Ortadoğu Gazetesi

SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ

İsmail Özdemir / 2017-11-27 08:31:36

Rusya'nın Soçi kentinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hasan Ruhani ve Vladimir Putin'in gerçekleştirdiği üçlü zirve sonrasında Suriye iç savaşının siyasi yollardan bitirilmesine yönelik takınılan ortak tutumun yansımaları peş peşe gelmeye devam ediyor.

Türkiye, Rusya ve İran'ın üçlü mekanizmayla ve garantör ülkeler olarak oluşturduğu Astana sürecinin geldiği yeni bir aşama olarak Suriye'de yine bu üç ülkenin giderek daha fazla söz sahibi olmaya başladığını görüyoruz.

Ayrıca rejim ve muhalefet kesiminin de alınan kararlarla ilgili olarak ilk aşamada pozitif bir tutum takındıkları anlaşılıyor.

Soçi zirvesi sonrasında Esad rejimi tarafından yapılan açıklamada, zirve esnasında alınan kararlardan memnuniyet duyulduğu, ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğünün korunmasını amaçlayan sürecin onaylandığı bilgisi paylaşıldı.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da toplanan Suriye muhalefeti ise rejimle doğrudan ve şartsız görüşme yapmayı kabul ettiklerini ilan ederek, siyasi sürecin başlamasının kendileri nazarında da makul olduğunu duyurdular.

Bu durumu olumlu kılan ana husus ise Suriye'de iç savaş süregeldiğinden bu yana başta Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen Cenevre müzakereleri olmak üzere, hemen her alanda "Esad'ın görevden alınmasını" şart koşan muhaliflerin, ilk kez şartsız olarak siyasi müzakerelerde yer almak istediklerini ilan etmeleri olmuştur.

Suriye muhalefeti böylesi bir tutum benimserken, ülkede yaşanacak geçiş sürecinde ise Beşar Esad'ın görevini bırakması gerektiği yönünde bir karar da aldılar.

Türkiye, Rusya ve İran'la beraber rejim ve muhaliflerin de Soçi'de alınan kararları olumlu karşılamalarının ardından gözler Suriye krizine taraf olmuş ülkelere çevrilirken, bu alanda Türkiye'nin öne çıktığını ve aynı ülkelerle yoğun bir temas trafiği gerçekleştirerek süreç içerisindeki ağırlığını bu ülkelere de hissettirmeye başladığını anlıyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD Başkanı Donald J. Trump ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilk adımı görülen çabaların, görüşmede ele alınan konulara bakıldığında Türkiye'nin hassasiyetlerinin taşınacağı ve Soçi zirvesinde alınan kararlarla alakalı ülkemizin bilgi paylaşımında bulunarak geniş bir kapsam oluşturacağı sonucu doğmaktadır.

Erdoğan ve Trump arasında geçen görüşmeyle alakalı Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada iki ülkenin bölgesel konular ve Suriye kriziyle ilgili görüş teatisinde bulunduğu söylenirken, Erdoğan'ın Soçi zirvesiyle ilgili Trump'la bilgi paylaşımı yaptığının ifade edilmesi bunun bir göstergesidir.

Bununla beraber görüşme öncesinde ABD Başkanı Trump'ın twitter hesabı üzerinden "Ortadoğu'da yaşanan kargaşayı çözmek üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceğim…" ifadelerini kullanması Suriye merkezli olmak üzere daha çok bölgesel gelişmelerin görüşmede ele alındığını işaret etmektedir.

Elbette yapılan telefon görüşmesinde Cumhurbaşkanının, Türkiye'nin PKK/PYD terör örgütü konusundaki hassasiyetlerini de iletmiş olması sır değildir.

Zira IŞİD'in Suriye'de askeri olarak bitirilmesine karşın geride bıraktığımız hafta ABD tarafından PKK/PYD terör örgütüne yeni askeri sevkiyat yapılması Türkiye'nin tepkisini çekmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'da bu konudaki beklenti ve hassasiyeti ABD Başkanı ile yapacağı görüşmede paylaşacağını ifade etmişti.

Trump'la yapılan telefon görüşmesinde (görüşme esnasında alınan fotoğraf karesiyle beraber) hazır olduğu anlaşılan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, iki ülke liderinin temasının ardından yaptığı açıklamada "Sayın Trump talimat verdi. Bundan sonra YPG'ye silah verilmeyeceğini, esasen bu saçmalığa daha önce son verilmesi gerektiğini net şekilde söylemiştir. Bunu uygulamada da görmek istiyoruz" ifadelerini kullanması PKK/PYD konusunda Erdoğan'ın kararlı bir mesaj ilettiği sonucunu doğuruyor.

Çavuşoğlu "uygulamada da görmek isteriz" derken haklı bir çıkış da yapmıştır. Zira ABD Savunma Bakanı Mattis, yine geride kalan haftalarda, ABD'nin ne zamana kadar Suriye'de kalacağı ile ilgili kendisine yöneltilen bir soru karşısında, "Esad ve Suriyeli muhalifler arasında siyasi bir uzlaşma sağlanmadan hiçbir yere gitmiyoruz" yanıtını vermesi, ABD'nin henüz sonu belli olmayan bir aşamaya kadar PKK/PYD'yi himaye edeceği sonucunu doğurmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD Başkanı ile yaptığı görüşmenin ardından, peş peşe Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Suudi Arabistan Kralı Selman ile bir telefon diplomasisi gerçekleştirmesi ise Türkiye'nin, Suriye krizine siyasi yollardan çözüm bulunması ve nihai nokta olan Cenevre müzakerelerine giderken potansiyelini artırdığını gözler önüne sermiştir.

Önümüzdeki günlerde İngiltere'ye gidecek olan Başbakan Binali Yıldırım'ın, mevkidaşı Theresa May ile benzer konuları ele alacak olması şimdiden beklenebilir.

Bu şartlar altında kuşkusuz ki en mühim husus, Türkiye'nin siyasal süreç içerisindeki ağırlığını kabul ettirirken, bunun PKK/PYD terör örgütünden kaynaklanan tehdidin bertaraf edilmesini noktasında ne gibi getirilerinin olacağıdır.

Şimdiye kadar görünen çerçevede ülkemizin, Suriye'deki PKK/PYD terör örgütüyle ilgili temel yaklaşımının İran ve Rusya tarafından tamamıyla olmasa bile belirli ölçüde kabul gördüğüdür.

Aynı durum Soçi mutabakatına Türkiye aracılığı ile girmek isteyecek ülkeler nazarında da geçerli olabilirse, Suriye'de PKK/PYD terör örgütüne yönelik yeni askeri müdahalelerin gerçekleşeceği yahut belki de buna gerek kalmadan kimi alanlarda diğer ülkelerin uygulayacağı baskılarla PKK/PYD'nin çekilmesi sonucunu doğurabilir.

Kuşkusuz ki bunu somut ve öncelikli olarak Afrin ve Menbiç bölgelerinde gözlemleyeceğiz.

Neresinden bakarsak bakalım Suriye krizinde askeri yönden ağırlığını belirli ölçüde hissettiren Türkiye'nin, siyasi süreç açısından da önemli bir pozisyona ulaştığı anlaşılmaktadır.

Bu saatten sonra dikkat edilmesi gereken ana konu ise Suriye meselesinde, Türkiye'nin dâhili bulunmayan olası diğer ülkeler arasında bir anlaşmanın var olup olmadığı meselesinin dikkatle takip edilmesidir.

Zira İsrail yaşanan bunca gelişmeden İran'ı gerekçe göstererek memnun olmadığını her vesileyle ifade ederken, ya sürecin baltalanması için uğraş verecek bazı çabalar içerisine girebilecektir ya da İsrail hassasiyeti gerekçe gösterilerek özellikle Rusya ve ABD arasında sadece iki ülkenin bileceği bir arayış vukuu bulabilecektir.

Şimdiye kadar yaşananlarla, bundan sonrası açısından yaşanabilecek gelişmeler değerlendirildiğinde İsrail'in, PKK/PYD terör örgütüyle yakın ilişki içerisine girebileceği konusunun da atlanmamasında fayda vardır.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »