Türkiye, o zamanlar adı Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olan kurumun üyesi olma talebiyle 1959 yılından itibaren Avrupa kapısını çalmaya başladı. 50 yıl geçti ve halâ kapı önünde.
Giderek Avrupa'ya yönelik isteksizlik başgösteriyor. 2005 yılında AB'ye giriş yüzde 66 oranında desteklenirken iki yıl sonra bu oran yüzde 44'lere geriledi. Yavaşlama, milliyetçiliği besliyor ve pek Avrupa heveslisi olmayan orduyu cesaretlendiriyor.
İş adamları, Avrupa kulübüne girmeyi isteyenlerin başında geliyordu, Avrupalı politikacılara göre 80'lerden beri Türk elitleri, dış politikanın önceliği olarak girişe ivme kazandırıyorlardı. Ancak sürecin uzunluğu ve zorluğu, hevesleri kırıyor. Ayrıca Türk karşıtı Herman Van Rompuy'un da AB Başkanı seçilmesi bu sürece hiç de yardımcı olmuyor.
İslamcı RTE hükümeti, AB'nin artık tek seçenek olmadığı bir yol üzerinde çalışıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa-Afrika ve Asya'ya yayılmış olan imparatorluğa ilişkin olarak Atatürk'ün Batı yanlısı siyaseti karşısında bu "neo-Osmanlı" çizgiye atıfta bulunuyor. Davutoğlu şöyle diyor: "Özellikle Fransa; neden Kuzey Afrika'ya açıldığımızı bilmek istiyor. Sarkozy, Kuzey Afrika'da, gideceği her yeride kafasını kaldırınca Türk Büyükelçiliği ve bayrağı ile karşılaşacak."
TÜRKİYE AÇILIŞ İÇİNDE
Erdoğan'ın AK Partisi, yedi yıl önce iktidara geldiğinden beri bölgede yeni tavrını inşa etmeye başladı. Bir liderlik tavrı... 1987 yılında AB'nin getirmeye başladığı engellerden sonra Türkiye Özbekistan'a, Türkmenistan'a, Kazakistan'a, Kırgızistan'a, Türk topluluklarına yakınlaşmaya başladı. Ancak bölgesel güç arzusu daha çok yeni. Bilindiği üzere 1952 yılında NATO'ya girişinden sonra uzun yıllar Sovyet yayımcılığını engelleme duvarı olarak kullanıldı. Bu yeni Osmanlı döneminde Türkiye, Batı ve ABD'ye nazaran bağımsızlığını vurgalamaya çalışıyor.
İkinci Körfez Savaşı sonrasında Türkiye, güç gösterisi olarak, Kürt üslerine saldırmak için Irak Kürdistanı sınırını geçti. İsrail'den uzak durmaya çalıştı. Kısa bir süre öncesine kadar stratejik olarak tanımlanan ikili ilişkiler bir anda kötüleşti. Türkiye ve İsrail arasındaki ikili ilişkilerde Orta Doğu anlaşmazlığının ortaya çıkması, Türkiye'nin yeni siyasi stratejisinin bir yansımasıdır. Türkiye, İsrail'in birinci düşmanı olan İran ile de iyi anlaşıyor. İzolasyon tabi kalan Tahran, müttefik arıyor ve İran gazı da Türkiye'nin yutmayı kabul ettiği bir yem. Türkiye, Nabucco boru hattı sayesinde Avrupa'ya İran gazını sevkedebilir.
Türkiye'nin, İran ile bu yakın ilişkilerine rağmen İsrail'in Türkiye'ye yanaşmaktan başka çaresi yok. Zira Suriye, Golon Tepeleri konusunun çözümünde salt Türkiye'nin arabuluculuğundan bahsedilmesini istiyor. Türkiye için hem yüzmeyi öğrenmek hem de ıslanmamak. Orta Doğu anlaşmazlığında bu politika herhalde kolay olmayacak...