Türkiye'nin dış politikasının en önemli stratejik önceliklerinden birisi olarak Orta Doğu'nun ön plana çıkarılması Erdoğan hükümetinin en önemli değişikliklerinden biri olmuştur. Araplara ve İslam'a karşı art niyetler dolu geleneksel Türk dış politikası, İsrail bir yana güneyindeki komşularını tanımamaya tercih ediyordu. Bu eğilimin bir göstergesi birkaç yıl öncesine kadar Arapça bilen Türk diplomatların sayısındaki azalma. Türk diplomasisinde Arapça bilmek, İslami inançlar gizlemesi yönünde şüphe uyandırıyordu, dış politikada kullanılabilecek bir araç olarak bakılmıyordu.
Bu yaklaşım 2002 yılındaki Ak Parti'nin iktidara gelmesiyle kökten değişti. O dönemde Başbakan Erdoğan'ın danışmanı olan bugünkü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun mimarlığını yaptığı politika doğrultusunda Türkiye bütün Arap ülkeleriyle ilişkilerini düzene soktu. Mesela Türkiye ile Suriye arasında vize kaldırıldı. Oysaki bu iki ülke 1999 yılında savaşın eşiğinden dönmüşlerdi.
TÜRKİYE'NİN İSTEĞİ
Son zamanlarda Türkiye için bölgede herşey çok da tozpembe değil. Ak Parti'nin yeni dış politikası, Türk bölgesel siyasi güvenliğinin temellerinden birisi olan İsrail ile stratejik işbirliğine zarar verdi. Başbakan Erdoğan'ın geçen yıl ocak ayında Davos'ta Şimon Peres'e yönelik eleştirisinin dışında kısa bir süre önce Türkiye-İsrail Silahlı Kuvvetleri ortak tatbikatının iptal edilmesi, ikili ilişkilerdeki krizi yatıştıracağına tırmandırdı. Birçok ünlü İsrailli analizcilerin Türk-İsrail stratejik ittifakının sonundan söz etmeleri bir yana Türkiye için sorun daha da ciddi bir hal alıyordu. Zira bu durum bölgede amaçladığı yeni rolü sabote ediyor. Türkiye bir yandan Arap ülkeleriyle sorunlarını giderirken öte yandan da "barış gücü" olarak ortaya çıkmak istiyor.
GELECEKTEKİ TEHLİKE
Türk diplomasinin Netenyahu, hükümetinin Filistin konusundaki aşırı politikasını haklı olarak kınamak ve Filistin halkıyla dayanışmasını dile getirmek isteği savunulabilir. Ancak Darfur'da soykırım cinayetleri işlediği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan Sudan Cumhurbaşkanı el Beşir'i İstanbul'daki İKÖ toplantısına davet etmesi, insan haklarıyla ilgili hassasiyetinin bütün yönlerde aynı olmadığını ortaya koymuştur. Türkiye'nin İsrail yönündeki politikasının değişmesi dikkatli bir stratejik planlama ve ilkelerin savunulmasına değil, iktidardakilerin dini inançlarına dayanmaktadır.
Türk dış politikası sık sık "uzun vadeli" "değişmez" ve Türk diplomasisi de "Dünyanın en yetenekli diplomasilerinden biri" olarak tanıtılır. Ancak işler daha basittir. Arap dünyasına açılımın başarısı ortada. Ancak, Türkiye- İsrail ilişkilerinin bozulmasının olumsuz etkileri de son derece önemli. Unutmayalım, Filistin konusunda iç tüketime yönelik dış politika uygulamak ne Türkiye'ye ne de Orta Doğu'daki barışına yararlı olacaktır.