BEKLENTİSİ NE KADAR SAHİCİ

Celal TAŞDOĞAN / 2017-11-07 08:18:32

Bir taraftan döviz kurlarındaki artış diğer taraftan enflasyondaki beklenmedik yükselme, gerçekten beklenmeyen durumlar mı yoksa beklenen ancak bu kadar da beklemiyorduk şeklinde tezahür eden bir vaka mı? 

Öncelikle bu beklenti meselesini netleştirmekle işe başlayalım;

Ekonomideki gelişmeleri rasyonel bir çizgide değil de duygusal bir hamaset ile takip etmeye başladığımızda ortaya çıkan vakalar beklenmeyen sonuçlar olarak yorumlanabilmektedir. O zaman ilk yapılması gereken, duygusallıktan uzak bir değerlendirme yapabilme olgunluğuna sahip olmaktır. 

2008 yılındaki küresel krizle başlayan ve halen etkileri devam eden uzun bir durgunluk dönemi ile karşı karşıya kaldığımızı artık görmek ve buna uygun politikalar düşünmek zorundayız. Küresel anlamda döviz bolluğu dönemi kapanmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin yüksek reel faizler verme pahasına ulaştığı döviz kaynakları kurumuş ve ülkeler dış tasarruf bulamama endişesiyle iç kaynaklarına yönelmeye başlamıştır. 

Atalarımız ne güzel de söylemiş; "El Atına Binen Tez İner" diye. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz oranlarını değiştirmeyeceğini ilan ederek faiz artışı ile yerli paranın değerini koruma yöntemini bir süre daha kullanmayacağını ilan etmiştir. Her ne kadar faiz artışına karşı olanlar açısından bu iyi bir açıklama gibi görünüyor olsa da bankaların uyguladıkları faiz oranlarına bakıldığında piyasada faiz oranlarının yükseldiğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla Merkez Bankası ben yapmadım onlar yaptı politikası ile bir süre daha devam edecek gibi gözükmektedir. 

Bu durumda bankalar neden faiz artışı yapmaktadır? Sorusunu rasyonel bir değerlendirme ile cevaplamaya çalışalım; Ticari bankalar 2004 sonrası oldukça düşük faizler uygulayarak ekonomiyi fonlamayı başarmış iken 2012 yılından itibaren kademeli olarak, 2016 yılından itibaren de dramatik bir şekilde uyguladıkları faiz oranlarını yükseltmiştir. 2017 yılında ise bu dramatik artış ilk sekiz ayda oldukça hissedilebilir bir seviyeye ulaşmıştır. Ticari bankaların temel fon kaynaklarından biri olan mevduat hesapları hanehalklarının tasarruflarına bağlı olduğuna göre mevduatın veya tasarrufun bol olduğu dönemde bankalar ellerindeki fonları kredi olarak kullandırmak maksadıyla faiz oranlarını düşürür tersi olduğu durumda da yükseltir. Bu açıdan değerlendirildiğinde söz konusu dönemlerde Türkiye'de hanehalkı tüketiminin ve borçlarının arttığı ve tasarrufların ciddi ölçüde azaldığı bilinmektedir.

Hanehalkı tasarruflarının yetersiz olduğu bir durumda faizleri düşürmenin diğer bir yolu ise dış kaynak kullanımıdır. Bir başka deyişle ticari bankaların dış borçlanmaya yönelmesidir. İçerde yeterli kaynağın olmadığı ve dışarda bol ve düşük faizli kredi imkanın olduğu durumda bankaların yapmış olduğu bu tercih oldukça rasyonel bir davranış olarak kabul edilmektedir. Peki kaynağın bol olduğu dönemlerde kullanılan bu yöntem kaynakların azaldığı bir dönemde de sürdürülmeye çalışılırsa faizlerin artmasına neden olmayacak mıdır? 

Bununla ilişkili bir diğer konu ise uluslararası net yatırım pozisyonunda Türkiye'nin Ağustos 2017 verilerine göre 462 milyar dolar açık pozisyona ulaşmış olmasıdır. Açık pozisyon bir ülkenin döviz varlıkları ile döviz yükümlülüklerinin (borcunun) karşılaştırılması sonucunda ülkenin döviz varlıklarından daha fazla döviz borcu olduğu anlamına gelmektedir. 

Elbette döviz açığı olarak tanımlanan 462 milyar doların döviz kurlarındaki artış üzerinde baskı yaratabilmesi için kısa vadeli olup olmadığı önemli görülmektedir. Toplam dış borcun kısa vadeli olan kısmı Ağustos 2017 verilerine göre 111,6 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. Kısa vadeli borcun 62,1 milyar doları ticari bankalara ait iken 49,4 milyar doları diğer sektörlere ait gözükmektedir. 

Borçlu bazında bakıldığında ise 111,6 milyar dolar kısa vadeli borcun 17,8 milyar doları büyük çoğunluğu kamu bankalarına ait olmakla birlikte kamuya, 93,7 milyar doları ise özel sektöre ve bununda 62,1 milyar doları özel bankalara aittir. Kamunun görece daha düşük kısa vadeli dış borcu olması bir avantaj olarak görülmekle birlikte özel bankaların bu kadar yüksek kısa vadeli dış borcu olması dövize olan talebin ana kaynaklarından biri olarak düşünülebilir. Merkez Bankasının faizleri değiştirmediği ve döviz kurlarını düşürmek maksadıyla müdahaleden kaçındığı bir durumda özel bankaların döviz talebi nereden karşılanacaktır? Doğal olarak bankalar dışarıdan kaynak bulmaya zorlanmakta bu da faiz oranlarının yükselmesi ile sonuçlanmaktadır. 

Ağustos ayından itibaren vadesine bir yıldan az kalan kısa vadeli dış borç stoku incelendiğinde ise önümüzdeki dönemde bugünden Haziran 2018'e kadar olan zaman diliminde kısa vadeli borç miktarı 173,5 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Bu borcunda yüzde 15'i kamuya, yüzde 84,3'ü özel sektöre aittir. Dolayısıyla önümüzdeki yılın ortalarına kadar döviz talebinin şiddeti artarak devam edecek gözükmektedir. 

Tüm bunlara ek olarak yılsonunda daha fazla olacağı bilinen ama Ağustos 2017 itibari ile 27 milyar dolara ulaşan cari açığın yarattığı döviz talebini de 111,6 milyar dolarlık kısa vadeli dış borca ilave ettiğimizde, 2017 yılının ilk sekiz ayındaki döviz açığı yaklaşık 139 milyar dolar olmuştur. Gelecek on bir aydaki 173,5 milyar dolarlık ödemeyi de düşündüğümüzde açık pozisyonun ne anlama geldiği daha iyi anlaşılacaktır. 

Merkez Bankasının döviz rezervleri Ağustos ayı itibari ile 112 milyar dolar olarak hesaplanmış, buna ek olarak ülkedeki bankalar ve menkul kıymetlerdeki döviz rezervi ise yaklaşık 90 milyar dolar olarak tespit edilmiştir. Ek döviz kaynaklarına erişilmeden mevcut rezervlerin kısa vadeli açık pozisyonu kapatamayacağı veya 2017'nin ilk sekiz ayında kapatamadığı ortadadır. 

Tüm bunlara bakarak soralım, 

Banka faizlerini düşürmek mümkün müdür? 

Döviz kurlarını düşeceği iddiası biraz duygusal değil midir? 

Enflasyonda beklenmedik artış olduğu iddiası ne kadar gerçekçidir? 

 

Tüm bunların çözümü yukarıdaki atasözümüzü ne kadar inandırıcı bulduğunuza bağlıdır. 

 

 

 

 




 


Diğer Makaleleri

- YÜZDE 5 ENFLASYON TEMENNİ Mİ HEDEF Mİ? / Tarih : 2017-12-11 08:35:17
- KRİZLERİN NEDENİ DIŞ ETKİLER İSE ÇÖZÜM NE? / Tarih : 2017-11-27 08:30:45
- BORSANIN ARTIŞI ÜRETİME NEDEN YANSIMIYOR? / Tarih : 2017-11-20 08:28:10
- BEKLENMEYEN BİR ENFLASYON VAR İSE BEKLENEN NE? / Tarih : 2017-11-14 08:40:37

Diğer Celal TAŞDOĞAN Makaleleri :