Ortadoğu Gazetesi

RAKKA TİYATROSU BİTTİ

İsmail Özdemir / 2017-10-23 09:55:51

Suriye iç savaşının başladığı günden beri ABD'nin gizli bir ajandayı uyguladığı aradan geçen 6 yılı aşkın zaman zarfında kendisini her yönü ile gözler önüne sermiştir.

İlk pozisyonunda Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan Ortadoğu ülkelerinde yaşayan insanların kendi ülkelerindeki rejimlere karşı demokratik hak talepleri şeklindeki yaklaşımlarını destekler görüntüsü veren Washington, ilerleyen zaman içerisinde bundan öte başka amaçları olduğunu göstermiştir.

Arap Baharı'nın Suriye ayağında bu durum, başlangıçta rejim karşıtı muhalif çevrelerin desteklenmesi şeklinde gerçekleşirken, sonraki dönemde giderek Esad rejimine dokunulmayan ve bununla beraber muhalifler yerine Suriye'deki PKK terör örgütünün yoğun silah yardımı ve askeri eğitimlerle güçlendirilmesi, kontrol sahalarının artırılması ve hukuki bir boyut kazanması havasına dönüşmüştür.

ABD yönetimi Esad'ın muhaliflere karşı kimyasal silah kullanılmasını Esad rejiminin gönderilmesine yönelik öncelikli bir şart olarak sunmasına karşın, bu koşulun gerçekleşmesine rağmen ifade edilen tarzda bir politik tavır takınmaması ve giderek PKK/PYD üzerine yoğunlaşması bu sürecin Washington tarafından nereye götürülmek istendiğini gözler önüne sermiştir.

ABD'nin Suriye'deki tek önceliği ve merkeze koyduğu stratejisi PKK/PYD kontrolünde ülkenin kuzeyi boyunca uzanacak, ilave olarak Fırat nehrinin tüm doğu yakasını kapsayacak alanda yeni bir yapılanmayı hayata geçirmek olmuştur. Bu durum ABD'nin Ortadoğu politikasının Suriye ayağında yer alan kısmıdır.

Başlangıçta Türkiye ile Suriye muhalefetinin desteklenmesi, eğit-donat projesi çerçevesinde ortak bir tutum benimsenmesinden yana olduğu izlenimi veren ABD, ilerleyen süreç içerisinde PKK/PYD'nin yanında yer alan tutumunun giderek daha fazla deşifre olması sebebiyle ve buna bağlı olarak Türkiye'nin yoğun eleştirilerde bulunması nedeniyle stratejisini kurnazlıkla revize etmeyi düşünmüştür.

Bu amaç için PKK/PYD terör örgütünü Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında toplayan ABD, ilerleyen aşamada bu oluşumun bir terör örgütü olmadığı, Suriyeli muhaliflerden oluştuğu yalanını öne sürerek, meşru Suriye muhalefeti yerine bütün desteklerini SDG üzerine yatıran açık bir tutum takınmıştır.

Diğer yandan Suriye'deki pek çok sahada IŞİD, Suriyeli muhalifler ve rejim güçleriyle büyük bir direniş göstererek çatışmasına karşın, PKK/PYD'ye ise Menbiç, Tabka ve son örneği Rakka'da görüldüğü üzere kolaylıkla elindeki alanları devretmesi olayın en kirli yüzünü ele vermiştir.

Dolayısıyla Suriye'de yaşanan iç savaşın ABD açısından var olan boyutunda PKK/PYD'ye alan kazandırmak amacıyla arasında IŞİD'in de yer aldığı örtülü ve kirli bir süreç işletilmiştir.

Rakka'da IŞİD'e karşı düzenlenecek operasyon için Türkiye'nin açıktan ve samimiyetle yaptığı tüm teklifleri geri çevirerek, PKK/PYD terör örgütü ile yol yürümeyi tercih eden ABD, ardından "geçici olacağını" iddia ettiği yaklaşımıyla aralarında çok sayıda ağır silah, zırhlı araç, bazı hava savunma sistemleri ve hatta kimi iddialara göre tankların da yer aldığı bir orduyu sıfırdan donatmaya yetecek miktarda askeri yardımda bulundu.

Bu meselede Türkiye'nin haklı tespit ve ikazları karşısındaysa, PKK/PYD'ye verilen bu askeri yardımların Rakka operasyonu bittikten sonra geri alınacağı ifade edildi. 

Ne var ki PKK/PYD terör örgütüne verilen bu silahların büyük bir kısmının Rakka'da bulunan IŞİD'li teröristlere karşı kullanılmasına gerek kalmadı, çünkü IŞİD Rakka'daki güçlerini "varılan anlaşma gereği" bu şehirden çıkarıp, daha güneydeki Deyr Ez Zor'a gönderme konusunda PKK/PYD ile anlaşmaya vardı.

Şehri boşaltmaları için ABD, IŞİD'li teröristlere bu kez otobüsler gönderdi ve onlar da Deyr Ez Zor'a Esad güçlerine karşı savaşmak üzere Rakka'dan çekildiler.

Dolayısıyla Türkiye ve ABD arasındaki resmî ilişkilere büyük zarar veren "Rakka Tiyatrosu" da şimdilik bu haliyle sona ermiş oldu.

Rakka'nın alınması bu kadar kolay olacakken, ABD'nin bu süreci zamana yayarak, Deyr Ez Zor'daki en kritik anda Rakka'nın PKK/PYD'li teröristlerin eline geçmesininse kendi içerisinde yatan bir anlamı ve kirli bir stratejik anlayışı taşıdığı anlaşılıyor.

Zira Rakka'nın alınması bahsinde aradan geçen süreyi ABD, PKK/PYD'nin daha fazla silahlandırılması için kullanmış, bu terör örgütünün daha da güçlenmesi ve kendi ajandasını yine kendince daha sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi için zaman kazanmıştır.

Şimdiye kadar Suriye ve özellikle de PKK/PYD konusunda Türkiye'ye verdiği sözleri tutmayan, dostluk ve müttefiklik samimiyeti sergilemeyen ABD'nin bundan sonraki döneme dair verdiği sözlerini tutulmasını elbette kimse beklemiyor.

Ancak Türkiye açısından PKK/PYD konusunda ABD'ye karşı önümüzdeki sürecin herhangi bir bağlayıcı yanının kalmadığı unutulmamalıdır.

Madem ki Rakka Tiyatrosu bitmiştir, o vakit başta Afrin, Menbiç ve Tel Abyad olmak üzere Suriye'de PKK/PYD'nin bulunduğu alanların aynı terör örgütünden arındırılmasının önünde herhangi bir engel ve Türkiye'nin bu yönde atacağı meşru adımlara karşılık da başta ABD olmak üzere kimsenin bahane sunmaya gerekçesi kalmamıştır.

Diğer yandan Suriye meselesinde İdlip konusu haliyle gündemimizde yer alırken, Deyr Ez Zor'da bundan sonra yaşanacaklar dikkatle takip edilmelidir.

Deyr Ez Zor, Suriye iç savaşında IŞİD'in ortadan kalkmasının ardından yaşanacak yeni askeri ve daha çok siyasi süreç açısından herkesin odaklanacağı en önemli yerleşim birimidir. 

Nedeni ise daha çok bu alanda zengin doğalgaz ve petrol yataklarının bulunmasından kaynaklanıyor. İşte bu yüzden Deyr Ez Zor'u almak için kıyasıya bir yarış söz konusu. 

Rusya ve ABD arasında Suriye meselesiyle alakalı Fırat nehrinin sınır olarak kabul edildiği örtülü yahut açık bir anlaşmanın varlığı ortadayken, Fırat nehrinin her iki yakasına yayılmış olan Deyr Ez Zor mevcut istikamette bir anlaşmazlık sahası haline dönüşmüş durumda. 

Kuşkusuz ki Deyr Ez Zor'u önemli kılan bir başka ana mesele İran'ın kendi kontrolünde olan milis gücüyle Esad yönetiminin Deyr Ez Zor'da hakimiyeti Suriye-Irak bağlantısının kesilmeyecek şekilde tesis edilmesinden kaynaklanıyor. 

Şayet Deyr Ez Zor bu tarife uygun olacak şekilde İran'ın eline geçerse, İran-Lübnan arasında kesintisiz bir kara bağlantısı kurulacak ki İsrail'in son günlerde yerinden telaş ve heyecanla sıçramasının ana gerekçesi de budur.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »