Ortadoğu Gazetesi

TÜRKİYE'Yİ BATIDAN DA SIKIŞTIRMA ÇABASI

İsmail Özdemir / 2017-10-20 09:50:49

Uzun yıllardan bu yana Türkiye'nin milli güvenlik sorunlarında giderek artan eş zamanlı çoklu tehditlerin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen FETÖ merkezli askeri darbe girişimiyle tavan yaptığı hepimizin malumudur.

Ülkemiz içte ve dışta aynı anda çok sayıdaki terör örgütlerinin hedefi haline gelmişken, Suriye ve Irak'ta yaşanan karışıklıklar bu terör tehdidine ilave olarak diğer bazı başlıkları da tehdit olarak karşımıza getirmiştir.

Bu çerçevede Türkiye dost-düşman tanımlamasını güncel koşullara göre yapma mecburiyeti hissederek, ülkemize yönelen terör tehdidinin vukuu bulmasına neden olan bazı müttefik ülkelerin Türkiye açısından taşıdıkları anlam da yeniden değerlendirilmek ihtiyacını doğurmuştur.

Böylesi bir dönem içerisinde dışarıdan oluşan ana ve öncelikli riskler ağırlıklı olarak güney bölgemizin tamamını, bir başka deyişle Akdeniz-Suriye-Irak düzlemindeki bir hattı içerisine almış görüntüsü vermektedir.

Ülkemize ifade edilen alandan yönelen riskler terör örgütleri, sözde müttefik ülkelerin tutumları, sınır değiştirme çabaları, sığınmacı sorunu, Türkiye'yi by-pass edecek diğer enerji nakil hatları gibi çoklu başlıklar altında sıralanmaya koyulmuştur.

Tabii olarak Türkiye böylesine çoklu milli güvenlik riskleri karşısında dikkatini ve enerjisini öncelikli hedeflerin bulunduğu güney bölgesine kaydırmış, siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri tedbirlerini de öncelikli olarak bu alanda uygulamaya koyulmuştur.

Özellikle IŞİD sonrası sürecin nasıl bir koşul yaratacağına dair tartışmalar başlamışken, Suriye krizine çözüm getirmek amacıyla oluşturulan Astana Görüşmeleri çerçevesinde uygulamaya geçen "Çatışmasızlık Bölgeleri" konusuyla, Irak'ın kuzeyinde düzenlenen korsan referandum bahsi gündemimizde haklı olarak en üst sırada yer alıyor.

Görünüşe bakılırsa kısa zaman içerisinde de hallolması zor gibi görünen bu atmosferde, Türkiye'nin bölgede bulunmasından, geçmiş dönem hatalarını telafi edip, Irak ve Suriye ile beraber Ortadoğu'nun genelinde potansiyelini artırmasından ve çıkarları ölçüsünde yeni bölgesel ortaklık mekanizmaları geliştirmesinden rahatsız olan çevreler, dikkatimizi başka alanlara kaydırmaya koyulmuş durumdalar.

Tabi olarak zamanımızın çoğunu alan Irak ve Suriye meselesi, batı bölgemizde yaşanmaya başlayan yeni diğer milli güvenlik meselelerimize yönelik dikkatimizi toplamamıza engel olmamalıdır.

Özellikle son zamanlarda Yunanistan'ın, Ege Denizi'nde bulunan adalar, kıta sahanlığı, hava sınırları ve denizcilik işleriyle ilgili Türkiye'ye karşı mütecaviz tutumuna yenilerinin eklenerek gelmesine paralel olarak, kimi ülkelerin Yunanistan'ı aynı yönde teşvik etmeye başladığına dair ciddi kuşkular uyanmaya başlamıştır.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'ın ABD'ye yaptığı son ziyarette konuşulanlarla beraber gündeme gelen diğer konular bu yöndeki kuşkuları beslemektedir.

Washington'da ABD Başkanı Trump ile bir araya gelen Çipras'ın burada Yunanistan Hava Kuvvetleri'ne ait F-16 savaş uçaklarının ileri nesil radar ve yazılım teknolojileriyle donatılı versiyonu olan F-16 Blok V konfigürasyonuna yükseltilmesi anlaşması imzalaması Türkiye-ABD ilişkilerinde vize krizinin yaşandığı, benzer şekilde Türkiye-ABD arasında Suriye ve PKK/PYD terör örgütü konusunda derin görüş ayrılığının yaşandığı ve son olarak Türkiye'nin Rusya'da almak istediği ileri nesil hava savunma sistemi S-400'lerin tartışıldığı bir döneme denk gelmiştir.

Meseleyi dikkat çekici hale getiren bir başka konu ise Yunan Başbakan Çipras'ın, Trump'la düzenlediği ortak basın toplantısında "Türkiye'nin Ege'deki tehlikeli ve ihlalci hava-deniz faaliyetleri sona ermelidir" ifadesini kullanmış olmasıdır.

Ege'deki Türk adalarında hak iddia ederek işgal girişimlerinde bulunan, kıta sahanlığı meselesinde hukuk tanımaz bir tutum takınarak Batının şımarık çocuğu olmayı sürdüren ve zaman zaman Türk bayraklı gemilere yine hukuksuz müdahalelerde bulunan Yunanistan'ın Başbakanının böylesi bir ifade kullanması doğrusu ibretliktir.

İlave olarak Çipras'ın, ABD'ye yaptığı resmi ziyaretten hemen önce Ege Denizi'nde Yunan Hava Kuvvetleri'ne ait bir F-16 savaş uçağına binip, bazı adalar üzerinde uçuş yaptıktan sonra, "Kısa bir süre için sanal da olsa bir dalaşmanın tansiyonunu hissettim. Yunan Hava Kuvvetleri'nin süper silahı, üstün silahı, Yunan pilotların ruhu ve yüreğidir. Eğer ruhun yoksa, yüreğin yoksa, vatanını sevmiyorsan, ülkenin egemenliğini ve bütünlüğünü korumanın yüceliğini hissetmiyorsan bu işi yapamazsın." demesinin anlam ve eylem boyutunda Ege Denizi'nde yakın zamanda gerginliğin artırılmak istendiğini açığa çıkarmaktadır.

Görünüşe göre borçları karşılığında tüm kamu varlığını 99 yıllığına Avrupa'ya devretmiş olan Yunanistan, son kertede ABD'nin de olaya dâhil olmasıyla Türkiye'ye karşı kışkırtılarak, hali hazırda var olan milli güvenlik meselelerimize yenisi eklenmeye çalışılacaktır.

Anlaşılan o ki Türkiye üzerinde hesap kuran çevreler boş durmayacaklarını göstermekle beraber, Türkiye'nin açık noktalarına taarruz etmeye başlayacak, tehdidin ve tehdit üreten tarafların artırılması sürecini işleteceklerdir.

Ekonomisi zor durumda olan Yunanistan'a, hava gücü anlamında destek verecek bir politika izlenmesinin, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından Türk Hava Kuvvetleri'ndeki pilot ihtiyacının arttığı bir döneme denk gelmesi ve bu alandaki açığı kapatmak üzere oluşturulan politikaların devam ettiği bir süreçle çakışması bahse konu olan "açık noktalara taarruz etmek" stratejisini ele veriyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Ege Denizi'nde ülkemizle Yunanistan arasında yaşanan anlaşmazlıklara yeni gerginliklerin eklenmesi kaçınılmaz olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye'nin bu bölge yer alan kara ve deniz sınırlarında bulunan tüm alanları korumaya yönelik kararlılığın ortaya konulması mutlak bir şart olarak karşımızda dururken, asıl niyetin Türkiye'ye yönelen kuşatmayı genişletmek, böylelikle ana tehdit kaynağı olan güney bölgemize yoğunlaşan dikkatimizi bir nebze olsun dağıtabilmek olacağı akıllardan çıkarılmamalıdır.

PKK terör örgütünün Doğu ve Güneydoğu bölgesinin ardından Ege Bölgesi'nde de varlık gösterme arayışlarının her yönüyle ortaya çıktığı bugünlerde diğer başkaca hesapların yürütülmesi ihtimali akıllardan çıkarılmadan, bölge üzerindeki her bir gelişmeyi dikkatle takip ederek; yerinde, zamanında ve misliyle müdahale etmenin önemi üzerinde hassasiyetle durulmalıdır.




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21
- IRAK'A AÇILACAK YENİ SINIR KAPISININ ÖNEMİ / Tarih : 2017-10-30 09:24:31

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »