Ortadoğu Gazetesi

Petrole Dayalı Sistem Çökerken

İsmail Özdemir / 2017-11-10 08:40:35

İnsanlık tarihi 18. yüzyılda buharla çalışan makinelerin bulunmasıyla bambaşka bir kulvara girmiş, bu yeni teknolojiyi bulan ve kullanıma dönüştürmeyi başaran ülkeler tarihin akışına yol vermişti.

Bu harla çalışan makineler için başlangıçta kömüre duyulan ihtiyaç zamanla içten yanmalı motorların bulunmasıyla beraber petrole dayalı hammadde gereksinimini doğurmuş ve bu durum imparatorluklar çağının kapanmasıyla son bulmuştu.

Petrol o derecede güçlü bir enerji kaynağı haline gelmişti ki şimdiki yüzyıla kadar geçen süre içerisinde sınırlar tam da bu sebeple değiştirilmiş, ana enerji hammaddesi olarak petrolü kontrol eden çevrelerin dünyanın gücünü elinde tutması sonucunu doğurmuştu.

Yaşanan bu tecrübe teknoloji ve hammadde arasındaki bağlantıyı kurmayı başarabilen ülkelerin gücünü giderek artırdığını ve küresel sistemde söz sahibi olduklarını göstermiştir.

İçerisinde bulunduğumuz zaman diliminde ise insanlık yeni bir kırılmanın eşiğinde bulunuyor.

İlk sanayi devriminin ardından geçen 300 küsur yılın ardından artık insanlık dördüncü sanayi devrimine hazırlanırken, artık yapay zekâ teknolojilerinin devrede olacağı ve yeni enerji kaynaklarının, özellikle elektriğin öneminin daha çok artacağı bir çağ olacak bu.

Hayatımızda daha fazla robotlar, kendi kendisine düşünüp karar verebilen, insanlarla, makinelerle ve diğer tüm çevreyle beraber hareket edebilecek yapay sistemlerin çağına doğru hızlı bir giriş yaptığımız artık bilimkurgu hikâyesi değil, gerçekliğin ta kendisidir.

Bütün bu atılımın insanlık için büyük bir hamle olduğunu düşünenler kadar, sonu felakete varacak neticeyi düşünenler olsa da özellikle elektriği uzun süreli depolayıp, kısa sürede şarj edilmesini sağlamayı başarabilenler şüphesiz ki geleceğin sahipleri olacak.

Bununla beraber önümüzdeki 10 yıllık dönemde içten yanmalı motorların dönemi kapanmış olacak.

Pek çok ülke 2020'li yılların sonuna doğru kendi bünyelerinde içten yanmalı motorlarla yani benzin ve mazotla çalışan arabaların kullanımını yasaklayarak, elektrikle çalışan otomobillerin kullanımına geçmeye şimdiden fikren ve yasal olarak hazırlanmış durumdalar.

Yani bugünlerde hepimiz tarafından kullanılan otomobiller yahut diğer kara araçlarını uzak olmayan gelecekte çalıştırıp, hareket ettirebilmek için bezine ya da mazota ihtiyacımız olmayacak, bu devir artık kapanmak üzere.

Hatta askeri alanda dahi artık barutla çalışan, patlamaya dayalı silah sistemlerinin eskiyeceği, bunların yerine elektriksel olarak yaratılacak manyetik etki ve lazer ışınlarıyla çalışacak, menzili katı ya da sıvı yakıtla çalışan mermilere göre çok daha fazla olan yeni silah sistemlerin geleceği bile şimdiden bellidir.

Dolayısıyla şimdiki dönemde daha çok petrole dayalı olan tüm siyasi tasavvurlar ve algılamalar yerini bu yeni dönemde ortaya çıkacak hammadde ihtiyacına göre kendisini revize edecek.

Böylesi bir dönemde tıpkı geçmişte olduğu gibi mevcut teknolojiyi üreten ve aynı teknoloji için gereken hammaddeyi kontrol eden ülkelerin dünya üzerinde söz sahibi olacak ülkelerden olması kaçınılmaz hale gelecek.

Dünya'nın dördüncü sanayi devrimine geçiş için hazırlık yaptığı bir dönemde Türkiye'nin yeni ve yerli bir otomobil yapma projesini başlatmasını bu çerçevede okumak daha doğru olacaktır.

Elbette 5'li konsorsiyumla gerçekleştirilmesi hedeflenen projenin en önemli noktası hangi enerjiyle çalışacağı ve mümkün olan en üstün teknolojik yazılıma sahip olup olmayacağıdır.

Yapılan resmi açıklamalara bakıldığında üretilmesi hedeflenen otomobilin elektrikle çalışmasının hedeflendiği kesin olarak anlaşılmaktadır ki bu son derece doğru ve isabetli bir tercihtir.

Şayet bu teknolojiyi üretmeyi başarırsak her anlamda dünyadaki öncü ve güçlü ülkelerin arasına girmemiz söz konusu olabilecektir.

Mesele yalnızca bu teknolojiyi üretip, yeterli ileri nesil bilgi birikimine sahip olarak algılanmamalı, yapılacak olan otomobil için gerekli enerjiyi sağlayacak kaynağın ne olacağı ve nasıl üretileceği konusu ise işin belki de en can alıcı noktasıdır.

Günümüzde elektrik motorları için kullanılan enerji kaynakları yakıt pilleri olarak adlandırılan bataryalardan karşılanırken, bunlar her birimizin elinde bulunan cep telefonlarında dahi kullanılan lityum iyon ya da lityum polimer pillerinden temin ediliyor.

Lityum iyon ve lityum polimer tipi yakıt pilleri gereken enerji depolama konusunda eski dönemlere göre büyük avantajlara sahip olsa da, şarj ömrünün kısıtlı olması ve yine şarj süresinin hala istenildiği şekilde olmayıp, uzun süreli olması elektrikle çalışan sistemlere sağlanacak enerjinin büyük bir sorun olarak ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Bu ölçüde son yıllarda bor madeni ile geliştirilen bazı yakıp pillerinin, lityum iyon tipi mevcut yakıt pillerine göre çok daha fazla ve uzun süreli kullanılabilecek, dahası şarj süresi çok daha kısa süre olabilecek imkânda bulunduklarına dair yapılan çalışmalar mevcuttur.

Şayet ülkemizde üretilecek olan yeni otomobilde bu yönde bir teknoloji kullanılır, bordan yapılan yakıt pilleri tercih edilirse, o vakit Türkiye sadece yeni nesil elektrikli otomobil teknolojisini üreten bir ülke olmakla kalmaz, günümüzdeki petrol değerinden çok daha fazla öneme sahip olan bir enerji kaynağını daha üstün bir şekilde elinde tutulabilir.

Çünkü dünya bor rezervlerinin büyük bir kısmı, yaklaşık olarak %73'ü ülkemizde bulunuyor.

Dolayısıyla Türkiye yeni bir sanayi devriminin eşiğindeyken sadece genel gidişata göre pozisyon almayı başarmakla kalmayıp, sonrasındaki süreci elinde tutabilecek imkânlara sahip olabilmeyi zorlamalıdır.

Artık önümüzdeki yüzyılda petrole dayalı bir sistem olmayacak, petrolün önemi giderek artan bir hızla geriye doru düşerken, elektriğin, yakıt pillerinin, yazılımların ve diğer bir temel enerji kaynağı olarak doğalgazın önemi artacaktır.

Ortadoğu'nun petrol zengini ülkelerinde yaşanan siyasi kırılmaların bir nedeni bu pencereden okunmalıyken, diğer yandan doğalgaz yataklarına sahip ülkelerin neden potansiyellerini artırmaya yahut kaynamaya başladığının ana gerekçisi de budur.

Türkiye teknoloji ve enerjiye dayalı bir strateji geliştirirken yeni nesil motorlar ve sahip olduğu bor rezervlerine gereken önemi vermeli, doğalgaz konusundaysa nakil için istikrarlı bir bağlantı sağlayabileceğini gösteren güçlü bir politika izlemeyi başarmalıdır.

Ama bunu bağırarak yapmak yerine, sessiz, akıllı ve makul bir stratejiyle hareket etmelidir.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »