Türkiye - İsrail ilişkilerini kaostan kurtarma amacına yönelik yeni bir gelişme, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın önümüzdeki ay Türkiye'ye resmi ziyarette bulunacağını açıklamışdır.
Burda ilk sorgulanması gereken Barak'ın meşruiyeti ve İsrail'deki siyasi ağırlığıdır. Diğer bir deyişle yaklaşan resmi ziyaret çerçevesinde Barak'ın, Türkiye - İsrail ilişkileri ve Ortadoğu barışı ile İsrail'in, çok alışık olduğu kişisel inisiyatif ürünü olduğudur. Son seçimlerin mağlûp partisi İşçi Partisi'nin Başkanı Barak, ciddi oy kaybı ve umut vermeyen siyasi ikbaliyle şu sıralar yenilgiyi içsellemiş bir görüntü çizmekte...
Siyasi hırsıyla bilinen Barak, koalisyondaki ikinci hatta üçüncü adam pozisyonuna bile razı görünmekte... Bu durumda Barak'ın kişisel inisiyatif ile hareket edemeyeceğini ve Başbakanı Netanyahu ile koordinasyon içerisinde olduğunu iddia mümkündür. Bir başka ifadeyle Barak, Türkiye'ye Netenyahu'nun gölge Dışişleri Bakanı olarak geliyor. Muhtemelen Netenyahu - Alayon ilişkisinin oynadığı iyi polis - kötü polis oyununun bir benzerini Netenyahu - Barak ikilisinden de göreceğiz.
İLİŞKİLER SİVİLLEŞMELİ
İsrail'in Türkiye politikasındaki bu son değişiklik İsrail'in Türkiye algısının da değişmeye başlamasıyla alakalıdır. Özellikle İsrail'in "Anadolu Kartalı" tatbikatından çıkarılması sonrasında yaşanan gelişmeler, Tel-Aviv'in, Türkiye'deki asker - siyaset ilişkileri algısında da önemli değişikliklere sebep olmuştur. Bugüne kadar Türkiye ile ilişkilerini hükümetlerden ziyade Genelkurmay üzerinden yürüten Tel - Aviv, ilişkilerin düzelmesinin yolunun ilişkilerin sivilleşmesinden geçtiğini anlamaya başlamıştır. Aynı zamanda Tel - Aviv, Gazze saldırısı akabinde Türkiye'de İsrail politikalarına karşı oluşan eleştirel tavrın, Başbakan Erdoğan'ın kişisel tepkisinden ibaret olmadığını da kabullenmeye başlamıştır.
İRAN FAKTÖRÜ
Bu arada İsrail'in gündemini uzun süredir meşgul eden İran meselesi de İsrail'in Türkiye ile ilişkilerini düzeltme çabasında belirleyici olmuştur. Zira Ortadoğu'nun en izole ülkesi olan İsrail'in, İran tehdidini bu denli hissetiği bir zamanda, en son isteyeceği şey bölgede normal ilişki kurulabildiği tek ülke olan Türkiye ile ilişkilerin zedelenmesi yoluyla izolasyonun daha da artmasıdır. Daniel Ayalon'un 15 Aralık'ta Eş-Şarkel-Evsat gazetesinde yayınlanan "Arap Dünyasına Açık Mektup" başlıklı yazısı, İsrail'in İran tehdidi karşısında cephe genişletme çabasının en çarpıcı örneklerinden birisidir. İsrail'in, İran tehdidine karşı Arap dünyasını yanına çekmeye çalışacak kadar ümitsiz olduğu bir ortamda Türkiye ile ilişkilerindeki kaosu devam ettirme lüksü yoktur.
Çok tabii ki Türkiye - İsrail ilişkilerinin normal seyrine kavuşmasının bölgesel barışa katkısı büyük olacaktır. Bu arada Gazze'ye girmesine izin verilen her temel ihtiyaç maddesi, Türkiye - İsrail ilişkilerini normalleştirecektir. Gazze'deki ablukanın tamamen ortadan kalkması, Türkiye - İsrail ilişkilerindeki kaos ortamını da kaldıracaktır.
Gazze sorunu çözülecekse, Mısır'ın sadece sınırı açmaya zorlanması ile değil, geniş çaplı uluslararası bir proje ile çözülecektir. Mısır'ın da arabulucu olduğu Hamas - El Fetih uzlaşma görüşmeleri de bu projenin önemli bir parçasıdır. Bu gerçekleşmezse, Filistin'in Gazze ve Batı Şeria olarak ikiye bölünmüş yapısı betonlaşacaktır.