Ortadoğu Gazetesi

Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez

İsmail Özdemir / 2017-12-01 08:41:02

Türkiye'nin, Rusya ve İran ile Suriye'de yaşanan iç savaşı sonlandırma amacıyla giriştiği askeri ve siyasi çabalardan duyulan rahatsızlık artık ABD nazarında gizlenmeyen bir duruma dönüştü.

Dahası ABD bu yönde beslediği rahatsızlığı gizlemediği gibi Türkiye'nin hassasiyetlerini bir yandan kaşıyan, diğer yandan sözüm ona tehdit uyandıran mesajlar göndermeye başladı.

Kuşkusuz ki bunun asıl nedeni ABD'nin, Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün genel mutabakatının Suriye ve daha çok bölgeyle alakalı ileriye dönük hesaplarına zarar vereceğini görmesinden kaynaklanıyor.

Zira ABD bölgede PKK/PYD terör örgütü öncülüğünde yeni bir yönetim yapılanması hayata geçirmek isterken, bu yapının daha çok İsrail'in güvenliğini tesis edecek biçimde bir tampon oluşturması isteğini ve hassasiyetini taşıyor.

Türkiye ve İran'ın birlikte Ortadoğu'daki potansiyelinin artması ise ABD ve bölgesel ortakları olan İsrail ile Suudi Arabistan'ın istemedikleri bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor.

Oysa Suriye krizinin her yönden en ağır faturasının yansıdığı ve dahası milli bütünlüğüne tehdit oluşturduğu ülkenin Türkiye olduğu ve Türkiye'nin de ABD'nin müttefiki olmasına karşın, Washington'un ülkemizin hassasiyetlerinin ve beklentilerinin tamamıyla tersi yönde bir politika izlediği açıktır.

Bu şartlar altında Türkiye elbette daha fazla bağımsız politika izleyerek, gerek kendisine yönelen tehditleri bertaraf etmek, gerekse bu amaç için yeni işbirlikleri oluşturarak bölgesel bakış açısını da bu yeni duruma göre oluşturmak mecburiyetinde kalmıştır.

Tamamıyla haklı gerekçelere dayanan ve doğru bir istikamette seyreden Suriye politikamızın ABD açısından PKK/PYD endeksli yürütülen girişimleri baltaladığı ve büyük zarar verdiği ortadadır.

ABD böylesi bir koşuldan tüm kartlarını PKK/PYD terör örgütüne yatırdığı için tabi olarak rahatsızlık duyacaktır ancak şimdiye kadar Türkiye'yi dinlemeyip, NATO müttefikinin beklentilerine hak vermeyip, verdiği sözleri tutmayıp zaten en başından kaybeden tarafa geçmeyi kendisi seçmiştir.

Türkiye mevcut tabloda Rusya ve İran ile bölgesel meselelerde makul ölçüler çerçevesinde işbirliği mekanizmasını günden güne geliştirirken bunun sebebi yine Türkiye'nin yapmış olduğu bir tercihten ziyade ABD'nin, Suriye ve Ortadoğu siyasetinde izlediği yanlışlardan kaynaklanıyor.

Dolayısıyla ABD'nin takip ettiği yanlış politikaların Türkiye'yi şimdiki durum açısından yeni bir mecburi istikamete yönelttiği açıktır.

Ortadoğu ve Suriye'deki gelişmelerle alakalı "Türkiye neden Rusya ve İran'a yakınlaşıyor?" sorusu yerine ABD yönetimi, "Biz neden Türkiye'yi Rusya ve İran'la işbirliği yapmaya yittik?" sorusunu cevaplandırması daha doğru ve yerinde olacaktır.

Şayet ABD, IŞİD'le mücadele ve bölgesel gelişmelerle alakalı PKK/PYD terör örgütünü koruyup, kollayan ve aynı örgüte meşruiyet alanı yaratan bir yol izlemeyip, Türkiye ile var olan ortaklığına yakışır bir tutum takınmış olsaydı, elbette bugünkü durum kendileri açısından daha verimli ve tutarlı bir sonucu doğurabilirdi.

Ne var ki bu tercihte bulunmayan ABD şimdiki dönemde de, bundan sonraki süreçte de yaptığı yanlışların, Türkiye'yi giderek kaybetmeye başlayan siyasetinin bedelini ödemek durumunda kalacaktır.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'un, geride bıraktığımız gün Wilson Center'da yaptığı konuşmada söylediği "Bir NATO müttefikimiz olarak Türkiye'den, ittifakın ortak savunmasını öncelemesini istiyoruz. İran ve Rusya, Batı toplumlarının sağlayabileceği ekonomik ve siyasi faydaları Türk toplumuna sağlayamaz" sözleri ile durumu hala doğru bir şekilde kavrayamadıklarını gözler önüne sermiştir.

Evvela NATO konusunu Tillerson bu derecede önemsiyorsa, o vakit Türkiye açısından açık bir tehdit oluşturan PKK/PYD terör örgütüne NATO'nun müttefiklik hukukuna yakışmayacak biçimde neden binlerce TIR dolusu silah gönderdiklerini açıklamak zorundadır.

Özellikle de bu mesele artık belirli bir süreye ve kısıtlı bir sonuca yani IŞİD'le mücadeleye dayanan gelişmelerle açıklanamayacak kadar büyük bir çerçeve ve potansiyele taşınmışken!

NATO, kendisine üye olan ülkelerin savunmasına ve milli bütünlüklerine yaptığı taahhütle şimdiye kadar meşhur olmuş olan bir yapılanma iken, günümüz koşullarında Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı milli güvenlik tehditlerinde beklentileri cevaplayamadığı gibi aynı tehditleri besleyip büyüten ABD başta olmak üzere diğer bazı ülkelerin de içerisinde olduğu bir algılamayla artık Türk toplumunda ve siyasetinde kabul görülmeye başlamıştır.

Bu durum NATO'nun genel durumuna zarar veriyorsa, NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ve jeostratejik konumuyla ittifakın bir arada kalmasına, üstünlüğünün korunmasına en büyük katkıyı yapan Türkiye'nin doğru tahlil edilmediği, beklentilerinin karşılanmadığı sonucunu doğurmalıdır.

Diğer yandan Tillerson, "ekonomik ve siyasi faydalardan" dem vururken, aslında kendileri başta olmak üzere bu saatten sonra Türkiye'ye yönelecek baskı ve tehdit politikalarının hangi çerçeveden gelebileceğini de açıklamıştır.

Nitekim ABD'de yürütülen ve İran'a uygulanan ambargonun delindiğine dair iddialarla sürdürülen bir davada hukuki zeminden daha ziyade Türkiye'yi, ekonomik ve siyasi olarak baskılama amacının güdülmesi de bu çabaların somut adımlara dönüştüğünü göstermektedir.

Uzun süreden bu yana Türkiye'ye silah satışında bulunmayan sözde müttefik ülkelerin şimdilerde "Türkiye'yi bağlamayacak" kuru nedenlerle yürütmeye çalıştığı oyundaki asıl amaçlarının Türk siyasetini içeriden etkilemek olduğu da gözlemlenmektedir.

Peki, bunca olan bitenler ABD'nin istediği gibi amacına ulaşabilecek mi?

Ulaşamayacağını görmemiş olmalılar ki hala bu yola tevessül etmeyi sürdürüyor, yanlışlarında ısrar etme yolunu seçiyorlar.

ABD sadece Ortadoğu için değil, Avrupa, Kafkasya, Asya ve hatta tüm küresel satıhta en önemli müttefikini işte böyle kaybetme yolunu seçiyor.

Bu durum kuşkusuz ki ABD açısından uzak olmayan bir süreç içerisinde yaşanacak kayıplarla beraber Türkiye konusunda izlenen politikanın yanlış olduğu bahsiyle, kendi iç bünyelerinde ciddi tartışmalar ve sonuçlar doğuracaktır.

Anlaşılacağı gibi Türkiye yok yere kimseyle inatlaşmıyor, hiçbir müttefikini kaybetmek temelli bir yol da takip etmiyor.

Ama bağımsız ve egemen bir ülke olarak Türkiye, kendi milli güvenliğini tesis etme noktasında karşısına kim çıkarsa çıksın duruşundan asla taviz vermeden yoluna devam edeceğinin açık bir şekilde anlaşılmasını istiyor.

Şayet Türkiye'nin görünürdeki müttefikleri bu duruma saygı göstermeyi öğrenemezlerse de bu durum kendilerinin bileceği bir iştir.

Her zaman söylendiği gibi biz dostluğu her zaman aranan, düşmanlığı ise asla istenmeyecek büyük bir potansiyele sahip olan bir ülkeyiz.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »