Ortadoğu Gazetesi

Suudi Arabistan'ın Türkiye'yi Tehdit Eden Bölgesel Faaliyetleri

İsmail Özdemir / 2017-10-27 09:55:16

Katar krizi baş gösterene kadar Suudi Arabistan ve Türkiye ilişkilerinin yakın seyrettiğine dair yorumlarda bulunmak mümkünken, o zamandan bu yana geçen süre zarfında Suudi Arabistan yönetiminin hızla Türkiye'yi tehdit edecek bir savrulma yaşadığı gözlemleniyor.

Son 10 yılda Ortadoğu siyasetinde Türkiye ile yakın siyaset izlediği düşünülen Suudi Arabistan'ın, Arap Baharı ile başlayan süreç içerisinde Türkiye ile yakın bir işbirliği kurmak istediği gözlerden kaçmamıştı.

Özellikle Suriye'de baş gösteren iç savaşla birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ile aynı konumda yer almış, Esad rejimine karşı Suriye muhalefetinin desteklenmesi konusunda Türkiye'nin tezlerine yakın bir duruş sergilerken resmi pozisyonunu da aynı çerçeveye oturtmuştu.

Aynı dönem içerisinde iki ülke arasındaki siyasi işbirliği ekonomik ve askeri yönden önemli bir ivme yakalamış, ilişkinin seyri pozitif yönde yükselen bir seyir göstermişti.

Türkiye bu dönem içerisinde Suudi Arabistan'a önemli sayılabilecek ölçüde askeri ekipman ve silah satışı gerçekleştirirken, karşılıklı ticari ilişkiler iki ülke açısından memnuniyetle karşılanır olmuştu.

Anlaşmazlık olarak görülen tek konu ise Mısır'da yaşanan askeri darbeye yönelik takınan tutumda kendisini göstermiş, Türkiye darbeyi kınadığını her yönü ile ortaya koyan duruşu ile pekiştirirken, Suudi Arabistan yönetimi ise darbe sonrasında görev başına gelen Sisi'yi destekleyen bir pozisyon almıştı.

Katar krizinin baş göstermesiyle Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkilerinde görünenin aksine önemli bir kırılmanın yaşandığı da müşahede edilmiş oldu.

Türkiye Körfez ülkeleri arasında yaşanan bu kriz karşısında arabuluculuk yapacak bir politikayı takip ederken, Suudi Arabistan ise Türkiye'yi tarihten ilham alan bir yayılmacılık yapmakla suçlamış, Katar'da açılacak Türk Askeri Üssü'nün iptal edilmesi çağrısını yapmıştı.

Bu çağrı elbette Türkiye nezdinde karşılık bulmadı ve Katar'a yönelik Suudi Arabistan öncülüğünde başlatılan ablukanın kırılmasında Türkiye öncül bir rol oynayarak desteğini Doha'dan esirgemediği gibi Katar'a konuşlandırılacak askerlerimizle ilgili meselede atılacak adımları hızlandırmış ve asker üssün açılması planlanan tarihten daha erkene çekilmiştir.

Yaşanan bu kırılmanın Türkiye'den kaynaklanmadığı açıktır.

Burada dikkatlere takılan iki önemli konu vardır. 

Bunlardan birincisi Suudi Arabistan'ın 11 Eylül terör saldırılarından dolayı ABD mahkemelerince suçlu bulunması ve terör saldırısının mağdurlarının Suudi Arabistan yönetimine dava açabileceklerine dair kesinleşen kararın ardından ABD Başkanı Trump'ın 2017 yılının Mayıs ayında Riyad'a yaptığı ziyarettir.

Bu ziyaretten sonra Suudi Arabistan'la ilgili 11 Eylül saldırılarında sorumluluğu bulunduğuna dair gündem ABD'de ortadan kalkarken, Arap ülkeleri arasında kurulması planlanan ve menşei aslen Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'ye ait olan "Arap NATO'su" adıyla anılan askeri oluşumun hayata geçirilmesi bahsi gündeme gelmiş ve planlamaya alınmıştır.

İkinci önemli nokta ise Suudi Arabistan'da yaşanan Veliaht Prens değişikliğidir. Aynı dönemde Suudi Arabistan'ın yeni Veliaht Prensi Muhammed bin Selman olarak belirlenmiştir. 

Yeni Veliaht olarak belirlenen Kral Selman'ın oğlu Muhammed sıkı bir İsrail dostu olmakla ün salmış, ülkesinin Yemen'de yürüttüğü savaşın mimarı olarak bilinen ve yine Suudi Arabistan'ın petrole dayalı gelirini yapılacak reformlarla başkaca sahalara yaymayı amaçlayan düşünceleriyle tanınan bir isimdir.

İşte yaşanan Katar krizi ve Suudi Arabistan'ın Türkiye'den uzaklaştığını gösteren en önemli göstergeler böylesi bir dönemin ardından somut olarak görülmeye başlanmıştır.

Daha önce özellikle İsrail ve Suudi Arabistan'ın ABD ile birlikte, Ortadoğu'da sözde Kürdistan'ın kurulmasına yönelik bir ortaklık geliştirmeye koyulduklarına dair bilgiler mevcuttu ancak bunun somut bir gerçekliğe dönüştüğünü söyleyebilmek Katar krizine kadar mümkün görülmüyordu.

Yaşanan kırılmanın ardından Suriye politikasını da revize eden Suudi Arabistan yönetimi aynı dönemde Suriye muhalefetinden ziyade giderek PKK/PYD terör örgütüne destek veren bir tutum takınmaya başladı.

Hatta PKK/PYD ile Barzani kontrolünde olan/olması hedeflenen Irak ve Suriye petrollerinin önce Ürdün'e, ardından da İsrail'e uzanacak yeni bir hat vasıtasıyla küresel piyasaya sunulmasına dair yürütülen gizli toplantıların katılımcıları arasında Suudi Arabistan'ın resmi görevlilerinin de yer aldığına dair kimi iddialar mevcuttu.

Rakka'nın IŞİD'ten alınarak PKK/PYD terör örgütüne verilmesinden sonra bu kente giden ABD'nin IŞİD'le mücadele özel temsilcisi Brett McGurk'ün yanında Suudi Arabistan Körfez İşleri'nden Sorumlu Bakanı Tamir el Sebhan'ın da görülmesi iddia düzeyinde olan gelişmelerin gerçeklik payının olduğunu gözler önüne serdi.

Dahası Rakka'da verilen bu görüntünün peşi sıra Suudi Arabistan'ın, tıpkı ABD'nin yaptığı gibi PKK/PYD terör örgütüne aralarında ambulansların da olduğu TIR'lar dolusu yaşam malzemesi göndermesi, Türkiye'nin Suudi Arabistan konusundaki dikkatini yoğunlaştırması gerektiği sonucunu doğurmuştur.

Suudi Arabistan izlediği bu siyasetle günden güne İsrail ile bölgesel siyasetini ortak paydada buluşturmaya koyulurken, Türkiye'nin milli güvenliğini tehdit eden bir seviyeye ulaşmış durumdadır.

Suudi Arabistan'ın iç siyasetteki durumu İsrail dostu olan bir Veliaht prensi bünyesinde barındırırken ve başta güvenlik olmak üzere dış siyasetinin neredeyse tamamında aynı ismin ağırlığı görülüyorken, sadece bugünlerdeki konu başlıklarına değil gelecekte yaşanabilecek olası sorun ve krizlerde de Suudi Arabistan hususunda dikkatli olmamızı gerektiren bir dönemin içerisinde olduğumuz her hali ile ortadadır.

Aynı ülkenin mevcut bölgesel siyasi iklimde Irak üzerinde, ABD ve İsrail adına ağırlığını koymak istemesi, ülkemizin uzak olmayan vadede düşünülenden çok daha öte sorunlarla karşılaşabileceğini gözler önüne sermektedir.

Ortadoğu'da önemli siyasi kırılmalar yaşanırken tarih bizlere bir kez daha kendisinden ders alınmadan geleceğin inşa edilemeyeceğini söylüyor ve biz bu sese kulak vermek zorundayız.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31
- IRAK ÜZERİNDE YOĞUNLAŞAN BÖLGESEL REKABET / Tarih : 2017-10-25 09:34:13

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »