Sömürge güçlerinin Ortadoğu'dan geri çekilmelerinin üzerinden yarım yüzyıldan fazla bir süre geçti. Ancak geçen zaman zarfında neredeyse hiçbir Arap devleti, elde edilen egemenliği işleyen bir siyasi sistemin kurulması lehine kullanamadı. Siyasi otorite, diktadör metodlarıyla devletin maddi imkanlarını talan eden ve manevi yaşantıyı fiilen ortadan kaldıran aşiretlerin elinde bulunuyor. Bu arada hemen hemen tüm Arap aydınları sürgünde yaşıyorlar.
Petrolün olmadığı ülkelerde yoksulluk hakimken, petrolün paha biçilemeyecek ölçüde zenginlik sağladığı ülkelerde ise garip bir tüketim dünyası oluştu. Bu ülkelerde yaşayan yapıcı ve üretici olmaktan uzak insanlar, artık sadece tüketici konumundalar. Geçtiğimiz yüzyılın başındaki çağdaşlaşma girişimlerine rağmen, İslamın bu ülkelerde reforme edilemeyeceği ortaya çıktı. Arap dünyası birçok savaşa rağmen, İsrail karşısında kendini kanıtlıyamadı. Başarılı ve kalıcı bazı barış tasarıları, başta sivil toplum ve demokratik kuruluşların acizliği yüzünden yenilgi aldı. Bugün yabancı güçler tarafından üstlenilmek durumuna gelen sedece Irak değil. Bu, Körfez krizinin arkasında gizlenen acı bir gerçektir.
Zaman, zaman öne sürülen anti-emperyalist tarzdaki söylemler de bu bağlamda pek yarar getirmiyor. Bu sadece, tek başarıları, kendi halklarına baskı uygulamak ve kendilerini sınırsız bir şekilde zenginleştirmek olan beceriksiz siyasetçilerin kullandıkları bir bahaneden ibarettir. Irak ihtilafı ise, bütün olarak görülmesi gereken bir "Puzzle"nin sadece tek bir parçasıdır.
ASIL MESELE PETROL YATAKLARI
Onbeş yıl önce söz konusu olan Kuveyt'i kurtarmak değildi. Irak halkını zalimlerin zulümünden korumak da değildi. Tabii ki asıl mesele petrol yatakları ve stratejik düşüncelerdi.
Bugün de durum farklı değil. Buna rağmen, Amerikan söylemi biraz değişti. Artık açıkça Irak'ta demokratik bir sistemin kurulmasından bahsedilir oldu. Ve de durumun tüm bölgeye yansıması öngörülüyor. Ancak, acaba Irak halkının iktidara kimi taşıyacağını Beyaz Saray şimdiden biliyor mu? Suudi Arabistan'da bugün özgürce bir seçim yapıldığını düşünelim. Acaba sonuç nasıl olur? Türkiye bu kargaşanın içine çekilmek için ABD'nin açıkca şantajına maruz kalıyor. Dünyada aşırı derecede borçları olan ülkeler hep ABD'ye muhtaç durumdalar. Bu ülkeler Dünya Bankası ve IMF'nin serumlarına takılı durumdalar. Türkiye'nin mevcut şartlar altında ABD'nin talep ve isteklerine direnmesi mümkün mü? Sanmıyorum.
KOORDİNELİ BİR AVRUPA POLİTİKASI
Şu günlerde ihtiyaç duyulan şey, koordine edilmemiş bir Avrupa siyasedir. Eğer Avrupa, Türkiye'ye gerçekten kapısını ciddi bir şekilde açacaksa, ihtilaflı konularda ortaklaşa tutum belirlemek için uzun uzadıya istişarelerin yapılması zorunludur. Oysa Ankara'nın sürekli olarak kapısını çalan Avrupalı siyasetciler değil, Amerikan yönetiminin üst düzey temsilcileridir. Şayet AB, pek de uzağında olmayan komşu ülkelerdeki ihtilafları ABD'ye havale edebileceğini sanıyorsa, vahim bir hata yapmış olur. İslam dünyası karşısında, başka bir gezegendeymiş gibi yaşanılamaz. Türkiye'nin sırtını sıvazlamak da bu durumda herhangi bir fayda getirmez. Unutmayalım. Ortadoğu'nun ihtiyacı olan şey, bir kriz ocağından diğerine koşturan bir itfaiye değil, vizyonu olan bir siyasettir.